EĞİTİM ÜZERİNE AYKIRI DÜŞÜNCELER

 

 

 

 

Naci GÜMÜŞ

 

Eğitimci, Şair ve Yazar

 

http://www.gonulsitesi.net

 

e-mail: gumusgul3@hotmail.com

 

30 yıl kültür, sanat ve edebiyat dünyasına pozitif katkı sağlama amacıyla yazılar yazdım. Bunun önemini, gereğini de sık sık açıkladım ve çok faydalı sonuçlar da alındı. Bazı dostlarım ve okuyucularım “-Neden eğitim üzerine yazılar yazmıyorsun?” diyorlar. Evet, 33 yıllık eğitimciyim.Yarım asra yakın bir tecrübe. Yurdun değişik bölgelerinde 22 yıldan fazla öğretmenlik, 10 yıl okul müdürlükleri görevi ve MLO deneyimi. Böyle bir tecrübeyi paylaşmak, gençlerin enerjisiyle birleştirerek stratejiler oluşturmak şüphesiz doğru olandır, faydalı olandır. Fakat “Türkiye Gerçeği” diye çok şey ifade eden, genelde de negatif  çağrışımlar uyandıran bir kavram bütün zihinlerde  iyice yerleşmiştir. Yani değişmezi değiştiremeyiz psikolojisine yenik düşmüşüzdür. Pes etmemişiz, ümitsiz değiliz. Sabır ve zamanın çok iyi bir ilâç olduğunun bilincinde  olsak ta 32 yıl önce konuşulan konuların hala konuşuluyor olması garip ve tuhaf değil mi?

Eğitim üzerine makalelerim, inceleme –Araştırmalarım olmadı değil. 1 Ekim-2 Ekim 1996 tarihlerinde Zaman Gazetesinde iki gün devam eden tam boy sayfa “İlköğretimde Kalite ve Verimlilik”  konulu yazım, yerel gazetelerde ; “ Öğretmenlik Mesleği ve Meseleleri” konulu makalelerim yayınlandı.Göktürkler, Uygurlar, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi “Eğitim Tarihi” mizi irdeleyen bir müsvedde çalışmam da vardır. O esere devam etme niyetinde değilim. Millî Eğitimin “Yazar Öğretmenler” kitap dizisi vardı. Orada  yayınlatabilir miyiz, gibi bir düşünce ile aylar önce yayımlar dairesi ve diğer birimlere gönderdiğim, nazik  ifadelerle bilgi istirham ettiğim hiçbir e-mailime cevap gelmedi. Öte taraftan sayın Millî Eğitim Bakanımız öğretmenlerin bilgisayar bilmediğinden şikayetçi. Bilemiyorum nasıl yorumlarsanız yorumlayın. Bir de geçen zaman gösterdi ki, Millî Eğitimde bizim gibi yüksek hassasiyetleri olanlar hep devre dışı bırakılmış, mesleklerini-sanatlarını gönül rahatlığıyla icra edebilmelerine fırsat verilmemiştir. Onlarca yıldır Eğitim yöneticiliğine yapılan atamalara dikkat edilirse, profiller çıkarılırsa resim iyi görülür. Kritersizliğin kriter, ilkenin ilkesizlik olduğu dönemler bile yaşandı. İstisnalar kaideyi bozmaz’ı burda da da hesaba katmıyor değiliz.

“Erdemli toplum, İdeal İnsan” örgüsü etrafında “İyilikte Yarışma, Sevgiyi Çoğaltma, Bilgiyi Paylaşma” düşüncesiyle, “huzurlu, mutlu birey ve toplum” gerebilme sancısıyla kıvrım kıvrım kıvranan yarım asır ömrümün eğitim hayatına ne kazandırdığının sağlıklı bir muhasebesini yapamıyorum. Devletin, milletin bir çöpünü bir kâğıdını, bir zarfını canımızdan kıymetli bildik  ama hep hamasi nutuklarla kandırıldık, sosyal adalet teraneleriyle avutulduk. Özlük haklarımızla ilgili  masum taleplerimize ceza ile cevaplar verildi. Öğretmenler bölündürüldü. Pazarcılığa, seyyar satıcılığa sürüklendi. En ağır şartlara rağmen direniş gösteren, öğretmenliğin, eğitimcinin onurunu korumaya çalışan, devlet memuru imajının zedelenmemesine itina gösterenlerden oldum. Pişman değilim. Onur duyuyorum.Fakat hevesi kırılanlar adına  burukluğumu, kırgınlığımı da saklamıyorum.

Tartışmasız bizim de dünyanın da ana meselesi eğitimdir. Bir ülkenin maddi ve mânevi kalkınması eğitime endekslidir. Bilginin günlük değiştiği bir süreçte “Yerimizde sayabilmek için bile koşmak zorunda olduğumuz “ gerçeğini görmek; ciddi, samimi, ilmi ve gayret ve çabaları çoğaltmak, yapılması gerekeni yapmak zorundayız. Bunu hatırlamak, hatırlatmak, söylemek, yazmak nasıl bir fayda sağlar bilemiyorum ama manen sorumlu olduğumuzu da biliyorum. Görev konusunda da vicdanım rahat, gönlüm rahatsız.Dünyanın en zengin  eğitim tecrübesine sahip bir millet olmamıza rağmen, bütün millî tecrübelere kapıları kapatan zihniyetin bize kapı kapatması çok mu? Arkeologu, ziraat mühendisi, kimya mühendisi ve jeologu sınıf öğretmeni yapan anlayıştan ne bekleyecektik ki?

Fakat duyarsız tepkisiz kalmanın da vebal olduğunu düşünüyorum.

Soylu bir direniş, asil bir mücadele vermek gerekir. Resmi Kurum ve Kuruluşlar hiç kimsenin tekelinde değil. Şahıslar fani,  devlet:  “Devlet-i ebed müddet” tir. Milletsiz devlet, devletsiz millet olamayacağının bilincinde olan da biziz. Eğer konuşmaya, yazmaya başlarsak hak kimindir cümle aleme ayan olur. Fakat devlet umuru görmüş biri(leri) olarak edep dairesinde kalmayı, nezaketi elden bırakmamayı yeğleriz. (5 Mart 2004)

ANA SAYFA || EĞİTİM SAYFASI || DÜŞÜNCE YAZILARI