• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon Kurt ve Lâmba

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 

    Babamdan dinlemiştim:

    “Çocukluğumuzda oturduğumuz şehir Zülküfül Dağı’nda idi. Evimizin bitişiğinde ufak bir ağılımız vardı. Bir kış, baktık ki arada bir hayvan eksiliyor. Bir, iki, üç. Bunun üzerine babam, durumu anlamak için geceleri ağılda beklemeğe karar verdi. Bir gece, bir elinde petrol lâmbası, öbür elinde de bir sopa, beklerken, ağılın giriş yerinden içeriye bir kurdun daldığını görür. Meğer ağıla dadanan bir hırsız değil, bir kurtmuş. Kurt içeri girince, hayvanlar panik içinde bir oraya bir buraya koşuşup duruyorlarmış. Babam kurda sopayı yapıştırmaya başlar. Biz bu sırada ahırda bir takım koşuşturmaların ve gürültülerin olduğunu duyunca oraya bakmaya gittik ve babamın kurtla karşı karşıya kaldığını görünce, evde de yardım edecek büyük yaşta erkek bulunmadığından kasabanın kahvesine yardım istemeğe koştuk. Sonra kahvedekilerle birlikte dönünce babamın kurdu öldürdüğünü gördük. Babam, kurtla çarpışmasını şöyle anlattı: Kurt, benim elimde lâmbayı görünce, üstüme atılıp beni paralamaya girişmedi. O, bütün gücüyle lâmbayı söndürmeğe çalışıyordu. Ben bir elimle lâmbayı onun üfürerek söndürmesinden kurtarmak için mümkün mertebe uzakta tutuyor, öte taraftan sopayla onu döğmeye çalışıyordum. Kurtsa, tıpkı bir insan gibi, durmadan ağzını uzatarak lâmbayı söndürmeğe çalışıyordu. Bütün dikkat ve gayretini ilkin lâmbayı söndürmeye yöneltmişti. Fakat o bütün bu uğraşmalarına rağmen lâmbayı söndürmeyi başaramadan ben onu öldürebildim.”

    Babamın çocukluk anılarından biri olan ve babasıyla yani dedemle bir kurt arasında geçen bu vak’a, bende bugün, biz müslümanlarla müslümanların düşmanları arasındaki açık gizli savaş hakkında bir takım düşünceler ilham etti. Kurt neden doğrudan doğruya sürünün üzerine değil de dedeme yönelmişti? Bu açıktı. Gerçi hedefi sürüydü. Nitekim fırsat bulduğu her gece bir hayvanı alıp götürmeyi ihmal etmemişti. Fakat bu kere karşısına sahipsiz bir sürü değil, sürünün sahibi çıkmıştı. O, yine her zamanki âdetiyle sürüye saldırsa arkadan dedem tarafından kolaylıkla öldürülebileceğini anlamıştı. Dedeme yönelmesi kolaylıkla anlaşılıyor ama neden hemen dedemin üstüne atılmayıp da bütün dikkatini ve gücünü lâmbayı söndürmeğe çevirmişti? Aslında işin burasında da kurdun müthiş bir hesabı vardır. Kurt düşünüyor ki, lâmba dedemin elinde oldukça dedem olanca gücünü kullanabilecektir. İki tarafın da kuvvetini tam kullanmasının sonucu ise kesin değildir. Kurdun dedemi mutlaka yeneceğine dair elinde bir garantisi yoktur. Fakat bir kere lâmbayı söndürmeyi başarırsa dedem etrafını, yanını, yöresini göremiyecek, karanlığa alışık gözlerinin üstünlüğüyle kurt hasmını kolaylıkla alt edecektir. Bu yüzden tıpkı bir insan gibi lâmbayı üfürmeye vermiştir kendini. Yalnız bu hesabının doğruluğuna ve tamlığına rağmen kaderinin kendisine tayin ettiği sonucu değiştirememiştir.

    Müslüman, elinde bir lâmba bulunan bir ev sahibidir. Onun düşmanı da, ister batıda olsun, ister doğuda tıpkı o kurt gibidir. Müslümanın lâmbası, Kur’an ve İslâm’dır. O, ancak onun aydınlığında bu evren gecesinde yanını yöresini görebilmekte ve onun ışığında yaşayabilmektedir. Kurtsa, vahşetin en haşin ve yırtıcı çocuklarından biri olarak hep kış karanlıklarında dolaştığından karanlıkta iş görmeğe gözleri alışıktır. O, ışıkta adeta kör gibi olur. Karanlıkta ise gözleri adetâ ışıl ışıl yanar. Onun için insanın en büyük silâhının ışık olduğunu bilir. Ve yine onun için gündüzleri pek ortalıkta gözükmez. Karanlık bastırınca ava çıkar. O zaman da elinde lâmba veya bir ışık bulunan bir insan gördü mü ilk iş olarak o ışığı söndürmeğe çalışır. Işığı söndürdü mü işi artık kolaylaşır. Gözü görmez hale gelen hasmını paralar. Artık sürü de sahipsiz kalınca kurdun keyfine diyecek yoktur. İstediğini sırtına vurup alıp götürür.

    Müslümanların parlak devirlerinde, yani islâm bir güneş gibi ortalığı aydınlatırken, avrupalılar ortalıkta gözükmediler. Karanlığın bastırmasını yüzyıllarca beklemesini bildiler. Kurt da açlığa çok dayanıklıdır. Kaderin bir imtihan gecesi gelip çattı. Müslümanlar için karanlık gece bastırdı. İşte kurda, yani avrupalıya gün doğmuştu. Her gaflet anında sürüden bir iki aşırmayı becerdi. Nihayet, müslümanlar yavaş yavaş uyanmaya başladılar. Sonunda, kurdun karşısına bir iki çıkmaya başladılar. Avrupalı, lâmbayı söndürebildiği her ülkede, müslümanları kolayca hâkimiyeti altına adı. Şimdi bütün gücüyle henüz bütün islâm ülkelerinde söndürmeyi başaramadığı noktaya, yani islâmı tam anlamıyla söndürmeğe bütün zekâ ve teknik gücünü sarfediyor. O biliyor ki, bunu başarırsa artık müslümanları tam anlamıyla tarihten silmeğe, yani etkisiz ve güçsüz hale getirmeğe erişmiş olacaktır. Ondan sonra ezmenin her türlüsünü, ekonomik, kültürel, politik ezme türlerinin her türlüsünü kolaylıkla uygulayabilecektir. Fakat ışık yandıkça, bir noktada da olsa lâmba yanmakta devam ettikçe, Müslümanlar için kurtulma umudu büsbütün yitmiş sayılmıyacaktır. Onun için batılılar liberali ile, marksisti ile, bütün güçleriyle islâmı söndürmeğe çalışıyorlar. İçten ve dıştan bütün kuvvetleri bu hedef için seferber olmuştur. Biz bir taraftan kendimizi korurken ondan daha büyük bir gayretle elimizdeki ilâhi ışığı, sır lâmbasını söndürmemeğe çalışmakla kurtuluş umudumuzu koruyabileceğiz. Unutmayalım ki, kurdun gözleri karanlığa alışıktır. Ama biz, barbar avrupa önünde medenî islâm insanları ışığı kaybedersek yolumuzu kaybettik ve umudu da kaybettik demektir.

    Evet, batılılar ve doğulular, aya da çıksalar, yerin dibine de inseler, ruhları itibariyle barbardırlar ve kurdun tabiatını taşımakta devam ediyorlar. Biz yırtık pırtık çul çaput içinde kalsak dahi, hiç olmazsa medenî olmanın büyük anısını taşıyacak kadar medeniyiz. Biz mutlaka ışıkta iş görebiliriz.

    Ne mutlu kurdun tıpkı insan gibi söndürmek için üfürüşünden lâmbasını koruyabilenlere.

 

(Diriliş Gazetesi  1 Ocak 1971) 

Son Güncelleme (Salı, 28 Mart 2017 14:05)

 

PostHeaderIcon MASAL

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 

Doğuda bir baba vardi 
Batı gelmeden önce 
Onun oğullari batıya vardı 

Birinci oğul batı kapılarında 
Büyük törenlerle karşılandı 
Sonra onuruna büyük şölen verdiler 
Söylevler söylediler babanın onuruna 
Gece olup kuştüyü yastıklar arasında 
Oğul masmavi şafağin rüyasında 
Bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri 
Öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere 
Baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı 
Öcünü alsın diye kardeşini yolladı 

İkinci oğul Batı ülkesinde 
Gezerken bir ırmak kıyısında 
Bir kıza rastladı dağların tazeliginde 
Bal arılarının taşıdığı tozlardan 
Ayna hamurundan ay yankısından 
Samanyolu aydınlığından inci korkusundan 
Gül tütününden doğmuş sanki 
Anne doğurmamış da gök doğurmuş onu 
Saçlarını güneş destelemiş 
Yıllarca peşinden koştu onun 
Kavuşamadı ama ona 
Batı bir uçurum gibi girdi aralarına 
Sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr 
Alıp götürdü onu 
Ve ikinci oğulu 
Sivri uçurumların ucunda 
Buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda 
Baba yağmurlardan anladı bunu 
Yağmur suları aci ve buruktu 
İşin künhüne varsın diye 
Yolladı üçüncü oğlunu 


Üçüncü oğul Batıda 
Çok aç kaldı ezildi yıkıldı 
Ama bir iş buldu bir gün bir mağazada 
Açlığı gidince kardeşlerini arayacaktı 
Fakat batinin büyüsü ağır bastı 
İş çoktu kardeşlerini aramaya vakit bulamadı 
Sonra büsbütün unuttu onları 
Şef oldu buyruğunda birçok kişi 
Kravat bağlamasını öğrendi geceleri 
Gün geldi mağazası oldu onu parmakla gösterdiler 
Patron oldu ama hala uşaktı 
Ruhunda uşaklık yuva yapmıştı çünkü 
Bir gün bir hemşehrisi onu tanıdı bir gazinoda 
Ondan hesap sordu o da 
Sırf utançtan babasına 
Bir çek gönderdi onunla 
Baba bu kağıdın neye yarayacağını bilemedi 
Yırttı ve oynasınlar diye köpek yavrularına attı 
Bu yüklü çeki 
İyice yaşlanmıştı ama 
Vazgeçmedi koyduğundan kafasına 
Dördüncü oğlunu gönderdi Batıya 

Dördüncü oğul okudu bilgin oldu 
Kendi oymak ve ülkesini 
Kendi görenek ve ülküsünü 
Günü geçmiş bir uygarlığa yordu 
Kendisi bulmuştu gerçek uygarlığı 
Batı bilginleri bunu kutladı 
O da silindi gitti binlercesi gibi 
Baba bunu da öğrendi sihirli tabiat diliyle 
Kara bir süt akmıştı bir gün evin kutlu koyunundan 

Beşinci oğul bir şairdi 
Babanın git demesine gerek kalmadan 
Geldi ve batının ruhunu sezdi 
Büyük şiirler tasarladı trajik ve ağır 
Batının uçarılığına ve doğunun kaderine dair 
Topladı tomarlarını geri dönmek istedi 
Çöllerde tekrar ede ede şiirlerini 
Kum gibi eridi gitti yollarda 

Sıra altıncı oğulda 
O da daha batı kapılarında görünür görünmez 
Alıştırdılar tatlı zehirli sulara 
Içkiler içti 
Kaldırım taşlarını saymaya kalktı 
Ev sokak ayırmadi 
Geceyi gündüzle karıştırdı 
Kendisi de bir gün karıştı karanlıklara 

Baba ölmüştü acısından bu ara 

Yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara 
Baharın yazın güzün kışın sırrına ermişti ağaçlarda 
Bir alinyazısı gibiydi kuruyan yapraklar onda 
Bir de o talihini denemek istedi 
Bir şafak vakti Batıya erdi 
En büyük Batı kentinin en büyük meydanında 
Durdu ve tanrıya yakardı önce 
Kendisini değistiremesinler diye 
Sonra ansızın ona bir ilham geldi 
Ve başladı oymaya olduğu yeri 
Başına toplandı ve baktılar Batılılar 
O aldırmadı bakışlara 
Kazdı durmadan kazdı 
Sonra yarı beline kadar girdi çukura 
Kalabalık büyümüş çok büyümüştü 
O zaman dönüp konuştu : 
Batılılar ! 
Bilmeden 
Altı oğlunu yuttuğunuz 
Bir babanın yedinci oğluyum ben 
Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden 
Babam öldü acılarından kardeşlerimin 
Ruhunu üzmek istemem babamın 
Gömün beni değiştirmeden 
Doğulu olarak ölmek istiyorum ben 
Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var : 
Karşınızdakini değistirmek 
Beni öldürseniz de çıkmam buradan 
Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki 
Fakat değişmeyecek ruhum 
Onu kandırmak için boşuna dil döktüler 
Açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler 
O gün gün eridi ama çıkmadı dayandı 
Bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı 
O nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı 
Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı 
Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar 
En onulmaz yarası olanlar 
Ta kalblerinden vurulmuş olanlar 
Yüreğinde insanlıktan bir iz tasıyanlar

Son Güncelleme (Çarşamba, 22 Mart 2017 00:49)

 
Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün3977
Dün4918
Tüm Zamanlar3777093
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 44 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1320
İçerik : 1479
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?