GÜL MEDENİYETİ
Gönül ışıması,dost ışığın
parıldaması, göz yaşının her damlası, kutlu saatlere ayarlı gelecek güzel
günlerin mayasıdır.
Vefalı güneş zamanın yarısı dost. Gecenin fenerlerini yakan
, ateşin ısıtamadığını ısıtan, sitelere renk renk
ağan dost. Gül dağında arınan, gül rengiyle donanan, ışık pınarı dost... Işık
pınarı, gönül pınarı, yürekte ince ince akan...Burcu burcu gül kuşağında
portakal renginde eriyen sevda, gökkuşağındaki yansımadır.Gül ve
güneş...Özlem ekini, bitmeyen ümit, eksilmeyen sevgi, sabrın hayat
iksiri.Sabırla baharı taçlandıran güldür.Gülle örtülü mihraplar, ne kadar
azizdir...Gül koparırken diken batması ne tatlı bir acıdır.
Semerkant,
Buhara, Edirne , Üsküp ve Isparta “Gül Şehirleri”ydi.Gül yağıyordu İstanbul da...Sermesti Isparta.Ergani’de gül doluyordu kucaklara.Ne oldu
Musul ve Kerkük’teki bağlara? Söğüt ve Bursa...
Bursa
yediveren gülleriyle tarihteki yerini almalı, Diyarbekir Zülküfül soluğunda,
Halid İbn-i Velid hürmetiyle, Sultan
Süleyman Bin Halid himmetiyle,Nesimi’nin,
Süleyman Nazif’in ve A.Sezai Karakoç’un sesiyle
dirilmeli; dirilmelidir ki, orda taşlar neden karadır anlaşılsın. Kitabeler
okunsun, Selçuklu, Osmanlı ve Şüheda konuşsun, konuşsun ki, neden bu şehrin
bahtı karadır.
Şehirlerimizde
“Gül Medeniyeti”ni kuracak diriliş erlerine, “Gönül Sitesi”ni inşaa edecek manevi
mimarlara ne kadar muhtacız.Yakında , bir başka zamanda gül şehrinin gönül
sitesi’nde buluşmak dileğiyle hoşça kalın, gülce kalın...
Naci Gümüş