• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama
Hata
  • JUser::_load: Unable to load user with id: 6898

PostHeaderIcon OKUMUŞLARI AYAKTA UYUTANLAR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Ülkemizin enerji gereksinmesini karşılamak bağlamında nükleer santraller de kurulması yönünde girişimler var. Bu tür santraller gerçekten gerekli mi… İşte yanıtı:

TRT haberine göre, Almanlar Japonya'daki nükleer felaketten sonra bazı nükleer santrallerini kapattı. Geriye kalan 9 santral da 2022'ye kadar kapatılmış olacak. Enerji açığının giderilmesi için de güneş santrallerine ağırlık verildi. Bu santraller öğle dolayında saat başına 22 gigawatt’lık enerji üreterek hem dünya rekoru kırdılar ve hem de sanayi devi Almanya'nın enerji gereksiniminin üçte birini karşıladılar. Bu üretim de 20 nükleer santral üretimine denk düşüyor. Bir de şöyle bir ek var: Alman güneş enerjisi sanayinin başı, aynı ürünleri çok daha ucuza satan Çinlilerle dertte.(Bir başka kaynak Çinlilerin maliyetleri onda birine kadar düşürdüklerini ileri sürdü).

Demek ki, güneş zengini ülkemizde nükleer üreteçler, en elverişli seçenek olmaktan çok egemen sermaye öyle istediği için gündeme oturtuluyor.

Gazetelerde yer alan fotoğraflardan İstanbul’un eşsiz güzel minareli siluetinin çirkin gökdelenlerle tarihe karıştırıldığını gördük.
Benzer sorun Almanya’nın Köln ve Münih kentlerindeki katedrallerin gölgede bırakılması yönündeki girişimler nedeniyle de yaşanmış ve tabii ki katedraller lehine çözümlenmiş. Küresel sermaye egemenliği bağlamında Almanya ve ülkemiz arasındaki ‘nüansı’ görebilenler, nedeni anlayacaklar. Göremeyenlerin de anlamasına gerek yok zaten.

İleri ülkelerdeki iktisat derslerinde okutulur… Aşırı üreme yoksulluğun ve kırsallığın sonucudur. Zenginleşen ve kentleşen nüfus kendiliğinden çok çocuk yapmaktan vazgeçer. ABD’nin
daha çok koyu renklilerden oluşan göreceli yoksul nüfusu,
çocuk üretmede, beyaz’lara nal toplatmaya başlamış hayırlısıyla.
Çok üreme aynı zamanda erkek egemenliğinin sürmesini de gerektirir. Dolayısıyla, egemen sınıf, ucuz işgücü temini yanında erkekleri disiplinli tutmak açısından kadın ve çocukları gözden çıkarma planını (bütün tarih boyunca olduğu gibi) uygulamayı sürdürmektedir. Toplumsal görüntü ve uygulamalar da, sömürgecilerin Afrikalıları ‘yamyam’ olarak tanıtması gibi, zengin toplulukları gerilimde tutmak açısından değerlendirilmektedir. Norveçli toptancı katil Breivik’in dediğine bakın: ‘Çocukluğumda Müslümanlardan gördüğüm muameleler beni radikalleştirdi. 7 yaşındayken arkadaşımın babası Türk diplomat bisikletimi kırdı’. Afganistan halkının verdiği görüntülere karşın ‘bir damlacık bile sempatik olabileceklerini’ sıradan Avrupalıya inandıramazsınız. Yargı konusu da aynı kapsamda ele alınıyor bence.

Bütün bu kürtaj, dini eğitim gibi konulardaki tartışmalar
niçin ısıtılıyor, niçin cemaat falan gibi ‘organizasyonlarda’ kese açık tutuluyor, anlayan anlıyordur. Ancak, laiklik örtüsüyle gerçekleşen 28 Şubat olayının temelinde banka karlılığındaki azalmanın yattığını ileri süren bir politikacıya kulak asan olmadı. Acaba böyle lafıyla esası birbirini tutmayan girift konulardan kimse bir şey anlamıyor olabilir mi…

Sermaye egemenliğinin yarattığı iğrenç Irak olayına, ülkemizin de
taraf haline getirilmesini engellemeye çabalayan Ecevit’in, önce hasta edilerek ve daha sonra da partisinin bölünerek etkisiz hale getirildiğini bazı politikacılar ne güzel hikaye ediyorlar.

Ülkemizdeki sosyal bilimler, partiler, sivil toplum kuruluşları, inanç kurumları ve medyanın başat işlevinin yapısal emir - komuta hiyerarşisini gölgelemekten ibaret olduğunu da bir kez daha belirtelim.

Gerçeği ne güzel anlatıyor alaturka şarkı:

Gece sessiz ve karanlık bütün her şey uyumuş
Bilirim susmayacak kalbi viranımdaki kuş

Son Güncelleme (Cumartesi, 12 Kasım 2016 21:33)

 

Degerli Yazarimiz Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 18 Şubat 2018.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün854
Dün1856
Tüm Zamanlar4407426
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 68 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2918
İçerik : 1504
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?