• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon KENDİMİZDEN BAŞLAMAK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 11
ZayıfEn iyi 

İyilik hayattır, güçtür, hayatın içeriği ve ebediyetidir.”

(Berdyaev

Naciİçinde yaşadığımız bu dünyaya bir defalığına gelmiş bulunuyoruz. Hayatın anlamını idrak edene kadar burada kalış süremizin dolması canımızı sıkabilir, bizi üzebilir. Ben kimim, ben niye varım yüzyılların sorusudur. Oysaki cevabı çok kolaydır. Fakat o cevap hangi faziletlere değer verdiğimiz,  yapmak zorunda olduğumuz işlerin ve tercihlerimizin kurbanı oluyor. Evet, iyilik istiyoruz, iyilik düşünüyoruz çünkü etrafımızı o kadar çok kötülük sarmıştır ki. O  kötülükleri izale edecek  tılsım da belki ötelediğimiz cevaptadır. Ne hazindir ki rastgele istekler, mantıksız tutkular, kötü alışkanlıklar hayat tarzımızı işgal eder. Soru da, cevap ta kenarda durur.

Etrafımızda, gündelik hayatta bakış alanımıza giren görüntüler sadece gördüğümüz renklerden ve  duyumsadığımız kokulardan ibaret değildir. Her nesne,  her resim, her bir kare; renklerle, hatırlarla, acılarla, sevinçlerle  kaynaşmıştır, bunu biliyoruz veya bilmiyoruz, belki de tahmin ediyoruz. Lakin gördüğümüz her şey gördüğümüz gibi midir? Gerçeğin gerçek yüzü zihnimizi kurcalamalı… Duyduğumuz seslerin analizini yapacak  kudreti harekete geçirmezsek,  acılar artar, kötülükler devam eder, dilsiz şeytanla ortak oluruz. Duyduklarımız, gördüklerimiz bir yönü ile bizi ürkütüp korkuttuğu gibi, bazı görüntüler de  haz verir. Bu dengeyi anlamazsak, insan olarak insanlık adına hareket etmezsek,  hüsrandayız.  Acaba dünya görüşümüz, ideolojimiz kurulmuş, kurgulanmış bir hikâye midir? Çünkü  hakikat tektir ve mutlaktır.

Fikir ve duygularımız, ruh ve bedenimiz arasında mütenasip bir alaka vardır. Yüce kudretin, yani Allah’ın bahşettiği milyarlarca nimetin bir cephesi. Ruhu kuşa, bedeni kafes benzetirler, kısmen katılmıyorum ama ruh bedenden ayrılmadan fikir, duygu, düşünce ve  eylemlerimizi yaradılış hikmetlerine ram kılarak yol almalı değil mi? Bu kadar yıkımın, bu kadar ölümün, acımasızlığın, terör ve şiddetin zirve yaptığı bir süreçte, duyarsızlığın katmerleştiği bir dünyada birkaç satır yazı yazmanın ne kadar önemi var, ne kadar etkisi var? Ama yazar sorumludur. Yazamadığı zaman ıstırap içindedir. Yazdığı zaman ayrı bir sızı duyar. Bu olgular ne ilk, ne son ve ne yeni, ne eskidir. Temel sorun biliniyor da giderilmesi çabaları yeni sorunları tetikleyip duruyor. Adeta İsrafil’in Sur’u ile insanın uyarılması, uyandırılması mı gerekiyor acaba? Her şeye rağmen iyilik mücadelesi devam edecektir. Kıyamete kadar Rahmani esinti ve şeytani esinti hep olacaktır. Kendimizi düzeltmeye başlamakla kendi özümüze dönebiliriz. Ne mutlu yaradılışın sırrına vakıf olanlara. İyilikte yarışıp, sevgiyi çoğaltanlara.


Son Güncelleme (Cuma, 23 Haziran 2017 00:22)

 

PostHeaderIcon FİRAVUN BAHANE ARIYOR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 12
ZayıfEn iyi 

mehmet_aliYasak olan bir yere otonuzu park ettiğiniz görevlilerce tespit edildiğinde kanunda yazılı cezayı ödemek zorunda kalırsınız. Genelde bu şekilde yakalanan sürücülerin görevli polis memurlarına yaptıkları itirazlar; “Herkes park etmiş, ben de başka yer bulamadığım için mecbur kaldım.” tarzında olmaktadır.

Veya tembel bir öğrenci düşünün. Kırık notlarla dolu karnesini ailesine götürdüğünde sınıfın çoğunluğunun karnelerinin de aynı şekilde olduğu yolunda kendisine haklılık kazandıracak bir yöntem uygular.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak samimî olalım. Bu tür bahaneleri ileri sürenler gerçekte haklı mıdırlar? Kendi kendimize karar vermeyelim. Bir sivrisineği bile örnek vermekten çekinmeyen Rabbimizin tüm insanları rüşte ulaşmaları için indirdiği kılavuz kitabımız Kur’ân’a bakalım.

{Firavun: “Öyleyse sizin Rabbiniz kimdir ey Mûsâ?” dedi.

Mûsâ: “Bizim Rabbimiz her şeye varlık ve özelliklerini veren, sonra yol gösterendir” dedi.

Firavun: “ÖYLEYSE İLK ASIRLARIN DURUMU NEDİR?” dedi.

Mûsâ: “Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz/terk etmez. O, yeryüzünü sizin için bir döşek yapan, oradan sizin için yollar açan ve gökten bir su indirendir” dedi. –İşte Biz, o su ile türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık. Yiyiniz ve hayvanlarınızı otlatınız. Şüphesiz akıl sahipleri için bunda nice alâmetler/göstergeler vardır! Biz sizi yeryüzünden oluşturduk, sizi ona döndüreceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.–} (Tâ-Hâ 49-55)

En iyi işiten ve en iyi gören Rabbimiz, İsrailoğulları’nın Mısır’da maruz kaldıkları zulmün sona erdirilmesi için Mûsa (A.S.)’ı seçip, Firavun’u uyarması için görevlendirilmesi konusu, Kur’ân da birçok sûrede anlatılır.

Bu konudaki âyetler dikkatlice incelendiğinde, her insanın ibret alacağı çok önemli mesajların verildiği görülür. Sadece Mûsa (A.S.) ile Firavun kıssaları tetkik edilecek olsa, bu konuda ibret alacağımız sayfalar dolusu sonuçlar çıkarmak mümkündür. Şimdilik sadece yukarıda meali verilen âyet grubu hakkında kendimize ders çıkarmaya çalışalım.

Mûsâ peygamberin, muhatabı Firavun’a RABBİNİ her şeye hilkatini veren, sonra yol gösteren nitelikleriyle TANITMASI üzerine Firavun, normalde akla gelmeyen bir konuyu gündeme getirmiştir.

Firavun Mûsâ peygambere, o güne kadar değişik yollar izlemiş olan eski kavimlerin âkıbetlerini sormuştur. Ne kadar kurnaz bir taktik görüyor musunuz? Firavun’un düşünce yetisi, Mûsa (A.S.)’ın tebliğini kabul etmek yerine eski kavimlerin durumunu dile getirmesi gerçekten günümüz Müslümanlarının çok önemli dersler çıkarabileceği bir olaydır. Firavun ne demek istiyor?

{"Eğer her şeye ayrı ayrı yaratılışını verenden başka Rabb yok ise, yüzyıllardan beri başka ilâhlara tapan bizim atalarımızın hâli ne olacak? Tüm bu insanlar hatalı mıydı? Hepsi azabı mı hak etti? Onların aklı yok muydu?" demek istiyor.} (Tebyînü’l-Kur’ân. Hakkı Yılmaz. C. 2. Sh. 412)

Mûsa (A.S.) Firavun’un bu kurnaz sorusuna yukarıda meali verilen cevabı, Hakk’ın kelimeleriyle, yani kendisine vahyedildiği şekilde vermiştir. Bizim üzerinde asıl durmamız gereken konu, Mûsa (A.S.)’ın haklı olarak verdiği cevap değildir.

Firavun burada, eskiden beri herkesin yanlış inançlar peşinde koşmasının uzak bir ihtimal olduğundan hareket ederek, ÇOĞUNLUĞUN GİTTİĞİ YOLDAN gitmenin daha doğru olacağına kendisini ve çevresini inandırmak istemektedir. Ülkesindeki bilginlerin Musa (A.S.)’ın ileri sürdüğü Hakkın kelimeleri ile ikna olmalarını kabullenememiştir. Allah inancı olmasına rağmen, kendisinin Tanrı’nın temsilcisi olduğunu, insanları gruplara ayırarak yönetme yetkisinin tartışılmazlığına çevresini de inandırma gayreti içinde olduğu görülmektedir.

Hâlbuki Kur'ân, doğru yolda olanların daima azınlıkta kaldığını, çoğunluğun daima yanlış üzerinde, iman etmez ve nankör olduğunu bildirmektedir.

{Ve eğer YERYÜZÜNDEKİLERİN ÇOĞUNLUĞUNA UYARSAN seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece “zann”a uyuyorlar ve sadece saçmalıyorlar.} (En’âm 116)

{İblis, “Öyleyse, beni azgınlığa itmene karşılık, andolsun ki ben, onlar için Senin dosdoğru yoluna oturacağım, sonra yine andolsun ki onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve Sen, ÇOKLARINI kendilerine verilen nimetlerin karşılığını ödeyenler bulmayacaksın” dedi.} (A’râf 16-17)

Kur’ân dan öğrendiğimize göre, Firavun sadece ölmek üzere iken iman ettiğini açıklamıştır. Bu imanın da bir faydasının olmadığını Rabbimiz bildirmiştir. “ŞİMDİ Mİ?”

Peki, şimdi çağımız Müslümanları yukarıda anlatılan âyet grubundan nasıl bir ders almalı? FİRAVUN’UN ÜRETTİĞİ BAHANE İŞE YARAMAMIŞTIR. Öyleyse;

Rabbimizin koruması altında bulunan Kur’ân’ın değiştirilmesinin mümkün olmadığını bilen saltanat düşkünü ikiyüzlü Emevîler, Kur’ân da bulunan kritik bazı kelimelerin öz anlamlarını değiştirmek suretiyle Kur’ân’ın anlaşılmaz olduğu algısını yerleştirmişlerdir. Artık araştırmacı bilim adamların bir kısmının da kabullendiği gibi Salât kelimesini namaz olarak değiştirdikleri gibi.

Çağımızda Müslümanların bir bölümü de Peygamberimizin Kur’ânı en iyi anlayan olması gerektiğine samimî olarak inanarak, Rasulullah’ın zamanımıza kadar intikal etmiş sözleri ile Kur’ân’ın tefsir edilmesi gerektiğini, 1400 yıldır bu şekilde oluşturulan rivayet kitapları ve ilmihaller ile dinin doğru anlaşılacağını savunmaktadırlar.

Rasulullah’ın sadece Allah’tan aldığı vahiyleri insanlara tebliğ ettiği, dine kendisinden hiçbir hüküm eklemediği bilinmesine rağmen ölümünden 150-200 yıl sonra toplandığı bilinen sözlerin Rasulullah’a aidiyetleri hususu, Kur’ân’a uyup uymadığı araştırılmadan aynen kabullenilmesi, çoğunluğun kabulünün bu şekilde olduğunun, çağımız Müslümanlarının atalarının da bu anlayışla yaşadıkları ısrarla savunulması üzerinde önemle düşünülmesi gereken bir durumdur.

Allah’ın halis, katışıksız dinine insan eliyle hükümler koymaya kalkan, işlerine geldiği gibi dini sömürü aracı olarak kullanmak isteyenlerin, toplumu uyutabilmek için kendilerinin doğru yol üzerinde olduklarına kanıt olarak da uzun yıllardır çoğunluğun uygulamalarının da bu şekilde olduğu yolundaki bilim dışı iddiaları da işe yaramayacaktır. İşlerine gelmediği için bahane aramaya gerek yoktur.

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

Mehmet Ali Oğuz

Em. C. Savcısı

Son Güncelleme (Cuma, 15 Eylül 2017 13:24)

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün340
Dün6265
Tüm Zamanlar4622627
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 112 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 908
İçerik : 1505
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?