• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon LAF EĞLENCESİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 


mehmet_ali“İnsanlardan kimi de vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu eğlence edinmek için LAF EĞLENCESİ SATIN ALIR. İşte onlar, kendileri için aşağılayıcı bir azap olanlardır.” (Lokman 6)

Altın dünyanın her yerinde kıymetlidir. Yolda yürürken toprak üzerinde gördüğümüz herhangi bir maden parçası hiç dikkatimizi çekmez. Ama işlenmemiş yani bir bilezik veya süs eşyası şekline dönüştürülmemiş bile olsa külçe halindeki ufacık bir altın madeni cazibesiyle bizleri celbeder.

Bir de altına benzetilen çekici görünümlü süs eşyaları vardır. Sanatkâr bir kuyumcu elindeki bakır madenini işleyerek ziynet eşyası görünümünde oluşturduktan sonra bunu altın kaplama denilen işlemden de geçirerek, aynı altından yapılmış bir ziynet eşyası imiş gibi imal edebilir.  Ehli olmayan sanki bu süs eşyasını da altından yapılmış sanabilir. Gerekli bilgiye ulaşmamış bir kişi bu malı altın niyetine satın alırsa aldanmış demektir.

Yukarıda meali verilen Lokman suresi 6. âyetinde “cahil, inatçı ve kibirli müşrik” bir tip sergilenmektedir. Müşrik kişi, “bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu eğlence edinmek için laf eğlencesi satın almak ta”dır. Allah bunların sonunun ne olacağını, alaylı bir üslup ile “İşte ona çok acı verecek bir azabı müjdele” ifadesiyle bildirmektedir. Aslında “bilgisizce” ortaya konan iş; bilinçli, teşkilatlı ve programlı bir şekilde yapılmaktadır. Tipi karakterize edilen kişi masallarla, şarkılarla, asılsız hikâyelerle halkı kendisine bağlayıp oyalayarak ilahî vahiyleri alaya almak istemektedir. Nitekim âyetin orijinalinde bulunan “lehve’l-hadîs” sözcüğü, uyuşturucu ve uyutucu olarak anlamlandırılmaktadır.

Maalesef günümüzde de bazı Müslümanların dinde ikinci kaynak olarak kabul ettikleri hadis külliyatında buna benzer rivayetleri okuyup, dine hizmet ettikleri zehabı ile Allah’ın elçilerine bilinçsizce hakaret ettikleri görülmektedir. İşte bizzat yaşadığım bir örnek! Müslüman kardeşim heyecanla anlatıyor:

“İbrahim Peygamberin karısı Sara çok güzel bir kadınmış. Karısı ile birlikte geçmek durumunda kaldığı bir Ülkeye girdiğinde, o ülkenin kralının güzel kadınlara düşkün olduğu ve her güzel kadınla mutlaka bir gece geçirdiği bilinmekteymiş. İbrahim Peygamber de ülkeye girerken karısına kendisinin kız kardeşi olarak tanıtacağını bildirmiş…….”

Masal böyle devam etmekte. Peki, bu iğrenç masal nasıl oluşturulmuş?

Buhârî, Müslim ve Tirmizî'nin rivayetlerine göre Ebu Hureyre şöyle de­miştir: Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Peygamber İbrahim -üç husus dışında- asla hiçbir şey hakkında yalan söylemiş değildir. Bunların birisi onun: "Şüphesiz ki ben hastayım" sözü, diğeri Sara hakkında: “O be­nim kız kardeşimdir” demesi, diğeri de: "Hayır; onların bu büyükleri bunu yapmıştır" demesidir. Tirmizî dedi ki: Bu, hasen sa­hih bir hadistir?

Şimdi bir düşünelim; Peygamberimiz Rabbimizi’in bildirdiği dışında gaybden haber verebilir mi? Rabbimiz’in bildirdiği gayb haberleri Kur’ân da mevcuttur. Rum suresinde Rumların galip geleceklerinin bildirildiği gibi. Peygamberimiz kendisinden yaklaşık 2500-3000 yıl önce yaşamış İbrahim (A.S.) hakkında nasıl bilgi sahibi olabilir? Hem Kur’ân dan öğrendiğimizle inanıyoruz ki hiçbir Peygamber asla yalan söylememiştir. Peygamberimiz kendisine elçilik görevi verilmeden önce herhangi bir kitap ehlinden ders almamıştır. Oysa bu rivayette bahsedilen masal, Yahudi ve Hıristiyanların kendi yazdıkları Kitab-ı Mukaddes’in Tekvin, Bab 20 de daha da edepli bir tarzda anlatılmaktadır.

Dinimizin tek kaynağı Kur’ân, önceki kitaplardaki insanlar tarafından sonradan yapılan tahrifatları, bozuntuları düzeltmek ve doğru olanları da onamak için indirilmiştir. Kur’ân da İbrahim Peygamber ile ilgili âyetlerin tümü incelendiğinde, yukarıda anlatılan masal ile ilgili hiçbir cümle bulamazsınız.

Tam aksine Bakara 258. Âyetinde: “Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrâhîm'le tartışan kimseyi görmedin mi/hiç düşünmedin mi? Hani İbrâhîm, “Benim Rabbim dirilten ve öldürendir” demişti. O, “Ben diriltir ve öldürürüm” demişti. İbrâhîm, “Öyleyse, şüphesiz Allah, güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir!” deyince o kâfir; Allah'ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddeden kişi şaşırıp kaldı.” İbrahim peygamberimiz zorba kraldan korkarak yalan söylememiş, onunla tevhit mücadelesine girişmiş ve o zorbayı aklını kullanarak çaresiz bırakmıştır.

Yani Kur’ân; Kitab-ı Mukaddes ismi verilen insanların yazdıklarını düzeltmiştir. Bize masal gibi anlatılan yine insanların yazdıkları rivayetlerde ise; İbrahim Peygamberimiz korkak, yalancı ve günahkâr olarak anlatılmaktadır. Rabbimiz Bakara 135. Âyetinde bu yalancıların taktiklerini bizlere bildirmektedir.

Ve Yahudiler, “Yahûdi olunuz ki kılavuzlandığınız doğru yolu bulasınız; Hristiyanlar da Hristiyan olunuz ki kılavuzlandığınız doğru yolu bulasınız” dediler.  Sen de ki: “Tam tersi, küfürden, Allah'a ortak koşmaktan dönen biri olarak Allah'ın ortaklarının olacağını kabul etmemiş olan İbrâhîm'in dinine/yaşam tarzına!”

Peygamberimize sağlığında yapılan çirkin teklife Rabbimiz nasıl cevap verdiriyor? Ama Peygamberimizin ölümünden 150-200 yıl sonra uydurulan hadis adı altındaki rivayetler ile Allah’ın katışıksız, halis dinini nasıl bozuyorlar? Müslümanları kendi uydurdukları Kitab-ı Mukaddes ile nasıl kandırıyorlar? Biz de hala ibadet şevki ile bu uyduruk külliyatı ezberlemeye çalışalım. Kur’ân düşmanları da ilimde-fende çalışsınlar, Müslümanları sömürmeye devam etsiler.

Ama maalesef bu bilgi çağında hâlâ uyduruk rivayetler ile Rabbimiz’in apaçık olduğunu bildirdiği Kur’ân âyetlerinin güya yorumları yapılmaya çalışılmaktadır. Aslında amaç yorum yapmak değildir. Kur’ân da bozuntu yapmaktır. Peygamberimizi itibarsızlaştırılmaktır.  

Oysa Kur’ân apaçıktır. Her okuyan anlayabilir. Kur’ân’ın herkes tarafından anlaşılamayacağını savunan din tüccarlarına samimi olarak Kur’âni gerçekleri anlatmaya başladığınızda acımasızca eleştirilirsiniz. Hemen “Peygamber bir postacı değildir”cümlesi ile peygamber düşmanı olarak ilân edilirsiniz. Şimdi düşünelim; Peygamber düşmanı kim?

Hiçbir kınayıcının eleştirilerinden korkulmamalı. Mucize olan Kur’ân tek hak kitaptır. Dinde ikinci bir kaynak olduğunu iddia etmek, Allah’ın dini eksik bırakmış olduğunu kabullenmek demektir.

Bir kısım Müslüman’ın bu acıklı hali, aynen elindeki bakır madeninin altın olduğunu ısrarla savunan kişi gibi olmuyor mu?

Hak kitap olan Tevrat ve İncil’de Allah düşmanlarının yaptıkları bozuntuları, şimdi de kıyamete kadar geçerli olan ve tüm dünya insanlarını rüşde ulaştırmaya yönelten Kur’ân’ı bozmaya çalışan bilgisiz kişiler yapmıyor mu?

 

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

Son Güncelleme (Çarşamba, 30 Kasım 2016 21:22)

 

PostHeaderIcon ANNELERİ BABALARI ANCAK ÇOCUKLARI GÜN IŞIĞINA ÇIKARABİLİR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 

 

Mustafa_YulugHep aynı noktadayız: Bir biçimde silahlandırılıp karşı karşıya getirilmiş insanların birbirlerini, zavallı halklarla birlikte katletme haberleri… Milyonlarca sığınmacıya, denizlerde boğulanlara ilişkin haberler, görüntüler yüreklerimizi yakıp duruyor (İzmir’de dilenen minicik çocuklar, kadınlar ortalıklarda dolaşıp duruyorlar). Bu acımasızlıkları tezgahlayanlar ne tür yaratıklar acaba…

Yineleyip duruyoruz... Geçen yüzyıldaki soğuk savaş döneminde, sömürgeci tayfası (Başta silah, para ve uyuşturucu olmak üzere insana karşı her türlü üretimden avanta sağlayan küresel şirketler, mafya ve derin devletçiler) bütünleşerek dünyamızın önemli bölümünün egemeni haline geldiler. Hüküm ve tasarruf altındaki ülkelerde, bu egemen güç, bütün yönetimleri (Başta ABD ve Avrupa’dakiler olmak üzere) elemanları, sekreterleri haline getirebildi. Eğitim düzeneği de halkları kalkındırmaktan çok egemenlere hizmet sunan uzmancıkları yaratma hedefine yönlendirildi. Böylece, bir şey bilmedikleri dışında her şeyi bilen aşırı cahil ve küçük avantacı yöneticiler, uzmanların ‘dünyayı istilası’ başarıyla gerçekleştirildi.

Böylesi yöneticiler, özellikle plan yapma, toplumsal olanakları kamuya dönük üretim ve hakça dağılımı için kullanma becerisinden yoksun olarak görevlerini sürdürüp ülke kaynaklarını son derecede planlı küresel sermaye odaklarının ‘istifadesine’ sonuna kadar açtılar.

Egemen güç, halkları ve 'sözde' yöneticileri denetim altında tutabilme yönünde, 'böl ve yönet' başta olmak üzere 'toplum mühendisliği' yöntemlerini geniş biçimde kullandı. Din, inanç, fikir, mezhep, tarikat, sosyopolitik düzen arayışları, cemaat, dernek, vakıf, kuruluş, çete, kulüp, parti, etnisite, ülke, vb. içeriksiz etiketler, ayrışma ve karşılıklı konuşlandırmada işlevsel yapılabildiler. Sıcak savaşlar için de her türlü silah, para yanında akıl hastası (Şizofren, bipolar, depressif, manik, vb.) gençler bir araya getirilerek acımasız boğazlaşmalar sahnelenebildi.

Bana sorarsanız, böyle rezillikleri yaratan egemen kardeşlerimizin kendileri de akıl hastası, uyuşturucu bağımlısı, toptancı katil tipler. Ancak, adamları velinimetleri patronlara yönelik böyle değerlendirmeler yapabilirler mi hiç... Çok bekleriz...

İşte bu yüzden diyoruz ki: Bu iğrenç sisteme, ancak, geriletici, yalan ve yanlış ağırlıklı eğitim/öğretim düzeneğine tam maruz kalmamış, düzen tarafından henüz bir avantaya bağlanmamış genç kuşaklar karşı çıkabilirler. Genç kuşaklar, siyasal partiler bağlamında bir araya gelmeli, doğrudan insan için üretim ve hakça dağılımına dönük, bilim ve teknolojinin en gelişmişliğine

dayalı ahlaki bir teori geliştirmeli, öncelikle de silah, uyuşturucu, meskensizlik, çevre yıkımı (Böyle giderse, solunan havadan ölümler bile çok artacak) ile para, besin, ilaç, tohum, sağlık ve eğitim hizmetleri, rüşvet ve yolsuzluk, gösteriş, savurganlık ve hepsinden önemlisi savaş cinayetlerine dönük küresel rezillik, acımasızlık ve dolandırıcılıklara ‘dur’ diyebilmeliler.

Çok önemli: Hareket hastalıklı beyinlerin ürettiği silahlara el sürmeden, tahriklere ve saptırıcı oyunlara kapılmadan, kimseye bir fiske bile vurmadan, bilim, uzlaşma, dayanışma, insan sevgisi tabanında ve bütün dünya gençleri ile omuz omuza durarak yürütülmeli. Böyle bir eylemin yeryüzü bağlamında devinmesi, başarının olmazsa olmazıdır…

İnsanlık için başka bir kurtuluş yolu yok… Savunma durumundaki yönetimler de durmadan yeni yeni silahlar geliştirdikleri için (Rusların son nükleer başlığı Japonya’ya atılan bombalardan 2000 kez daha etkili imiş) toptan buharlaşma olasılığını gözden hiç uzak tutmamak gerek.
 

Son Güncelleme (Cumartesi, 12 Kasım 2016 21:17)

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün3116
Dün4075
Tüm Zamanlar3780307
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 457 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1361
İçerik : 1479
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?