• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama
Hata
  • JUser::_load: Unable to load user with id: 6898

PostHeaderIcon NASIL ZIR CAHİL KALDIK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Soğuk savaş döneminde ikiye bölünmüş dünyanın özellikle ikincil ülkelerinde, üst komutanlıkların tam kapsamlı dikta yönetimleri geçerliydi. Örneğin, 1956 yılında Macaristan'daki halk ayaklanmasının çok kaba bir biçimde bastırılmasına paralel olarak, Endonezya'daki sol hareketler yine pek kanlı cinayetlerle sonlandırılmıştı. 27 Mayıs eylemi bağlamında, bir karık ses, radyolardan, eylemcilerin NATO ve CENTO’ya bağlı olduklarını ilan etmekteydi. (Sonradan Aziz Nesin bağlılık kapsamına Spor-Toto’yu da dahil etmişti). Bütün dünyanın havaya uçurulması ile sonuçlanabilecek 1962 yılı Küba krizinin tatlıya bağlanması yönünde, bu ülkedeki füzelere karşılık ülkemizdeki füzelerin kaldırılması pazarlığı da yapılmıştı.

Bizim bulunduğumuz blokta yönetim gücü büyük sermaye sahipleri ile mafyadan oluşan bir sınıfın elinde kaldı. Bütün sınıfsal oluşumlarda olduğu gibi, bu egemenlikte de öğeler arasında çeşitli çelişkiler, uyuşmazlıklar, çıkar savaşları kendini gösterebiliyor. Örneğin, uyuşturucu mafyası ile silah üreticilerinin bazı noktalarda yüzde yüz mutabakatı, öteki bazı konularda da tam çelişmeleri söz konusu olabilir. Ülke sekreterlerinin, üst odakların iradelerine ilişkin bileşkeyi doğru saptamaları yaşamsaldır. Yoksa, kapı önüne konmaları gibi olumsuzluklar ‘aniden’ ortaya çıkabilir.

Bizim bloğumuzda ast elemanların temel görevi ülkenin komünizme sürüklenmesinin önüne geçmekti. Neyin sürüklenme olduğuna yüzde yüz merkeze bağlı istihbarat örgütleri, silahlı güçler ve taraftarlar, ‘kardeş’ örgütlerle de işbirliği içinde karar verip gerekli önlemleri alıyorlardı. Bunlar arasında dinamik grupları karşı karşıya getirecek örgütlenmeler, etnik, inançsal, kültürel savaşımların tahriki, ülke yöneticilerini karşı görüşle savaşım görevlerini gerektiği gibi yerine getirememe temel gerekçesiyle alaşağı etmek, eğitim düzeninin at gözlüklü okumuşlar yetiştirecek biçimde ‘dizaynı’, ülkenin daha hızlı kalkınması yönünde düşün üretebilecek aydınların kafasında boza pişirmek, sahte liderlikler yaratmak, ezilen sınıfları fena halde korkutmak da vardır. Ülkemizden örnekler vermek gerekirse: 6-7 Eylül olayları, gençlerin çatıştırılması, baskı ve işkenceler yoluyla çetesel savaşımlar yaratılması, Alevi-Sünni, cemaat mensupları ve ötekiler, laikçi-muhafazakar, kadın-erkek ve çocuk, yoksul-zengin, şu etnik ve bu etnik topluluk, vb. arasındaki mesafelerin daha da açılmasını sağlamak gibi olguların altını çizebiliriz. (Menderes’in idamını evrensel komutanların kesin engelleyebileceği, ancak, lideri benimseyen halk çoğunluğuyla ters düşecek güçlerin, üst komuta kademesine bağlılığının artacağı düşüncesiyle bu iğrenç sürece ‘müdahale edilmediği’, kanısındayım).

Bir televizyon programında, eğer yanlış duymadıysam, bir üst yetkilinin ‘Bizim ülkemizde NATO’ya karşı olanlar iktidar olamaz’ dediğini belirttiler. Gerisini de biz tamamlayalım: Muhalefet de, üst yönetici de, çok okunan bir yazar da, medya yıldızı da ve hatta ‘adı geçen’ bir üniversite öğretim üyesi de haydi hiç olamaz demeyelim de epey bir zor olur. Egemenlik, toplumun kılcal damarlarına kadar ‘nüfuz etmiş’ gibidir sanki. Ortalarda dolaşanlar, mevcut sistemden ‘optimum’ nemalananlar, dünya yönetimine dil uzatmak biçiminde anlaşılabilecek ‘yüce güce’ atıfta bulunmak gibi bir yanlışa da hiç ama hiç düşmek istemiyorlar. Örneğin, Meksika’da uyuşturucu kaçakçılarının öldürdükleri gençlerden (Bak. Taraf, 12 Haziran 2012), silah pazarlamadan, para haydutları ve tefecilerden ya da NATO bombacılığının eseri Libya’da halen neler olup bittiğinden bahseden çıkmaz ama Suriye dersen, bak orda iş değişir.

Ülkemizde, dünyanın öteki yarısındaki ekonomik ve sosyal gelişmelere, özellikle de Sovyet plancılığına, şu anda da şaşırtıcı biçimde gelişen Çin ve hatta Hindistan, Rusya ve Brezilya gibi ülkelerdeki panorama ile önemli ayrıntılara tam anlamıyla vakıf bir tek sosyal bilimcinin bile niçin boy gösteremediği üzerinde düşünülmesi gerekmez mi… Bu tür bilgiler göz önüne alınmadan da sağlıklı bir kalkınma planı düzenlenemez. Ama, neyse ki ‘meşhur kelamdır’: ‘Cahiller bir şey bilmedikleri dışında her şeyi bilirler’. Artık böyle idare edeceğiz…

Birkaç yıl önce ziyaret ettiğim, o günlerde dünyanın en aydınlık ülkelerinden biri durumundaki Tunus hakkındaki şu habere bakalım: Başkent Tunus’ta açılan bir resim sergisindeki tabloların İslam’a ve Müslümanlara hakaret içerdiğini söyleyen Selefiler ayaklandı. Olaylar sırasında 65 güvenlik görevlisi yaralandı, 162 kişi gözaltına alındı. Bunun üzerine sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Sergide en fazla tepkiye yol açan eser, Allah kelimesinin harflerinin böceklerle çizildiği bir tablo.(TRT).

Para, güç ve sefih (ve özellikle de uyuşturuculu) tüketimden başka bir hedefi olmayan sermaye egemenliğinin, inançları kullanarak ‘lumpen’ kalabalıkları nereye sürüklediği belli değil mi…

Son Güncelleme (Cumartesi, 12 Kasım 2016 21:32)

 

Degerli Yazarimiz Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 18 Şubat 2018.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün857
Dün1856
Tüm Zamanlar4407429
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 71 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2918
İçerik : 1504
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?