Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 


sgezerAllah’ı inkâr eden, kendini de inkâr etmeli, her şeyi sevdiklerini de inkâr etmeli.  Malına canına kastedenlere, ceza sisteminin de devreye girmesini arzu etmemeli, nasılsa kendisi yok; malı mülkü de yok. O ki hiç bir şey yok, malını çalan hırsızda yok, sevdiklerini yakınını öldüren katilde yok; ona haksızlık edende yok. Dolayısıyla polise de ihtiyaç yok, mahkemeye de, hapishanelere de. Madem biz varız ve tüm kâinat var elbette bizim bir Hâlıkımız var. Madem Allah var,  kendimize ve kâinatın varlığına inandığımız gibi Yüce Allah’a inanmak bize verilen duyguların ve başta aklın gereği olduğunu vicdan sahipleri bilirler.

İnsan, gördüğü bir kötülüğü içinde çöreklendirir, kötülüğünü gördüğü insanı ömür boyu öfkesinde hapseder. İhanet gören kadın,  erkeği affı çok zor olan nefretinin zindanında zincirlere vurur. Yapılan bir yanlışla dostluk cezalandırılır. Bu kadar ceza meraklısı, afta eli titrek insan,  kalkar Allah’ın vereceği cezayı nasıl sorgular: “ İnsan bir inkârla, nasıl ebedi cehennemlik olur” der.  Ya da aynı insan, bir anlık öfke ve namludan çıkan mermi ile kaybettiği sevdiği için, katilin ömür boyu hapisle, mümkünse idamla cezalandırılmasını ister. Mahkeme ise, katilin beş on sene yaşayacağını düşünüp, ömür boyu hapsi vermez. Gerçekten ömür boyu hatta bazen birkaç kez ağırlaştırılmış ömür boyu ceza verir. Bu arada ölenin yakını kalkıp “ Neden böyle bir caza verdiniz?  Daha kısa, daha hafif, daha insancıl bir ceza verseydiniz” Demez. İnsan kendine ihanette yâda yapılan kötülükte af yetkisini devreye sokmasın, cezanın en ağırını arzu etsin,  Allah’ı inkâr edene ve günahkâra cehennem cezasını insafsızlık görsün hiç samimi değil ve sığındıkları akılcılık hiç değil.

Geçtiğimiz günlerde, bir televizyon kanalının “Öteki Gündem” isimli programında,  “Din akıl ilişkisi”  Konulu tartışma yapıyorlar… Katılımcılardan bir hanımefendi inkârdan dolayı, günahtan dolayı, ebedi cehenneme itiraz ediyor. Aşka ihanet edene müebbet hapis, asla af olmadan; olsa bile ağzından burnundan getirilir, aşkın ve kalbin yaratıcısını ve imanın esaslarını inkâr edene ebedi cehennem olmasın.  Tersi olsa idi Allah’ın izzetine sığmayacaktı. Her müşkülde elimizden tutan Bediüzzaman bu mevzuda da dehasını konuşturuyor:

Sual: Kısa bir zamandaki küfre mukabil, hadsiz bir zaman Cehennemde hapis nasıl adalet olur?
Elcevap: Sene 365 gün hesabıyla, bir dakikada katl, 7 milyon 884 bin dakika hapis iktizası kanun-u adalet iken, bir dakika küfür bin katl hükmünde olduğundan, yirmi sene ömrünü küfürle geçiren ve küfürle ölen bir adam, kanun-u adaletle, 57 trilyon 201 milyar 200 milyon sene, beşerin kanun-u adaletiyle hapse müstehak olur. Elbette فِيهَآ اَبَدًا adalet-i İlâhî ile veçh-i muvafakati bundan anlaşılıyor. Birbirinden gayet uzak iki adedin sırr-ı münasebeti şudur ki: Katl ve küfür, tahrip ve tecavüz olduğu için, gayre tesirat yapar. Bir dakikada katl, lâakal, zâhirî âdete göre, on beş sene maktulün hayatını selb eder, onun yerine hapse girer. Bir dakika küfür, bin bir esmâ-i İlâhîyi inkâr ve nukuşlarını tezyif ve kâinatın hukukuna tecavüz ve kemâlâtını inkâr ve hadsiz delâil-i vahdâniyeti tekzip ve şehadetlerini reddetmek olduğundan, kâfiri, bin seneden ziyade esfel-i sâfilîne atar, خَالِدِينَ'de hapseder.
Küfre ebedi ceza için itiraz eden diller, Allah’ı tam manasıyla tasdik edemediklerindendir. Okulda zayıfın olması, öğrencinin illaki onu alması için değildir. Zayıfta var, pekiyi de var. Öğrenci özgür iradesini kullanır birini hak eder. Zayıf alan diyemez: “ Devlet, eğitim sisteminde bu zayıfı bulundurmakla bana zulüm etti. Oysa çalışmamakla tercihi kendisi yapmıştır. Hanımefendi diyor ki: “İmtihansız bir dünya söz konusu olamaz mıydı?” O zaman rastgele insanları doktor veya mühendis yapabiliriz. Sokakta birinin kolundan tutup her hangi bir görev verebiliriz. Diyelim ki siz ağır hasta olan bir yakınınızı diplomasız, imtihan görmemiş bir doktorun eline teslim edip, ameliyat yapmasını isteyebilir misiniz? Ehliyetsiz birine evinizi arabanızı yaptırabilir misiniz? Tohum bile kış, fırtına ve yağmur imtihanından sonra başak oluyor, ağaç meyve veriyor. İnsan düşe kalka büyüyor, tecrübeler büyük sıkıntılarla oluşuyor. İnsana imtihanlar neticesinde, liyakati başarısı tecrübe ve bilgisi ödüllendirilip, görev makam verilmiyor mu?

Hanımefendi diyor ki: ”Allah kötülük olmadan kendini anlatamaz mıydı?  ”Önce kötülük olmasaydı diyor, sonra cennette her şeyin güzel mükemmel olması, kötülüğün olmaması tat vermez, öyle cennete gitmek istemem diyor. Cehennem daha eğlencelidir diyor en azından odun taşırım ona buna sataşırım diyor. Ve bu insan dünyada kötülüklerin olmasına imtihanın olmasına itiraz ediyor. Bu ne çelişki? Acaba bunları söyleyen insanlar, pazardan çürük malzeme alıp, evine bozuk mal sokuyor mudur? Tam tersi her şeyin iyisine koşuyorlar. Malın iyisine, maaşın iyisine, yemeğin en iyisine el uzatıyorlar. Bu insanlar, iradesini kullanıp, dünya imtihanında Allah’ın rızasını kazandıracak şeylere neden talip olmazlar ki? Dünya, zıtların yeri, tercih yeri. Cennet ise, mükâfat yeri. Cennetteki mükemmelliğe rahatsız olan, sıkılan ise Kırkıncı hocamın dediği gibi: ”Sıkılırsanız cehennem orada”

Evet, dünya mükâfat yeri değil ki, ya da her şey dört dörtlük olamaz ki; olsaydı cennet olurdu. Zaten bizlerde cenneti hak edebilmek için, bu türlü meşakkatlere imtihana tabi tutuluyoruz. Zira cennet ucuz değil.

 
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 


MustafaYulug1Bozuk plak gibi yineleyip duruyoruz: Soğuk savaş sonrası dünya büyük sermayesi, kendi arasındaki çelişkileri büyük ölçüde çözümleyerek tama yakın bir ‘entegrasyon’ kazandı. Artık temel çelişki bu birleşmiş ve küreselleşmiş sermaye ile dünya halkları arasında. Dolayısıyla, Mevlana’nın dediğine benzeterek ‘Bütün dedikleriniz dün içindi cancağızım/ Bugün yeni şeyler söylenmesi lazım’. Global sermaye, dünyanın birçok ülkesinde, değişik yoğunluklarda olmak üzere, egemenlik kurmuş durumda. Bunu da silah, uyuşturucu, kaçakçılık, mafya, kumar, para ve öteki sahtecilik gelirleri ve her türlü ‘uyduruk’ satın alma güçleriyle ‘finanse ettiği’ güvenlikçiler, paralı asker ve katiller, ücretli yöneticiler ve istihbaratçılar, çeteler, siyasal partiler, dernekler, cemaatler, avanta tutkunu iş adamları, üniversiteler, medya ve bunlar gibi başka topluluklar aracılığıyla gerçekleştirip sürdürüyor. Amacı için savaşlar ve özellikle de iç savaş çıkarmak, insanları etnisite, inanç, dil, köken, tarih, cinsellik, aşırı gelir ve varlık farklılıkları ve hatta giyim kuşam üzerinden kavgalara sürüklemek gibi uygulamaları da sürekli devreye sokuyor global sermayemiz, bu işler için özel eğitilmiş ve atanmış adamları aracılığıyla…

 

Yine bozuk plak gibi, cari bölünmelerin sermaye destekli olduğunun bilincine varıp, genç kuşakların, doğrudan gençlik

ve herkes için üretim olguları üzerinden birleşerek ve ayrıca da bütün dünya gençleri ile omuz omuza durarak, halklara umut olacak bir barışçı siyasal savaşım başlatmalarının kesinlikle gerekli olduğunu yineliyoruz durmadan.

 

Diyelim, dünya genç kuşakları böylesine büyük bir görevi üstlenme gibi bir yücelme içine giremediler. Başka bir kurtuluş umudu daha var: O da çok sayıda yoksul barındıran Çin, Hindistan, Brezilya gibi ülkelerin hızla büyüyerek dünya üretim olanaklarına giderek daha fazla egemen olmaları… Çin ihracatta dünya birincisi oldu bile ve bir tahmine göre GSMH’sı, 2023 yılında, ABD’nin bir mislinden fazla olacak. Hindistan Mars’a bile bir füze salladı da sokaklarda, naylon çadırlarda pislik içinde yaşayan milyonlarına dönük, Çin gibi, bir atılım içine daha giremedi. Brezilya’nın favela’ları da öyle. Ama bunlar da kesinlikle olacaktır. Çin’in Afrika’da yerel kişilerle bin kadar şirket oluşturduğunu bir yerlerde okuyunca epey umutlandım. Çin’in bir de uluslararası rezerv para yaratmak gibi bir girişimi var. İleride, bir şey üretmeden gönenç içinde yaşayan para haydutlarının paraları geçersiz sayılır ve sorun çözülür (ABD’de, birçok insanın böyle bir olasılığa karşı mal stoku yapmakta oldukları bir televizyon programında belgelendi).

 

Bu da olmadı ya da gecikti, diyelim. Bu kez de bilimdeki gelişmelerden umutlanmak gerek. Genetik ve öteki temel bilimler insan beyninin sırlarını açığa çıkarmaya doğru hızla yol alıyorlar.

İnsanları birbirine düşüren, milyonların ölümünü yalnızca bir rakam olarak algılayan, bunca açlık ve sefalete karşı şuursuzca tıkınarak haremleriyle başa çıkmaya çabalayan akıl hastalarının, internet üzerinden ve(veya) bir virüsün yayılması yoluyla tedavi edilebileceği bir çağa niçin ulaşmayalım…

Son Güncelleme (Cumartesi, 12 Kasım 2016 21:47)

 
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 


Hiç şüphesiz bu Kur’an’ı (okuyup amel etmeyi) farz kılan Allah, elbette seni dönülecek yere döndürecektir.
(28/Kasas, 85)

 

mer_naciHicri 1435 yılına girmiş bulunuyoruz. 4 Kasım itibariyle hicri yıla başlamış olduk. İslam tarihi açısından çok önemli bir gündü. Hicretle birlikte öncesi ve sonrasında yaşanan olaylar tarihe damgasını vuran gelişmelerdi. Hocalarımızın vahyedilen ayetleri Mekki ve Medeni diye ayırmasının esasında hicret yer almaktadır. İslam tarihine kaynaklık edecek süreçlerin çoğu hicretten sonra başlamıştır ve yaşanmıştır.

 

Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye gitmesi hicret olarak kabul edilir. Tabi bu hicret, durup dururken gelişen bir şey değildir. 13 yıla yakın bir Mekke dönemi yaşanmıştır. Mekke dönemi, Peygamberimiz ve Müslümanlar için zor ve kor yıllardı. Her türlü zulme ve işkenceye maruz kalmışlar, malları yağmalanmış, bazıları öldürülmüş, alay edilmiş, aşağılanmışlardı. Peygamberimiz âdeti olduğu üzeri her Hira dönüşünde Kâbe’ye uğrar, tavaf yapmadan evine geçmezdi. Tavaf sırasında fiili ve sözlü saldırıya uğrardı. Bir keresinde namaz kılarken üzerine deve işkembesi bile attırmışlardı.

Hazreti Hatice annemizin ve amcası Ebu Talib’in vefatı Peygamberimiz için daha da zor günlerin habercisiydi. Taif olayı ve boykot yılları bu zorlukların zirvesi olmuştu. İşte bu yaşananlar hicreti zorunlu hale getirmişti. Peygamberimiz daha fazla zarar görmemeleri için bazı Müslümanların Habeşistan’a hicret etmesini salık veriyor, onları adil bir hükümdar olan Necaşi’ye gönderiyordu.

 

Peygamberimiz, hayatının en güzel günlerini yaşadığı Mekke’sinden ayrılmak zorunda kalmıştı ve bir insan için hele de naif bir insan için bu oldukça zordur. Hz. Ebubekir ile birlikte üç gün kaldıkları Sevr’den inerken Mekke’sine bakmış ve gözyaşlarına hâkim olamamıştı. Hissiyatını şöyle dile getirmişti: “Ey Mekke biliyorsun ki yeryüzünde bana senden daha sevimli bir yer yoktur, eğer kavmim çıkartmasaydı asla seni terk etmezdim.” Sadrına genişlik ve huzur veren haber yücelerden,  Rabbimizden gelmişti: “Hiç şüphesiz bu Kur’an’ı (okuyup amel etmeyi) farz kılan Allah, elbette seni dönülecek yere döndürecektir.” (28/Kasas, 85) Teselli yüceler yücesinden gelince Peygamberimiz gönül huzuru içinde yoluna devam ediyordu.

 

Müşrikler, kırk yıllık hemşehrilerine Mekke’yi dar ederken, Medine’liler onu bağırlarına basmış, muhterem bir kardeş ilan etmişlerdi.

 

Medine yeni bir nefes, yeni bir açılım, yeni bir başlangıcın ruh temellerinin atıldığı bir mekân olmuştu. “Bir coğrafi mekân, oranın kendi sakinlerince fethe hazırlanmamışsa orayı hiçbir ordu fethedemez.” anlayışı burada da kendini göstermişti. Akabe görüşmelerinin ardından Mus’ab b. Umeyr genç bir öğretmen olarak Medine’ye davet edilmiş, gayretli bir çalışmanın ardından öncelikle gönülleri bu hicrete/fethe hazırlamıştı. Mekke’de silahsız bir sokaktan bir başka sokağa gidilemezken, Medine tamamen gönüllerdeki sevgi silahı ile adeta fethediliyordu. Ve bir gün dönülecekti. Aziz ve hamid olan Allah öyle teselli etmişti peygamberimizi. Bu dönüş tabiî ki bambaşka bir dönüş olacaktı. Hicretin ilmek ilmek sekiz yıl dokunduğu Medine, Mekke’ye taç oluyordu.

 

İşte hicret, imanın gönüllere ilmek ilmek nakşedildiği, zirve yaptığı, imana göre amel etmenin bedenin tüm hücrelerince hissedilip benimsendiği bir başkalaşma, bir dönüşüm, bir uyanış, bir diriliş, tertemiz yüreklerin ve başlangıçların Allah’a arz edildiği bir yürek seferberliği, bir gönül harekâtı, bir içe, öze dönüş yolculuğudur.

 

1435. yılında hicretin bize vereceği dersler, yeniden uyanışımıza, dirilişimize, kendimize, özümüze, fıtratımıza dönüşümüze vesile olacaktır.

 

 

Hayat bir hicrettir. Özünde geldiğimiz Rabbimize dönüşümüz vardır.

Hicret bir yolculuk halidir.

Hakkıyla yapılan bir hicret, yolu bahşedene sadık olmanın adıdır.

Tarihsel olan hicret Mekke ile Medine arasında olmuş ve bitmiştir. İnsanın hicreti ise doğumdan ölüme kadar devam edecektir. Tarihsel olandan, yaşadığımıza kül değil, kor taşıyacağız, içselleştireceğiz ki yolumuzu şaşırmayalım, kaybetmeyelim.

 

Hicret bir yolcuktur ya, asıl olan yolun sahibine sadık olmaktır. Bu sadakat bize istikamet kazandırmalıdır.

Hicretin kayıpları vardır,

Kaçkınları vardır,

Yolda kalanları vardır, yola terk edilenleri vardır. Hakkıyla kuşanacağımız hicret ruhuyla birlikte kayıplarımızı, kaçkınlarımızı, yolda kalmışlarımızı, yola terk ettiklerimizi yeniden arayıp bulacağız, hem de cennetini kaybetmiş insan misali arayıp bulacağız. Yeniden olması gereken istikamet üzere sokacağız. Özüne, fıtratına, kendisine rabbine dönmesine zemin hazırlayacağız.

 

İmanımızı hâkim kılma, onu Rabbimizin istediği bir şekilde yaşama adına her türlü gayretimiz, mücadelemiz hicretimiz olacaktır.

1435. Hicri yılımızın hicretimize istikamet katması dualarımla.
 

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2096
Dün3798
Tüm Zamanlar3948112
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 57 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2103
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?