Nuri CAN’IN
ŞİİRLERİ
BİR DAĞ BAŞINDA OLMALIYDIK ŞİMDİ SENİNLE
Bir
dağ başında olmalıydık şimdi seninle
Uzanıp
çimenlerin üstüne
Şiirler okumalıydık mavi ırmaklara
Öpüp
güneşi alnından sevdiğimizin
Sisler
aralanınca çekip gitmeliydik
Şimdi
bir dağ başında olmalıydık seninle
Oturup
bir gönül sofrasına,
Dostluğa
kadehler kaldırıp
İçimizdeki
yangını bölüşmeliydik
Bir
pınarın soğuk buğusuna daldırıp ağzımızı,
Çatlayan
dudaklarımızla hayatı öpmeliydik
Sular
aydınlanınca çekip gitmeliydik
Bir
dağ başında olmalıydık şimdi seninle
Türküler söylemeliydik esen yellere
Unutup acıyı, ayrılığı, gurbeti
Hasreti
içimizin yangınına gömmeliydik
Kapılar
kapanınca karanlığa
Yollar
aydınlanınca çekip gitmelidik
Bir
dağ başında olmalıydık şimdi seninle
Issızda
bağrını döven bir ırmak gibi
Dizleri
kanamış bir çocuk gibi doyasıya ağlamalıydık
Çıkarsız
dostluklar, kirlenmemiş sevgiler
Ve
dünyadaki tüm güzel şeyler adına
Çirkinliklere,
çirkefliklere dayanmalıydık
Obalar
sıralanınca karşı sırtlara
Gün
aydınlanınca çekip gitmeliydik
Sen gülünce
ne güzelde gülümserdi
beyaz güll
Nasılda sevinçle
gelirdi dağlara bahar
dallar tomurcuklanır, kuşlar öter, sular
çağıldar
çocuklar koşardı
ardından muştular bölüşmeye
bir kervan
alıp giderdi başını
bilinmeyen diyarlara
şimdi ne
yana baksam gözlerin
doluyor usuma ah
gelincikleri okşuyor
ellerin
gülüşün
ki, çiçeklerin bir başka
adıydı karlı yamaçlarda
yitik bir
mevsimin kıyısında kaldı
anılarımız
savrulmuş ömrümüzün
her yaprağında bir
şiir sarardı
Şimdi yoksun, rüzgarlar seni üşür, türküler seni
söyler
Her
bahar bir çiçek büker boynunu
Bir
menekşede açar gözlerin
Büyür
yüreğimin kıvrımlarında
Sular ağıtlarla
çağlayıp gider
Mavi ne de çok yakışırdı gülüşüne ah kardeşim
En
çok da papatyalar yıkıldı gidişine
Bir
de alnı munzur işlemeli kızlar
Şimdi hangi
ırmak soğutur yürek
yangınımı
Hangi dağ bölüşür
acımı, hangi pınar,
hangi bahar
Efkarımı hangi
rüzgar dindirir
Irmağım pınarım
sendin, dağım rüzgarım
sen, baharım sen
Aşklara vurur bülbülüm / yuvalanır gönlümün gülüstanına
Gülüşün can sıcaklığımdır üşüdüğümde / soluğun ateş
Yak savur küllerimi çölüme döneyim
Orman fısıltıları kulağımda/ rüzgar ıslıkları
Yağmur tutuşmaları / sevgi buluşmaları
Aşkın düştüğü yer… yangın
Yalnızca nefesin dindirebilir volkanımı
Ve rüzgarın merhem olur yarama süründüğüm
Bilki derin kuyularında hasretimin suyu sensin
Ve nasılsan öylece gel salınışın rüzgarıyla
Irmakların sesiyle ay serenatları dökülsün kulağıma
Dudağıma işlesin meltem meltem seher yağmurları
Gözlerinin içinde sönmüş bir tutam yıldız gibi kalayım
Uçurumlara tutsak bir rüzgarım, yağmurlarla yaralı sesim
Fırtınalarda çırpınan suyum, hıçkıran ışık
Karlı dağlarda uzak bir ses gibi
Solgun bir anıyım şimdi bu uzak kentte
Kuşların göçüp gittiği mevsimlere benziyor yüzüm
Ömrümün bütün dallarını silkeledi hayat
Bütün bahçelerinden kovuldum umudun
Bir acıyı aşmak için, bin acıyı sırtıma vurdum
Uzak düştüm saçlarıma karanfil eken yıldızlardan
Sahipsiz mezarlıklar ülkesinde çıplak dolaşıyorum şimdi
İçinden kırılmış bir gölge
Başka hangi duvara yaslanabilirki aşktan öte
Ve nasıl dayanabilirki
Sevinçler yoksa terkisinde çekilen acıların
Ah Destina yaralı kızım, utangaç yıldızım
Yaslı gelinim, anadolum, sarı sızım, sorma beni
Baktığım her pencerede doğulu ezikliğim
Yurdundan kovulmuş bir coğrafyasızım
Çıktığım her yolculukta türküler tutuşur içimde
Şimdi uzak bir sızıda nar ile közlenip
Çoğalan yalnızlıklarla yeryüzüne dağılıyor kalbim.
Kalbimki, zemherinin ortasında kanatları üşümüş yavru bir kuş
Nereye uçsun ki, umutlar yoksa kanadında savuran yellerin
Bırak bende başlasın bu ateş sende bitsin
Aşktan öte ne varsa kalbimde savur gitsin
Gecelerin uzun kirpiklerine yalnızlığımı iliştirip ağlayayım
Ey göğsümde nar sıcağı, çığlığıma sinen duman
İçime soğurmuş küllerini bırak kızıl bir sabahın
Bırak ki dağılsın ıstırap yüklü bulutlar
Ateş oflayan ormanında bu ahın
Gün ışığıyla işlenmiş bir çiçeği
Koparıp göğsümün üstüne bastırıyorum her akşam
Dindirsin diye yüreğimdeki sızıyı
Tam da usumun ortasına düşerken gülbaharülkem
Ah Destina’m, kara kızım, uzun saçlı hasretim
Kül rengi kirpiklerinde nehirler yürüyenim
Gelirsen sevdiğim çiçekleri getir
Gönlünün güneşli bahçelerinden / nilüferlerin zülüflerinden
Ve derin kuyularından hasretin, su getir
Koca İstanbulu getir bana gelirken
Mis sokağını, karanfil konağı, kitapçı dükkanlarını
Üç beş dergi, diline dolanan bir şarkıyı, bir çınar altını
Mor salkımlı düşlerini getir
İstiklal caddesinde el ele dolaşan yeniyetme sevdalıları
Düşsüzüm düşlerine al beni / soluksuz sevişmelerine sakla
Dudaklarınla kapat dudaklarımı / soluduğumda
Uyuduğumda / alnımdan öperek uyandır beni
Ki, denizlerin sevgiyle köpürdüğü saatlerde
Şiirin yedirenk çakılları vursun kıyılarıma
Aşk bir yanımı alıp götürsün / özlem bir yanımı
Bir ömür sevgi yağmurunla ıslanayım
Şimdi ayışığıyla süslenmiş penceremde
Sen gecegözlü güvercinimsin, özlem yüklü şiir’im
Bırak güllere vursun gülüşün / harelensin denizlerin yüreğine
Yanaklarında aşkın solmayan rengi
Saklayıp gecelere gizini / yıldızlara uzansın mavi düşlerin
Bense çevire çevire dört duvarımı / bir ömür aşkınla böyle yanar kalayım
MENEKŞE RENGİ BİR ÇİÇEKTİ SEVDİĞİM KIZ
‘’Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar, her gece bülbül öter’’
Beyatlı
Menekşe rengi bir çiçekti sevdiğim kız
Anadolu yaylalarında karanfil kokan
Yanaklarında güneşin gül öpücükleri
Dudaklarında hayatın nazlı gülücükleri
Pınarlara her akşam aşk masalları anlatan
Erguvan rengi bir çiçekti sevdiğim kız
Munzur’un eteklerinde nergiz kokan
Bakışı ayışığı yüklü bir ceylandı
Sevda ve gül işlerdi yüreklere
İpek saçlarında çayır çiçekleri
Esmer alnında duygu gelincikleri
Her gece yıldızları alıp koynuna yatan
Bende sevmiştim ah deli gönlüm bende
Hasret rengi bir çiçekti sevdiğim kız
Gözlerinde dağların ilkyaz gülücükleri
Dilinde sevdanın içli sözcükleri
Saçlarında bahar yelleri eserdi
Yaşamak bir şarkıya benzerdi dudaklarında
Dünyanın bütün dillerini konuşan
Bende sevmiştim ah ömrüm bende
Kar rengi bir çiçekti sevdiğim kız
Nefesinde dağgüllerinin kokuları
Kalbinde sevdanın gizli korkuları
Üşüyen yüreklere beyaz çiçekler sunardı her gece
Türkü türkü seher yeliydi yüzü
Şiir şiir ay güzeli
Doğanın bütün renklerine yakışan
Bende sevmiştim ah dostlarım bende
Hayat rengi bir çiçekti sevdiğim kız
Hala özlem kokuyor bir köşesinde anadolunun
Hala sevda kokuyor uzaklarda sesizlikler içinde
Kimselerin uğramadığı bir yerde
Yıldızlara bakıp üşüyor her gece
Şimdi güller gülümsemiyor artık,uzak dağbaşlarında
Cerenler inmiyor sulara
Derin uykuya dalmış gözlerinde sevdiğimin
Nergizler uyanmıyor sabahlara
Sarmıyor yaşamı maviler
Sonsuz bir hüzün gibi devrildi düştü gecelere
Bir hüzünki ne yazgılara sığar ne yıldızlara
Ya ben nasıl ağlamam dostlarım ya ben nasıl
Benim ömrüm kimsesiz bir çığlık
Kırık bir figan akarsularda sesim
Çağlayanlara vurur yankısı
Mavisi yağmalanmış bir gökyüzüyüm
Karanlığın ortasında
Kendi içinde taşıyan aydınlığını
Örselenmiş çocuk gözleriyim
Ömrümün deltasında yapayalnız
Sol yanım güvercin, uçurumları emzirir
Sağ yanım karanlık kakülleri kan
Ah kalbim
Ah duyarlı yanım
Ortak oynanan bir oyunmu hayat
Herkesin kendisini oynadığı
Yalnız bir tregadyayım ben
Maskesiz seyircisiz
Ve her gece uykuya yatmış bir dağ gibi kederli
Kirpiklerini sulara dökmüş bir çiçeğim
Silahsızım kuşları vurulmuş bir gökyüzünde
Bir kar çölü ıssızlığıyım
Her gece bir ateşdağına tırmanıyorum
Bir kahır dağına
Hiç bir yol çıkmıyor umuda
Kalbimi bir buzdağının ortasına koyup ve uyuyorum
Bir başka bahara açmak için çiçeklerimi
Denizi olanlar mavi gözlüdür belki
Ben kavruk bir çöl gibi yangınım
Bir doğulu kadar esmer ve tedirgin
Aşiretlerin terkettiği örenlere benziyor
Kaygılardaki yüzüm
Yollar kar, dağlar karanfil
Göz göz oldu yaralarım bağlayamam
Gel yürek sıcağı bir ezgiyle ört üstümü
‘ örtki ölem’
*’Erzurum ağzı’
Susku
bir çığlık
yürek içre
incinmiş bir sözcük belki
hasret yazılı bir şehirde
sızı
sızı
diken
diken
biriken
dil üzre
susku
bir şarkı belki
sessiz bir tını
kopuk bir keman telinde
inim
inim
inleyen
ilmek
ilmek
imleyen
yalnızlığı
yel üzre
susku
hüzün soluklu bir güz
incelikleri kanayan
göğüne küs yıldız
son intiharını kusarken aşk
gül üzre
bütün imgeleri kırık ve yaralıdır
dudağında gizlendiğimiz
şiir gözlü kız
ah ben
acemi ve şaşkın
çok geç farkettim
bir ömrü yana yana tükettiğini aşkın
ve sekerek geçtiğini
iz
iz
duman
duman
kül üzre
suya küs ateşe barışkın
Trenler gelip geçiyor
usumun uzayan raylarında lanetli
ağır bir ağrıyı taşıyor bedenime yıllar
kalbimin sızısında gam
dilimin yakarışında ürperiyor yapraklar.
usul usul yağmurlarda gözlerim
ellerim fırtınalarda kopmuş dal
dillerim lal
bitkinim.. ve yurtsuz
‘uy hawar’
yaralıyım
bakışlarımda yavrusu vurulmuş bir ceylan inliyor
suların kesildiği yerdeyim
rüzgarın acı kestiği yerde
yüreğine tutunduğum bunu bilmiyor.
dalları tutuşmuş bir ormanda
sevgilime yazdığım bütün dizeleri yakıyorum şimdi
bütün umutları terkediyorum bir bahardan ödünç aldığım
gençliğim yarım kalmış bir şiir değil miydi zaten?
ve kanayan bir kalem değil miydi kalbim?
bırak ömrümün bütün dallarını silkelesin hayat
… uy hawar
bu günde gelmedi beklediğim bahar
gülmedi karabahtım
kalbimin üstüne üstüne yağıyor kar
uçup gitti kuşlar çoktan.
nereye saklanır içimdeki incinmişlikler
inince gözlerimde ince bir sızı
ve süzülünce yanağımda bu gam müziği
…uy havvar güz geldi
solan çiçeklerime su bekledim
yanan yüreğime kar
düşmedi bir damla yağmur
gelmedi beklediğim bahar.
kirpiklerim yaralı yolcuları gözlerimin
sesim uçurumlara düşmüş çığlık
nereye uçsunki,
kalbimdeki kuşun kanadı kırık.
son trende kalktı / boşaldı istasyonlar
kimsenin gelmediği yerdeyim
acıların bitmediği yerde
güz geldi, gelmedi beklediğim tren
yoruldum bunca ağrıyı taşımaktan
sevgiye tanımlar aramaktan
bir serseri gibi yaşamaktan yoruldum
yoruldu yüreğim, beynim, dilim, ellerim, gözlerim
… uy hawar
bu günde doğmadı güneş
dağlar erimedi
gelmedi beklediğim bahar
Nuri CAN Nijmegen/HOLLANDA
İLERİ :EY HAYAT KUCAKLA BENİ