Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 

ilhan akkurt12 kasım günü Çan’da belediye düğün salonunda sivil inisiyatif derneğinin davetlisi olarak “Türkiye gündemi” üzerinde konuşma yapan başbakanlık ekonomi baş danışmanı Yiğit Bulut önemli ekonomik konularda açıklamalarda bulunmuştu. Bunlardan birisinin, 1699’dan bu yana 3 asır sonra, ilk kez Duyunu Umumiye’den (İMF) borç almak yerine ilk defa 5 milyar dolar borç para vermeyi teklif etmesi olduğunu vurgulamıştı. Bu olay konuşmacının da belirttiği gibi ülke tarihinde ve gelişmesinde son derece önemli bir sevindirici hadisedir. Tabi ülkemiz için bir ilerleme olan bu gelişmeye pek sevinmeyen kesimlerde var.* Evet birilerinin zaman zaman diline doladığı gibi ülkemizin dış borçları olduğu ve yıllar içinde arttığı bir gerçek.** Ancak asıl önemli olan bu borçların ödenir, yani çevrilebilir olması ve bir krize dönüşmüş olup olmamasıdır. Bu gün ABD, Almanya ve İngiltere gibi Batılı dev ülkeleri dış borçları yıllık GSMH’lalarının üzerine çıkmış durumdadır. Yani bu ülkelerin dış borçları milli gelirlerinin üzerindedir. Bu durum son derece tehlikeli bir durumdur. Ülkemiz de ise yıllık milli gelir dış borcun iki katından fazladır*** Yani mevcut ekonomik büyüme ile dış borçlar rahatça çevrilebilmektedir. Tabi asıl olan dış borcun sıfır olmasıdır.

Bu günlere ajanslarda bir başka ilginç haber dolaşmaktadır. O da Türkiye’nin ABD’ye yapacağı mâli yardım. Evet yanlış duymadınız, Türkiye mâli kriz içinde zor günler yaşayan ABD’ye  Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) üzerinden 200 bin dolar yardımda bulunacak.**** Yanlış duymadınız ABD Türkiye’ye değil, Türkiye ABD’ye yardım ediyor. Bu yardım Oregon eyaletinde yaşayan Kızılderililere yapılacak. Bu parayla Kızılderililere 850 kişilik bir okul ve on yıllık su ihtiyaçlarını karşılayacak bir su deposu yapılacak. Eh ne de olsa Kızılderililerde Türk soyu, onlara da sahip çıkmalıyız değil mi?

TİKA, nasılsa Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansıdır ve yurt dışındaki Osmanlı- Türk eserlerini onaran ve soydaşlarımıza sahip çıkan bir kuruluş. Tabi ABD’li dostlarımız bu duruma içerlemiş gibi görünmektedirler ve Washington Post gazetesinin köşe yazarı Al Kamen bu konuda sitemli bir makale de yazmış. Sanki hiçbir şey yapmıyorlar gibi, biz de Kürtlere yardım yapalım diyor.

Bütün bunlar ülkemiz ve milletimiz adına gurur verici gelişmelerdir. Bir zamanların hasta adamı yok artık. Şifa bulduk ve er meydanına tekrar çıktık. Eh devran döndü bizi hastalığa mahkum edenler, şimdi kendileri ayni hastalığa tutuldu. Orta çağın karanlığında insanların ırk ve din savaşlarından katledildiği dönemlerde, ırk, dil, din ayrımı demeden 3 kıtada, bütün insanları bir arada barış içinde yaşatan ruh tekrar dirildi. İnsanca ilişkilerin yerine, her şeye maddi çıkar ilişkileri anlayışıyla bakan vahşi kapitalizme söyleyecek, bizimde bir sözümüz olmalı elbet. Vahşi kapitalizmin ülkeleri soyup sömürgeleştirmek uğruna yoksul bıraktıkları ve katlettikleri Kızılderililerin, köleleştirilen Afrikalı zencilerin tekrar elinden tutacak yiğit ayağa kalktı. Ortadoğu ve Afrika’da er meydanı kuruldu, güreş devam ediyor. Dünyanın beşten büyük olduğunu göreceğiz.

*http://www.odatv.com/n.php?n=turkiyenin-dis-borcunu-duyunca-sasiracaksiniz-1404131200

**http://www.odatv.com/n.php?n=imfye-borc-veriyoruz-efsanesi-nasil-yaratildi--2306121200

***http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=13527

****http://www.habervaktim.com/haber/350713/kizilderililere-turk-yardimi-amerikalilari-kizdirdi.html
 

Son Güncelleme (Pazar, 17 Kasım 2013 21:53)

 
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 15
ZayıfEn iyi 


NaciCepeYazımızdaki deyimsel tanımımıza seyyalen açıklamalar getirerek başlayalım: 

İktidar Şehveti; yüksek montanlı  kontrolsüz bir hırs potansiyelinin  kınetik enerjiye dönüştüğü an insanı şekilsiz kılabilen ve aklın iptal olunduğu yüksek gerilimli fahiş bir istek eylemidir

İktidar Şehveti;heva ve hevesleriyle insanı kışkırtan, hırsı kamçılayan,düşünmeyi işlevsiz kılan,gayeye ulaşmak için her şeyi meşru sayan, sağduyuyu,hissi selimi donduran ve bu minval üzere kontrolden çıkmış isteklerle hiper haz olgusunun yaşama hali olduğu gibi.

İnsanı yakıcı , yıkıcı ve çığrından çıkarıcı bir duygu ihlâlidir.

İnsanın sahiplenme isteklerinin doruğa taşındığı

Normal hayatın yaşama normlarını sarsabilecek kadar ketum

Fahiş isteklerini ortaya çıkarıp zoru dayatabilecek kadar kontrolden çıkmış bir kontrolsüzlük

Ne yaptığını bilmez duyguların ve aklın işlevsiz bırakıldığı bu hal; aynı zamanda hiper hazzın doruğa tırmandığı cinnet geçiren bir duygu ihtilâlidir.

 

İktidar Şehveti;masanın,kasanın ve şöhret koltuğunda oturabilmenin rezervine ulaşabilme

Yani bir iktidar olabilme sekreti ya da sarhoşluğundan başka bir şey olmayan

Her şeyi sıfırlayan bir muhterisliğin hedonistçe tanımıdır.

 

İktidar Şehveti;insanın insan olma asaletini elinden alabilecek tahrip gücü en yüksek bir ateş topudur.Hırsın, en haris şiddet terminatörlüğünü yaptıracak kadar yüksek gerilimli aktif bir ihtiras enerjisidir.

Son Güncelleme (Çarşamba, 13 Kasım 2013 09:56)

 
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 


sgezerAllah’ı inkâr eden, kendini de inkâr etmeli, her şeyi sevdiklerini de inkâr etmeli.  Malına canına kastedenlere, ceza sisteminin de devreye girmesini arzu etmemeli, nasılsa kendisi yok; malı mülkü de yok. O ki hiç bir şey yok, malını çalan hırsızda yok, sevdiklerini yakınını öldüren katilde yok; ona haksızlık edende yok. Dolayısıyla polise de ihtiyaç yok, mahkemeye de, hapishanelere de. Madem biz varız ve tüm kâinat var elbette bizim bir Hâlıkımız var. Madem Allah var,  kendimize ve kâinatın varlığına inandığımız gibi Yüce Allah’a inanmak bize verilen duyguların ve başta aklın gereği olduğunu vicdan sahipleri bilirler.

İnsan, gördüğü bir kötülüğü içinde çöreklendirir, kötülüğünü gördüğü insanı ömür boyu öfkesinde hapseder. İhanet gören kadın,  erkeği affı çok zor olan nefretinin zindanında zincirlere vurur. Yapılan bir yanlışla dostluk cezalandırılır. Bu kadar ceza meraklısı, afta eli titrek insan,  kalkar Allah’ın vereceği cezayı nasıl sorgular: “ İnsan bir inkârla, nasıl ebedi cehennemlik olur” der.  Ya da aynı insan, bir anlık öfke ve namludan çıkan mermi ile kaybettiği sevdiği için, katilin ömür boyu hapisle, mümkünse idamla cezalandırılmasını ister. Mahkeme ise, katilin beş on sene yaşayacağını düşünüp, ömür boyu hapsi vermez. Gerçekten ömür boyu hatta bazen birkaç kez ağırlaştırılmış ömür boyu ceza verir. Bu arada ölenin yakını kalkıp “ Neden böyle bir caza verdiniz?  Daha kısa, daha hafif, daha insancıl bir ceza verseydiniz” Demez. İnsan kendine ihanette yâda yapılan kötülükte af yetkisini devreye sokmasın, cezanın en ağırını arzu etsin,  Allah’ı inkâr edene ve günahkâra cehennem cezasını insafsızlık görsün hiç samimi değil ve sığındıkları akılcılık hiç değil.

Geçtiğimiz günlerde, bir televizyon kanalının “Öteki Gündem” isimli programında,  “Din akıl ilişkisi”  Konulu tartışma yapıyorlar… Katılımcılardan bir hanımefendi inkârdan dolayı, günahtan dolayı, ebedi cehenneme itiraz ediyor. Aşka ihanet edene müebbet hapis, asla af olmadan; olsa bile ağzından burnundan getirilir, aşkın ve kalbin yaratıcısını ve imanın esaslarını inkâr edene ebedi cehennem olmasın.  Tersi olsa idi Allah’ın izzetine sığmayacaktı. Her müşkülde elimizden tutan Bediüzzaman bu mevzuda da dehasını konuşturuyor:

Sual: Kısa bir zamandaki küfre mukabil, hadsiz bir zaman Cehennemde hapis nasıl adalet olur?
Elcevap: Sene 365 gün hesabıyla, bir dakikada katl, 7 milyon 884 bin dakika hapis iktizası kanun-u adalet iken, bir dakika küfür bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfürle ölen bir adam, kanun-u adaletle, 57 trilyon 201 milyar 200 milyon sene, beşerin kanun-u adaletiyle hapse müstehak olur. Elbette فِيهَآ اَبَدًا adalet-i İlâhî ile veçh-i muvafakati bundan anlaşılıyor. Birbirinden gayet uzak iki adedin sırr-ı münasebeti şudur ki: Katl ve küfür, tahrip ve tecavüz olduğu için, gayre tesirat yapar. Bir dakikada katl, lâakal, zâhirî âdete göre, on beş sene maktulün hayatını selb eder, onun yerine hapse girer. Bir dakika küfür, bin bir esmâ-i İlâhîyi inkâr ve nukuşlarını tezyif ve kâinatın hukukuna tecavüz ve kemâlâtını inkâr ve hadsiz delâil-i vahdâniyeti tekzip ve şehadetlerini reddetmek olduğundan, kâfiri, bin seneden ziyade esfel-i sâfilîne atar, خَالِدِينَ'de hapseder.
Küfre ebedi ceza için itiraz eden diller, Allah’ı tam manasıyla tasdik edemediklerindendir. Okulda zayıfın olması, öğrencinin illaki onu alması için değildir. Zayıfta var, pekiyi de var. Öğrenci özgür iradesini kullanır birini hak eder. Zayıf alan diyemez: “ Devlet, eğitim sisteminde bu zayıfı bulundurmakla bana zulüm etti. Oysa çalışmamakla tercihi kendisi yapmıştır. Hanımefendi diyor ki: “İmtihansız bir dünya söz konusu olamaz mıydı?” O zaman rastgele insanları doktor veya mühendis yapabiliriz. Sokakta birinin kolundan tutup her hangi bir görev verebiliriz. Diyelim ki siz ağır hasta olan bir yakınınızı diplomasız, imtihan görmemiş bir doktorun eline teslim edip, ameliyat yapmasını isteyebilir misiniz? Ehliyetsiz birine evinizi arabanızı yaptırabilir misiniz? Tohum bile kış, fırtına ve yağmur imtihanından sonra başak oluyor, ağaç meyve veriyor. İnsan düşe kalka büyüyor, tecrübeler büyük sıkıntılarla oluşuyor. İnsana imtihanlar neticesinde, liyakati başarısı tecrübe ve bilgisi ödüllendirilip, görev makam verilmiyor mu?

Hanımefendi diyor ki: ”Allah kötülük olmadan kendini anlatamaz mıydı?  ”Önce kötülük olmasaydı diyor, sonra cennette her şeyin güzel mükemmel olması, kötülüğün olmaması tat vermez, öyle cennete gitmek istemem diyor. Cehennem daha eğlencelidir diyor en azından odun taşırım ona buna sataşırım diyor. Ve bu insan dünyada kötülüklerin olmasına imtihanın olmasına itiraz ediyor. Bu ne çelişki? Acaba bunları söyleyen insanlar, pazardan çürük malzeme alıp, evine bozuk mal sokuyor mudur? Tam tersi her şeyin iyisine koşuyorlar. Malın iyisine, maaşın iyisine, yemeğin en iyisine el uzatıyorlar. Bu insanlar, iradesini kullanıp, dünya imtihanında Allah’ın rızasını kazandıracak şeylere neden talip olmazlar ki? Dünya, zıtların yeri, tercih yeri. Cennet ise, mükâfat yeri. Cennetteki mükemmelliğe rahatsız olan, sıkılan ise Kırkıncı hocamın dediği gibi: ”Sıkılırsanız cehennem orada”

Evet, dünya mükâfat yeri değil ki, ya da her şey dört dörtlük olamaz ki; olsaydı cennet olurdu. Zaten bizlerde cenneti hak edebilmek için, bu türlü meşakkatlere imtihana tabi tutuluyoruz. Zira cennet ucuz değil.

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1755
Dün2656
Tüm Zamanlar3950427
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 109 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2071
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?