İLKÖĞRETİMDE KALİTE VE VERİMLİLİK

 

Eğitim,uzun bir zaman bünyesi içerisinde üretilen ;etkinlik,hesaplılık ve bilgi sağlayan ekonomi ile yakından ilişkisi olan,milli geliri etkileyen bir hizmettir.Yerel ve evrensel amaçları vardır.İlköğretimde eğitimin öncelikli gayesi;çocukların durmadan değişen dünyasına daha aktif bir şekilde intibak etmesini sağlamak,verimli kişiler yetiştirmek,iş yapabilme alışkanlığı kazandırmaktır.

            Eğitimde verimlilik;üretici,tutumlu,tasarrufa önem veren anlayışı yerleştirmek ,”yerimizde sayabilmek için bile koşmak zorunda olduğumuz”esprisiyle hareket etmek olgusudur.Bu itibarla eğitimde değişme,gelişme ve yenileşme sürekli olmalıdır.20 ciltlik bir kitabın muhtevasının bir mikro diske kaydedilebildiği,mevcut bilgi yükünün üç yılda bir ikiye katlandığı bir çağda ,ülkemizin kaderi;kaliteli,verimli bir eğitimden başka hiçbir şeyle çözülemez.Hele yarım milyonun üzerinde sahipsiz,kimsesiz çocuğun bulunduğu,Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre bile ilkokula başlayan her bin çocuktan 23’ünün ilköğretimi bitiremediği ülkemizde...

            Evet eğitimin ham maddesi insan,esas konusu da bütün görüntüleriyle hayattır.Kuru program,yalnız öğretim esasına dayalı müfredat,okul ve öğretmen sayısını arttırma,modern ve çağdaş sözcüklerini kullanmak,işi halletmiyor.Kalite,verimlilik esası ve kültür seviyesine bakmak lazım.Güzide şahsiyetler,ideal insanlar,erdemli toplum;eğitimde kalite ve verimliliğin tezahürüdür.Ülkemizde hayvansal ürünlerin bile bize yetmemesi,bazen bitkisel ürünlerin ithal edilmesi,yoksulluğun artması;toplumun sorunlarına önlem bulan,acil çözüm getiren insanların yeterli sayıda yetişememesi;zaman,beyin,emek ve para israfı,kırtasiyecilik ve bürokrasinin egemenliği konumuzun önemini artırmaktadır.Her şeye rağmen müsbet gelişme ve değişmeler de yok değil...Bu yeniden yapılanma sürecinde nitelikli insan,nitelikli öğretmen ,altyapısı tamamlanmış etkili okul,teknoloji ve bilgi transferi daha çok kaynak daha çok yatırım gereği vardır.

            Bütün öğrencilerin öğrenebileceklerine,öğretmenlerin bütün öğrencilerine öğretebileceklerine inanma,yüksek başarı normları geliştirme,okulun bir üretim ünitesi olduğunu kabul ederek,ürünün niteliğini arttırıcı kaynak ve fonlar bulup,nasıl kullanılacağını  bilmek gerekir.Değişme ve gelişme etkili okulun bir tezahürüdür.Etkili okula ulaşmada ilk adım etkili yöneticidir.Okul yöneticisi müdürdür.Müdürün üç önemli özelliği vardır:Amirlik,öğretmenlik,eğitim liderliği...Yönetimde müdürün karar verme,planlama,uygulama,emir ve direktif verme,denetleme ve rehberlik gibi hak ve yetkileri vardır.Eğitim yöneticiliği yalnız amir olarak yürütülürse etkili olamaz.Sevgi,saygı,işbirliği,mahkeme sağlamlığı,dürüstlük,doğruluk,kendine güven,etkili konuşma müdürde bulunması gereken önemli hususlardır.Okul ve çevre ilişkilerinin sağlıklı bir yapı ve gelişmeye kavuşturulması da bir yönetim görevidir.Eğitim yönetiminde yönetimin etkililiği,eğitimin verimliliği için karar verme,planlama,teşkilatlandırma eşgüdüm ve değerlendirme süreçlerinin yaşanması esastır.Fakat gel gelelim ki,ilköğretimlerde yazışmacılık ve kırtasiyecilik önemli bir yer tuttuğu için, gelen giden evrakların kaydı,dosyalanması hasta sevk kağıtlarının tanzimi öğrencilik belgesi,kayıt ve kütük işlemleri cetveller,belgeler,bordrolar,istatistikler,bilumum değer defterlerin tutulması vb. işler ilköğretim müdürlerinin asli görevlerinden uzak kalmasına sebep olmaktadır.Zamanın büyük bir kısmını öğretmen ve öğrencilerle geçirmesi gereken müdür,bürokrasi ve kırtasiyeye takılıp kalabilmektedir.

            Okul örgütünün birinci amacı ve ilgi odağı öğretim olgusudur.Okulun asıl işi eğitim ve öğretimdir.Bu da sınıf ortamında öğretmenin yönlendirmesi ve denetimi altında öğretmen-öğrenci etkileşimiyle gerçekleşir.Burada okul iklimi,normlar,tutum ve inanışlar,uygulamalar,öğrenci özellikleri,öğretmen ve öğrenci beklentileri çok önemlidir.

            Bu bakımdan öğretmenlere tecrübe kazandırıcı uygulamalar yaptırılmalı,kendi öğretimlerinin kritiğini yapabilme becerisi kazandırılmalı,öğretmenlerin planlama,sınıf yönetimi,metot ve teknikler,ölçme-değerlendirme alanlarında çok iyi yetiştirilmeleri sağlanmalı,bu amaçla öğretmen yetiştirme genel müdürlüğü kurulmalıdır.Eğitim tarihimizde ilköğretimin çok önemli bir yeri vardır.Göktürk ve Uygurlar’da bile temel eğitim kurumları vardır.Selçuklu ve Osmanlı okullarında medrese eğitimi görmüş hocaların “sıbyan” okullarında ders verdiğini,Cumhuriyet döneminde 1937 yılındaki atılımları,Milli Eğitim Şura toplantı ve kararları ile “Milli Eğitim Problemlerinde Koordinasyon ve İşbirliği Toplantıları”nın önemini biliyoruz.Ancak her sistem arayışında,eğitim-öğretim sorunlarının tartışılmasında;milli tecrübelerimizi ihmal ve inkar ederek komplekslere kapıldık.Öbür ülkelerin,ileri ülkelerin deneyimlerinden elbette ki faydalanacaktık,faydalanacağız da...Fakat kökten kopmadan,yönümüzü kaybetmeden.Diğer bir konu,Milli Eğitim’in temeli ilköğretimdir diyoruz ama,bahis mevzu toplantılarda ilköğretim öğretmeni ve yöneticisi genellikle yoktur.

            İlköğretim;çocuğa değerli bir varlık olduğunu,çevresindeki bütün varlıklara değer vermesini,sevmesi ve korumasını öğretmeyi,hayatı daha akılcı şekillendirmeyi,doğa ve insan ilişkilerini sevgi ve üretkenlik temeline oturtmayı amaçladığından öğretmenlik mesleğinde kendini becerileriyle ispatlayabilen öğretmenlere ihtiyaç gösterir.

            İlköğretimde teftiş de,verimliliğin sağlanmasını etkileyen bir kontrol,yönlendirme ve değerlendirmedir.Öğrencilerin huzurunda öğretmeni rencide eden,katı mevzuata düğümlenen bir anlayış değildir.Rehberlik esasına dayanan bir anlayış değildir.Rehberlik esasına dayanan,şevk aşılayan,özendirici bir yaklaşım üslubu geliştiren bir sistem olmalıdır.

            Şüphesiz ki bir okulun eğitim kalitesi,gelişme trendi,öğretmen-öğrenci münasebetiyle yakından alakalıdır.Bu münasebetin özünü öğretmenin şahsiyeti,mesleğine ve öğrencilerine karşı tavır ve ilişkisi tayin eder.Sinirli öğretmenin öğrencileri sinirlilik,neşeli öğretmenlerin öğrencileri neşelilik temayülü gösterdiği bir vakıadır.Bu örnekten hareketle diyebiliriz ki,öğretmen öğrencilerinin nasıl olmasını istiyorsa,kendisi de öyle örnek olmalıdır.Öğrencilerin yanlış,yersiz,kötü hareketlerini;korkutma, hakaret gibi yollarla değil,ruh sağlığını geliştirici bir sınıf ortamı oluşturarak önleyebilir.Düzen,tertip,temizlik,zamanın değerlendirilmesi,kendine güven duygusunun geliştirilmesiyle neticeler alınabilir.Öğrencinin sınıf huzurunda rencide edilmesi,ya da alınıp okul müdürüne götürülmesi sakıncalı durumlardır.Tabiidir ki öğretmenin kendisinden beklenen işleri yapabilmesi ahenkli şahsiyetler geliştirebilmesi için,kendisinin de sağlam ruh sağlığına sahip olması lazımdır.Bu itibarla öğretmen adaylarında mesleğe yönelik kişilik,tutum,davranış ruh sağlamlığı aranması,seven ve sevilen tiplerin tercih edilmesi,öğretmen yetiştirme genel müdürlüğünün kurulması,Milli Eğitimi Geliştirme Projesi’nin kesinlikle ihmal edilmemesi,öğretmenlerin maddi ve manevi problemlerini giderici tedbirlerin alınmış olması gerekir.Yunanistan’da dahi öğretmen maaşları,ülkemiz öğretmenlerinin on katı kadardır.Bu oran Amerika Birleşik Devletleri’nde 1995 yılı itibariyle 4000 dolar,Almanya’da 3500-5000 mark,Hollanda’da 3500-6500 gulden arasındadır.Bu gelişmelere paralel olarak  tedricen okulların mahallileştirilmesi düşünülebilir.

            2001 yılındaki öğretmen,sürekli kendini yenileyen,erdemli toplum ideal insanı hazırlayan,meslek ve itibarının onurunu;kalkınmış,gelişmiş,refah ve huzuru yakalamış Türkiye’nin gururunu taşıyan gönül adamı,sevgi ve ülkü kahramanı olmalıdır.

            Bugün Türkiye’deki üstün nitelikli insan eksikliğidir.Milli eğitimimizin en önemli hedeflerinden biri de,ileri ülkeler seviyesinde insanlar yetiştirmektir.Öğretmenlerimizde onların öğretmenlerinin seviyesi altında olmamalıdır.130 sene önce öğretmen okulu açan bu ülkede bugün öğretmen okulu yoktur.

            Eğitim seviyesinin yükselmesi,kalitenin artması,yani verimliliğin sağlanmasında hizmet içi eğitime de önem ve öncelik verilmelidir.Bu konularda Milli Eğitim Bakanlığı Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Dairesi (EARGED)’nin,Milli Eğitimi Geliştirme Projesi(MEGP)çerçevesinde ciddi ve samimi çalışmalar içinde olduğunu,eğitim fakültesine sahip 22 ilde müfredat laboratuar okulları (MLO)seçerek toplam 208 okulun proje safhasında olduğunu,bu”Müfredat Laboratuar   Okulları’nda “ değişme ve gelişmelerin  yeterli olmasa da önemli bir seviyeye ulaştığını biliyoruz.Eğitimde standardizasyon bu proje ile başlamıştır.Standardizasyonun eğitimde verimlilikle alakasını anlayabilmek için TSE başkanı Mehmet Yılmaz Arıyörük’ün 1994 yılında Burdur’un Yeşilova ilçesinde düzenlenen eğitim programında tamamlanması sırasında yaptığı konuşmada;dünyada standartlar kadar insan hayatını içine alan başka bir konu bulunmadığını,dünyanın dönüşü,güneşin doğuşu-batışı,suların alçalışı-kabarışı,buharlaşması,donması,ısınması hemen hepsinin,her şeyin standart hale geldiğini söyleyerek:”Nereden nereye bakarsanız bakın insan hayatı,tabiat baştan ayağa standardize edilmiş,kimin nerede,nasıl yaptığını biliyoruz ama,biz standartları kendimize ne derece adapte edersek veya ne derece hükmedersek kendi imkanlarımız o derece artıyor.Bununda temeli eğitimden geçiyor:”diye tamamladığı sözleri üzerinde düşünmemiz lazım.Bu bağlamda okul yapılarının mimari tarzı ve hijyeni de önemlidir.Yani fiziki mekan rahatlığı,estetik görünümü,sağlık şartlarına uygun olması gerekir.Geniş,havadar bir meydanda;fabrika,kışla,demiryolu,hastane gibi yerlerden uzak inşa edilmesi,okul yapılacak yerin jeolojik yapısı,nem,toprak,su tabakası yönlerinden de incelenmesi gerekir.

            Verimlilik açısından hizmet içi eğitimin önemine gelince;öğretmen bilgi aktarandan çok öğrenciye rehberlik eden,inceleyen,araştıran yani bilgilerden yararlanma yollarını gösteren,öğrencilere kazandırdığı bilgilerle bir üst okula veya hayata hazırlayan bir beyin,bir ruh mimarı,insan mühendisi olmalıdır.”Öğretmen adeta bir sanatçı olmalı,ara sıra ortaya çıkmalı ve öğrenci kendini konuya verince ortadan çekilmeli,arkadan izlemeli.Gerektiğinde tekrar ortaya çıkmalı.Öğrencilere konunu önemi anlatılmalı,onu nasıl araştırıp inceleyeceği öğretilmeli.Öğretmen bir totem,ders kitabı tabu olmamalı öğrencilerin gözünde.”Mevcut bilgi yükü hızla katlanıyor.Her beş yılda bir yenilenme ihtiyacı ortaya çıkıyor.İşte öğretmenin performansını koruması,kendini yenilemesi büyük ölçüde iyi bir organizasyonla uygun zaman ve mekanlarda düzenlenecek olan hizmet içi eğitim kurs ve seminerleriyle mümkündür.”Etkili öğretim,etkili öğretmenlik temelde bir gelişme ve değişme olayıdır.Öğretmenin öncesine oranla yeni bir yaklaşım geliştirmesi,değişik bir eğitim stratejisi uygulamasıdır.Araştırmalar,bulgular göstermiştir ki okulda bir değişme programının başarılı olmasında öğretmenlerin merkezi bir rolü vardır.Öğretmen değişme için yetiştirilir ve ona yönetsel destek verilirse,değişmenin gerektirdiği bilgi ve becerileri kazanmakta ve değişmeyi uygulamaya geçirebilmektedir.”

            İlköğretimlerde 6-14 yaş arasındaki çocukları daha iyi tanıyabilmek,öğrenme mekanizmasını  idare eden esasları anlamak,büyümekte olan çocuğun karakterini geliştirmek,kabiliyetlerini ortaya çıkarmak,öğretmenin eğitim psikolojisini iyi bilmesi,bilgisini sürekli yenilemesiyle mümkündür.Ders bir bakıma”hayat deneyi”dir.Çocuğa düşünmeyi öğretme tecrübesidir.Eğitim kavramını olumlu deneyimle özdeşleştiren Dewey.”Temel sorun eğitime karşı yeni eğitim değil,eğitim adına layık şeyin ne olduğunu belirlemektir.”demektedir.Eğitim aynı zamanda bir yatırımdır.Çünkü çok gıda ve giyim,tüketim mallarına ve refaha ileride sahip olabilmek ve çalışan nüfusun gelecekteki verimlilik kapasitesini artırmak bakımından eğitim bir yatırımdır.Başka bir değimle,eğitim harcamalarının bir kısmı gelecekte daha fazla kazanç ve tüketim imkanı elde etmek için bugünkü tüketimden yapılan kısıntı,yani yatırım niteliğindedir.Eğitim harcamaları,öğrencilerin gelecekteki verimliliğini ve kazancını artırması oranında bir yatırım sayılır.

            Ayrıca korumasız ve kimsesiz çocukların eğitimi içinde etkili tedbirler alınmalıdır.26 ilde,750 işyerinde,1700 çalışan çocuk üzerinde yapılan bir araştırmada,çalışan çocukların %44’ünün 16 yaşından küçük,%71’inin ilköğretimi bitiremediği,%10.5’inin hiç okula gidemediği anlaşılmış,Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yetkilileri de bunu doğrulamıştır.14 yaşın altında çocuk çalıştırma zaten yasal değil.İzmir Sokak Çocuklarını Koruma Derneği Başkanı Neşe Can Hürtürk’ün 1995 yılı açıklamalarına göre Türkiye’de 70 bin çocuk sokakta yaşamaktadır.

            Aslında Türk Milli Eğitimi’nin problemlerini araştıran;kalıcı köklü çözümler arayan bilimsel araştırma ve çalışmalar,Milli Eğitimi Geliştirme Projesi (MEGP)çerçevesinde,Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Dairesi(EARGED)’nin kuruluşuyla başlamıştır.

            Hedefleri genel olarak;eğitimle ilgili araştırma,inceleme,geliştirme çalışmalarını bilimsel metotlarla takip etmek,verimliliği artırmak,uygulanacak program ve ders kitaplarının hazırlanması,öğretim materyallerinin geliştirilmesi faaliyetlerini Müfredat Laboratuar  Okulları(MLO)’nda test etmek,olumlu sonuçlar alındıktan sonra sistem geneline uygulamak,uluslararası kuruluşların eğitimle ilgili araştırmalarını takip etmektir.

            Bu amaçla gerçekleşmesinde,bu gelişmelerin uygulama alanı olarak Müfredat Laboratuar Okulları’nın geliştirilmesidir.Türkiye’de genel olarak  program geliştirme süreçleri alanda denenmeden uygulanmaktadır.Bu proje ise farklı bir yaklaşım benimsemiştir.Müfredat Laboratuar Okulları (MLO) yöneticiler ve velilerin yanı sıra öğretmen ve yöneticilerden de gerekli önerileri alarak müfredat programları geliştirme konusunda çalışan uzmanlara “kalite kontrol”imkanı sağlayacaktır.

            Müfredat Laboratuar Okulları genel müfredat programı geliştirme sürecinde alan uygulaması deneme okulu görevini yapacak,bazı ortak özelliklere sahip olacaklardır.Proje okullarının Müfredat Laboratuar Okulu olması için belli bazı standartlara ve değer ölçütlerine sahip olması gerekir.Sınıf mevcutları en fazla 30 öğrenci,tam gün eğitim,okul kaynaklarının öğrencilere yararlı olmasını sağlamak için aktif veli-okul işbirliği vardır.Bütün öğretmenler 5 yıl ve daha fazla öğretmenlik,en az 3 yıl idari tecrübeye sahiptir.Her 500 öğrenciye bir müdür yardımcısı,250 öğrenci için bir rehberlik uzmanının bulundurulması esası vardır.Proje safhasından başlayarak yönetici,öğretmen,okul koruma derneği ve okul-aile işbirliği temsilcileri ve öğretmenlerden oluşan bir Okulu  Geliştirme Yönetim Ekibi (OGYE) kurulur,bu ekip okul gelişim planı hazırlar,gelişim planının amacı MLO modeli standartlarına ulaşabilmek için fiziksel ve insan kaynaklarını geliştirmektir.Bu plan AERGED’in yardımı ile hazırlanır.Ekip lideri okul müdürüdür.Okul müdürünün sıfatı eğitim lideridir.Bu ekip teknoloji grubu,öğretmen çalışma grupları oluşturur.Her çalışma grubunda veli temsilcileri de yer alır.Türk Milli Eğitimi’nin amaçlarını gözden geçiren bu çalışma grupları hedefler tespit eder,tespit edilen hedefler doğrultusunda stratejiler oluşturulur ve uygulanmaya konulur.Okul müdürü /OGYE personele ve velilere  belli sürelerle gelişmeleri rapor olarak verirler.OGYE(Okulu Geliştirme Yönetim Ekibi)uygulama stratejileri ve çalışma planlarını yaparken EARGED’den de yardım alır.

            Özetini vermeye çalıştığım bu proje ve modelin eğitimde kalite ve verimliliğe büyük katkı sağlayacağı kanaatindeyim.Milli,manevi,ahlaki değerleri taşıyan,milli tecrübeleri ihmal etmeyen ,dünü bugünü ve yarını iyi görebilen,şekilciliği katılığı aşan bir anlayışla yapılan her hizmet kalıcı olur.

            Netice olarak üretim alt sistemini değiştirecek,program ve iş takviminde esneklik getirecek,bürokratik işlemleri,kırtasiyeciliği azaltacak,kararların okul düzeyinde alınabilirliğini sağlayacak bir atılım ve eğitim inkılabının gereğine inanıyorum.Daha az yasal düzenleme,200 işgünü,program ve ders kitaplarının yabancı unsurlardan arınması aile ve çevre eğitimi için ciddi,ilmi tedbirlerin alınması hususlarını öneri olarak dikkatlere sunmak istiyorum.


ANA SAYFA