Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon OTORİTE

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 11
ZayıfEn iyi 


sgezerUluslararası suda işlenen Mavi Marmara katliamında, İsrail’i kayırma gibi “Otoriteden izin alsaydılar” dediniz, kendi otoritenize beddua ettiniz. Oysa bedduanın en çirkini o canavarlığı gerçekleştirenlere olmalı idi. Bu bedduaya eli Müslüman kanından kuru kalmayan İsrail âmin demiştir. Bu bedduaya karanlık yapılar âmin demiştir. Bu bedduaya ruhu şeytanla kelepçeli olanlar âmin demiştir. Bu bedduaya doymak bilmeyen Amerikan hırsı ve dessas İngiliz âmin demiştir. Kısaca dünyada ne kadar ruhu kirli, yüreği yüreksiz olan varsa âmin demişlerdir…

Beddualar gürültülüdür kulak incitir, ruh incitir. Dualar derinden ve gönüllere sessizce yağ sürerek gıcırdatmadan akar.  Bediüzzaman’ın: “Dua bir sırr-ı azîm-i ubûdiyettir. Belki ubûdiyetin ruhu hükmündedir.” İfadesi aklıma gelince düşünmeye başlıyorum: Madem dua kulluğun büyük sırrı, o zaman bu büyük kullukta çirkinlik olmamalı. Namaz ve tüm ibadetler çirkin yapılamayacağı gibi dua ibadeti dahi çirkin yapılmaz. Bu ibadeti temiz yapmak, her Müslüman’a düşen vazife. Beddua asıl otorite sahibi Allahtan izin almamaktır. Çünkü bize güzel duayı emretmiş ve nasıl dua edeceğimizi de Peygamberimizin (sav)  örnek yaşayışı ve duasıyla bizlere göstermiş. Beddua otoriteye başkaldırma olduğu gibi kadere de ilişmektir. “Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar.” Estauzubillah senin istediğin gibi değil de benim istediğim gibi yap Allah’ım, demek gibi. Oysa duada teslimiyeti elden bırakmamak için: Hayırlı ise ver diyoruz, dolayısı ile Allah’a bırakma ve teslimiyet var. Bedduada ise mesela: Allah’ım, hayırlı ise falanın ocağını batır, kafasını gözünü yar denmez ki, çünkü zaten istenen şeyde hayır yoktur. Evet, beddua Allahın otoritesine uymayan; izni dışına çıkıp çirkin bir şey istemektir. Allah ibadetin çirkinini kabul etmez, kendisinden de hayırlı şeylerin istenmesini bekler.

İnsan mazlum bile olsa dua ibadeti temiz olmalı, çünkü duanın abdesti, hayırlı şey istemektir. Melaike ve ruhaniyetin alkış tutacağı dua temiz duadır. Hayırlı şeyler istemek, hem kader programına ilişmemek, hem de Allah’ın otoritesini tanımaktır. Biz Müslümanlar olarak bazen bu yanlışa düşüyoruz bilerek veya bilmeyerek. Sanıyoruz ki sadece yanan canımızdan dolayı bu tarz talepte bulunuyoruz. Oysa bilmeden Allahtan çirkin istekte bulunuyoruz.  Teşbihte hata olmasın, marketten bozuk bir şey istemek gibi. Biz güzeli isterken, birde o güzeli Allahın otoritesine bırakarak hayırlı ise ver diyoruz. Hiç mi beddua yapılmaz ya da kabul olmaz? Elbette vardır ve de kabul olan çok beddua vardır. Ama herkesçe bilinen; Allah’ın temiz ve hayırlı duayı sevmesidir. Hiç kimse kendisine yapılan bedduadan hoşlanmaz, elbette Allah kuluna yapılan bedduadan hiç hoşlanmaz.

Devleti idare eden otoritedir. Direksiyon başındakine de beddua edilmez. O arabanın içinde masumlar olduğu gibi kendi canlarımızda var. Üstelik bu otorite ülkeye çağ atlattı ve horlanan başörtüsüne suratı asık kapılar gülmeye başladı. Sadece Müslüman’ın özgürlüğüne takılan kelepçeler kırılmaya başladı. Bir şey daha var ki oda bu otoritenin başı sadece Allah önünde eğiliyor. Çok üzücü, bir gecede ülkenin ocağını batıran ve başörtüsünden dolayı: “Bu kadına haddini bildirin” diyen dönemin iktidarı başındakine  “Eğer ahirette Allah bana şefaat etme imkânı verirse, bunu ilk önce Ecevit için kullanırım..." diyip, bu otoriteye ve hizmetlerinden dolayı onu destekleyenlere beddua etmeniz çok üzdü hocam. Allah size sağlıklı ve hayırlı ömürler versin ve yine kürsülerden etkili anlatımınızla Allah’ı, Peygamberi ve ona sevdalı sahabeleri anlatınız. Ve bu otoritenin hatasız ve daha çok başarılı işlere imza atmalarını, hiç kimseye göbekten bağlı olmadan tam bağımsız, İslam âlemine güvenilir ve şefkatli ağabeylik yapmasına dua edin. Devletin içindeki bürokratın, memurun hiç adam kayırmadan sadece Allah rızası için hizmet yapmalarına dua edin. Bu devlette görev yapanların otoriteye tam sadakatle uymalarını ve karanlık mihraklara oyuncak olmamalarına dua edin. Ve bu devleti yönetenlerin bir an olsun bile nefislerine yenik düşüp, harama el uzatmamalarına dua edin. Bize de kulaklarımızda çınlayan ve bizde sahabe sevgisini arttıran: “Hey koca Ömer!” diyişine ve muhabbet edişine dua yakışır. Bize, Amerika’dan buraya hürriyetine vatanına kavuşmanı istemek yakışır. Şekerinize, kalbinize burada daha iyi bakacak son 11 yılda hem donanımlı hastanelerimiz hem hekimlerimiz çoğaldı. Allah hepimize birlik beraberlik versin, düşmanlarımıza da uhuvveti bozacak fırsat vermesin. Beddualarımızdan dolayı Allah hepimizi affetsin ve hayra çevirsin âmin.

Hayırlı noktayı bize Allah’ı, kitabı, peygamberi ve kardeşliği tam manasıyla sevdirmeye çalışan Bediüzzaman’la koyalım: “Beşinci esas: Risale-i Nur şakirtlerinin, mümkün olduğu kadar siyasete ve idare işine ve hükümetin icraatına karışmamak bir düstur-u esasîleridir. Çünkü hâlisâne hizmet-i Kur’âniye, onlara herşeye bedel, kâfi geliyor. Hem şimdi hükmeden öyle kuvvetli cereyanlar içinde siyasete girenlerden hiçbir kimse, istiklâliyetini ve ihlâsını muhafaza edemez. Herhalde bir cereyan onun hareketini kendi hesabına alacak, dünyevî maksadına âlet edecek, o hizmetin kudsiyetini bozacak. Hem maddî mübarezede şu asrın bir düsturu olan eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdat ile, birinin hatâsıyla onun mâsum çok taraftarlarını ezmek lâzım gelecek. Yoksa, mağlûp düşecek. Hem dünya için dinini bırakan veya âlet edenlerin nazarlarında Kur’ân’ın hiçbir şeye âlet olmayan kudsî hakikatleri, bir poraganda-i siyasette âlet olmuş tevehhüm edilecek. Hem milletin her tabakası, muvafıkı ve muhalifi, memuru ve âmisinin o hakikatlerde hisseleri var ve onlara muhtaçtırlar. Risale-i Nur şakirtleri, tam bîtarafane kalmak için siyaseti ve maddî mübarezeyi tam bırakmak ve hiç karışmamak lâzım gelmiş.

 

PostHeaderIcon TEK TİP KIYAFET ÖZGÜRLÜĞÜ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 54
ZayıfEn iyi 


abdulkadirÇocuklarımızın, “Anadolu’nun renklerine uygun” olarak yetişmelerinde, uygulanan eğitim programı, okul iklimi ve insan ilişkileri kadar,  kıyafet çeşitliliği de önemli bir paya sahiptir. Eğer bu kültür ve anlayışın devamını ve geleceğe taşınmasını istiyorsak, çocuklarımızı buna uygun bir eğitim programı ile yetiştirmemiz şarttır. Aynı şekilde hem eğitim ortamlarında hem de hayatın diğer alanlarında “farklılıklara tahammül etme ve farklı tercihleri hoş görme” gibi bir takım medeni insan ilişkileri noktasında kendilerine “model” olmamız gerekir.
  

Eğer çocuklarımızın “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür ve yüksek karakterli” olmasını istiyorsak, onları eğitim kurumlarında  farklı görüş, anlayış, kültür ve yaşam tercihleriyle tanıştırmamız ve onlara Anadolu’nun dokusuna uygun ortamlar sunmamız gerekir.

 

Bugün hala birçok kişi, okullarda uygulamaya başlanan “sınırlı serbest kıyafet düzenlemesi”ne, ''çocuklar arasındaki gelir farklılığını ortaya çıkardığı” kaygı ve gerekçesiyle karşı çıkmaktadır.

 

Sosyolojik, psikolojik ve bilimsel hiçbir temele dayanmayan bu tür kaygılar son derece yersizdir.

 

Zira, gerçek yaşama bakıldığında, “tek renk ve tek tip kıyafet uygulaması” çocuklar arasındaki zengin ve fakir farkını kapatmaya yetmediği açıkça görülmektedir. Çünkü bir öğrencinin markalı çantası, ayakkabısı, ders araç gereci, cep telefonunun modeli, kantinde harcadığı harçlık miktarı, okula gelirken kullandığı ulaşım aracı, velisinin mesleği, ikamet ettiği ev/semt gibi sayısız faktör, sosyo-ekonomik düzeyi hakkında yeterince fikir vermektedir.

 

Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda öğrenim gören tüm öğrencilerin kılık kıyafetleri, “Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik”te düzenlenmiştir.

 

Sözü edilen Yönetmelikte, 25 Temmuz 2013 tarihinde bir değişiklik yapılmıştır. Yapılan değişikliğe göre, öğrenciler okul, sınıf ve şubelerde tek tip kıyafet giymeye zorlanmayacak. Ancak okul yönetimi ve okul-aile birliğinin koordinatörlüğünde, yönetmelikteki “kılık kıyafet sınırlamaları” ile ilgili maddede yer alan sınırlamalara aykırı olmamak kaydıyla, velilerin yüzde 50'sinden fazlasının muvafakati alınarak ilgili eğitim-öğretim yılı için okul kıyafeti veya kıyafetleri belirlenebilecek.
 

Son kıyafet düzenlemesi zannedildiği gibi, “sınırsız ve sorumsuz bir serbestliği” getirmemekte,  sadece “tek tip ve tek renk kıyafet dayatmasını” bir nebze esnetme imkanı vermektedir. Çünkü Yönetmeliğin 4. Maddesi’nde, kılık ve kıyafete ilişkin bir dizi sınırlamalar sıralanmıştır.

 

Buna göre öğrenciler:

Öğrenim gördükleri okulun arması ve rozeti dışında nişan, arma, sembol, rozet ve benzeri takılar takamaz.

İnsan sağlığını olumsuz yönde etkileyen ve mevsim şartlarına uygun olmayan kıyafetler giyemez,

Yırtık veya delikli kıyafetler ile şeffaf kıyafetler giyemez.

Vücut hatlarını belli eden şort, tayt gibi kıyafetler ile diz üstü etek, derin yırtmaçlı etek, kısa pantolon, kolsuz tişört ve kolsuz gömlek giyemez.

Siyasî sembol içeren simge, şekil ve yazıların yer aldığı fular, bere, şapka, çanta ve benzeri materyalleri kullanamaz ve giysileri giyemez.

Okul içinde baş açık, saçlar temiz ve boyasız olarak bulunur, makyaj yapamaz, bıyık ve sakal bırakamaz.

 

Burada da açıkça görüldüğü üzere, öğrencilerin kılık ve kıyafete ilişkin kısıtlama sadece “başın açık” olmasıyla sınırlı değildir.

Dolayısıyla sözü edilen düzenlemede sıralanan bir dizi sınırlamanın her birinin ihlalinde, aynı tavrın gösterilmesi ve aynı işlemin yapılması gerekir.

Zira Anayasa’nın: “idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” (Madde:10) maddesi bunu gerektirmektedir.

 

Çocuklarımıza tek tip kıyafeti reva görürken, kuvvetle muhtemel farkında olmadan acaba onlara: “Sen, belli bir yaşa gelmiş, merkezi sınavlarda önemli başarılar elde etmiş olabilirsin. Ancak ne giyeceğine karar vermeye ve kıyafetinin rengini, modelini ve desenini seçmeye aklın pek ermez, sen onu bize bırak.” Mesajını vermiş olmuyor muyuz? Dolayısıyla düğünde, taziyede, tatilde, okulda, … giyeceği kıyafeti seçme inisiyatifine sahip olmayan gençlerden, “okuyan, anlayan, görebilen, görebildiğinden anlam çıkaran, ders alan, düşünen ve anlama yeteneğini eğiten bireyler” olmalarını beklemek ne kadar gerçekçidir?

Abdulkadir YILDIZ

(Eğitimci Yazar)

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün623
Dün1043
Tüm Zamanlar4261655
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 112 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2438
İçerik : 1500
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?