SEVGİNİN RENGİ


Nuri CAN


         

          Ne zaman “bayram” dense

          Gizli bir körük yelpazelenir yaram üstünde

          Tozu gözümü yakar, közü yüreğimi

          Bir yerde sevgiler ağlar benimle

         

          Küçücük bir çocuktum o zamanlar. Yedi veya sekiz yaşlarında. Kokusuna doyamadığım, sıcaklığını doyasıya içime sindiremediğim annemi kaybetmiştim. Saçımı okşayacak bir anam yoktu artık. Ne de sırtımı örtecek şefkatli bir el. Amansız bir hastalık dediler adına, çocuk aklim ermedi. Çocuk aklim ermedi anayı yavrusundan ayıran, eti tırnağından söken, sevgileri linç eden, adına “ölüm” denen bu “göç” ü. Geceler benimle ağladı sessiz sessiz günlerce... Sabahlar benimle...

          Bulutlarda yüzü şekilleniyordu sanki anamın gökyüzünde, her özlediğimde baktığım. Yağmur yağmur iniyordu elleri yüzüme okşarcasına. Yağmurun elleri anam kadar sıcaktı... Bir o kadar soğuktum ben, bir o kadar ürkek, bir o kadar masum ve korunmaya muhtaç.

          Bulutlar ve ben hep ayni yerdeyiz hala. Özlemlerin vuslatında.

          Bulutlarda bir resim.

          Elimden tutuşunu hatırlıyorum bir gün babamın,”Hadi gel” deyişini.”Köye gidiyoruz, ninenler bizi bekliyor, seni oraya bırakacağım” Küçücük yüreğimden taşan acılarımla son bir kez daha bakıp odama selamlıyorum bulutları.

        Yeşilin her tonu, göz alabildiğince, sözleşmişçesine, burada toplanmıştı sanki. Adini bilmediğim dünya kadar böcek ve kuş. Gökkuşağı bir hali gibi serilmişti çiçek çiçek... Toprağın sesi yükseliyordu çıplak ayaklarımın altında. Mutluydum...

          Bulutlar ve ben hep ayni yerdeyiz hala...

          Yaşamımı renklendiren analıyı kuzuyu orda tanıdım işte, adini Berkin koyduğum. Küçücüktü. Simsiyah gözleri, ağzı ve kulaklarıyla bir sevgi yumağıydı sanki. İçimdeki boşluğu dolduruvermişti bir anda. Hissetmiş miydi ne öksüzlüğümü? Ne zaman dalıp gitsem dünlere, bitiveriyordu yanı başımda bindir türlü oyunlarla. “Al bu kuzu senin olsun, istediğin gibi bak ona” dediler. Dünyalar benim olmuştu sanki. Bir kuzum vardı artık. Yalnız değildim. Ben, kuzum ve de anası...

          Sonradan Sercin’ de katıldı aramıza. Sercin: evimizin haşarı bir o kadar da sevimli köpeği.

          Artık, Sercin ve Berlin’in bakımları bana aitti. Bu sorumluluk altında her sabah erkenden kalkıyor ellerimle onları doyuruyordum. Ne güzeldi Berlin’in annesinin peşinden koşması! Annesiyle oyunlar oynaması ne güzeldi! Ama, ne yazık ki uzun sürmedi bu “analı kuzu” mutluluğu. Bir eve bir öksüz yetmezmiş gibi acı bir haber dağlayıverdi yeni baştan çocuk yüreğimi. Kuzucuğumun anası yediği bir ottan zehirlenerek ölmüştü.

          Ölüm bir kez daha çöreklenmişti kapımıza.

          Kuzucuğum öksüz kalmıştı. Daha bir sıkı sarıldım sanki bu olaydan sonra Berlin’e. Ona yalnızlığını unutturmam lazımdı. Öksüzlüğünü... Sercin olayların farkında gibiydi. Ya da bana öyle geliyordu. Ne zaman melemeye başlasa Berkin, hemen onun yanına gidiyor bir şeyler yapıp onu neşelendiriyordu.

          Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Biz üçümüz üç dost, üç kardeş, üç sırdaş gibiydik. Biraz geç uyansam ikisi birden kapımda bitiveriyordu.

          Yemyeşil kırlar bizimdi uçsuz bucaksız.

          Bir de bulutlar vardı

          Mavi bulutlar

          Beyaz bulutlar

          Bulutlarda şekiller vardı

          Bulutlarda iki resim

         Yağmur daha çok yağıyordu sanki

          Bulutlar ve ben ayni yerdeyiz hala

          Bulutlar ve kuzum da ayni

          Bir tatlı koşuşturmaca başladı gülerden bir gün evin içinde. Bir telaş. Çarşı pazar alışverişleri. “Hadi sana bayramlık alalım” dedi ninem. Hep beraber kasabaya inip bir şeyler aldık. Çiçekli basma entarim ve kırmızı ayakkabılarım çok güzeldi. kırmızı kurdele de isterim diye tutturdum. Berlin’e, Serfin’e ve bana. Kırmadılar. Aldılar. “Birazda kına alalım” dedi ninem. “Ellerine yakarız. Berfin’i de kınalarız” Sevindim.

          Çarşı kalabalıktı. Hiç bu kadar insani bir arada görmemiştim. Meydanlar koyun, kuzu ve danalarla doluydu. Şimdiden kınalamıştı hepsi. Bir anlam veremedim. Çocuk yüreğimin coşkusuyla yarinin heyecanı sarıvermişti içimi. Yarin bayramdı... Kurban bayramı...

          Ne zaman “bayram” dense

          Gizli bir körük yelpazelenir yaram üstünde

          Tozu gözümü yakar, közü yüreğimi.

          Bir yerde sevgiler ağlar benimle.

          Kınalar yakıldı ellerime. Berlin’in başına kınalar yakıldı o gece.

          Anlayamadığım bir fısıltı vardı evin içinde. Sanki duymamı istemiyorlarmış gibi gizli gizli konuşmalar. Berkin ve Sercin çoktan uyumuştu. Ben de uyumalıyım. Yarının heyecanı daha şimdiden sarmıştı içimi. Ayakkabılarımı sildim, ninemin kınalı ellerimi bağladığı bezlerle, parlattım. Bir daha sildim. Şimdi daha parlak olmuştu. Elbisemi kapının arkasına astım. Gözümün önünde dursun diye. Uyandıkça bakarım. Üç tane de kırmızı kurdele duruyordu başucumda. Biri benim için, biri kuzucuğuma biri köpeğime bağlayacağım.

          Kınalı ellerimin kokusu karıştı bahar kokulu odama. Gece bir başka güzeldi sanki. Perdemi araladım, bulutlar yıldızlara bırakmıştı gökyüzünü. Göz kırptı biri, diğeri yer değiştirdi... Kaydı gitti... Tutamadım...

          Boğuk bir ulumayla uyandım. Köpeğim, kapımın önünde havlıyordu. Önce ellerimin bağını çözdüm kurumuş kınaları topladım. Kapıyı açar açmaz yatağıma atladı Sercin. Eteğimi tutup bir yerlere götürmek istercesine gözlerimin içine baktı. Acı çektiği her halinden belliydi. Daha yataktan kalkmamıştım ki kuzucuğumun acı meleyişini duydum. Birden bahçeye attım kendimi. Kınalı kuzumun gözleri bağlıydı ve sürüklenircesine bir ağacın altına yatırılıyordu. Kocaman bir çukur açılmıştı yanı başında.

          Ninemin sesi duyuldu. “Berfin’i kurban ediyoruz. Sana başka bir kuzu daha alırız sonra. Bugün kurban bayramı”

        

         Toprak kaydı ayaklarımın altından

          Bulutlar kaydı ayaklarımın altına

          Sesler çığlıklara karıştı

          Kızıla döndü yeşil

          Ellerimdeki kına sızladı

          Kapının arkasındaki basma entarim

          Çaresizliğim büyüdü kocaman çocuk gözlerimde

          Hiç bir şey yapamamanın acizliğiyle yandım

          Gök yere indi gürültüsüyle

          Şimşek şimşek

          Başımı sokup yorganın altına

          Yitip giden sevgilere ağladım...

 

          Ne zaman “bayram” dense

          Gizli bir körük yelpazelenir yaram üstünde

          Tozu gözümü yakar, közü yüreğimi.

          Bir yerde sevgiler ağlar benimle.

 

          Bulutlar ve ben hep ayni yerdeyiz hala

          Bulutlarda üç resim

 

          Haykırabilseydim nefreti

          Haykırabilseydim sevgiyi

          Yapamadım.

          Kara bir bulut gibi çöreklendi o bayram sabahı küçücük yüreğime.

          Kimse anlamadı.

          Kimseye anlatamadım

          Bayramları neden sevmediğimi

 

Ana Sayfaya Dön || Yazarın Diğer Yazıları