• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama
Hata
  • JUser::_load: Unable to load user with id: 6898

PostHeaderIcon SERMAYE TİYATROSU TEMSİLLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Epey bir ülkede, halklara kapılarını açıp zorunlu olarak oyun seyrettiren sermaye tiyatrosu, ceplerine para ( ve/veya popolarının altına koltuk) koyduğu bitirim aktörlerle Oscar’lık performanslar sergiliyor. Bu oyunların içinde sahneye konmakta duraksama gösterilmeyen savaşlar da var. Şu anda bu tür bir oyun politikacılar, yöneticiler, paralı askerler, ‘beyin tavalık’ beyinli medya, eğitim ve ‘vaaz’ elemanları, ajanlar, çeteciler, silah ve uyuşturucu tacirleri, para haydutları ve daha bir sürü figüranın 'özverili çabalarıyla’, Suriye'de oynanıyor. Oyunların tek amacı sermaye sınıfının gönenç ve egemenliğini artırmak. Görevini tam yapmayan oyuncuların altından koltuk, elinden avantalar alınıyor.

Peki, bir eli yağda, bir eli balda, ön kuyrukları da çağdaş haremlerde gezinen bu adamlar niçin bu rezilliklerden vazgeçmiyorlar. Onlara ‘bu işleri bırakın’ demek Osmanlı padişahına ‘seferleri durdur’ demek gibi bir şey, çünkü. Egemenliğin sürdürülmesi için vurucu aktörlerin hep iyi beslenmesi gerek. Padişah sefere çıkıyor, bu ek kaynak yaratmak amaçlı aslında. Ayrıca, yeniçerilere fethedilen yerlerde üç gün yağma (ganimet toplama) izni veriliyor. Ek olarak, her bir yeniçeri’nin bir ipi var. Bununla boyunlarından bağlanıp getirilen esirler İstanbul’da nakde çevriliyor. Avanta hep ama hep genişlemezse, asker ‘kazan kaldırıp’ padişah’ı da yutabiliyor. (Genç Osman’a yapılanları yürek kaldırmaz). Dünyamızın egemeni sermaye sınıfı da böyle. Savaş ve silah ticaretinde dönen komisyonlar bazı grupları (Eisenhower’in lafını anımsayalım), örneğin, uyuşturucu, kaçakçılık ve, genel olarak, mafyasal işlerdeki ortaklıklar da başka güvenlik topluluklarını ‘argo deyişiyle’ yemliyor. Nakit işlemleri ‘finansman kurumları’ tarafından çok güzel yerine getiriliyor. Her zaman olduğu gibi, olan sıradan insanlara, çoluk çocuğa oluyor. Sermaye, hedefe koyduğu yerlerdeki halklara, sahte kimliklere bölme yoluyla birbirini öldürme özgürlüğünden başka bir şey getirmiyor. İşte zavallı Irak, Libya ve Afganistan halklarına yapılanlar…

Bir gazetenin birinci sayfasından: ‘Firmalar, yazılan ilaca göre doktorlara para, tatil, otomobil, mücevher, cep telefonu, ayakkabı, beyaz eşya, deri ceket gibi rüşvetler veriyor. Doktorlar da fazla ilaç yazdığını kanıtlamak için reçete bilgilerini firmalara fakslıyor. İş o kadar ileri gitmiş ki, örneğin bir firma doktora verdiği plazma TV’yi, yeterli ilaç yazmadı diye geri almış.’( Sabah, 30 Ağustos 2012). Bu tür uygulamaları bütün sektörlerle ilgilendirebiliriz.

Çok şükür, Sosyalist etiketle Fransa’da iktidar olanlar, Suriye işine karışmak ve (tarihte binlerce benzeri gerçekleşmiş) bir etnik sorunu kaşımak yoluyla kendilerini hemen gösteriverdiler. Mitterand şöyle demiş: ‘Fransa, arada bir sola oy veren sağcı bir ülkedir’. Attila İlhan da Fransız solculuğuyla ne güzel dalga geçerdi…

Çok yeni bir haber daha: Ulusal Güvenlik Kuruluşu (National Security Agency) eski başkanı William Binney’ye göre, ABD hükümeti, yurttaşları üzerinde, son on yıldır, elektronik postaları, arama kayıtlarını ve öteki bilgileri izlemek ve depolamak dahil casusluk faaliyetleri yürütüyor. ( Röportajı posta gruplarına gönderiyorum. Ayrıca meraklısı çıkarsa, derhal sunarım). Sermaye diktası, bu tür haberlerle, hem ABD ve hem de bağlı ülkeler yurttaşlarına ‘ensenizdeyiz, bak ona göre’ mesajı da vermiş olmuyor mu…

İyi ki Karacaoğlan yaşamış bu aşağılık dünyada…

Üryan geldim yine üryan giderim
Ölmemeye elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eder
Benim can vermeye dermanım mı var

Dirilirler dirilirler gelirler
Huzur-ı mahşerde divan dururlar
Harami var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var

Karac’oğlan der ki ismim öğerler
Ağı oldu yediğimiz şekerler
Güzel sever deyi isnad ederler
Benim Hak’tan özge sevdiğim mi var

Son Güncelleme (Cumartesi, 12 Kasım 2016 21:35)

 

Degerli Yazarimiz Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 27 Mayıs 2018.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün303
Dün1148
Tüm Zamanlar4529091
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 30 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 5233
İçerik : 1505
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?