• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
ZİYARETÇİLERİMİZ
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 

 

Mehmet_CobanBugün tatlardan söz edelim dedim. Beş duyu organımızın biri de tat alma duyumuzdur. Damak tadımız diye bir şey var. Damak tadımız var ama mide tadımız diye bir şey yok. Midemize ne inerse insin, midemiz kabul eder. Bize bana indirdiğin şeylerin tadı şöyledir böyledir demez. Tat dediğimiz şey boğazımızdan geçinceye kadardır. Tat alma duyumuz genellikle alışkanlıklara göre şekillenir. Onun için farklı toplumların farklı tatları vardır. Meyvelerinden, sebzelerinden, yağlarından tutun da, hayvanlarının etlerinin tadına kadar her şey değişiktir. Mesela; uzak doğuya gitseniz ağzınıza hiçbir yemeğini koyamazsınız, ta ki alışıncaya kadar. Onlarda ülkemize geldiğinde bizim ayıla bayıla yediğimiz şeyleri yiyemezler. Ama bazıları var. Dünya mutfaklarından yiyerek alışmışlar. Her önüne geleni yiyebiliyorlar. Güney Kore’ye gittiğimde, Seul’da İstanbul lokantası levhasını gördük. İş için gittiğimiz firma yetkililerine burada İstanbul lokantası diye bir yer var. Yemekleri nasıl diye sorduk. Çok iyi dediler. Hatta akşam oraya gidelim dediler. Gittik. Yemek menüleri; Adana kebap, Şiş kebap, İskender, Dürüm Kebap, İstanbul Kebap, Çoban kavurmaydı. Her toplumun yağlarının değişik olabileceğini düşünerek ben çoban kavurma söyledim. Hem soyadım da çoban ya, biraz da onun için. Türkiye’den giden diğer arkadaşlar, Adana, İskender söylediler. Yemekten sonra dedikleri şuydu. Hiç bizim ülkedekine benzemiyor. Evet benzemeyecekti. Siz zeytinyağı ile çiçek yağı, kanola yağı, mısır özü yağı, susam yağı veya diğer yağların birbiriyle aynı olduğunu mu düşünüyorsunuz? Mümkün değil. Her toplumun kendi yağları var. Etlerinin tatları bile değişik. İstanbul lokantasındaki yemekleri Koreli arkadaşlar ayıla bayıla yemişlerdi. Ama aynı firmanın yetkilisi İzmir’e geldiğinde, aynı yemekleri yiyememişti. Yağ, sos farkları kendini göstermişti.

 

Her neyse; damak tadımızın olduğu gibi mide tadımız yoktur. Bizler; zorunlu olmadığımız müddetçe, midemize damak tatlarımız doğrultusunda yiyecek içecek göndeririz. Midemizin bu seçicilikten haberi yoktur. Midemiz bizim gönderdiklerimizi öğütür. Yaşamamız için bize güç verecek şeylerin özümlenmesi için bağırsaklarımıza gönderir. Bizler bu seremonide damaklarımızla aldığımız zevkin keyfiyle, kahvelerimizi yudumlarken veya çaylarımızı içerken, midemiz kendi faaliyetine devam eder.

 

Damak ile mide arasındaki bu ilişki; yani tat alan damak ile tatsız tuzsuz mide arasındaki ilişki; kulakla beyin ikilisinde de vardır.  Kulak tadı vardır ama beyin tadı yoktur. Kulak hoşlanmadığı sözleri dinlemek istemez. Hoşuna giden şeyleri ayıla bayıla dinler. Hoşuna gitmek, kulağın tat alma duygusudur. Nasıl, damak tadımız hoşumuza gitmeyen şeyleri midemize indirmemizi engelliyorsa, kulak tadımız da hoşumuza gitmeyen şeyleri beynimize göndermek istemez. Ama kulağın damaktan farkı vardır. Kulak ister istemez duyar. Hoşuna gitse de gitmese de duyar. Ancak kulak hoşuna gitmeyen şeyler beyne giderken talimatlarını da arkasından yağdırır. Bunlar benim işitmek istemediğim şeyler, sakın dikkate alma diye bağırır çağırır. Biz bu bağırtıyı, bu çağırtıyı duymayız. Allah yaratılışımızdaki bu gerçeği bize şöyle özetler. Onların kulakları sağırdır. Yani bizler kulak tadımıza uygun şeyleri duymak isteriz. Duyduklarımızdan hoşumuza giden bilgiler beynimize giderken zevkten dört köşe oluruz. Ama kulak tadımıza uymayan, hoşumuza gitmeyen şeyleri duyduğumuzda, hemen telaşlanır, beynimize sakın bunları alma, sakın bu duyduklarıma göre hareket etme, bunlar benim iradem dışında sana geliyor diye bağır çağır oluruz. İşte buna ayette “kulaklarımızın sağırlığı” deniliyor.

 

Bir Müslüman için ayetlerin söyledikleri kulak tadına uygun değilse, artık o Müslüman için kulak sağırlığı başlamıştır. Taassup içindeki birçok tarikat, cemaat, mezhep ehli böyledir. Onlar ayetleri duymaktan hoşlanmazlar. Ayetler onların kulak tadına hitap etmez. Aynı şekilde bir Müslüman olarak ateistlerin, laiklerin, Hristiyanlığın, Yahudiliğin, Budizm’in söyledikleri de kulak tadımıza uygun değildir. Yani bizim kulaklarımız onların söylediklerine karşı sağırdır. Aynı şey Müslüman olmayanlar için de böyledir. Onların kulak tatları da Kur’an’ın söylediklerine uygun değildir. Onun için öncelikle insanların kulak tatlarını söylediklerimize alıştırmak gerekir. Tıpkı damak tatlarımızı dünyanın yiyeceklerine, içeceklerine alıştırdığımız gibi.

 

Damak tadımızla mide ilişkisi, kulak tadıyla beyin ilişkisi aynı demiştim. Aynı mide gibi, beyin de kulak tadıyla aldığı bilgeleri öğütür. Midenin öğüttüklerini bağırsaklara gönderdiği gibi, beyin de öğüttüklerini akla, mantığa gönderir. İrademize sunarak, der ki, karar ver, kimliğin olsun, sen kimliğinle yaşa…

 

Böylece bizler kulak ve damak tatlarımızla beslenir. Beyin ve midemizin öğüttüklerini sindirerek yaşarız. Onun için sağlığımız da, sağlıksızlığımızda mideden ve beyinden kontrol edilir. Birisi biyolojiktir, diğeri psikolojiktir. Sağlığımızın giriş kapısı da damak ve kulak tatlarıdır.

 

Son Güncelleme (Çarşamba, 22 Şubat 2017 00:43)

 
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 

Türkiye Cumhuriyeti Tapusu


türkiye ile ilgili görsel sonucu

Sahip olduk bir kere Türkiye tapusuna
Yedi değil, yetmiş bin devlet gelse alamaz.
Erkeklerimiz şahin, kadınlarımız suna
“Türkiye Sevdamıza ”kimse kara çalamaz,
***
Yedi kat olan gökyüzü alsancağıma mecnun
“O“ dalgalanmazsa mavi yüzü, mavi kalamaz
Dağlar, taşlar, ovalar Korkma sönmeze meftun
Onu dinlemedikçe; huzur, güven bulamaz
***
Doğal nakış sınırım yüreğimin tığında
Tek bayrak, tek devlet, tek dil başkası olamaz.
Kalpler böyle birlikte sevgiyle attığında
Hiçbir kuvvet vatanı bölüp parçalayamaz..

***
Bin dokuz yüz yirmi üçte imzaladık senedi
“Milli Misakımız” kesinlikle aşılamaz.
Kuruluştan bu güne kimler, kimler denedi,
Şehit oğlunun azmine asla ulaşılamaz...
***
Günüm, geleceğim Cumhuriyet ışığında
Hürriyetimi kimse ellerimden çalamaz
Ümitsizlik yok, korku yok Vatan aşığında
En bitkin, en zor haller biçare bırakamaz
***
Sıra: derece üstü, cilt: Osmanlı, tek parsel.
Hanesi: Ataerkil, çakma’lanamaz.
Asya, Avrupa olan konumu Doğal Görsel.
Güzellik, güzelliği Türkiye’mle sınamaz
***
Enlem, boylam ne demek kaldırın meridyeni.!
Yüz ölçümü gönlümde ”âlemlere sığamaz.”
Yıl kutlaması yersiz, her yıl gün gibi yeni.
Asırlar gelir, geçer; geçer de ihtiyarlamaz
****

Sahip: TÜRKİYE, nitelik: Yurt, yer: Anadolu.
Hiçbir milletle, kültürle böyle kaynaşamaz
Hilalim, yıldızım resmi mühürü, can pulu
Türk'ün kanından başka bir kanla yapışamaz.
***
Edinilme sebebi: Milli Mücadeledir.
Öyle bir an gelir ki Medeniyet kar etmez.
Vatan aşkı nasiptir, çekilesi çiledir.
Mecnun, Kerem olunur yâri, ele yar etmez.
***
Senedin fotoğrafı: Türkiye Haritası.
Yedi bölge, yedi renk kararamaz, solamaz.
Batıya yöneltilmiş gidişinin rotası
Muasırlaşma yarışında geride kalamaz
***
Tarih boyu sayısız şehit, alış bedeli.
Denizler mürekkep olsa  kalemler yazamaz..
Yarınlara vatan olarak kalış bedeli;
“Başka MİLLET doğmadan kabrini kazamaz””
***
Bir heyecan, bir bekleyiş gecenin sonunda
Sabah ezanı okunmadan güneş doğamaz.
Bu inançtır esas dört mevsim oluşumunda
”Cennete” rahmetin dışında bir şey yağamaz.
***
Bu topraklar İslamiyet’in tek karargahı-
Şehit oğlu şehit mücadeleden yılamaz.
“Tekbir” yaptı mı dilinde O lafzı Allah’ı
Hedefinden, ölümler bile alıkoyamaz.
***
Alın teri, göz nuru ekmeğinde, aşında.
Yurt’ta, Cihanda Sulh’u kimse deşifre yapamaz.
Onurlu, dürüst davranır yaşam savaşında..
Gönlünün kapısını hoşgörüye kapamaz.
***
Türkiye’de dünyaya gelmek, büyük nimet
Toprağı mübarek, rüzgârı Hu’suz esemez.
Eyüp Ensari, Mevlana manevi ganimet
Aramızdaki bağı kim ne yapsa kesemez..
***
Dünde, bugün, yarında Türkiye yapısında
Herkes eşit unsurdur, öteki sayılamaz.
Türkiye Cumhuriyeti yazar tapusunda
Birlik, beraberlik bir bütündür; ayrılamaz.

ORHAN AFACAN-İzmir
 

Son Güncelleme (Çarşamba, 22 Şubat 2017 00:50)

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2426
Dün3277
Tüm Zamanlar3331436
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 54 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2565
İçerik : 1449
Web Bağlantıları : 31
Site İçi Arama
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.