PERİ KIZI İLE ÇOBAN HİKAYESİ

 

 

SEVGİLİYE MEKTUP

 

“dargınız bilmiyorum,

barışmak diliyorum”

 

Ey benim güzel kuşum

anladım ki dün akşam

artık unutulmuşum!

Beyhudedir ne yapsam..

Hattâ sana desem ki;

Bence gene evvelki,

Evvelki güzel kuşsun,

Madem ki unutmuşsun

Doğrusu gücenmedim,

“unutmuş beni” dedim.

 

Olu ya, olmaz mı?

Unutulanlar az mı?

Ey benim güzel kuşum!

Madem unutulmuşum;

Öyleyse beni dinle:

Her kimse sevdiğinle

Seni tes'it etmeden

Daha evvel sana ben

İtiraf etmeliyim;

Ben sahiden deliyim,

Hiç seni unutmadım,

Daima hatırladım.

 

Böyle de olmaz mı?

Unutmayanlar az mı?

 

Ey benim güzel kuşum,

Ben ki unutulmuşum;

Büsbütün yine nevmit

Olmuyorum bir ümit,

Bir şüphe var içimde

Diyorum ki belki de

Seviyor beni hala!

Böylesi de olur ya..

 

Olur ya, olmaz mı?

Sevilenler de az mı?

 

Her neyse güzel kuşum

Gerek unutulmuşum,

Gerek unutulmamış;

Hâlâ o tatlı bakış,

Halâ o güzel gözler

Bende derin bir eser

Bıraktı silinmiyor.

Sevenler bilinmiyor.

Sevmeyenler bahtiyar!

Kim bilir belki de var

Sende aynı hisler!...

O halde bir cevap ver,

Şüphede bırakma çok,

Kim bilir belkide yok

Sende hiçbir şey..Hava..

Öyleyse elveda!

Son defa selamlarım,

Çekilir ağlarım.

Eski günler bir rüya

Gibi kalır... Olur ya!

 

Olur ya, olmaz mı?

Sevişmeyenler az mı?

 

Artık, güzel çiçeğim,

Sevimli kelebeğim,

İşte sana son sözüm:

Daima yolda gözüm,

Bekliyorum bir cevap

Yetişir bu ıstırap...

Anladın ya kimim ben?

Seni ilk önce seven!

 

Orhan Seyfi ORHON

 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çok eski bir zamanda,

Oğuz Han Hükümdarmış

İşitmiştim Turanda

Bir peri kızı varmış

Bu nazlı peri kızı,

Bu ne güzellik yıldızı,

Her gönülde bir sızı

Bırakarak yaşarmış.

Issız dağlarda gezer,

Yokmuş izinden eser,

Bazen göründüğü yer,

Bir sihirli pınarmış.

Yüzü pembe bir şafak,

Gülse güller açacak...

Yaşarmış elden uzak,

Dostları çobanlarmış.

Bu kız öyle güzel ki:

Çıldırtır aşkı belki,

O kadar muhayyel ki,

Akıllara zararmış.

Cefa imiş adeti!

Hiç yokmuş merhameti,

Sevmeyen bu afeti,

Sevenden bahtiyarmış.

Vurulurmuş kalbinden,

Bir kere onu gören,

Aşıkları tahminen,

Gür saçları kadarmış,

Gençlerin yüzü solmuş.

Gözleri yaşla dolmuş.

Aşkı bir afet olmuş,

Bütün cihanı sarmış...

Ulu Hakan Oğuz Han,

Bu kızı merak eder,

Görmek ister yakından.

Çağırtır yanına... Der:

Sevimli kız, güzel kız!

Dağ başlarında yalnız,

Yaşıyorsun, bu neden?

Bu güzelliğinle sen

Bir sihirli güneşsin!

Sevimli kız, güzel kız!

Tek yaratmaz, Tanrımız

Kimseyi tabiatta.

Var bir eşin elbette,

Sen de birine eşsin!

Kız, böyle tek yaşamak

Yaraşır mı hele bak!

Senin gibi güzele?

Gel, karış artık ‘El’ e

Neslimiz güzelleşsin!

Kız der ki: Ulu hakan,

Ben de sevdim bir zaman.

Vaktiyle genç bir çoban

Sevgilimdi, eşimdi;

Yalnızım fakat şimdi.

Dağlarda bahtiyar, şen,

Sevişerek yaşarken

Bir söz onu incitti;

Bana darıldı gitti

Ne kendi geldi geri;

Ne duyuldu haberi...

İşte o günden beri

Hissizim, kayıtsızım;

Tek yaşayan bir kızım.

Hakan düşünür biraz

Der: bu doğru olamaz!

Senin gibi güzel kız,

Daima böyle yalnız,

Dağ başında yaşar mı?

 

Kız der ki: Çare var mı?

Ben bir eşsiz güneşim,

Gösterin nerde eşim?

Sevenler beni belki,

Şu geniş göklerdeki,

Yıldızlardan daha çok,

Fakat istediğim yok.

İnanın buna sizde ;

Bulunmaz, içinizde.

Hakan derki: Ne zarar,

Bulunmazsa da, arar;

Şüpheden kurtuluruz.

Sen cevap ver, buluruz

İstediğini belki...

Kız der: O halde peki!

Kimlerse beni seven,

Haber verin şimdiden

Deneyim onları ben

Bir sihirli oyunla.

İçlerinden bana kim

Cevap verirse.. benim

O, olacak sevdiğim;

Ben yaşarım onunla!

Bu haber dalga dalga

Dağılır ortalığa.

Aşıklar uazak yakın

Yollardan akın akın

Gelirler zavallılar,

-hep birden genç-ihtiyar-

kapılıp ümitlere;

toplanırlar bir yere.

Peri kızı, güzel kız:

Ufka doğan bir yıldız

Gibi, yüksek bir gurur

İçinde gelir durur.

Silkinince ansızın

 Değişir şekli kızın:

Kuş olur, çiçek olur,

Bazı kelebek olur.

Bir gül olur açılır,

İnci olur saçılır...

Bir buluta bürünür;

Bin şekilde görünür..

Aşıklar hep birden,

Şaşırıp kalır buna..

Bulunmaz crvap veren

Bu sihirli oyuna.

Kız: “Artık ne çare” der;

Hakana veda eder.

Ayrılacağı zaman;

Ta uzaktan bir çoban

-gözleri dolu yaşla-

helecanla, telaşla

koşar huzura girer:

“-Ruhsat olursa eğer

talihimi deneyim!

Sormayın kimim neyim..

Bir sevda havasıyla,

Bir hicranın yasıyla

Aşarak yüce dağlar,

Gezerken diyar diyar

Ansızın bu haberi

Duyunca döndüm geri.

Bir sevinçli duyguya

Kapıldım..Gönül bu ya!”

Hakan der ki o zaman:

Küstahlık etme çoban!

Bu kız senin ufkuna

Doğacak güneş değil.

Bir zavallı çobana

Laik olan eş değil.

Doğrusu şu telifin

Bu peri kızı için

Bir lekedir,bir züldür.

Kız der: o da gönüldür,

İncitmeyiniz sakın,

Ben razıyım bırakın

Dururlar kızla çoban

Karşılıklı o zaman..

Silkinince ansızın,

Değişir şekli kızın:

Kuş olur; uçup konar

Hakan’ın otağına.

Çoban bakar, ah eder;

O da bu sihri meğer

Biliyormuş eskiden.

Bir kafes olur hemen,

Bu güzel kuşu alır,

O anda kucağına.

- Bu birinci imtihan.

Bunu kazandın çoban!

Kuş silkinir ansızın,

Değişir şekli kızın:

İnci olur bu sefer.

Saçılır birer birer

Hakan’ın ayağına.

Kafeste her yerinden

Dağılıp düşer hemen;

Bir sedef olur, alır

İnciyi kucağına.

-Bu ikinci imtihan.

Adın ne senin çoban?

İnci yanar ansızın,

Değişir şekli kızın,

Her inci bu sefer de

Bir başka çiçek olur

Canlanır hemen, yerde

Boş kalan sedeflerde

Birer kelebek olur.

Bir yanda, öyle renk renk

Açılırken çiçekler;

Bir yandan, titreşerek

Dolaşır kelebekler:

-Bu sonuncu imtihan,

Tanıdım  seni çoban,

Anladım şimdi kimsin!

Sen beni tâ eskiden

Sevip sonra terk eden

Vefasız sevdiğimsin

Bunu artık iyi bil;

Eş olmam mümkün değil

Sen gibi vefasıza.

Çoban; gözünde yaşlar,

O zaman nakle başlar,

Macerasını kıza;

“Sevda, o bir peridir,

“Karar etmez yerinde.

“Gönül ki serseridir,

“Dolaşır izlerinde.

“Sevda, o gizli bir ok,

“Görünmez kanatmadan.

“Kavuşmanın tadı yok,

“Ayrılığı tatmadan.

“Ben ki, pek çok ağladım,

“Gezdim hicrana giden

“Yolları adım adım.

“Beni artık yeniden

“Hicrana atma, güzel,

“Yeter ağlatma, güzel!

“O her derde tahammül

“Gösteren deli gönül;

“Kâh eder dünyaya naz!

“Her dakika bulunmaz

“Bir halde, bir kararda.

“Sevdiği zamanlarda,

“Gül yaprağından ince,

“Bir sitem işitince

“Yaralanır derinden,

“İncinir her yerinden.

“Bir gündü.. yandı içim.

“Dağıldı hep sevincim...

“Elveda artık!...”Dedim.

“Tahammül edemedim.

“Bir söze, bir siteme.

“Düşün ki: Terk etmeme,

“Yine aşkımdı sebep!

“Serseri, dünyayı hep

“Dolaştım adım adım;

“Bir teselli aradım.

“Bulamadım kimsede,

“Bir günah ettimse de,

“Şimdi işit ahımı,

“Bağışla günahımı

“Düştüğüm aşka güzel!

“Sebep yok başka, güzel!

“Deniz geçtim, dağ açtım;

“Hayli sene dolaştım,

“Bahtım kara, saçım ak,

“Ne şekle girmişim bak!

“Başımın tacı güzel,

“Halime acı güzel!

Oğuz Han: Artık yeter;

Bu gamlı sözlerle der,

Beni ağlatacaksın.

Şüphe etme ki çoban,

Sevdiğinin her zaman

Affına müstahaksın!

Var mı kızım, sende bak,

Bir başka eş olacak

Senin gibi güzele!

El verir bu ayrılık!

Gelin birleşin artık!

Haydi verin el ele

Geçsin neşe, eğlence

İçinde hep gününüz!

Tamam kırk gün, kırk gece

Yapılsın düğünümüz.

İşte hemen o günü,

Başlayan bu düğünü

“Felek” dedikleri pir

Görünce, girmiş denir

Yeniden bir yaşına!

Bu düğün öyle uzun,

Sevinçli bir düğün ki;

Bu, şerefli gün ki:

Darısı yurdumuzun

Güzelleri başına!

 

Orhan SEYFİ ORHON

 

ANA SAYFAYA DÖN