Sevgiyi
Paylaşabiliyor muyuz?
Nuri CAN
”Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman
bunun için yaratılmıştır…
Düşünmeye zaman ayırın, başarının bedeli budur…
Sevmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur…
Etrafınıza bakmaya zaman ayırın, günler bencilliğinize yetmeyecek kadar
kısadır…
Terbiyeli olmaya zaman ayırın, insan olabilmenin sembolü budur”
Goethe
Merhaba!
Siz, siz olun insani değerlerinizi öldürmeyin! Ağlamaksa
ağlamak, gülmekse gülmek, hüzünlenmekse hüzünlenmek, sevmekse sevmek. İnsan
bir makine değil, duygusuyla, merhametiyle, sevgisiyle insandır.
Ve nitekim yaşamak. Tek bir dokunuşta, bir bakışta
gizli, hissetmekle kalan sahici değerler... Yapay değerlerimizde büyüttüğümüz,
her şeyi lükste, parada, maddiyatta aramanın, hırsın, bencilliğin, çürümüşlüğün
gerçek değeri ne ola ki.
Hayatımıza o kadar çok karmaşa ve ucuz değerler girdi ki; her gün biraz daha kaos, biraz daha karmaşa içinde yaşamın farkına varmadan
kaybolup gidiyoruz. O kadar acele yaşıyoruz ki hayatı. Bir tabloya bakarken, ya
da bir şiiri okurken bile neyi anlattığını, üzerinde durup düşünmeye fırsat
bulamıyoruz.
Geldiğimiz yüzyılda insanlar artık sadece yaşamlarını daha zengin bir ortamda
sürdürme kaygısı taşıyorlar. Asıl değerlerin yerini (saygı, sevgi, dostluk,
güven, paylaşım gibi) maddi değerler almış. Oysa ki
sevgi, vefa, dostluk duygusu kutsal değerlerdir maddi değerlerle, maddi
çıkarlarla ölçmek onu aşağılamaktan başka bir
şey
değildir.
O kadar çok sevgi var ki yarım kalan, bu acelecilikten sevgileri bile
yaşayamıyor ve paylaşamıyoruz. Birbirimize yeterince vakit ayıramıyoruz.
Yaşamın yanı başımızda su gibi akıp geçtiğinin farkına varamıyoruz. Dostluklar
bile sahte ve çıkar ilişkilerinden öteye geçmiyor. Farkında mısınız, ne kadar
çok özlüyoruz doğal dostlukları ve sevgileri?
Peki biz gerçekten dost olabiliyor muyuz insanlara,
çıkarsız sevebiliyor muyuz insanları?
Neden hep yalnızlığı seçiyoruz çoğunlukla; neden hep boğulduğumuzu sanıp
kaçıyoruz
insanlardan? Bu acelecilik, bu korku, bu kaçış niye? Sevgileri, gerçek
dostlukları, insani ilişkilerimizi öldürmüyor muyuz hep beraber, sevgilerimizi
de öldürecek kadar sevgi katili olmuyor muyuz?
Biliyoruz ki, düşündüklerimizle yaşantımız arasındaki ilintiler çoğu kez
özlenenin, umulanın dışında kalıyor. Toplum olarak da, bireysel olarak da,
durmadan bir karamsarlığa bir yılgınlığa doğru sürükleniyoruz. Bunları
söylerken edebiyat
yaptığımı
ya da bilgiçlik tasladığımı sanmayın. Salt bireycilik, bireysel saplantılar
değil
bunlar. Toplumsal bir yangına dönüşmüş durumda.
Bunları yazarken bir arkadaşımın anlattığı ve yazarının ismini bilmediğim kısa
bir
öykü
geldi aklıma. Hatırladığım kadarıyla öykü şöyle...
“”Dağlık bir bölgede adam küçük oğluyla yürürken, oğlan ayağını taşa çarpar ve
can acısıyla, “Ahhhhh!”diye bağırır. Dağdan, “Ahhhhh!” diye bir ses gelir ve bu sesi duyan çocuk hayret
eder. Merakla “Sen kimsin?” diye sorar; ama aldığı tek yanıt “Sen kimsin?”
olur. Çocuk bu yanıta kızar ve “Sen bir korkaksın!” diye bağırır.Dağdan
aldığı
yanıt “Sen bir korkaksın!” dır. Babasına bakar ve
“Baba ne oluyor?”diye sorar.
“Oğlum, dikkat et!” diyen baba, vadiye doğru, “Sana hayranım!” diye bağırır.Ses
“Sana
hayranım!” diye yanıtlar. Baba “Sen harikasın!” diye bağırdığında, bu kez
dağdan “Sen harikasın!” yanıtı gelir. Çocuk şaşırmıştır, ama hala ne olduğunu
pek anlayamamıştır.
Baba oğluna durumu açıklar: ”Oğlum, insanlar buna yankı derler ama; ama gerçekte YAŞAM’ın
kendisidir. Yaşama ne verirsen sana onu yansıtır. Yaşam senin davranışlarının
bir aynasıdır. Eğer yaşamında daha çok sevgi istiyorsan, insanları
daha
çok sev. Eğer sana saygılı davranılmasını istiyorsan insanlara saygılı davran.
Eğer
başkaları tarafından anlaşılmak istiyorsan, önce başkalarını anlamaya gayret
göster. Eğer insanların sana hoşgörülü ve sabırlı davranmasını istiyorsan, önce
sen insanlara karşı hoşgörülü ve sabırlı olmalısın.
Oğlum yaşamda ne ekersen onu biçersin. Bu doğa yasası, yaşamın her yönü için
geçerlidir.””
İnsanların yaşamı tesadüfler sonucu oluşmaz; insanların yaşamı onların
davranışlarının yansımasından başka bir şey değildir...
“Sevinçler paylaşıldıkça artar, üzüntüler paylaşıldıkça azalır” sözü insanlar için en
güzel ve en doğru yol gösterici olarak algılanmalıdır.
Bazen karşımızdakilerin varlığına bile tahammül edemiyoruz, çarpık sağlıksız
bir
kişiliğe
doğru sürükleniyoruz. Salt “Sevmeyi bilmek” başlıklı yazımdan dolayı onlarca
tehdit ve küfür maili aldığımı yazsam inanır mısınız?
Ey siz sessiz sevgilerin sessiz ortakları... Bu serin gecenin ıslak
damlacıkları
bedeninize
yayılırken, üşüyüp kaçmak yerine, yüreğinize sevginin sıcaklığını esir
edin...
Ve bunu kendinize bahşedilmiş en kutsal ödül sayın. Sevin, yalnızca sevin...
Dünyanın en güzel şeyi insanların sevildiğini bilmesidir, daha da güzeli
sevebilmesidir, sevmeyi bilmesidir. Sevmek hiç bir zaman çılgınlık değildir.
Sevmek insan tarafımızı bulmamızdır. Dünyada sevmeyenlere, sevemeyenlere
acımalı. Sevebilen insan,
kendini
ve yaşamı keşfeden insandır; talihli insandır. Duygulu duyarlı ve güzel
insandır.
Sevgidir insanı yücelten, insanın yaşamına anlam ve derinlik kazandıran.
Sevmeyenler ve sevemeyenler ot gibi yaşayıp, ot gibi gidenlerdir. Ah evet,
sevgisiz
bir dünyada hala sevmeyi bilen siz duyarlı dostlara selam, bilmeyenlere de
bir
mesaj iletiyorum bu şekilde...
‘”Dünyayı şairler ya da çocuklar yönetse, o zaman dirlik düzenlik olur; çünkü
ikisinin
de yüreği
sevgi doludur, ikisi de açık yüreklilikle yaklaşır hem beyninin hem yüreğinin sorunlarına”
diyen yazara katılmamak mümkün mü?.
Beynimi beyninizin aydınlığına yaslayıp, yüreğimi yüreğinizin sıcaklığına;
güzel,
yalın
yapmacıksız duygularınızdan öpüyorum.
Yaşamı savunma sorumluluğu ve bilinciyle
mutluluklara…
Yazımı, beğeneceğinizi umduğum “Rudyard Kipling”in anlamlı ve güzel bir şiiriyle noktalıyorum...
....................
Adam Gibi Adam Olmak
çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
sen aklı başında kalabilirsen eğer
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem kendine güvenebilirsen eğer
bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana
düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
ne kazandım diye sevinir
ne yıkıldım diye yerinir
ikisini de önem vermeyebilirsen eğer
söylediğin doğruyu ve gerçeği büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz ve
yeniden koyulabilirsen işe
döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın diline
baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine, sinirine “dayan” diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktaya
sen dayanabilirsen tek başına
herkesle düşüp kalkıp yine de erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı krallarla gezsen de
dost da düşmanda incitemezse seni
ne küçümser nede büyültürsen çevreni
her saatin her dakikasına
emeğini katarsan alın terine
hakçasına bölüşürsen vicdanındaki adaleti
her şeyiyle dünya önüne serilir
korktuğun yerde el öpmez
hükümran olduğun yerde ezmezsen
oğlum adam oldun demektir
üstelik adam gibi bir adam.
Şiir: Rudyard
KİPLİNG
Şiir çeviri: Bülent Ecevit
Minnacık bir katkı ve yorum Nuri CAN
Nuri CAN
||ANA SAYFA||