|
|
G
Ü N
Naci Gümüş |
|
|
Hasret kuşatması
Gece – gündüz
Metropol eğrisi
Çağdaş
ürpermeler kemirir bulvarları... Gelir caddeler, gelir sokaklar... Alanlar daralır,
yabani bakışlarda vesveseler, kuşkular yer bitirir adımları... Ruh depremleri
sarsar, gül yoksunu; sevginin gölge avuntusuyla kanık kalabalıklar gün boyu
yürür. Tutkulu gözler, hayal vurgunu yemiş özlem dolu bakışlar, boş bakışlar,
derinleşen bakışlar, düşünceleri iğneleyen gözlemler... İkindiyle akşama uzanan
bir gün yaprak yaprak dökülür kentin insan uzantısı odaklarına. Gençlerin
hayallerle, yaşlıların hatıralarla muhabbet saatleri parklarda, banklarda,
kenarda köşede gece örtüsünün altında kalır. Telaşlı, aykırı, çarpık
görüntülerde bazı hafızalarda silinmez bir müddet.
Geceler,
geceler... Her kişinin bir gecesi, her kentin bir gecesi vardır. Her mevsimin
geceleri, köy, kasaba, kent, metropol, megapol geceleri. Renkli geceler, kutsal
geceler, karanlık geceler... Her başka türlü gecelerse de bir olan; hayaller,
rüyalar, ümitler, sevinçler... Metafizik
ürpertiler. Sessiz sessiz ağlamalar, belki gözyaşlarıyla ıslanan
geceler... Uykunun şefkatli kolları, yorgunluğu izale eden zaman dilimi.
Karanlık kanatlarını açan gök dolusu kartal... Gönül bakışında gül açımında
patlayan fosfori bir aydınlık. Ya da Med-cezir
iniltisi. Dediğim gibi her kişinin ayrı, her kentin ayrı, bir gecesi
vardır.Kimi kentler büyür, kimi kentler küçülür geceleri. Tespihin ipi kopar,
ağacın dalı kırılır, çiçeklerin boynu bükülür, güller solar ya da yasemin
kokusu yayar, ağaçlar hışırtısını musikiler, yıldızlar pırıl pırıl güllere şarkılar söyler. Söz peteklenir,
şiir büyür , sabahlara hazırlanır cümle güzellikler kent gecelerinde...
Yaşamak ve yeniden başlamak. Güne taze bir soluk olur sabah... Gün aydınlığın yansıması sanki. Herkes uyanmıştır. Tebessüm eden çiçeklerin kokusuna karışan taze ekmek kokusudur. Fakat kafasında karanlık bir kâbus, gönlü ışımamış olanlar da olacaktır hep. Yinelendikçe gün...
Naci
Gümüş