|
|
VAROLUŞ
ÖYKÜSÜ
Naci GÜMÜŞ
|
|
|
Bir sevda masalı değil
anlatacağım. Benim öyküm bitmedi. Bütün şiirlerin okunduğu, bütün şarkıların
söylendiği, anlatılan hikâyelerin bittiği yerde yeniden başlar öyküm. Benliğimin içindeki şehirde
yeniden doğarım. Güneş ilk önce kutlu tepeyi öperken ayağa kalkarım. İlkinden
daha emin adımlarla yürümeye başlarım. Yollar acıtsa da tatlı hayaller,
heyecan ve ümitler güdüler. Bu yürüyüş yeniden diriltir beni. Dilimlenir
yeniden zaman, gök ve toprak bütün cömertliğiyle kucak açar. Tanıma ve
tanışma süreci başlar. Varoluş eylemi ayrı bir boyut kazanır. Varolanı
tanımadan sonra, duyu organlarının
duyumsamaları analizden geçer. Yıllar, yollar, kurallar,
ilkeler yürüyüşümü yeniden konumlandırır. İnsan olma bilinci ile hareket
stratejisi değişir. Çoğalır canlılar. Önce, şimdi ve sonra diye bir kavram
zihnimde tarla açar. Hayat , hatıra ve hayal kuşatır. Sevdayı bilme, aşk
bilmecesiyle uğraşma alanındayım. Sevginin rengi değişmiştir. Acı
farklılaşmıştır. Özlem yakan bir şey olmuştur artık. Şiir gelmeye, musîki
doğmaya başlar. Sözcükler dudaklardan nasıl çıkacağını bilemediği zaman
ağlamayı tanımaya başlarım. Tanıma ve tanımlar çoğaldıkça, istekler ve
ihtiyaçlar artıkça yük ağırlaşır, yolculuk zorlaşır. Huzur ve mutluluk nediri
tanıtan bu olgudur. Ama ben varoluşla başlayan bu yolculuğa devam etme
kararlılığını hiçbir zaman bırakmayacağım. Yeniden yürümelerimden
hikâyeler doğuyor. Aydınlık karanlık, iyilik kötülük, savaş ve barış ikilemi
arayış serüvenini biledikçe roman oluyor hikâyelerim. Adem ve Havva ile
başlayan öyküler zincirine eklemeler yapacağım. Dinmeyen acıların, bitmeyen
ümitlerin, coşkuların ve sevinçlerin görüntüsü tarla açacak beyinde. Öykümün
kahramanı benim, sensin, odur; biziz... Ademdir Havva’dır. Edımdır Eva'dır, Esra’dır
Elisa’dır. Hasan’dır Hans’tır... Varoluş öyküsüdür benim, bir sevda masalı
değil. Bittiği yerde başlar... |
||