• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
ZİYARETÇİLERİMİZ
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.

PostHeaderIcon NEYİ (NE İÇİN) BİRİKTİRİYORUZ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 

NEYİ (NE İÇİN) BİRİKTİRİYORUZ?

Rabbimiz şu basit imtihan dünyasında insanca yaşamamız için, milyarlarca yıldan bu yana, merhameti gereği azgınlaşan toplumların hayatına, elçiler göndermek ve kitap indirmek suretiyle müdahale etmiştir.

Her çekişmeli işin ana kaynağı olan biriktirme tutkusu, insanın ilk yaratılışından beri en büyük sınav aracı olmuştur. Bu gerçeği fazlaca bir araştırmaya gerek kalmadan çevremize tarafsız bir gözle baktığımızda görebiliriz. Birbirlerini çok sevdiklerine tanık olduğumuz insanların, aralarının mal yüzünden nasıl bozulduğunu, birbirlerini öldürecek duruma düştüklerini çoğumuzun yaşadığı malumdur. Kısacık sınav süremiz dolduğunda da uğrunda kalplerini kırdığımız yakınlarımızın, eş ve çocuklarımızın da geride bıraktığımız değersiz menfaatler yüzünden aynı kısır döngü içinde birbirlerine düşmeye devam ettiklerine tanık oluyoruz.

Rabbimiz dünya nimetlerini tüm insanlara yetecek miktarda yarattığı halde, sadece kendileri, eş ve çocuklarının müreffeh bir hayat sürmelerini sağlayabilmek için insanoğlu kan dökmekten, hırsızlık yapmaktan vaz geçemiyor. Çünkü Allah’a güvenmiyor. Hem rızık Allah’tandır diye dili ile söyler, hem de kendisi ve çoluk çocuğunun geleceğini garantiye almak için biriktirmeye devam eder. Üstelik çok sevdiği evlâtlarının ileride ne gibi ekonomik değerler üretip üretemeyeceklerini bilmeden.

Rabbimiz bizleri eş ve çocuklarımız hakkında nasıl bilgilendiriyor:

Kesinlikle mallarınız ve çocuklarınız, sizi ateşe atabilecek imtihan aracıdır. Allah ise, büyük ödül Kendi katında olandır.

O nedenle gücünüz yettiğince Allah'ın koruması altına girin, dinleyin ve itaat edin. Ve mallarınızdan, kendinizin iyiliğine olarak Allah yolunda harcamada bulunun/ başta yakınlarınız olmak üzere başkalarının nafakalarını temin edin. Kim de benliğinin açgözlülüğünden korunursa işte onlar, başarıya ulaşanların ta kendileridir.” (Teğabün 15-16)

Aynı şekilde bazı devletler de, başka toplumların ellerindeki her türlü ekonomik kaynaklarını sömürmekte o toplumların insanlarını köleleştirmektedir. Zamanımızdaki kendilerini süper güç olarak ilân eden devletlerin, bu sömürülerini kendilerinde zerresi bulunmamasına rağmen, insanî değerleri savunuyormuş gibi maske yaparak, güya sömürdükleri toplumun insanlarını medenîleştiriyormuş görüntüsü ile vahşice ezdiklerini, iç savaşı körükleyerek birbirlerini öldürttüklerini göremeyen var mı?

İnsanoğlu bu tutkusunun ne kadar boş olduğunu ne zaman anlayacaktır?

Güneş katlanıp dürüldüğünde,

Yıldızlar bulandığında,

Dağlar yürütüldüğünde,

ÇIKARLAR VE EN İYİ GELİR KAYNAKLARI İŞE YARAMAZ OLDUKLARINDA…

HERKES NE HAZIRLADIĞINI ANLAR. (Tekvîr suresi) 

Hayal edebiliyor muyuz, öyle dehşetli bir gün ki insanlar nereye gittiklerini bilemez halde iken, çevrelerinde uğrunda ölmeyi bile göze aldıkları en kıymetli para-pul, altın gibi şeylere değil ellerini uzatmak, bakmak bile istemeyecekler.

Artık Rabbimiz başka bir elçi göndermeyecek, başka bir kitap indirmeyecektir. Son elçi kendisine vahyolunan mesajları, kendisinden hiçbir şey katmadan insanlığa tebliğ etmiştir. Rabbimizin koruması altında olan Kur’ân dan öğreniyoruz ki, zaruri ihtiyacımız dışındaki elimizde bulunan mal ve paranın infak edilmesi gerekmektedir.

Allah, kendi mülkünden fazlaca istifade imkânı verdiği kimseleri, çaresiz kalmış insanlara infaka memur etmiştir. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, miskinlere, yolda kalanlara infak edilmesini farz kılmıştır. Şimdi farz deyince bizler ne anlıyoruz? İslâm’ın beş şartını! Peki, infak deyince ne anlıyoruz? Toplum içinde hareket edemez hale gelmişleri (miskinleri) doyurmak suretiyle Allah’ın emrini yerine getirdiğimizi düşünüyorsak yanılıyoruz. Onları açlıkları giderecek ölçüde doyurduğunuzda sizin köleniz olurlar. Bu durum belki de hoşunuza gidebilir.

Rabbimiz onların karınlarını doyurma dışında, miskin hale düşürülenlere topluma yararlı birer insan olmaları için iş imkânı sağlanmasını bizlerden istemektedir. Elinizdeki sermaye ile iş ve istihdam yerleri kurmak, ihtiyacı olanları eğitip, çalışmalarını ve kendi alın terleri ile kazandıkları helâl lokmalarını yemelerini istemektedir. Yetimleri de kendi öz çocukları gibi eğitmek, iş kurabilme yeteneklerini geliştirmek gerekmektedir.

Biriktirme, çoğaltma yarışı insanları oyalamaktadır. Hem de nasıl bir oyalama? İnsanlar bu çoğaltma yarışında zevklenmektedirler. Buna şöyle bir örnek verilebilir. Rabbimiz’in sayısız nimetlerinden biri olan otomobile ihtiyacımız dışında zevk için binerek, aşırı hız yaparak trafik canavarı olduğumuzda cehennemi nasıl yaşarsınız? Ya birini öldürürsünüz, ya da mü’mince bir hayat yaşayamadan şu basit dünya hayatından tövbe edemeden göçüp gidersiniz.

Daha ölmeden önce de dünyada cehennem hayatı yaşayacağını bildiren Rabbimiz, mü’minlerin çalışıp zengin olmalarının meşru olmadığını bildirmiyor, yasaklamıyor. Mü’min her zaman çalışacak, zengin olacak. Ancak kazandığını biriktirmek yerine yeni iş ve istihdam imkânları oluşturmak suretiyle toplumda iyilik ve güzellik üretecektir. Gelecek kuşaklara güzel eserler bırakacaktır. Allah’ın halis katışıksız dini olan Hak dinin tüm insanlara duyurulması için, Kur’ânın tüm dünya insanlarının kendi ana dilleri ile anlayabilecekleri biçimde tercüme edilip dağıtılmasının gayreti içinde olacaktır.

Rabbimizin öğütlerini göz ardı ederek biriktirme tutkumuza gem vuramazsak, her vesile ile inandığımızı söylediğimiz âhiret yurdunda nasıl hesap vereceğiz?

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

Mehmet Ali Oğuz

Em. C. Savcısı

Son Güncelleme (Pazartesi, 22 Mayıs 2017 15:55)

 

PostHeaderIcon YÜKSEK RUHLU İNSANLAR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfEn iyi 

         
Yüksek ruhlu insanlar yetişmeden, erdem ve onur sahibi insanlar çoğalmadan toplumun mutlu, milletin huzurlu olması mümkün değildir.

 Yüksek  ruhlu insanlar bahar yüzlüdür.

Yüksek ruhlu insanlar çaresiz ve muhtaç kimselerin gönlüne ışık ve sıcaklık verirler.

Güzel ahlak sahibi, halis ve temiz yürekli bu gönül erleri, muhteşem bir mazisi olan milletimizin bağrından tarihin her döneminde çıkmıştır.  Günümüzde de bu ışık filizleri vardır. Kolay yetişmezler. Ve milletin yükselmesi, devletin yücelmesi için alın teri, göz nûru dökerler. Fikir üretirler.  İdeallerinden asla taviz vermezler. Ancak siyasiler, aydınlar, diplomatlar, bürokratlar “erdemli toplum, ideal insan” fikrinin ve idealinin emrine girmezse, millî tecrübeleri göz ardı ederlerse devletin temelleri sarsılır.

Yüksek yerde oturanlar ve aydınlar milletini tanımıyorsa, halkına yabancı ise durum vahimdir. Erki elinde bulunduranların yüksek ruhlu olması ya da yüksek ruhlu arif insanlarla irtibatlı olması gerekir. Buluşmayı sağlayacak olan istek de ilim ve irfan sahibi olmaklıktır.  Bilgili ve duygulu olmayan duyarlı da olamaz. Duyarlı olmayan “adalet ve emanet” bilincine de sahip olamaz. Bu oluşumu sağlayacak olan en büyük güç de Tanrı sevgisidir.

Yüreğinde Tanrı sevgisi olmayandan şefkat ve merhamet beklemek abestir. Öğüt vermek ise fırtınaya söz geçirmeye çalışmak gibidir.  Öyleyse boş kalabalıkları kurtarmak lâzım. Bir araya getirmek,  işlerini kurmalarını sağlamak, kendilerine, ailelerine, devlet ve millete faydalı olmaları için yol göstermek, organize etmek lâzım.

 Okumak, anlamak, anlatmak lâzım. Fikirlerinden beslendiğimiz üstatları yeniden okumak, yaşayanlarını bulup ellerini öpmek, hassasiyetle  dinlemek lâzım.
   Gelip geçici mevki-makam sebebiyle kendini  diğer insanlardan üstün gören, avamî  ifadeyle ayakları yere basmayan  kişi yüksek ruhlu değil, faziletsizdir. Bu itibarla “iyilikte yarışma, sevgiyi çoğaltma, bilgiyi paylaşma” ilkemiz olmalı. Vefâ duygusunu hep yaşatmalı, çocuklarımız, torunlarımız “erdem ve kerem” sözcüklerine yabancı kalmamalı. Evet, ekonomi ve teknoloji çok önemlidir. Fakat manevi kalkınma olmadan maddi kalkınma asla olmaz. Ruhlar yükselmeden, insanlar yükselemez. Ruh ile beden, madde ile  mânâ, gönül ile kafa arasında tabii bir münasebet vardır. Bu orantı yoksa  bütün dengeler altüst olur. Üç şeyden korkmak ve  süratle uzaklaşmak, üç şeye de yaklaşmak  gerekir. En tehlikeli üç şey; benlik, gurur ve nefistir. En faydalı üç de; tevazu, erdem ve  onurdur...  Gerçeği görebilecek göz, hakkı duyabilecek kulak lâzım. “Penceresiz eve güneş ışığı giremez, bacası olmayan evin ocağı tütmez.”


  Yüksek ruhlu model insanlara ihtiyacımız vardır. Onları yetiştirebilme mecburiyetimiz vardır. Aksi yönde yetişenler ya maddenin ya da başka milletlerin emrine girerler. Fakat yüksek ruhlu gönül insanlarının yönünü hiçbir güç değiştiremez. Sağlam imanları sayesinde hiç şaşırmazlar, yanlış karar vermezler.

 

 Yüce Yaradan hepimize yüksek ruhlu, alçak gönüllü olmayı nasip etsin; devletimize, milletimize zeval vermesin.  
    

Son Güncelleme (Perşembe, 18 Mayıs 2017 20:01)

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün815
Dün3440
Tüm Zamanlar3660962
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 51 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1271
İçerik : 1473
Web Bağlantıları : 26
Site İçi Arama
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.