Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon SILADA ONBEŞ GÜN

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 25
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

altSila-i Rahim, hastaları ziyaret, vefat edenlerin ailelerine başsağlığı dileme, bilumum akraba ve yakınları görme, hasret giderme/bir yönüyle de tatil yapma amacıyla 19 Mayıs – 3 Haziran tarihleri arasında Diyarbakır, Ergani, Eğil ve Elazığ’daydım. Tatlı anılar yanında yabancılaşmanın, yabancı kalmanın buruk hüznünü yaşadığım 15 gün. Gezi, gözlem ve bol bol çekilen fotoğraflar.

Ergani, doğduğum, toprağından beslendiğim, sütünü emdiğim, çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği kasaba. Ana kucağı, baba ocağı, eski anılar şehri. Şimdilerde resmi kayıtlara göre 64.000, gayri resmi tahminlere göre 100.000 nüfusa sahip, Dörtyol kavşağı bir ilçe. Diyarbakır- Elazığ arasında; Dicle, Çermik, Çüngüş ve Maden ilçelerinin orta yerinde, kuzeyde Makam Dağı/Zülküfül Nebi Makamı ile Güneyde Hz. Şit’in oğlu Anuş Peygamber ve Hilar/Çayönü tarihi ile çevrelenmiş bir merkez. Coğrafi konumu itibariyle yerinde duran, dokusu itibariyle orijinalitesi hasar görmüş, bana ve muhtemelen terk-i Sıla yapmış olanlara yabancılaşma yolunda mesafe kat etmiş bir memleket görüntüsü.

Evet, yabancılaşmak ve yabancı kalmak duygusunu, bu hissin etkisini anlatabilmek, bariz bir açıklama yapabilmek çok zor. Özlemle karışmış hüzün, burukluk, gariplik gibi bir şey. Öz memleketinde yabancı gibi, boş bakışlarla zaman boşluğuna düşmek; tanıdık bir ses, aşina bir yüzle tekrar ayağa kalkmak. Öğrencilik yıllarının okul yolunu arıyorsun, oyun alanlarını arıyorsun yok. Akranların yok. Tamamına yakını terk-i sıla etmiş. Kimi memuriyetten, kimi mecburiyetten. Kimisi de vefat etmiş.

Şehrin çehresini güzelleştirme yolunda birkaç adım atılmış. Dörtyol Kavşağı, yol boyundaki şelaleli park, Bagür sokaklarına taş döşenmesi, kavşaklarda anıtlar dikilmesi, Hilar/Çayönü’ndeki turistik dinlenme tesisinin açılması gibi.

Ergani’de dinlenme ve hasret gidermeden sonra 2 günlüğüne Elazığa geçiyoruz. Elazığ’da ani bastıran yağmur, rüzgâr ve soğuk doyunca gezmemizi engelliyor. Harput’a çıkıyoruz eşimle. Harput; bir antik kenttir. MÖ 20. yüzyıldan kalıntılar bulunan Antik Harput bir açık hava müzesi gibidir. Müzesi, kalesi, camileri, kilisesi ve Buzluk Mağarasıyla günümüzde bir turizm merkezidir. Sara Hatun Camisinde öğlen nazmı kılıyoruz, restorasyonda olan Harput Kalesinin ve birkaç tarihi mekânın, Harput tepesinden Elazığ’ın Fotoğraflarını çekiyoruz. Arap Baba Türbesini Ziyaret esnasında bir yağmur ve hemen minibüse atlayarak şehre, yeğenlerimin evine dönüyoruz. 26 Mayıs Cumartesi günü Vilayet merkezine giderek Bizim Külliye dergisini ziyaret ediyorum. Taşrada, Elazığ gibi bir yerde böyle kaliteli bir kültür ve sanat dergisinin çıkması takdire şayan. Üç aylık dergi Haziran-Temmuz-Ağustos 52. Sayı “Yunus Emre Özel Sayısı” olarak hazırlanmış. Daha önceden benden de yazı talep edilmişti, “Cihanşümul Bir Çağrı” başlığı ile gönderdiğim yazı 108, 109. sayfalarda yayınlanmış. Dergiden üç adet bana hediye ettiler. Birini Harun Bey’e, birini derneğe vermemi istediler. Üçüncüsü tabiatıyla benim olacaktı. Dergide Ömer Kazaz, Necati Kanter ve bir genç vardı. Tanıştık, söyleştik, vişne şurubu içtik, Dergiye en büyük emeği veren Genel Yayın Yönetmeni Nazım Payan Urfa’ya şiir Şölenine katılmış olduğundan buluşma, tanışma nasip olmadı. Bizim Külliye dolgun bir münderecata, iyi bir mizanpaja sahip. İzzetpaşa Vakfı adına çıkıyor. İdarehanesi Elazığ’da, basımı Ankara’da yapılmaktadır. Emeği geçenleri kutlamamak nankörlük olur. Derginin 52. Sayısında Nazım Payam, Ömer Kazazoğlu ve Necati Kanter’in dışında Emine Işınsu, M. Halistin Kukul, Yahya Akengin, A. Vahap Akbaş ve Mustafa Özçelik gibi önemli ve ünlü isimler de var.

27 Mayıs Pazar günü Elazığ’dan Ergani’ye dönüyoruz. 28 Mayıs Pazartesi Günü kardeşim Mustafa kendisini izinli sayarak dükkânını yardımcısına bırakarak bizi sabah Eğil’e öğlenden sonra da Hilar Mağaralarına götürüyor. Eğil, Diyarbakır'dan 48 km Ergani’den 34 km uzaklıkta antik bir kent olup tüm güzellikleriyle, Asurlulardan kalma kale ve birçok antik mağara, kral kızı resimlerine ev sahipliği yapan Diyarbakır’ın güzel bir ilçesidir. "Peygamberler şehri" olarak ta anılır. Asurlular, Roma İmparatorluğu, Bizanslılar, Selçuklular, Abbasiler, Osmanlı İmparatorluğu ve son olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin ilçe merkezidir. 2010 yılında ilçe merkezini gezip, kral kızı barajı kenarında dinlenmiş olduğumuzdan, feribotla baraj gezintisi yapmış olduğumuzdan ve zaman kifayetsizliğinden bu kez Eğil’in ilçe merkezine girmedik. Kral kızı barajının kıyısında yüksekçe bir tepe başındaki Zülküfül Nebi, Hz. Elyesa, Nebi Harun Türbelerini ziyaret ettik, fotoğraflar çektik, dualar ettik. Türbeler mevkiinde hummalı bir çalışma vardı. Modern bir mimari tarzı ile Camii, külliye, şadırvan ve dinlenme yerleri inşa edilmekteydi. Tamamlanması halinde inanç turizmi Eğil'i daha da canlandıracaktır. Bu arada Kral Kızı Efsanesine değinmeden Eğil’i atlamak istemiyorum.

alt

Peygamber Türbeleri ve Cami - Eğil

Dik bir yamaca kurulmuş olan Eğil Kalesinin 3 tarafını dik yamaçlarla beraber Dicle Nehri Güvenlik şeridi oluşturmakta, Dicle Nehri ile kale kıyısında ise yaptırılan mağaralarla güvenlik bir kat daha arttırılmakta, Dördüncü tarafta ise tek parçadan oluşan ve oldukça yüksek olan bir kaya hâkimdir, bu kaya üzerinde kabartma ile kazılmış olan figüre verilen isim de Kral kızıdır. Bu Figür’ün en büyük özelliği istenilen anda görülmemesidir. Kabartma ancak Güneş 180 derece açı ile vurduğu zaman görülebilir ve bu süre 1 dk’dır. İçinde birçok gizli geçit ve ambarların olduğu kaleyi kuşatmaya çalışan bir savaşçı, Eğil Kalesini kuşatmak ve İsminden söz ettirmek için bu topraklara gelir, Kral kızı barajı yakınlarında karargâh kuran kuvvet halka, özellikle de bakire kızlara zulüm yapar, o dönemde zor günler geçiren Eğil Kralı olaylar karşısında zayıf kalır, ihtiyar kral tüm yetkisini zaten kızına bırakmıştır, her yönüyle zayıf duruma gelen krallık bu işi anlaşma yoluyla çözmenin yollarını arar, elçiler aracılığı ile yapılan görüşmelerden sonra, barbar savaşçı Eğil kralı’nın kızı ile bir gecelik ilişki karşılığında buradan gideceğini söyler, bu karara karşı çıkan Kralın kızı özel bir istekle teklifi kabul eder…

Teklife göre Kralın kızı kendi adamları ile bir sal’la nehrin kıyısına gelecek, kıyıda bir at hazır durumda bekletilecek, at ile yapılan yolculuk sonrasında saray varılacak, o an da sarayda hiçbir asker bulunmayacak ve barbar savaşçı odasında yatağında hazır olacak bu iş en kısa sürede bitirilecekti. Bu teklif önce kabul edilmese de sonra kabul görür ve uygulamaya konulur, yapılan anlaşma gereği olaylar gelişir ve kralın kızı saraya gitmiştir, hazırlığını tamamlamış olan barbar asker yatakta kralın kızını bekliyordu, içeri sokulan kralın kızı kendisine sarılan bu barbar savaşçıyı sırtından hançerleyerek, geldiği at ile uzaklaşıp Dicle nehri kıyısında bulunan sal’la kaleye doğru ilerler ve nehirden kaleye çıkan geçitten kaçıp kurtulur. Bir süre sonra ölen Barbar savaşçının askerleri dağılıp Eğil bölgesini terk eder ve o günden itibaren Kral kızı ismi anılmaya başlayıp bu günler kadar süre gelir… Eğil’i, Kral kızını geride bırakarak Ergani’ye revan oluyoruz. Eve analığımı bırakarak kardeşimin eş ve çocuklarını da alarak Hilar’a yani Çayönü’ne yöneliyoruz.

Çayönü, Diyarbakır’ın Ergani ilçesi Sesverenpınar köyünde ve Yakındoğu’nun tarımcı en eski topluluğuna ait kalıntıları barındırıyor. Bu tarihöncesi höyüğe komşu Hilar mağaraları ise Anadolu’nun en eski mağara yerleşimlerindendir. Hilar mağaraları Ergani’nin 6–7 km. güneybatısındadır. Kayalıklardaki belli başlı kalıntılar kayalığın güneydoğu kesimindeki en yüksek tepede akropol, Hilar köyünün güneyindeki dik kayalıkta kale, kayalığın doğu cephesinde 3 geniş bir bölüm ve 7 sütunun olduğu kervansaray, kervansarayın girişinde eski bir mezar odası ayrıca mescit olarak kullanılan mezar odası vardır. Kayalığın çevresinde çok sayıda mezar odaları vardır. Dış cephelerde Roma üslubunda kabartmalar, Sami yazıları, İran üslubunda figürler mevcuttur.

alt
Hilar Mağaralarında, Neolitik dönemde insanların avcılıktan yerleşik düzene geçtiği, ilk üretim yaptığı yer olarak kabul edilen ve "1. derecede arkeolojik ve doğal SİT alanı" olarak ilân edilen Çayönü’nün koruma altına alınması ve kültür turizmine açılması için başlatılan çalışmalar yoğun bir şekilde devam etmektedir. Çalışmalar kapsamında Hilar Mağaraları’nın gün ışığına çıkarılması için Diyarbakır Arkeoloji Müzesi başkanlığında 2 arkeolog ve yaklaşık 50 işçiyle yapılan kazılar sürmektedir. Kazılarda Roma, Bizans ve Artuklu dönemine ait lahit, sikke ile insan ve hayvanlara ait olduğu bildirilen kemikler de açığa çıkıyor.

Çayönü’ne vardığımızda çok güzel bir dinlenme tesisinin açılmış olduğunun sevincini yaşıyoruz. Mağaraları gezdikten sonra dinlenme parkına geçerek semaverden çay içiyoruz, Fotoğraflar çekiyoruz. Hilardan Makam Dağının değişik versiyonlardan görüntüsünü alıyorum. Kardeşime dualarla teşekkür ediyorum. Bir iki gün sonra da Ergani’dekilerle vedalaşarak geri dönmemecesine Diyarbakır’a geçiyoruz.

alt

30 Mayıs Çarşamba Günü akrabalardan izin alarak hanımlan yalnız şehir turuna çıkarak Diyarbakır’ı adeta adım adım geziyoruz. 27 Sahabe-i Kiramın metfun olduğu Hz. Süleyman camisinden başlayarak, eski Deliller Hanı olan Büyük Kervansaray Otelinin bahçesine müsaade alarak giriyoruz. Tarihi mekânda çay ikramı alıyoruz, dinlendikten sonra teşekkürlerle ayrılıyoruz. Kervansaray’ın hemen karşısındaki Sultan Şuca Türbesi’ni ziyaret ederek yakınındaki Hz. Ömer Camisini inceliyoruz. Bilahare Dağkapı’ya doğru ilerleyerek Nebi Camiinde öğlen namazını kılıyoruz. Namazdan sonra çarşıya dalarak alış-veriş yapıyoruz. Diyarbakır’a özgü şeyler alıyoruz. Akşam büyük baldızın evine revan oluyoruz. Akşam görüşemediğimiz hısım akrabalar toplanıyor, gece saat 24.00’e kadar muhabbet devam ediyor.

alt
Ertesi gün 1 Haziran. Ömürden bir Mayıs eksiliyor, hayatımıza bir Haziran ayı daha ekleniyor. Dağkapı’ya gidiyorum. 40 dakika öncesinden Nebi Camisine geçerek Cuma Namazı hazırlığı yapıyorum. Cami avlusunda hazirelerin bulunduğu tarafta, serin gölgelik bir yerde muazzam bir kalabalık cemaat arasında Cuma Namazını edadan sonra müzeler sokağına geçerek Ahmet Arif Müzesini, Müze edebiyat Kütüphanesini, hemen yakınındaki Cahit Sıtkı Tarancı Müze evini geziyorum. Sonra saatlerce dolaşıyorum, parklarda, sokaklarda. Kimi zaman hiçbir şey düşünmeden, bazen de boş bakışlarla sadece bakınıyorum. Yabancılaşmanın, yarattığı psikolojiyi analiz edemiyorum. Şehirde, en son geldiğimden bu yana bir şey dikkatimi çekiyor. Kalabalıklara rağmen bir sessizlik, bir sükûnet var. Bir de eskiye göre Kürtçe konuşanlar azalmış gibi. Bu yeni durum üzerine yorum yapmaya çalışıyorum. Beni tatmin etmeyen yorumlarımı tanıdık tanımadık birkaç kişiye açarak görüşlerini almak istiyorum. Ortak kanı şu: Evet sessizlik var. Halk yoruldu, iki arada sıkıştı kendini koy verdi. Tabii eskiye göre daha güvenli bir ortamın da sağladığı rahatlığın da payı olmalı. Kürtçeye gelince daha önce dil yasağı vardı. O nedenle halk tepki olarak Kürtçe konuşmakta ısrar ediyordu. Şimdi ise böyle bir kaygı taşımadan içinden geldiği gibi konuşuyor.

alt
Gece yine akraba toplantısı ile sohbet saatleri. Sabahı Ahmet Yoldaş ailesiyle birlikte bizi ailece Dağkapı’daki Şafak Kahvaltılık Lokantasına götürüyor. Nefis bir sabah kahvaltısında sonra bizi surlara çıkarıyor. Şehri temaşa ediyoruz, fotoğraflar çekiyoruz. Müzeleri tekrar geziyoruz. Ayrılıştan sonra biz hanımla tekrar çarşıya dalıyoruz. Baharatlar, Çörek otu kahvesi, ufak tefek hediyelik eşya alıyoruz. Kendime keten kot bir pantolon ve gömlek aldıktan sonra eve dönüyoruz. Gece yine bizi bir sürpriz bekliyor. Enişte Fethullah ve Azize Hanım bizi akşam yemeğine davet ediyor ve ardından Newroz Parkı denilen, yeni açılan nefis büyük bir parka götürüyorlar. Parkın ortasında geçen dereden kurbağa sesleri yükseliyor, piknik alanında mangal yakanlar, semaver kuranlar, top oynayanlar var. Park alanı bayağı soğuğa yakın bir serinlikte. Aramızdaki gençler eğlendi, Fethullahın kızı gitarla bir konser verdi. Gençler oynadı, çaylar içtik, toplar oynandı geç vakitlerde eve döndük. Gerçekten nefis bir geceydi. Ertesi gün İzmir’e hareket edeceğimiz gün, evde çörek yoğuruyor fırına veriyoruz. Yağlı ekmek, lavaş ve uzun tırnaklı ekmek siparişi veriyorum. Onları güzelce paketliyoruz.

Büyük bacanağın oğlu Abdullah 19 Mayısta bizi aldığı otogara 3 Haziran günü ailesini de yanına alarak bırakıyor ve uğurluyorlar. Ayrılık saatlerinin içimizde meydana getirdiği halin tarifini yapamıyoruz. Karışık bir hal. Burukluk desen tam uymuyor. Hüzün desen tam değil. Gitmek mecburiyeti sıkıyor gibi. Kalmak bir hayalden öteye gitmiyor. Saat tam 19.00’da antik kentten, açık hava müzesinden, Sahabe ve peygamberler şehrinden bu şehrin gerçek kimliğine kavuşacağı günün geleceği ümidiyle ayrılıyoruz.

 

Son Güncelleme (Pazartesi, 06 Ağustos 2012 21:18)

 

Degerli Yazarimiz NACİ GÜMÜŞ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Çarşamba, 16 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #6 RE: SILADA ONBEŞ GÜNMEHMET ÇOBAN 2012-07-14 10:11
Anıları eklemek, özellikle fotoğraflarla eklemek çok güzel.Tarihe not düşmek gelecek nesiller için önemli.

Bütün arkadaşlara tavsiye ederim.

Naci bey, anılarıyla duygusallığını öne çıkarmış. Bende fazla memleket duygusallığı olmadığı için anlamakta güçlük çekiyorum.

Ancak gezdiği gördüğü yerleri görmek isterim.

Gezi notları biraz daha geniş, bilgilendirme açılımları daha detaylı olabilirdi.
Alıntı
 
 
0 #5 RE: SILADA ONBEŞ GÜN 2012-07-10 11:41
Hocam; gelişiniz de gidişiniz de bana bir ders, şu makalenizin ardından sürpriz oldu.Acı bir sürpriz ki, sizi ve halam kızını görememek.Tam 15 gün burada kalacaksınız ve benim haberim olmayacak çok müteesir oldum ve derin hüzün yaşıyorum. İnsan bir haber vermez mi (bunu Mustafa için söylüyorum). Şöyle düşünüyorum da bu tarihlerde bir yerlere gittiğimi hatırlamıyorum ve Ergani'de olduğumdan kuşkum yok. Neyse kısmet değilmiş diyelim hocam. Makaleniz öz ama dokunaklı olmuş okuyunca etkilenmedim desem yalan söylemiş olurum. Ellerinize yüreğinize sağlık hocam. Herkese selamlar. Şimdi Mustafa'yı arıyorum ve hıncımı ondan alacam emin olunuz. Eyyüp ARAS
Alıntı
 
 
+3 #4 RE: SILADA ONBEŞ GÜN 2012-06-13 16:18
Sizin gibi değerli bir Gönül İnsanını yakından tanıma imkanım olduğu için çok şanslıyım. Gönlünüze, gözlerinizine, kaleminize sağlık....
Alıntı
 
 
+2 #3 RE: SILADA ONBEŞ GÜN 2012-06-11 19:15
Sayın Naci Bey Elinize ve Yüreğinize sağlık.Gezip gödüğünüz yerleri Bizlerede anlatarak özlemimizi bir nebze giderdiniz.Keşke imkan olsada bizlerde gitsek,ancak ll yıl önce bende gittiğimde anlattığınız gibi çok yanlızlık çektim.l97l de bir ayrılık başladı ve bunca yıl geçti.Ziyaret ettiğiniz türbelerde ettiğiniz dualarınızın kabulünü ALLAH'ımdan niyaz ederken sağlık ve selametler dilerim.ALLAH'a emanet olun.
Alıntı
 
 
+2 #2 RE: SILADA ONBEŞ GÜN 2012-06-08 20:18
S.A Abi yazılarınızı hakkıyla övecek kelime bulamıyorum aciz kaldım hakkınızı helal edin
..
Alıntı
 
 
+5 #1 TebrikMehmet Ali OĞUZ 2012-06-08 12:17
Yazınız ve fotoğraflarınız la bizlere çok güzel bir seyahat sağladınız. Teşekkürler!
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2577
Dün3100
Tüm Zamanlar4123038
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 175 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2346
İçerik : 1491
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?