NÜKLEER KOMPLO
Harun ÖZDEMİR
Türk medyası İran’ın nükleer güce
ulaşma çabasına neden sessiz? Fikri olan var mı? İran’ın yaklaşık otuz yıldır,
merkez medyamızda nasıl ele alındığını biliyoruz. Olur olmaz her türlü aşağılık
olayın ve rejimi tehdit eden her girişimin arkasındaki tek devlet İran’dır.
Medyamızın büyük çoğunluğunun yaklaşımı böyledir. Medyamız bu bakış açısıyla
yaklaşık otuz yıldır gerçekleri halkımıza gizlemeden anlatmakta, halkımız da
okuyup aydınlanmaktadır.
İran, bu kadar zararlı bir devlet
iken, gücüne güç, şerrine şer katan nükleer güce ulaşmak üzere iken, ne yazık
ki medyamızın “manşetleri” olaya
sessiz, hem de çok sessiz. Olay bazı köşe yazıları veya ikinci, çoğu zaman da
üçüncü dereceden haberlerle geçiştirilemeyecek kadar önemli.
Bu sessizlik halkımızın dikkatini ne
kadar çekti bilmiyorum, ama ben şahsen rahatsız oldum. Aydınlanmak istiyorum,
hem de manşetlerden, ama nafile. Sessizlik sürüyor. Sessizlik sürdükçe de benim
rahatsızlığım her geçen gün biraz daha artıyor. Konuşmak, yazmak ve biraz olsun
rahatlamak istiyorum. Ve diyorum ki;
-Belli
standartta üretim yapan şirketlerimizin büyük çoğunluğu batılı şirketlerle
ortaklık kurarken, bu arada medyamız da boyu boyuna, yaşı yaşına, dengi dengine
olmasa da, ABD medya tröstleriyle işbirliği, ortaklıklar falan kurdular.
Özellikle büyük medyanın üst düzey yöneticilerinin bir kısmı yabancı, tesadüf
mü bilmiyorum, ABD’li olmuşken.. Tam ABD çıkarlarına, hem de yanı başımızda
bizim de bu kadar zararımıza bir nükleer gelişme varken, işte zamanı dediğimiz
bir anda manşetlerde ve karikatürlerde “vampir molla”yı çağrıştıran Hitler
Molla karışımı tipler beklerken, haberler küçük ve dikkat çekmez şekilde yer
alıyor. Tıpkı gerilim romanlarında olduğu gibi..
-Nükleer
racon şudur: Silah yapan devletler bu çalışmalarını büyük bir gizlilik içinde
yürütür. Silahı yaptıkları, başka devletler tarafından iddia edilir, yapan
devlet ise bunu hep inkar eder, ta ki, suçüstü olana kadar. İnkar edilemez hale
gelince de “Efendim, biz bunu barışçıl amaçlarla yapıyoruz” denir. Fakat İran
bunun tam tersini yapıyor; henüz silahı yapmadan, yapmış gibi tehditkar
davranıyor, bağırıyor, çağırıyor fakat Türk medyası buna da sessiz kalıyor.
-Nükleer
silaha sahip olan birçok ülke var. Bunların içinde ABD ve Rusya dışındaki
devletler, nükleer silaha sahip olduklarına dair veya nükleer silah
kullanacaklarına ilişkin ulu orta laf etmezken, İran daha silaha sahip olmadan,
bu konuda da racona aykırı davranıyor. İran dünya medyasına her türlü ortayı
yapıyor, röveşata yapsınlar diye.. Allah var, cimrilik yok, aynı ortalar bizim
medyaya da yapılıyor. Fakat bizim medyada manşetten röveşata yapacak bir editör,
bir türlü topa çıkmıyor.
İran, Türkiye’yi her yönü ile yok
edebilecek bir gücü elde etmiş ve stratejik ortağımız ABD’nin gazabını da bu
kadar çekmiş iken, ABD medyası ile içli dışlı olmuş, ortak olmuş, yönetici
takviyesi yapmış merkez Türk medyası, hayret uyandıracak kadar sessiz. O kadar
sessiz ki, benim gibi her yorumunda yanılan mütevazi bir yazarı bile
meraklandıracak ve yeni yanılgılara sürükleyecek kadar sessiz..
Bu sessizlik çok tahrik edici. Şimdi,
gel de yorum yapma, diyorum, yanılma pahasına da olsa, gel de komplo teorisi
kurma:
ABD
üzerinden dünyayı kontrol eden güçler arasındaki çatışma, ABD sınırlarını aşalı
çok oldu. ABD içindeki düşük yoğunluklu çatışma, ikinci ve üçüncü ülkelerde
daha sert çatışmalara, darbelere, insanın çok ucuz olduğu yerlerde de savaşlara
neden olmaktadır.
ABD’nin
Afganistan ve Irak Savaşı fantezi gibi görünse de, iç sorunlarından dolayı gerekli
savaşlardır. Savaşlar insanın ucuz olduğu ülkelerde başlamıştır, zamanla
zorunluluklar başka ülkelerde de savaşları kaçınılmaz hale getirecektir. Bu
kısa tespit, bize İran sorununu açıklamaya yetmeyecektir. O nedenle teorimize
inandırıcılık kazandırmak için başka gerekçeler ileri sürmemiz gerekir.
Dünyanın
gözleri önünde cereyan eden 11 Eylül olayları ve arkasından başlatılan
Afganistan ve Irak Savaşları ve en az bunlar kadar ilginç olan ABD medyasının
dünyaya taşıdığı ABD’yi zor durumda bırakan görüntüler ve medyatik manzaralar var
ki, her biri ayrı bir komplo konusu. Devam edelim..
Birinci
Dünya Savaşın’da başlatılan fakat başarılamayan ABD merkezli Yeni Dünya Düzeni,
ancak İkinci Dünya Savaşı sonunda kurulabilmiştir. Geçen 60 yıl içinde
geldiğimiz noktada, ABD’yi dünya imparatoru yapan finans kapitalistleri, ABD
yönetimiyle aralarındaki anlaşmazlığı çözemeyince ABD’yi tasfiye etme kararı
aldılar.
1980’lerde
SSCB tasfiye edilecek tesbitleri nasıl ihtiyatlı karşılandıysa, bugünlerde de
ABD’nin tasfiye edileceği tesbitleri ihtiyatlı karşılanacaktır.
Afganistan
üzerinden SSCB’yi tasfiye sürecine sokan güç merkezleri, ABD’yi de Afganistan
ve Ortadoğu, özelde Irak ve İran üzerinden tasfiye sürecine sokmuşlardır.
Gelelim
asıl komplomuza.. Şimdiye kadar söylediklerimiz, birer tesbitti ve biraz da
tahmin. Bizi yakından ilgilendiren komplo ise şudur:
ABD’yi tasfiyede eden fiili güç
CIA’dır, onun arkadaki iktidar ise bankerlerdir. Bu demektir ki, dünyanın
patronları yani bankerler ikametgah değiştirmekteler. Evet, yanlış
anlaşılmasın, iktidar değişmemektedir, değişen ise sadece ikametgahtır.
Bankerlerin paralı askerleri olan CIA
elemanları, ABD yönetimini kaybedecekleri, yani zararı kârından çok işlere
bulaştırmaktalar. Bir yandan İran’a nükleer silah geliştirmesi için yardım etmekteler,
diğer yandan da akla zarar sertlikte ABD muhalifi(!) Ahmedinecad’ı iktidara
taşımaktalar. ABD içinde ise yönetimi İran’a karşı kışkırtmaktalar. Görüldüğü
gibi karşı karşıya kaldığımız çelişki de, paradoks da yapaydır.
Türkiye’de
manşetlere CIA’nın hakim olduğu son yıllarda, İran aleyhinde yazıların
çıkmaması da komplonun bir parçası olmalıdır. Neden bir parçası diyorsanız;
ABD
içindeki çatışma küresel boyut kazandığına göre ABD’nin içinde çatışan güçler,
kendi aralarındaki çatışmayı doğal olarak faaliyet gösterdikleri her ülkede
sürdürüyorlar. Az önce belirttiğimiz gibi finans kapitalistleri, CIA’yı
kullanarak ABD yönetimi ile çatışıyorlar. Yine belirtmiştik, CIA, son yıllarda
Türk medyasına iyiden iyiye yerleştiğine göre, manşetlerimizin İran’daki
gelişmelere sessiz kalması normal karşılanmalıdır. Çünkü dünyanın her yerinde
olduğu gibi CIA Türkiye’de de, ABD yönetimine karşı hareketlere ve hükümetlere
cesaret verici bir ortamın oluşmasına katkıda bulunmakta. Manşetlerin İran
aleyhine kullanılmamasının nedeni de CIA stratejisinin bir parçası olmalı.
CIA bankerlerden aldığı emirler
doğrultusunda bunları tezgahlarken, ABD yönetimi de Türkiye’nin hükümet
aracılığıyla İran’a tepki göstermesini istiyor. Fakat ABD yönetimi beklediği
tepkiyi ne manşetlerde, ne de hükümette görüyor.
Bu nasıl oluyor, sayın okuyucu?
Hükümeti kısmen anlayabiliriz, halkın onaylamayacağı tepkileri göstermiyor.
Peki medyaya ne oluyor? Yoksa hidayete erdiler de bizim mi haberimiz olmadı?
Açıkça görünen şu ki, ABD yönetimi
İran konusunda medyamızdan Türk halkını ve tereddüdü varsa AK Parti hükümetini
ikna etmesini istiyor. Fakat harekete geçmesi gereken medyamız çok sessiz, hem
de kendisinden hiç beklenmeyecek kadar sessiz kalıyor. Görüldüğü gibi manşetler
bomboş!
Bu kadar
açıklamadan sonra finans kapitalistlerinin CIA aracılığı ile yeni bir projeyi
yürürlüğe koyduklarını artık söyleyebiliriz. Önce SSCB tasfiye dildi, şimdi
sıra ABD’de.. Bir süre sonra da ABD’yi tasfiye edecekler. Ondan sonra ne
olacak?
Önce İran,
sonra da sanıyorum Türkiye nükleer silaha sahip olacak. Komşularımızdan ABD
(üsleriyle), Rusya, Ukrayna, İsrail ve İran’dan sonra Türkiye’nin nükleer güce
sahip olmaması düşünülemez. Fakat İran’ın yaşadığı süreci, biz biraz daha
trajikomik yaşacağız.
Önce Türk halkı çevreci söylemlerle
devlete karşı kullanılacak, bir müddet bu yöntemlerle engellenmeye çalışılacak.
Türkiye, halk engelini kolay olmasa da, bir şekilde aşacak. İç muhalefet, moda
deyimle sivil toplum Türkiye’nin nükleer güce ulaşmasını engellemekte yetersiz
kalınca, bu kez dış baskılar başlayacak. Ama her koşulda yardım edenler de
olacak.
Sonunda, Türkiye de nükleer güce
sahip olacak. Bütün bunlar olurken tabii ki, İran’ın yaptığı yapılmayacak, uzun
süre inkar edilecek, suçüstü olunca da barışçıl amaçlarla üretildiği deklere
edilecek.
Peki bundan sonra ne olacak
diyorsanız, bence, ne olacaksa bundan sonra olacak:
İran ve Türkiye sahip olduğu nükleer
güçle 2020’lerde Çin’in yayılma tehlikesine karşı Avrupa Birleşik
Devletleri’nin askeri gücünün “Doğu kanadı”nı oluşturacak. Yeni Dünya Düzeni
veya Doğu-Batı Dengesi veya Çatışması veya Medeniyetler Çatışması da
diyebiliriz, bundan sonra ete kemiğe bürünecek, bir müddet de insanlar böyle
bir kavga verecek. Tâ ki, kağıt para imparatorluğu yıkılana kadar…
Harun ÖZDEMİR
ana sayfa || düşünce
yazıları || şiirler ||
hikayeler