Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 


levent_ertekinGeçtiğimiz günlerde bir dostum aradı..

            Bir bilgi soracakmış…

            Vallahi önce tedirgin oldum…

            Acaba uzmanlık sorusu mu soracak diye…

            Hasbelkader Tire yerel tarihi konusunda yazdığımızon dört kitaptan sonra pek çok kişi bizi “Tire tarihi uzmanı” olarak görüyor…

            Osmanlı tarihi özelde de Tire konusu gerçekten tam bir derya… İçine girdikçe bildiklerimin bilmediklerimin yanında denizde bir katre olduğunu görüyorum…

            Ancak yine dekendisini cesaretlendirme ihtiyacı duydum..

            Dostum sor sormasına da bizde her şeyi bilecek iddiasında değiliz. Bizimde bilmediklerimiz mutlaka vardır. Ancak şunu söyleyebilirim. Bildiğim bir konuysa seninle seve seve bu bilgimi paylaşırım. Ama bilmediğim bir konuysa o zamanda açık yüreklilikle “Ben bu konuyu bilmiyorum. Bende araştırayım sana daha sonra bilgi veririm” dedim.

            Dostum önce şaşırdı..

            Bilmedikleriyle ilgili ülkemizde o kadar kendinden menkul uzmanlar var ki…

            Haksızda sayılmaz hani şaşırmakta…

            Neyse soruyu sorunca derin bir nefes aldım..

            Sahi öğrenmek istediği konuyu söylemedim..

            Geçtiğimiz günlerde bir evrak üzerinde “der Medine-i nefsi Tire” ifadesini görünce kafası karışmış..

            Medine- Tire…

            Acaba nasıl bir bağlantısı var diye düşünürken işin içinden çıkamamış olacak ki sorma ihtiyacı hissetmiş.

            Aslında kelimenin etimolojisi bize önemli ipucu veriyor..

            Medine kelimesi üzerinde duracak olursak…

            Kamus-u Türki’de ki 206 bin kelime ile en kapsamlı Osmanlıca bilgi kaynağı olan lügatte Medine kelimesi; “1- Şehir,2- Eski adı Yesrib olan ve Peygamberimizin türbesinin bulunduğu Hicaz şehri” olarak verilmekte.

            Kısaca Osmanlıca ‘da, Arapçada Medine kelimesinin karşılığı şehir…

            Yani “Medine-i Tire” dediğimizde  “Tire şehri” ni tanımlamış oluyoruz.

            Osmanlıcada Arap dilinden dilimize gelen bu kelimenin Etimolojisine (kelime kökeni bilimi) baktığımızda Medine kelimesi Medeniyetten türemiş bir kelime…

Medeniyet-Medine-Şehir üçlemesi dostumun sorusunun aslında kapsamlı bir cevabını teşkil etmekte..

“Şehir” kelimesini çoktandır lügatlarımızdan atar olduk.

Onun yerine de “KENT” kelimesini ikame etmeye çalışıyoruz.

Halbuki kelimelerinde bir ruhu vardır.,

Eğer kelimelerde o ruhu çıkartırsanız geriye ruhsuz kavramlar kalır.

Tıpkı günümüzdeki kentler gibi..

Şehir kelimesinin ruhunu teşkil eden Medeniyet çoktan şehirlerden hicret etmeye başladı bile..

Bedevi, Vahşi kavimleri aratmayacak işlerin yapıldığı bu günkü kentler acaba şehir manasını, ruhunu sattıkları için mi şehir kavramının içi boşaldı.

Ne dersiniz Dostlar…

“Medeniyet”, “Medine”, “Şehir” yapı taşlarını teşkil eden kadim medeniyet kubbesinden hangi kelimeyi önce çıkarttık ki, başımıza  “kent !” taşları düşmeye başladı…

 

 

 

 

“könülde min gamim vardır ki,

pünhan eylemek olmaz.”

 Fuzûli

 

Her son yaz derdimi pıçıldayarak

Dökülür ağaçtan sapsarı yaprak

Dinle, o hasretle seslenen kavak

Benim yüreğimdir, benim yüreğim.
 

 

Muhabbet sonsuzdur, ömürse kısa

Ne olur, sadakat ebedi kalsa!

Kimin yüreğinde bir tel kırılsa

Benim yüreğimdir, benim yüreğim.
 

 

Yüzlerde gözlerde sevgi okunur

Muhabbet yürekten yüreğe konur

Güzeller gözünde o ateş, o nûr

Benim yüreğimdir, benim yüreğim.
 

 

Bulağım, suyumdan doyunca için

Çimenim mihraban mihriban geçin

Bin çiçek içinden bir lale seçin

Benim yüreğimdir, benim yüreğim.
 

 

Füzuli kalbinde bin bir dilek var

Çelenk dokumaya gül var, çiçek var

Ne kadar dünyada seven yürek var;

Benim yüreğimdir, benim yüreğim.
 

 

Nabi HAZRİ/Azerbaycan

Son Güncelleme (Pazartesi, 17 Temmuz 2017 15:26)

 
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 


Ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.
Altında bir krater saklayan şehir.
Kalbime bir ağırlık gibi çöküyor şimdi.
Ne diyor ne diyor Kudüs bana şimdi
Hani Şam'dan bir şamdan getirecektin
Dikecektin Süleyman Peygamberin kabrine
Ruhları aydınlatan bir lamba
İfriti döndürecek insana:
Söndürecek canavarın gözlerini
İfriti döndürecek insana

Ve Kudüs'ü terkettiğin o ikindi
Birinci Cihan Harbi günü vakti
Kan sızdırıyor kaburga kemikleri
Karlı dağlardan indirdiğin atların
Bir evde perdeyi indiriyor bir kadın
Mahşerin perdesini kıyametin perdesini
Ağlıyor yere inen saçları
Göğü yırtan kefen beyazı elleri

Ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.
Yeşile dönmüş türbelerin demiri
Zamanın rüzgar gibi esen zehiriyle
Ve yatırlar patır patır kaçıyor geceleri
Boşaltıyorlar işgal edilmiş bir şehri boşaltır gibi
Kaçıyorlar Lut şehrinden kaçar gibi
Tuz heykele dönüşmemek için Tanrı gazabıyla
Susmuş minarelerin azabıyla
Yıkılmış cami kubbelerinin ıstırabıyla
Ve şehit kemiklerinin bakışı bir başka bakış
Artık burada taş bile durmak istemez
Ve ay'ı görmek istemez zeytin ağaçları
Eğilerek selamlamazlar hilali hurmalar
Artık ne Zekeriya ve ne İsa var
Sararmış bir tomar mı mucizeler
Ölülerin dirilişi şifa veren kelimeler
Ve ne de Miraçtan bir iz
Yerden yükselen kaya

Ve Kudüs şehri. Artık yer şehri, toprak şehri.
Bakır yaprakların, çelik göğdelerin, acımasız yüreklerin.
Demir köklerin, tunçtan ve uranyumdan dalların.
Kurşundan çiçeklerin şehri.
Gülle kusuyor ana rahmi
Bomba parçalıyor beynini bebeğin
Tanklar saldırıyor evlere bir anda ev yok tank var
Uçak var gök yok utanç var
Ve kime karşı bütün bunlar
Masum insanlara karşı
Binlerce yıl oturdukları yurtta kalmak isteyenlere karşı
Ve kim tarafından bütün bunlar
Romanın, Babilin, Asurun ve Firavunların
Ve nice milletlerin zulmünü görenler tarafından
Zalime olan öcünü mazlumdan almak
Zalim olmak ve en zalim olmak
Ve artık ne İbrahim ne Yakup ve ne Musa var
Tersinden okunan Tevrat hükümleri
Karaya boyanmış Mezmurlar

Ve Kudüs şehri. İçiyle ve ruhuyla suskun
Göklere kaçmış hayaliyle
Bir pervane gibi ışığa uçmuş gönlüyle
Bir başka aleme göçmüş hakikati
Tanrı katına varmış
İki elini kavuşturup divana durmuş
Hüküm istemiş

Yeryüzüne yeryüzü kadısına
Hüküm ki:
Haksız yere bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir

Ve haksız yere insan öldürenin cezası ölüm
Ve fitne, Arzı fesada verme, daha büyük suç adam öldürmekten

Fitne bastırılıncaya kadar savaşın!
Yeryüzünden fesat kalkıncaya kadar
Ey insanlık, ey insanlar
En gündüzden daha gündüz,
Hakikatten daha hakikat
Müslümanlar.

Sezai KARAKOÇ


Son Güncelleme (Pazartesi, 31 Temmuz 2017 18:13)

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2092
Dün3798
Tüm Zamanlar3948108
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 51 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2103
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?