Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon TARİH OKUMALARI ÜZERİNE

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 16
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Dünü ve Bugünü yazan Sipariş
TARİH OKUMALARI ÜZERİNE

Tarih, okumalarımızda genellikle geçmişimize yönelik bilgileri tarih üzerine yapılmış çalışmalardan okuyarak elde ederiz. Bugün Tarih, sosyal biliminin konuları uzmanlık alanlarına göre bir hayli geniş olduğu anlaşılıyor.

Tarih, bir toplumun gelişim sürecindeki bütün yaşanmışlık haberlerini tam anlamıyla veremese de en azından insanlığın tarihsel yolculuğundan ders alınabilecek kesitler sunar biz insanlara.

Yeryüzü alanında insanlar yaşadığı ve var olduğu sürece nice olaylar ve oluşlar da sürecektir. Dünün tarih sayfalarında kalan sözlü kültürün hâkimiyetindeki mitolojik ya da destansı olaylar bu günü yaşayan bizlere bir mesaj verici bir masal ya da hikâye gibi gelebilir.

Ama yazılı kültüre geçtikten sonra oldukça mesafeler kat eden insanlık, bugünün yazılan tarihini gelecekte okuduğunda; modern bir dünyanın, doğal yaşanmışlıklarından ziyade, bir o kadar da teknolojik gelişmelerin insan yaşamına ne kazandırdıklarından daha fazla söz edileceğini sanıyorum.

TARİHİ YAZANLAR VE YAZDIRANLAR

Geçmişte acımasız kolonyal süreçler içinde toplumlar baskı ve zulümle monarşi imparatorluklarıyla yönetilirken, bugün post kolonyal modern süreçte, bir sistem olarak bir dilsiz hükümdar gibi emperyal hegomon olan vahşi kapitalizm, modernlik maskesiyle başka bir zülüm diktatörlüğünü sürdürüyor. Yirmi birinci yüzyılın başlarında olan insan topluluklarının şimdi nasıl yaşadıklarını anlatacak olan tarihin doğru kayıt edileceğini umarım!

İmparatorlukların egemen olduğu tarihsel dönemlerde tarihe geçecek olayları devletlerin resmi tarihçileri olan vakanüvis’ler tarafından yazılırdı. Yaşanılan geçmiş bu zaman süreçlerinde görev alan bu tarihçilerin, emekliye ayrıldıktan sonra bazıları; kalabalıklar arasında yaptıkları sohbetlerde yazdıklarının aksine konuşuyorlarken orada bulunanlar haklı olarak şu soruyu sorarlar kendilerine;
– Efendim şimdi anlattıklarınız mı doğru yoksa görevinizi icra ederken yazdıklarınız mı doğru? Tarihçinin verdiği biraz kaçamak ama doğru cevap şu olur;
—Efendim! Yazana değil yazdıranlara bakacaksınız.

“ TERZİ TARİHÇİ ”

Gündüz Vassaf “Tarihi yargılıyorum” kitabında bu tür tarihçilere verdiği isim “Terzi tarihçi” dir. Dünü bugünün önüne koyarak geleceğe ışık olup doğru yön verecek ve aynı zaman diliminde tarih biliminin metodik çalışmalarından uzaklaşarak siparişi verenin beden ölçülerine göre kumaşı uydurmak üzere kesip biçen terziler gibi hâkim güçleri de maalesef “Biz” merkezine alan ve tarih kumaşına müdahale eden bir tarihçilik yapılıyor dünyamızın tüm zamanlarında.

Öyleki objektiflik ilkeleriyle tarih yazanlara doğru dürüst bir meşruiyet hakkı tanınmadan yönetenlerin hanesinde ücretlendirilmiş özel kalemlere yazdırılan Tarih çalışmaları yaptırılıyor bu süreçlerde. Bu bakımdan, bu tür tarih yazmaları objektiflik arz etmiyor.

Aslında gerçekçi olarak şunu söylemek yerinde olacaktır. Tarih yazılımları neredeyse tamamı genellikle devletler ölçeğinde Tarih kumaşına müdahaleci yaklaşımlarla dâhil olurlar. Devletler daha ziyade kendi tarih yazmalarını hamaset edebiyatının içine dâhil edildiği “Biz” benliği üzerinden “Bizperestlik” inisiyatifinde bir tavır alırlar.

Günümüzde bir tarih çalışmasını farklı isimlerle yapanlar arasında ” Bizperest ” odaklı merkezden her ne kadar uzaklaşmadan eserleri kaleme alınıyorsa da olayları çok farklı bakış açılarıyla yorumdan ibaret hale dönüştürülmüş bir tarihçilik de yapılabiliyor. Tarihin bilgilerini olduğu gibi yansıtma yerine yorum katarak yazılan tarih sizce makbul olabilir mi?

“Terzi tarihçiler” in çoğalttığı sözler; yaşadıkları zihin atmosferinin menfaat havzasında şekilleniyor. Ortaya koydukları eserlerin içinde neşrettikleri zihin ürünler o toplumun insanına kendilerini kullanan başat sistemlerin siparişlerine göre bir zihin algısı düzenleyip yeni bir toplum anlayışı oluşturuyorlar.

Zikrettiğimiz toplum insanı ise kendisine dair yapılandırılan bu tarihsel dünya görüşü ve kimliği kabul noktasına gelebiliyor. İşte bu kimlikler “Terzi tarihçi” ler aracılığıyla dönem dönem kendilerine sipariş üzerine tasarlanmış bu ürünleri yaşadıkları toplumlarında anlatmakta bir beis görmüyorlar.

Biz insanlar, yeryüzünün hangi coğrafyasında doğarsak doğalım içinde var olduğumuz ailelerimiz, okullarımız ve yaşadığımız toplumlar geçmişten bugünümüze birey olarak bir talepte bulunamadığımız mevcut hazır giyim bu elbiseleri ister istemez üzerlerimize giydiriyorlar.

Bu elbiseleri kullandıkça biz insanlar “Biz” aidiyetli toplumlara dönüşebiliyor. İnsanların zihin dünyaları, dünya görüşleri, dünyaya bakış açıları, hayalleri, imaj ve vizyonları /gösterimleri şekilsiz kılınarak bize giydirilen bu kostümlerin içinde nesnelleştirilebiliyoruz.

Beden taşıyan bir varlık olarak yaşadığımız kosmosda var sayıldığı fakat kendisi olamadığı bir kimlikte yani kimliksiz kimliklere büründürülebiliyoruz.

Bu bölüme nokta koyacak olursak;

Bir batılı tarihçi olan E.H.CERR’ in sözlerine kulak verelim. ;” Tarih nedir?” Kitabında “Tarihi tanımadan tarihçiyi tanıyın” Demiş.

Ne de doğru söylemiş.


BİR DE ZÜLÜMLERİ İLE TARİH YAZMAYA KALKIŞANLARA NE DEMELİ?



Batı dünyasında nedense bizim tarihimizi yargılayan ve bizi KILIÇ ile sembolize ederek öteki sayacak bir karşıtlıkla yapılan bir adlandırma var. Kılıç, kavgayı ve savaşı ifade eder.

Neden, haçlı seferlerini İslam toplumlarına yapanlar kötü ya da barbar olmuyor da bizler barbar oluyoruz?

Batının haçlı zihniyeti bir de kendine baksın önce. Kılıcıyla gittiği Müslüman coğrafyayı çoluk çocuk demeden yediden yetmişine kadar masum insanları öldürüp ortalığı kan gölüne döndürerek nasıl katliamlar gerçekleştirdiğine bir baksın. Neden işgal ettiği toprakları müstemleke/sömürge durumuna düşürdüğüne bir bakıp bu durumu izah etsin.

Batı, kendi tarihine bile ihanet etmiştir. Mezhep ayrılıkları yüzünden kendi kendileriyle kavga ve hatta savaş edebilmiştir.

Kendisine “İyi” ötekileştirdiğine “Kötü” demek için mi bütün bu yaşananlar? Ya kendi kendilerine Mezhebi iç çatışmalarına ne demeli?

Öteki saydığı İslam ülkelerini BARBARLIK yaftası takanlar bir de kendilerine baksınlar önce kimler barbar? Vicdan ve rahmetin eksik olduğu sadece kendilerini var kılmanın hükümranlığı uğruna bütün Müslüman olan toplumları bir kalemde çizip “Öteki” saydığı bu ülkelere sürekli politik duvarlar örmesi neyin nesidir?

İnsana ve insanlığa saygısı olmayan zulümlerinden başka düşünceleri ve idealleri kalmayan batı’nın hasta zihinleri neden hala barışı olmayan bir dünyada yaşamak istiyorlar? Bunları anlamak mümkün değil.

Neden ve niçin sürekli savaş isteyen bir ihtiras bu?

Batı emperyalizmi, utanmadan kendi yaptıklarını yok sayıp zaman zaman bir de “Barış havarisi” kesilmeleri yok mu? Pes doğrusu.

Sözde BARIŞ için mi “Dünya kardeşliği” söylemi üzerinden Hümanist felsefeler üretiyorlar?

ABD, sahte barış için mi yıllarca Vietnam’da, Kamboçya’da, Küba’da ve Kore’de, Afganistan’da, Irak’da, Körfez ülkelerinde v.d ülkelerle savaştı.

Barış için mi İspanya’da milyonlarca insan öldürüldü?
Batının BARBAR kimliği hala sürüyor.
Barış için mi İsrail Filistin’e yönelik kilometrelerce kendisi için güvenlik duvarları örüyorlar?
Barış için mi, A.Hitler’in yaptıklarına Holocost/soykırımı yaygarası yapıp mağduriyet siyasetleri yaptılar? (Elbette ki soykırım siyasetini bizim inanç coğrafyamızın insanı onaylamaz)

Barış için mi İsrail diasporası bütün dünyada soykırım üzerinden insanlığa majik/etki düzeyinde sinema dünyasında kendilerini masum ve mağdur gösteren onca film senarize edip sundular.

Ama 1967 den bu yana İsrail Ortadoğu’da ve başta Filistin halkına yaptıklarına ya ne demeli?

Bu kadar masumsanız niye yaptınız/yapıyorsunuz katliamları andıran bu savaşları?

Riyakârlığınız o kadar belli ki.
İkiyüzlü siyasetler yapmayın.

Kan ve gözyaşları ile kurduğunuz ülkeler ve ülkeniz acaba hangi Barbar canavarlığın eseri?

Filistin’de ve tüm Ortadoğu coğrafyasında masum insanları katlederek mi öteki saydığınız Müslüman dünyaya ANTİSEMİTİZM yapmayın talebinde bulunuyorsunuz?

Açıkça Siyonizm ideallerini benimsemiş bir ülke ve insanları kendileri için masumiyet edebiyatı yapıp öteki saydığı dünyanın katlettiği masumlara karşı siz ve bu dünyanın ikiyüzlü zalimleri ne diyecek?

Bunun için mi batının hasta zihinleri; “Küresellik/Globalizm felsefeleri üzerinden çıkarım yaparak KENDİNİN EFENDİ tüm dünya insanlarının köle edileceği bir dünyayı karşısında canlandırıyor?

Tarih yazmaya kalkışan batının gayr-ı meşru siyasetlerine ya ne demeli? Üstelik akla hayale bile sığmayacak kendine uşaklık yapan NGO(Non-Govermental Organization) Düşünce oluşumlarıyla ürettiği komplo teorileri üzerinden BİYOSİYASETLER, Zihin yönlendirmeleri, Yazılı/Görsel ve sosyal medyada Majik/Etki bırakacak sübliminal / bilinç yönlendirmeli güdümlemelerini ve bir an bile durmaksızın zihin uyuşturmaları biçiminde çalışmalar bir SAVAŞ dâhilinde niye sürüyor?

Batı, niçin sürekli düşman ve öteki üretiyor?
Niçin kendi dışındaki milletlere karşı bir güven vermiyor?
Niçin kendine karşı bile kaygı verici güvensizlik sendromunu dayatıyor?

Nüfus bakımından üremeyen batı’nın doğu toplumlarına nazaran nüfusu 5/1 oranında kaldığı için mi bunca zulümler?

Bu kadar yeis ve endişe içinde nasıl bulunuyor? Yoksa bir zulmün hezeyanları mı bunlar?

Batının tarihinde yapılan buluşlar ve icatlar onu teknolojinin zirvesine taşıdı. Bu gelişmeler onu şımarttı ve çılgına döndürdü.

Kendini mekanik dünyanın kurduğu yeni mitolojisinin ”Himen Tanrı”sı mı addediyorlar kendilerini ne? Batı, insanlığa dair maddi temelli refah ve konforuna dayalı sunumlar yaptı ama hep gücüne dayalı sömürü avantajını kullanarak yaptı bunları.

Batı, bunca kan ve zulümlerin üzerine bir tarih daha yazabilir mi? Bilinmez.

Hülasa; emperyalist batının gerçek yüzü budur işte.

Aslında bu yüz çehresi, büyüklenmenin yani bir KİBRİN yüz çehresidir.

Bütün dünya’da yaşanan bunca olayları batı’nın “Terzi tarihçileri” nasıl yazıyorlar acaba diyecek olursak şunu söyleyebiliriz; kirleterek ve örtbas ederek diyebiliriz tabi.
BATI’NIN ÖTEKİSİ; İSLAM DÜNYASI, TARİH BOYUNCA GÖNÜLLERE BARIŞ YAZDI


Batı’nın o meşum mezalimlerinden/zulümlerinden sonra bir de İslam dünyasına kısaca bakalım.

Batı, mütemadiyen insanlığın yüzünü soldurarak ve zulmederek öldürmeye çalıştı.

Ama İslam akidesinin dünya görüşü doğrultusunda yaşanmış medeni hayatlar İNSANI YAŞATMAK için; önce vicdanlara BARIŞI sonra hayat sistemlerine ADALET’İ yazdı/yazdırdı.

İnsanları sevdi ve kalplerine HUZUR verdi.

Gönüllerine mutluluk dolu sürur/sevinç bıraktı.

İslam tarihini bir inceleyin bakalım en ufak bir saldırı olayı ile karşılaşabilir misiniz?

İslam milletleri ve devletleri;
Bütün zamanlarda sadece ve sadece meşruiyeti olan bir savunma savaşı yaptı.

Tarihin hiçbir döneminde İslam’a iman etmiş toplumlar kan ve gözyaşı dökmemiş. Çıktığı fetih hareketlerinde müstemlekeci değil müstamereci /mamur hale getirmek için toplumları sevgisi ile ihya etmiştir. Böylelikle gönüllere derman olmak için gittikleri her ülkede o ülkenin toplumlarına zulmeden tiranlarına karşı o milletin önce gönüllerini feth etmeyi başarmıştır.

Bir Macar olan Grandük Dükas Notaras şunu söylemiş Osmanlılar için o zaman” Macar ovalarında bir Hıristiyan tacı görmektense Adaletli Osmanlının sarığını görmeyi yeğlerim” demiş.

Tarihin akışı içinde rol almış İslam milletleri/devletleri her gittikleri yerde o ülkenin fethini gerçekleştirirlerken; savaşın kan dökücülüğü ile değil hakikat inancının hâkim olduğu ilkelerle hareket etmişlerdir. Girdikleri ülkede; yaşlılara, kadınlara, çocuklara, bağında, bahçesinde çalışanlara dokunmamışlar ve teslim aldıkları yerleri zorlamadan ve kan dökmeden almaya azami gayret göstermişlerdir.


Yine İslam milletleri tarihin hiçbir döneminde ne jenoside ne de katliamlara başvurmamıştır.

İslam milletleri, bütün tarihler boyunca insanları sevgisi ile kazanmak için mücadele içinde bulunmuştur. İnsanı kaybetmeye değil kazanmaya yatırım yapmıştır. Bu konuda hiç kimse bilgi kirliliği yapmasın.

Tüm bu yönleriyle İSLAM toplumları, insanlığı gerçek mutluluğa taşıyacak bir TARİH yazmıştır.
Bu Tarih’in adı, İslam Medeniyeti Tarihidir.


BATI EMPERYALİZMİ TARİH YAZAMADI
AMA ŞİMDİLERDE GELECEĞİN ZÜLMÜNÜ YAZIYOR

Batı emperyalizmi, post modern dünyanın ilk çeyreğinde 21. y.y.’a adımlarını atarken tarih yazan tarihçilere yine ihtiyaç duymadı. Çünkü tarih yazamadı.

Zulümlerle tarih yazamayacağını ve yazılamayacağını çok iyi bildiği için o yine kadim görevi olan mezalimliğine devam etmek için yine yollara koyuldu. Bu sefer geleceğin KÜRESEL TİRAN imparatorluğu için daha şimdiden komplo teorili senaryolarını yazmaya başladı.

Belki post modern zamanların tarihi geleceğe dair kurgular, komplo teorileri ve simülasyon/sanal gerçeklik/benzetim üzerine kurgulu projeler üzerine yazılacağına dair bir inanç taşıyor olabilir.

Gücü elde etmiş ve salt gücüne güvenen batı emperyalizmi bugüne kadar elde ettiği kazanımlarına güvenmiş ve zengin olduğu o gücüne iman ediyor şimdilerde.

Geçmişin bilgileri, Sosyal Tarih bilimi üzerine her nasılsa “Terzi tarihçiler” ile toplandıysa da bugünün tarihi biraz farklı olacak gibi. Geleceğin tarihi her millete her tür insan katmanlarına hitap edecek gibi görünüyor.
İsterseniz her kesime uyarlanacak bir tarih denemesi yapılacaksa o zaman bizde buna bir yeni ad ilişkilendirelim. ”Butik Terzi tarihçiliği”.Diyelim. Bu geleceğin komplo teori uzmanlarına.

Küresel stratejik siyasetin tarihi, fütürist/gelecek bağlamında bir tarih yazması olacak gibi görünüyor.

Geleceğin kâhinleri, gelecekleri için yeni bir dünya düzeni olan ”Küresellik” adına stratejiler oluşturmuş.
Bu stratejilerine varabilmek için de gelecekçi kâhin olan komplo teori uzmanlarınca birçok teorileri şimdiden üretilmeye çoktan başlamış olduğu biliniyor.

Bu ütopik amaçları için akla hayale gelmeyen strateji ilminin taktik geçitlerinden kurmaca dolu yönlendirmeleriyle apansız bir gayret içindeler. Çünkü kendisinin dünyanın patronu olduğunu zanneden bir avuç kartel/mütref topluluğu kendi erki için ve dünyayı yönetmek için bunları istiyor.

Geçmişte nasıl sipariş üzere tarih yazılıyorsa ya da yazılmışsa bugün de zamanın emperyal gücü için geleceğin simülatif konsepte tasarlanmış tarih yazmalarının siparişini şimdinin üzerinden aklen sakat fütürist/gelecekçi komplo teori uzmanlarına vermeye çalışıyor.

Post modern zamane insanını etkileyecek nasıl bir komple teorisi ile 11 Eylül gibi düzmece bir olay, Müslümanların üzerine faturası çıkarılacak biçimde yaftalanıp Müslüman âlemini “Kötü” duruma düşürecek bir projenin tasarlandığı söylenip nasıl bir”Hortlak düşman” vurgusu ile kendinin ötekisi olan bir millet karalanıyorsa. O zaman gelecek bu tür iğrençliğin tarihinin nasıl yazılacağının da daha şimdiden ipuçlarını veriyor.

Büyük şeytan olan benlik imparatorlukları, sanal sofistik düzmece planlarını sofistik olan bir tarihsel geleceğe taşıyacakları izlenimlerini veriyorlar.

Bugün anlattığımız konu üzerine en uygun düşecek simülatif geleceğe yönelik sipariş tarih uygulaması görsel iletişim araçlarında hemen hemen her gün Ortadoğu coğrafyasına uygun olacak biçimde bir zulüm tarihinin yenisi yazılmaya çalışılıyor.

Bakışını ve bakışları bulandıran ve zihne rezerv koyduran müstağni egemen erk İblis’in şüphe, vesvese, evham ve nifak alanında vaaz telkinlerini iyi dinlemiş olan bu haydut zalimler bugün ve yarın adına niye bu kadar korkakça endişeler içindedir acaba?

Bu yüzden, onca kurdukları politik maniplatif oyunlar, diktikleri barikatlar, çizdikleri sınırlar ve oluşturdukları yasaklar niye acaba?

Korku imparatorluklarına bir gölge mi düşüyor?

Güce sahip olan korkaklar, güçleri olduğu için cesur olurlarmış.

Hezeyanlarla, vehimlerle, olayları senarize etme ve olayları güdümleyerek yönlendirme gücüne sahip olanın bu evrende hiçbir insanın varsayımsal bile olsa ciddi bir hesabı olamaz.

ESAS GÜÇ;
HAKKIN VE HAKKIN ADALETİNE SIĞINIP BUNA SAMİMİYETLERİYLE İNANANLARLADIR.

Çünkü esas güç, hâkimler hâkimi Allah’a mahsustur.

Kâinatın sahibi, insanı halk eder/yaratır. Yaşatır. Yönetir.

İnsanın miadı geldiğinde kendine verilen bu yaşama suresi biter ve yeniden haşredilir/diriltilir.

Yaşadığımız evrene, sadece ve sadece hâkimler hâkimi

Allah’tan başka hükmedecek hiçbir güç yoktur.

Yarattığı evrene ve âlemlere de Allah’tan başka hiçbir güç hükmedemez.

Esas hüküm ve hükümranlık yalnız ve yalnız o’na aittir.


Hasta zihinlere sahip zavallı merdut ve haydut bu insanlara

Bu bir avuç hegomonun, dünyadaki güçlerini kan ve zulümle göstermeye çalışanlara

TARİH yazmak ya da geleceğin tarihini yazmak onlara düşmez.

Ey! İnsanlar hiç korkmayın! Fıtratınıza teslim olun.

Geleceğin tarihi, Allah’ın izniyle yine Allah’ın hesabının olduğu bir Tarih içinde yazılacaktır.

Post modern seküler paganlar, siz de korkmayın!

HAK ve HAKİKAT, insanlığı korkutmaya, ağlatmaya ve kan dökmeye değil.

SEVMEYE ADAY, SEVİLMEYE TALİP olarak görüyor kendini.

Çünkü Kur’an‘i öğreti,

Kullukta bütün samimiyetiyle Rabbine teslim olarak iman eden biz insanlara, bunu böyle öngörüyor.
Yeter ki!
Hak ve hakikate samimiyetle teslim olup dosdoğru iman edip
Hakikate dair
Bir lütfa,
Salih insanlar olarak liyakat ve ehliyetimizi yaşayarak yansıtıp göstermeye çalışalım.
Gayret;
Hak ve hakikate Salih bir insan olma vasfıyla çaba içinde iman etmiş olanlarla olmalıdır.
Tevfik ise yalnızca ALLAHA’ a aittir.

Vesselam.

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #1 TEBRİKMehmet Ali OĞUZ 2012-06-15 15:33
Araştırmacı yazar Naci Cepe beyefendiyi tebrik ederim. Çok derin anlamlar bulunan yazıdan alınacak ibretler, hepimiz için değerlidir. Gerçek tarih şüphesiz âhiret âleminde, Rabbimizce tutulan saniyelerimizi görünce ortaya çıkacaktır.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2847
Dün2795
Tüm Zamanlar4207338
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 29 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?