M. Nihat MALKOÇ’un Şiirleri

       ÖLMEDİK EMMİ

Kanı bozuklara üç-beş lâfım var
Bu ülkeyi yolda bulmadık emmi!
Ardan nasibini almamış davar
Meydanı boş sanma,ölmedik emmi!

Başlarım şovenist edalarına
Söyle bana hazır mısın yarına?
Evvelâ söz geçir evde karına
Geçmişi süngerle silmedik emmi!

Yerin bataklıktır bil sivrisinek
Ne çabuk unuttun ceddini dönek
Pantolonu çıkar giy bari etek
Dimdik ayaktayız yılmadık emmi!

Biz ak dedik,sizler kara dediniz
Maneviyat dedik,para dediniz
Sükûnete karşı nârâ dediniz
Sâyenizde biz de gülmedik emmi!

Üryan üryan gezmek değil marifet
İnsan olmanın gereğidir iffet
Boynumuzu asla bükemez külfet
Bir paçavra gibi solmadık emmi!

Namus kavramına demode dedin
Helâle ,harama bakmadan yedin
Bırak bu inadı,terbiye edin
Ter döktük,sen gibi çalmadık emmi!

Alnımız ak, başımız dik yaşadık
Ecnebi kültürü dünden boşadık
Ayyıldızı başımızda taşıdık
Sizin gibi uşak olmadık emmi!

Milliye düşman,milliyetten yoksun
O kızıl beynini yılanlar soksun
Maddeye kul olmuş devrimci tosun
Menzil yakın,yolda kalmadık emmi!..

                                                  M.Nihat MALKOÇ


                  SEVGİ  KÖPRÜLERİ

Müslüman- Türk kimliğimiz uçuverdi özümüzden
Geçmişe bir sünger çekip çabuk döndük sözümüzden

Kurudu pınar başları,sâki hıçkırıp ağlıyor
Gözlerden akan kanlı yaş,yüreğimizi dağlıyor

Mutlu azınlık uçarken kimileri emekliyor
İnsanlık kurtuluş için Fatih neslini bekliyor

Kıpkızıl şafağa inat,acılı feryatlar dinsin
İçimize ecdadımın şefkat iklimleri sinsin

Çağın asık suratına tükürün Allah aşkına!
Vatana kast edenleri döndürüverin şaşkına!

Mürşid-i kâmiller gibi aşka banın heceleri
Mevlâna'nın hoşgörüsü nurlandırsın geceleri

Yücelerden emir geldi:Kardeş olun ey insanlar!
Sevgi köprüleri kurun,engel olmasın lisanlar

Gözlerde bir çift umut var,yarınlar aydın olacak
Kirlenen kalplerimize Yunus sevgisi dolacak

Daha ne bekliyorsunuz?Karanlığa bir mum yakın
Bataklıklardan kurtulup sevgi deryasına akın

Maddenin zincirlerini kır artık,tel tel  dökülsün
Durdurun karanlıkları,beklenen şafak sökülsün.

                                                                            
   M.Nihat MALKOÇ

 

              TÜRKİYE AĞLIYOR

Zelzeleye teslim olduk
Güller ağlar melûl melûl
Gözyaşları ile dolduk
Seller ağlar melûl melûl

Bir gece yarısı vurdu
Marmara'ya pusu kurdu
Türkiye'de hayat durdu
Yeller ağlar melûl melûl

Evleri yerlere serdi
Onca bebeler can verdi
Cennet güllerinden derdi
Dallar ağlar melûl melûl

Hepsi birer özge candı
Gitti Azrail'e kandı
Yandı yüreğimiz yandı
Göller ağlar melûl melûl

Harap oldu memleketim
Günden güne arttı derdim
Dört bir yandan yağdı yardım
Yıllar ağlar melûl melûl

Anne evlâdına ağlar
Çığlıklar yüreği dağlar
Şükreder kurtulan sağlar
Yollar ağlar melûl melûl

Şimdi tek yürek bir millet
Yaşanmasın böyle illet
Felâkete çekelim set
İller ağlar melûl melûl

Rabbim bize ver esenlik
Kalmasın yürekte benlik
Gel gör ki ömür üç günlük
Diller ağlar melûl melûl

M.NİHAT MALKOÇ


ZİLLER VE GÜLLER

                 Sevgili Öğrencilerime!...

Birazdan ziller çalacak
Sınıf güllerle dolacak
Hasret gayri yok olacak

Yüreğimde bir heyecan
Etrafımda inci mercan

Bizlerin olsun gelecek
Öğrenciler birer çiçek
Ekilenler biçilecek

Oku,okut,çalış,öğren
Gayret eyle,biraz diren

Vatan bizden hizmet bekler
Boşa gitmesin emekler
Çarpıyor bütün yürekler

Gel yarına yol alalım
Düşmana korku salalım

Aydınlığın tek adresi
Öğretmenin tatlı sesi
Boşa gitmesin nefesi

Yalnız ilmi edin rehber
Kenetlenin hep beraber

İbretle bakıp arıya
Ant içelim başarıya
Kulak verin bu çağrıya

Seviyoruz ülkemizi
Öpüyorum hepinizi.
                                     M.Nihat  MALKOÇ



     KÜTÜPHANE


Candan özge candır bana
Kitaplar dostluktan yana
Yol gösterir tüm cihana
Kütüphane dünyam benim

Ana sevgisinden sıcak
İnsanlığa açar kucak
Raflarında binbir çiçek
Kütüphane yuvam benim

Dört tarafı inci,mercan
Her sayfada bir heyecan
Ruhumuza can verir can
Kütüphane deryam benim

Kitaplara eyle nazar
Cahil mezarını kazar
Her satırda sevgi yazar
Kütüphane aynam benim

Kulak ver Hakk'ın sesine
Gitme nefsin hevesine
Çık âlim mertebesine
Kütüphane kal'am benim

Hikâyede çatık kaşlar
Romanda dökülür yaşlar
Hayat kitaplarla başlar
Kütüphane sılam benim

Yaşatırsın yücelerde
Gurur kalmaz nicelerde
Yol alırım hecelerde
Kütüphane sevdam benim

                              M.Nihat MALKOÇ



    SENİ SEVDİM TÜRKİYE'M


Kilimimde nakış nakış dokudum
Kitabımda sayfa sayfa okudum
Bülbül olup melûl mahzun şakıdım

Dağlarını,taşlarını sevdim Türkiye'm
Issız pınar başlarını sevdim Türkiye'm


Yaylalarda koyun kuzu meleşir
Yavuklular tenhalarda söyleşir
Pehlivanlar çayır çimen güreşir

Köylerini,illerini sevdim Türkiye'm
Bal kaymaklı dillerini sevdim Türkiye'm


Âşık Kerem gözyaşıyla sular toprağı
Altı asırlık çınarın solmuş yaprağı
Fırat,Dicle,Çoruh,Yeşilırmağı

Fındığını,eriğini sevdim Türkiye'm
O tertemiz yüreğini sevdim Türkiye'm


Ezanlar ağlaşır minarelerde
Hakikatin gözüne indi perde
Üç kıtada at koşturanlar nerde?


Ayyıldızlı bayrağını sevdim Türkiye'm
Yoğurdunu,kaymağını sevdim Türkiye'm


Âşıkların sazında tel olmuşum
Boz bulanık akan bir sel olmuşum
Ne yazık ki ülkemde el olmuşum

Fatih'ini,Yavuz'unu sevdim Türkiye'm
O aydınlık gül yüzünü sevdim Türkiye'm.

                                                      M.NİHAT MALKOÇ

İŞTE GELDİK GİDİYORUZ

Bâkî sandık bu dünyayı
Heder ettik günü,ayı
Koskoca ömrümüz zâyi

Her geçen gün bitiyoruz
İşte geldik gidiyoruz

Ümit yok yarına dair
Manzara ortada,zâhir
Fitnede,fesatta mâhir

Söze yalan katıyoruz
İşte geldik gidiyoruz

İnsanlar suçlu avında
Demir dövülür tavında
Gör ki haksız yok savında

Çırpındıkça batıyoruz
İşte geldik gidiyoruz

Para olmuş anayasa
Gayri tanımayız tasa
Boş gönlümüzdeki kasa

Ruhumuzu satıyoruz
İşte geldik gidiyoruz

Beğenmez amiri memur
Hepimizin özü çamur
Çok su götürür bu hamur

Her gelene çatıyoruz
İşte geldik gidiyoruz

Kafalar akşamdan demli
Garibanın gözü nemli
Patronlar yukardan yemli

Zehir zıkkım tadıyoruz
İşte geldik gidiyoruz

Çalışanı mumla ara
Nasıl düşmeyelim dara?
Çekil aradan Ankara!...

Hep yan gelip yatıyoruz
İşte geldik gidiyoruz

                   (13 OCAK 2005 PERŞEMBE)
                          M.NİHAT MALKOÇ




  PULATHANE(AKÇAABAT)


Sen Pulathane'yi gezdin mi dostum?
Bir görmeden tarif etmek zor şimdi
Güzelliği sen de sezdin mi dostum?
Sualini yavaş yavaş sor şimdi

Güzellikler bölüşülür,paylanır
Ağıtlarda hasret,acı söylenir
Hıdırnebi Yaylası'nda yaylanır
Kavranlara basılmıştır lor şimdi

Buralarda fitne,fesat az olur
Müminin yüzünde nurdan iz olur
Hakikate giden yollar düz olur
Gerçekleri görmeyenler kör şimdi

Bahçelerde çiçek açar,yaz gelir
Baharla birlikte bize haz gelir
Koca ömür insanlığa az gelir
Aç gözünü hakikati gör şimdi

Yücesinde boz bulanık kör duman
Hasat vakti gelir kurulur harman
Çiçeklerde saklı bin çeşit derman
Yeşilliği gözlerimde fer şimdi

Sabah namazında kalkılır işe
Tez vakitte haber salınır eşe
Haram yiyip asla dönülmez köşe
Köylünün sırtından akar ter şimdi

Mutluluk ışığı yansıyor gözde
Samimiyet elbet gizlidir sözde
Seher vakti rızk aranır denizde
Deryalara atılmıştır tor şimdi

Muhabbetler büyür dönüşür aşka
Aşk varsa gönülde gerek yok köşke
Ömrüm bu toprakta geçseydi keşke
Hicrandan vuslata erer yâr şimdi

İrem'i andırır yeşil bağları
Yücelere kanat gerer dağları
Afiyetle yenir taze yağları
Doğru mu,yanlış mı,karar ver şimdi

Gecenin kör vakti garipler ağlar
Denizler köpürür,ırmaklar çağlar
Yeşile bürünür çiçekli bağlar
Menekşeler bahçelerde mor şimdi

Hiçbir yer değildir gönlüme göre
Hicran ateşine,kavuşmak çare
Gitmeye meylim yok başka bir yere
Şuraya bir yatak,yorgan ser şimdi

On Yedi Şubatlar bayramdır bize
Döküldü düşmanın leşi denize
İmanla Salip'i getirdik dize
Hakk'a karşı kenetlenmiş şer şimdi

Övünmek hakkımız düşman utansın
Ülkemi bölüşen ferman utansın
Türk'e kefen biçen cihan utansın
Olanları hayırlara yor şimdi

Akçabatlı'm Sargana'yı unutma
Garibi hor görüp zalimi tutma
Ceddinin sözünü yabana atma
Hayatını muhabbetle ör şimdi

Hasret hançer olur, boynumu vurur
Ruhumu bedenden alıp savurur
Yüreğimi baştan başa kavurur
İbrahim'in ateşinde kor şimdi

Sılanın zehiri,kederi gurbet
Ölümün ötesi,beteri gurbet
Garibin azığı,kaderi gurbet
Piştik artık yakmaz bizi nâr şimdi

Köftesi,horonu mühürdür çağa
Başlasın eğlence,dizilin sağa
Çek dizleri,tenin değsin toprağa
Dört bir yanda oynanıyor bar şimdi

Ne söylesem el âleme söz olur
Söylemesem yüreklerim köz olur
Bahar gelir,benim ruhum güz olur
Karadağ'da üşür yağan kar şimdi!...


                                          M.NİHAT MALKOÇ




         DAĞLARA NİDA!...

                    (Yürek Dostu Kaleli'ye Nazire.)

Karanlığı boğan nurlu dağlar hey!
İçimdeki sırrı bilebilmezsin
Hakk'a yakın,mahcup,arlı dağlar hey!
Ölmek istesen de ölebilmezsin

Geçen yolculara bağrını açsan
Doğan güne inat aydınlık saçsan
Aşkına karşılık ağular içsen
Yine ağyara dost kalabilmezsin

Yukardayım diye kasılıp durma
Geleceğe dair hayaller kurma
Sonradan başını taşlara vurma
İsrafil'e engel olabilmezsin

İnsanlıktan kaçıp sığındım sana
Kararsızım bilmem gitsem ne yana
Nara yandı yürek,köz düştü cana
Şol bîmara şifa salabilmezsin

Köroğlu'ya bağrını açan dağlar
Yüreğinden Resûller çıkan dağlar
Hakka dönüp batıldan kaçan dağlar
Dünyadan ukbaya göçebilmezsin

                                M.NİHAT MALKOÇ







ORDU SAHİLLERİNDE BİR AKŞAM VAKTİ

Güneş gurup ediyor Ordu sahillerinde
Bir meltem esiyor ılgıt ılgıt,mağrur
Geride kalan mahzun,ıssız,köhne bir sahil
Ve kıyıda nefret kokan dehşet dolu dalgalar.
Ordu sahilleri ıpıslak,gözyaşı dolu
Bir şeyler eksik şimdi yeri dolmayan.
İlk göz ağrım,tek tesellim sevgilim

Ölü şehir,batan güneş,mehtapsız gece.
Ufukta fırtına kopuyor siyahî matem
Sitem var renklerde,her taraf solgun
Karanlık hükmediyor Ordu sahillerine
Mâzi canlanıyor bir an gözlerimde.
İlk göz ağrım,tek tesellim sevgilim.

Martılar uçmuyor artık neşe saçarak
Bülbüller sustu kara bataklar peyda olalı
Mevsimler,aylar,haftalar,günler peşimden koşuyor
Bir esirim şimdi Ordu sahillerinde zincire vurulmuş
Kapkara yağmur bulutları gibi boşalmaya hazır.
Hüzün var şimdi Ordu sahillerinde
Çünkü yok artık yanımda şimdi.
İlk göz ağrım,tek tesellim sevgilim.

                                           (14 ŞUBAT 1989/TRABZON)



                  BAYRAĞIM

O muhteşem gölgende her dem mağrurum
Perişan olsam da senle kanatlanır ruhum
Bez parçası değilsin,şerefisin yurdumun
İsterim aydınlansın ışığınla tabutum

Dalgalan burçlarda şanlı bayrağım
Şehidimin kefeni kanlı bayrağım

Karış karış sulandı memleketim kan
Sen veriyorsun bayrağım ulusuma şan
İnme semâlardan sonsuza kadar
Hayat bulsun seninle bu aziz vatan

Ey mavi göklerin süsü bayrağım!...
Anamın,bacımın örtüsü bayrağım

Sen ki damarlarımdan akan kanımsın
Hem gururum,hem çilem,hem fermanımsın
Ezelden ebede Hakk'ın yolunda
Zulme karşı vefa,derde dermanımsın

Görmek nasip olmasın inmeni bayrağım
Gel hasretle öpeyim seni bayrağım

Senin uğrunda öldü adsız şehitler
Bunca Aliler,Mehmetler,Saitler.
Ahvalini her an yaşamak gerek
Kalır seni anlatmada aciz beyitler

Yedinci katına yücel göğün bayrağım
Türk'ün şerefiyle öğün bayrağım

                    (22 EYLÜL 1991/TRABZON)

                          M.NİHAT MALKOÇ


SILADAN UZAKTA,ÇANAKKALE'DE ÖLMEK.

Sular yandı,tutuştu ateşinden
Öksüz kaldı ayrılanlar eşinden
Tez uyandı Ehl-i Salib düşünden
Çok şükür kesildi hızı zalimin

Bilmem Anzaklar'ın burda işi ne?
Takılmışlar İngiliz'in peşine
Zehir doğradılar Türk'ün aşına
Hileyle örülmüş özü zalimin

Tabyalardan ateşler yükseliyor
Hakk'a koşan ruhlar huzur buluyor
Anafartalar'da ölüm ölüyor
Erimeye mahkûm buzu zalimin

Semaya yükselir bir yanık seda
Bir yanımız vuslat,öbürü veda
Göğe merdiven dayadı şühedâ
Nura hasret kalsın gözü zalimin

Ezelde böyle takdir etmişse Hakk
Kuş tüyü yataktır bizlere toprak
Yüreğimiz kefenimiz kadar ak
Kara kışa dönsün güzü zalimin

Çanakkale nurdan ruhlar mahşeri
Hepsi bir kahraman subayı,eri
Değiştirmek mümkün müdür kaderi
Güven vermez asla bezi zalimin

Nefsim İbrahim'in közünde yansın
Şühedâ vuslatın hazzına kansın
Türk'e pusu kuran cihan utansın
Yokuşa dönüşsün düzü zalimin

Bir kızılca kıyamet Çanakkale
Yeryüzüyle sema gelmişti dile
Sonunda bülbüller kavuştu güle
Mikrop yuvasıdır tozu zalimin

Vatan oldu Çanakkale'de kanlar
Cennet-i Âlâ'ya göç etti canlar
Gökyüzünden  yankılansın ezanlar
Çıkmaz olsun hiç avazı zalimin

Leyla için savaşmalı çöl ile
Şehit kanatlanır nurdan yel ile
Resulüm karşılar onu gül ile
Hüsrana götürür izi zalimin

Duyanlar titresin sesini Türk'ün
Bütün dünya görsün hasını Türk'ün
Kimse attırmasın tasını Türk'ün
Derler ki kurudur tuzu zalimin

Sıladan uzakta ölmek zor anne
Yüreğimi yakan kızgın kor anne
Gayri bu rüyayı hayra yor anne
Cihanda gülmesin yüzü zalimin

YİTİK SEVDA

Kara gözünde buldum yitik sevdamı
Çevirme kâbuslara tatlı rüyamı
Ne olur çok görmesen pembe hülyamı

Sevgi dolu,yürekten bakışın yeter
Güneş doğar kalbime,acılar biter


Sen gittin uzaklara,hatıran kaldı
Elemler denizine gözlerim daldı
Leylaklar kokusunu senden mi aldı?

Bırak Aşık Emrah'ın sancısı dinsin
İnleyen şu kalbimin dermanı sensin


Neden öyle anlamaz gibi durursun
İçimde yaşattığım sonsuz gurursun
Hayallerime gülüp darbe vurursun

Acıları bana ver, sen mutlu olmalısın
Talihin vadisinde huzurla dolmalısın


O kara gözlerinde ne sırlar saklı
Sana sevdalananın kalır mı aklı?
Hayran olup sevenler bin kere haklı

Sensiz cihanın yoktur hiçbir manası
Sana kavuşanların cennet olur dünyası

               AKÇAABAT'A ÖZLEM

Minareler semaya açılmış hançer gibi
Hapsettim yüreğime sevgini bir er gibi

Tutuşan gönüllere bahçesinden gül verdi
Bağrında yaşayanlar bu şehre gönül verdi

Burcu burcu tarihin,kesme taşlara sinmiş
Acılar dünde kalmış,akan gözyaşın dinmiş

Sargana bir destandır kahramanlar ocağı
Gözyaşıyla ıslanmış anaların kucağı

Maziden işitirim kılıçların sesini
Ab-ı hayat sayarım ceddimin nefesini

Yaylalarında açar bin bir türlü çiçekler
Gurbetteki yürekler sıla yolunu bekler

Buz tutmuş kâinatı ısıtıyor güneşin
Sevdalı gönülleri kavuruyor ateşin

Rıhtımdaki kayıklar ufka özlem taşıyor
Sana dair anılar yüreğimde yaşıyor

Gökkuşağından almış en güzel renklerini
Tarihler kanla yazmış ecdadın cenklerini

Aşkın büyür güvercinlerin ak kanadında
Hasretin erguvan misali sevgi tadında

Sıksara horonu cihanda en büyük paye
Akçaabat köftesi bizde gerçek sermaye

Asumanda bulutlar ağlar, gözyaşı döker
Sana lâik olanlar huzurunda diz çöker

Zaman nelere gebe:hem sevinç hem de acı
En acı günlerimde, sen ruhumun ilâcı

Akçaabat emsalsiz benzer İrem bağına
Karanlıklar tükendi geldik kutlu çağına

Gökkubbede günboyu yankılanır ezanlar
Seni tarif etmede aciz kalır ozanlar


İFRİT İLE KARINCA(MANZUM   MASAL)

Kaf Dağı'nın ardında
Bir devenin sırtında

Maceramız başladı
Cinler bizi taşladı

Dağları bir bir aştık
Menzile çok yaklaştık

Vardık kutlu vadiye
Ha gayret diye diye

Baktık oynuyor cinler
Birisi bizi dinler

Yanlarında bir güzel
Güzel özel mi özel

Evleniyormuş sultan
Geçmek yasakmış yoldan

Kurdular mahkemeyi
Kes dediler gülmeyi

İçim korkuyla doldu
Hakim başımı yoldu

Gökten düştü üç elma
Birin al birin alma

Isırdım al elmayı
Göze aldım solmayı

Elma beni sararttı
Gözlerimi kararttı

Görmedim hiçbir şeyi
Hemen döndüm köşeyi

Yanıma vardı melek
Sundum ona üç dilek:

Sevgi,şefkat,hoşgörü
Haydi ileri yürü!

Dedi bana kılavuz
Düştü önüme yavuz

Yürüdük adım adım
Köşke varmak muradım

Yollar canavar dolu
Tükettik koca yolu

Sırça köşke varınca
Karşıladı karınca

Evine buyur etti
Yorgunluğumuz gitti

Geceyi orda kaldık
Sohbetinden zevk aldık

Dedi daima çalış
Eziyetlere alış

Anlattı hünerini
Döndü sildi terini

Dinledim karıncayı
Ay aşmadan bacayı

Etkiledi beni çok
Boş lâflara karnım tok

Diye düşündüm bir an
Karınca oldu yârân

Çay,kahve içtik derken
Sabah ayrıldık erken

Dağı,tepeyi aştım
Sıla yoluna düştüm

İfrit kesti yolumu
Hem sağımı solumu

Çok dost göründü bana
Ağladı yana yana

İnanmadım hâline
Biber sürdüm diline

Sonra doğradım onu
Oldu ifritin sonu

Ey dost lâfımı dinle
Çok savaştım ben cinle

Sahte dosta kanmayın
Kor ateşte yanmayın!..

    SANA KÜSTÜM YÂR

Sen duygularımla oyun oynadın
Yüreğimin sesini hiç duymadın
Benliğime yazılı kaldı adın

Ne bileyim işte, sana küstüm yâr
Sevenin hâlinden sevenler anlar

Gözüme bakarak yalan söyledin
Anıları silip viran eyledin
Söyle ki bileyim ne idi derdin

Arzu etmesem de, sana küstüm yâr
Kalbimin sesini acep kim duyar?

Sahte gülüşüne kandım bir kere
Ayrılık derdine bulunmaz çare
Onulmaz gönülde kanayan yare

Anlatması çok zor,sana küstüm yâr
Uykusuz geceler senden yadigâr

Elbet sonunda pişman olacaksın
Üzülecek,acıyla dolacaksın
Bir gül misali sen de solacaksın

Nefret etmesem de, sana küstüm yâr
Acılar yoldaşın, gez diyar diyar

Aklıma gelmezdi böyle bir veda
Düşünüp dururum  bende mi hata?
Kimseye ettiği kalmaz dünyada

Sevgi hırsızı,sana küstüm yâr
Gözlerim yaşlı,yüreğim tarûmar

     KAHIR KURŞUNLARI

Kays'tım,Mecnûn eyledi yüreğimin sahibi
Hiç tanımazmış gibi uzaktan bakıp gitti.
Göz kırpmadan bağladı darağacına ipi
Büyüttüğü sevdanın pimini çekip gitti

Mevsimlerden sonbahar,vakit bir akşamüstü
Karanlıklara inat şafağı söküp gitti
Mâziye sünger çekip hatıralara küstü
Beyaz gül bahçesine kaktüsler dikip gitti

Bilinmeze yol alıp açılırken her gemi
Gönül limanlarını nefretle yıkıp gitti
Büyüyüp korlaşırken yüreğimin matemi
Bana dudaklarını,gülerek,büküp gitti

İlhama pusu kurdu,yarım kaldı şarkımız
Sözümü boğazıma bir güzel tıkıp gitti
Kanatları kırılmış kuşlardan yok farkımız
Evvelki duyguları başıma kakıp gitti

Rüya gibi,gözümden gitmez o gül endamı
Nazlı bir ceylan gibi önümden sekip gitti
Değişmezdim Ferhat'la büyüttüğüm sevdamı
Mâziyi hatırlayıp gözyaşı döküp gitti

Sermayemi yükledim gayri ecel atına
Zehirli akrep gibi ruhumu sokup gitti
Kıymet vermem dünyanın fâni saltanatına
Kahır kurşunlarını bağrıma sıkıp gitti

Gamzeler belirirdi yanağında gülünce
Tuna nehri misali kalbime akıp gitti.
Kurtlara yem olacak güzelliğin ölünce
Meydan okudu aşka,şimşekler çakıp gitti

Tükendi umut faslı,sakınmadı sözünü
Fitne tohumlarını gönlüme ekip gitti
Düşürdü can evime intizarın közünü
Kalbin aysberglerini hışımla yakıp gitti

HEY GİDİ ÇANAKKALE!...

O gün kana boyandı Çanakkale suları
Bir büyük destan yazdı ceddimin orduları
Mehmetçiğin elinde arsız düşman yuları

Nusret mayın gemisi düşmanı uyutmuştu
Gökte bomba sesleri boğazları tutmuştu

Karadan ve denizden kasırga esiyordu
Yedi düvel bir olup kin,nefret kusuyordu
Bombalar konuşurken vicdanlar susuyordu

Hey gidi Çanakkale kahramanlar otağı
Haçlı yedi silleyi taşırınca bardağı

Gayrete geliyordu melekleri görenler
Vuslata koşuyordu makber gülü derenler
Şehadet şerbetini içiyor alp-erenler

Çanakkale suları tutuşmuş yanıyordu
Peygamber ordusunu tüm cihan tanıyordu.

Ehl-i Salib'in Türk'e tarihî bir kini var
Bu milletin,uğrunda ölecek hak dini var
Yiğit cengâverlerin zafere yemini var

Hakk'a kulak verenler bil ki oyuna gelmez
Mazlumu ağlatanlar iki cihanda gülmez

Gök kubbeden ruhlara yağan kar üşüyordu
Bir nefer cenge girip öbürü düşüyordu
Can,cânâna varınca mekânı aşıyordu

Çanakkale içinde kadim Aynalı Çarşı
Bu ne çelik irade yedi düvele karşı

Çanakkale bizlere moral olsun,hız olsun
Yolumuzla kesişen uçurumlar düz olsun
Hakk'a giden adımlar yarınlara iz olsun

Yürüyün ufuklara,nefesiniz kalsa da.
Yüreklere gül dikin,hazan vakti solsa da.

Gerisi lâf-ı güzâf budur cihad-ı ekber
Melekler hazırlıyor yüce ruhlara makber
Nur aguşunu açmış seni bekler Peygamber

Bundan büyük bir müjde olmaz gayri dünyada
Kurtuluş beratınız sunulacak ukbada

Barut fıçısı gibi patlamaya hazır yer
On binlerce şehide mezar oluyor siper
Fânilikten kurtulup bâkileşiyor nefer

Anaların gözyaşı düşmanı boğuyordu
Çanakkale ufkundan bir güneş doğuyordu


İSTANBUL'A DAİR

Hayâl misin gerçek mi?...Seni tanımak çok zor
Bu hâle nasıl düştün anlayan birine sor
Bak Fatih mezarında hâline üzülüyor

İstanbul'un içinde bir İstanbul daha var
Üvey evlât misali öz evlâtlarına dar

İstanbul neden küstün öz evlâdına böyle?
Niçin mahzûn durursun,derdin var ise söyle
Bana Yavuz'dan,Fatih'ten,Hamit'ten bahseyle

Düşman mutlanır iken dost ağlıyor hâline
Henüz yol yakın iken İstanbul dön kendine!...

Ey koca şehir ufkun neden böyle karardı?
Ömrünün taze baharında benzin sarardı
Hayalimizde seni hep mağrur görmek vardı

Bir zaman söz vermiştin direnecektin güya
Kiliseler gülerken ağlıyor Ayasofya.

Mabetler kan ağlıyor Beyoğlu'nun hâline
Geçmiyor rezaletsiz ne gün,ne ay,ne sene
Eyüp Sultan 'da kabir davet ediyor dine

Ne olacak bu hâlin derdine bir deva bul
Çıkar o pis gömleği mâzine dön İstanbul!...

              GURBET

Gurbet ilde yine akşam oluyor
Tutkulu gözlerim kan yaş doluyor
Al yanağım yaprak gibi soluyor
Bu uzak ilde sılayı anarım

Kaplıyor içimi bir hasret seli
Tılsımlı dağların geçitsiz beli
Tesellim yalnızca aşk-ı ezelî
Sevgimi ulu makama sunarım

Sarmış kara,mağrur bulut illeri
Bizden apayrı,bir başka dilleri
Bülbüle naz eder solgun gülleri
Vatan aşkıyla her lâhza yanarım

Gurbet ilde duman yüceden inmez
Dosttan ayrılanın gözyaşı dinmez
Memleket hasreti ebedî sönmez
Ekmeğimi her gün tuza banarım

Sineme ayrılık közü düşeli
Yârândan uzakta olmuşum deli
Leylâ'yı arayan Mecnun misali
Yalan yanlış haberlere kanarım

Burda sitem yüklü yanık türküler
Hançere dönüşür bağrımı deler
Dile gelerek konuşur gölgeler
Sanki temmuz sıcağında donarım

Konuşsam da kimse anlamaz beni
Yüzdürmek mümkün mü sahrada gemi?
Ne kadar mutlu görsem de kendimi
İnsanlar içinde yalnız sanarım

Vakit geçer,bir gün sıla görünür
Gönlüm aşka,muhabbete bürünür
Başım ta göklere kadar sürünür
Yurdumun ak toprağına kanarım

                           BABA!...

( Rahmetli Babamın Şahsında Tüm Babalara!...)

Sen gittin gideli ruhum tarûmar
İnsanlar cihandan acep ne umar?
Terk edilen için ömür bir kumar

O gün bugün günler geçmiyor baba!
Bahçemdeki güller açmıyor baba!

Bir gönülün merkezine har düştü
Yaz ortası yüreğime kar düştü
Hayalimde yüceleşen yâr düştü

Hüzün bedenimden göçmüyor baba!
Bahçemdeki güller açmıyor baba!

Hasret kaldık, aylar geçti sesine
Bülbüller ram olur gül nefesine
Ruhun veda etti ten kafesine

Beden Azrail'den kaçmıyor baba!
Bahçemdeki güller açmıyor baba!

Rengârenk bahardın,ağır kış oldun
Gerçek idin,şimdi bize düş oldun
Gözden akan bir damlacık yaş oldun

Göğümdeki kuşlar uçmuyor baba!
Bahçemdeki güller açmıyor baba!

Cennette saraylar,cehennemde nar
Kimine ağır kış,kimine bahar
Vuslat ötelerde,bize hasret var

Ömür bize ışık saçmıyor baba!
Bahçemdeki güller açmıyor baba!

Bu âleme dair tükendi sözler
Perdeler inince kapandı gözler
Güneşim battı,karardı gündüzler

Huzur,talih bizi seçmiyor baba!
Bahçemdeki güller açmıyor baba!

Rızamızla teslim olduk kadere
Ölüm bizi götürmesin kedere
Bu filmi seyrettik bilmem kaç kere

Kul arzuyla zehir içmiyor baba!
Bahçemdeki güller açmıyor baba!

                    DAĞLAR

Neden böyle hicrana bürünürsünüz dağlar?
Zamanın aksine genç görünürsünüz dağlar

Bu kızıl akşamların taşırsınız yasını
Sis çökmüş ufuklarda dövünürsünüz dağlar

Destanlaşan aşkları taşıyıp bağrınızda
Ferhat'ı gördüm diye övünürsünüz dağlar

Çobanların kavalı ninni gelirdi size
Şimdi yalnızlıklarla örünürsünüz dağlar

Suların gölgesinde,ölüm sessizliğinde
Hazan gelir,libastan arınırsınız dağlar

Şimşek çakar,gök gürler,yağmur yağar,sel olur
Çirkin talihinize yerinirsiniz dağlar

Söner bütün umutlar,topraklar çoraklaşır
Hüzünlü kubbenizde barınırsınız dağlar

Tutkular keder olur,hevesler yanık türkü
Sürgüne mahkûm gibi sürünürsünüz dağlar

                                (21 MART 1990/TRABZON)

                                  M.NİHAT MALKOÇ

VUSLAT

Tarûmar etti bahçemi tez gelen rüzgâr
Yapraklar dalında misafir artık
Baharın buruk merasimi var
Ezel,ebed libasını giyinir artık

Batan güne karşı tutunamadık
İmkânın yolları kapalı artık
Zirvenin ucunda çaresiz kaldık
Vakit heyecanlı,tasalı artık

Hükmedemedik zamana,esiriz şimdi
Emaneti sahibi istiyor artık
Açmış sinesini ervah denizi
Elinde bir kırmızı gül  "gel"  diyor artık.

                             

      M.Nihat MALKOÇ

 

ZAMAN KIRINTILARI

İçime çöken yalnızlık melâli
Rûhumdaki karanlığı besteler
Zihnim eşeler durur muammaları
Yorulan,terk eden,geri kalanlarla
Biz ki engelli maratonun yorgun yarışçıları
Henüz ömrün taze baharında,mecâlsiz
Sonbaharda sararıp kopan yaprak misali
Kemirir ömrümü zaman kırıntıları

İsli geceler içime işler
Dolu dolu ağlamak isterim,kalbim buruk
Serde erkeklik var ağlayamam
Garibim gurbetin köhne hücrelerinde
Odama akseder ayın ilk ışıkları
Dostu,ahbabı görürüm pembe rüyalarda
Ebedî yaşamak isterim o mesut dakikaları
Gün doğar,bozar hayalimi zaman kırıntıları!...
                                                   (01 HAZİRAN 1991)
                                                  M.NİHAT MALKOÇ

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!..

O gün kana boyandı Çanakkale Boğazı
Yeri göğü inletti askerimin avazı

Dört taraftan saldırdı düşman delicesine
Şarapneller saplandı Mehmetçiğin göğsüne

Türk'e karşı kin kustu,beraber oldu cihan
Damla damla gözyaşı döktü yere asuman

Allah'ın askerleri melekler yere indi
Hakk'a kavuşan erler kanatlarına bindi

Bir lodos fırtınası zaferden haber verdi
Dengeler değişince arttı kâfirin derdi

On sekiz Mart'ta sular kan gölüne dönmüştü
Zâlimin balonları gün doğmadan sönmüştü

Ertuğrul tabyasından ateş yükseliyordu
Ceddin iman güneşi aydınlatıyor yurdu

Seddülbahir'de akan kan gövdeyi götürdü
Bu çile nöbetleri hem gün,hem gece sürdü

Conkbayırı'nda yazdı Mustafa Kemal destan
Coğrafyaya dönüştü damarlardan akan kan

Izdıraplara mahkûm vatanım ancak güldü
Düşman bataryaları soğuk suya gömüldü

Küfür tek bir millettir, ayrı gayrı seçilmez
Mehmetçik haykırıyor: "Çanakkale Geçilmez"

İnsanlıktan nasipsiz küstah uğurlar ola!
Hatırla bu destanı,hatırla da gel yola!

İnancımız odur ki payidar olmaz zulüm
Rabbim senin yolunda bize düğündür ölüm

Taş ve toprak şahittir o muhteşem bozguna
Çok acı bir ders verdik o salyalı azgına

Al bayrağın altında gölgelenen askerim!
Cennet-i Âlâ'sında bekler seni ol Kerim!

Çanakkale içinde Hilâl,Sâlib'i ezdi
Türk'ün mücahitleri bir büyük destan yazdı.

Yuvasından ayrılan artık geri dönmedi
Onların sâyesinde al bayrağım inmedi

Ey toprağın bağrına gömülen yiğit erler!
Döktüğünüz kanlarla ulvîleşti bu yerler

Ey semaya taht kuran yüce,soylu er oğlu!!
Duygusallıkta Kerem,yiğitlikte Köroğlu

Ey asırları aşıp cihana hükmeden Türk!
Zafer kaderin olsun Rabbine şükreden Türk!

 

 

 

M. Nihat MALKOÇ


ANA SAYFA