Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon “BİR BİLENDEN DAHA İYİ BİR BİLEN VARDIR”

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 27
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

AŞKIN HAKİKAT SÖZÜ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

altBilme; öğrenme vukufiyeti ile bilgiye ulaşıp bir eyleme geçme çabasıdır.
Bilme; bilgiyi kullanma eylemi var olduğuna göre bilgiye ulaşan her bilgi eylemcisi de bildiği şeyler hakkında öğrendiği kadarıyla birikim sahibi olması beklenir.Her kapasite arttırıcı düşünce bir önceki düşünceden farklılık gösterdiği oranda daha fazla bilme eylemine sahip olması gerekir.
Bilmenin statik kalmak ve bu yüzden statükocu olmak gibi bir lüksü yoktur.Bilme,bir emek eyleminin de mahsulüdür.Bu yüzden inşa edici ve kurucu bir dinamizm potansiyeli taşıyan faktörel bir durumdur.
Bir bilen; kendi birikimine ait zihni düşünme hinterlandında kendi yetenekleriyle bir donanıma sahip olabilir.Ama “Daha iyi bir bilen” çok iyi bir çalışma performansıyla ve daha zengin araştırma çabasıyla zeka kapsitesini kullanarak bir fark açma ya da daha farklı olma gayretiyle bilgiyi daha ileriye doğru taşıması söz konusu olur ki bu söz konusu durum, bir üstünlüğü değil ancak bir farkı ortaya koyabilir.
Bir bilenden daha iyi bir bilenin olabilmesi, sürekliliği olan bir görelilik işareti de taşımasını da gerektirir.İçeriğini yeterince şekillendirememiş bir bilgi sabitlenerek dondurulmaya çalışıldığı takdirde bir zihin akışı işlevsiz bırakılmışsa bu bilgi akim kalır.Bir görev ve ödev yapamaz.

Mutlak bilgi;ise eylemi yapan faili değil eylem haline geçebilecek bilgilerin nitelliğinin madeni olduğu için bu madenin çalışılıp insanlara yararlı olmasını ve sürekliliği olan bir eylem için sadece kendinde var olanın aktarılmasını teşvik eder.Ama mutlak bilginin kendisi değişmez ve değiştirilemez olan özelliğinden dolayı insanı mobilize edebilecek potansiyelde bulunup kendinin bir cevher ya da bir töz olarak kullanılmasını bekler.Mutlak bilginin özünde bir dinamizm mevcuttur.Öznenin kendi nesnel konumuna değil daha ziyade öznenin eylemine önem verir.
İnsanlık aleminin içinde yaşayan beher insana her ne kadar zeka ve buna bağlı meziyetler verilse de bu yetenekleri bir başka insanın zekasının üzerinde üstünlüğünü yarıştıracak kabiliyeti yerine daha ziyade ontolojik farklılığını ortaya çıkarması daha fazla mümkün olur.
Fiili üstünlüğe dönüştürülmüş yetenekleriyle kendilerini sürekli ön plana çıkarmış insan toplumları olsaydı yaşanılan yaşam tarzı, içinden çıkılamaz kaosa dönüşebilirdi.İnsanlığın kadim zamanlardan günümüze değin yaptığı yaşam yolculuğunda hep “Üstünlük taslayanların” sonu hüsranla buluşmuş ve kendi kendilerini toplumun kahir çoğunluğundan soyutlamıştır.
Sosyal bir varlık olarak üst benlilikçilik yapan bu insanlar söz konusu duruma düşmekten mutazarrır olmuşlardır.Salt zekasına güvenerek ve bulunduğu konumu itibariyle kendi gücüne dayanarak büyüklük taslayanlar daha bu eylemlerinin başındayken hükmen mağlup olup tarihin sahifelerine gömülmüş olarak kalmışlar.
Hz.Musa (a.s) Firavunu bir tek yaratıcı gücün, Rabb olarak tanımasına davet ederken, Firavun, gücünün kendine verdiği kibirle Rabblık ve ilahlık taslaması sonuçta hayatının sonunu hazırlayacak hazin bir sonun ipini bizzat yine kendi elleriyle çekmesini sağlamıştır.
Bu bakımdan tüm insanlık dünyası tiranların anomalik zekalarıyla ve güçleriyle değil bilakis, ontolojik normdaki farklılıklarıyla bir arada yaşamlarını sürdürmeye devam etmektedir.Ontolojik farklılıklar; daima insanlığın dayanışmasında ve paylaşımında toplumda çok değişik harmoniler oluştuturur.Üstenci bencil benlikler ise ayrıca kaos ve kriz oluşturmaya sistematik bir biçimde devam ederler.
İnsanlık evreninin tüm zaman aşamalarında, üstün insan,üstün bilen,üstün ırk,üstün kavim,üstün sınıf kast v.b yapılanmaları tarihsel yolculuklarında mütemadiyen toplumsal ayrışmalara yol açmışlardır.Zaten kendini değil gücünü ön planda tutan tüm patetik istikbar sahipleri kendi heva heveslerine ram olmaktan başka bir işleri de olmamıştır.
Bilme eylemi,insanın yapacağı çalışma performansına bağlı olduğu için şüphesiz bilmenin oransallığı da görelilik taşıyacaktır.Bir insan, dahi zekasına sahip olsa bile her zaman başarı ile sonuç almak durumunda da bulunamayabilir.
Konuya bir başaka zaviyeden baktığımızda “Bir bilenden” daha iyi bir bilenin bulunacağı gibi “Daha iyi bir bilenden “ başka bir bilen de daha iyi bilme ihtimalini pekala üzerinde taşıyabilir.Bu sebepten ne bilmeyi ne de daha iyi bilmeyi sabitleyebilme gibi kimsenin bir şansı da doğrusu yoktur. Çünkü bilme eylemi, aktif efor değişkenliğiyle konum değiştirme gibi temel ve değişmeyen bir özelliğe sahiptir.
Toplumsal birliktelikler içinde şura ile alınan kararlar, bilginin müşterekliğinin gereğine inananılarak alınır.Buradaki bilme eyleminde bir bilen yoktur. Şura ile yapılan çeşitli konulu mülahazalardan sonra ortaya çıkacak sonuç;çok verili bilmede mutabakat eşitliğidir. Nedeni ise sorunlarını müştereklikte pekişim anlayışına göre çözme bilincinde olmalarıdır.Bilme eylemi görüşlerin müşterekliğinden daha sağlıklıklı sonuçlar çıkarma gibi bir hedef tutturmanın ortak bilinci içinde bulunulmasıdır.İşte söz konusu bu bütünsel birleşime de pekala farklılıkların koalisyonu diyebiliriz.
İnsanlık evreni, geçmişe dayalı yaptığı aktivitelerin ampirik birikiminin verileriyle bilme eylemine daha bir zenginlik de katabilirler.Böylelikle nesiller boyu süren farklılıkların şu an yaşınılan farklılıklarla bütünleşerek buluşması da bir başka farklılık geleneğini oluşturacaktır.Bu gelenek; aynı zamanda toplumsal aidiyet duygularını da ön plana çıkaracaktır.Nesiller arası bilgi birikimleri birbirlerine embeded olduğu oranca toplumların zinde duruşunu belirleme de etkili olacaktır.
Herşeye rağmen bilme eylemini sabitlenememesi ve bir tekelinin ne kişilerin elinde ne de kurumsal yapıların tekelinde olamayacağına göre o halde tüm zamanların başının ve sonunun bilgisi ancak va ancak Allah'a ait olduğu mutlaklık taşıyan bir durum olduğu da insanoğlu tarafından bilinmelidir.
Ancak ortadaki mevcut bu bilgiyi eylem haline dönüştürmek ve hayatı zinde tutmak için insana emaneten bırakıldığı gerçeğini de yadsımamalıyız.Emaneten bırakılan bu bilgi taşıyıcıları tarafından yaradılış devam ettiği sürece hiçbir zaman durdurulması dahi düşünülüp durağanlaştırılamaz.Zira bilgi, statik bir şey değildir.Yapılanışı itibariyle ritmik bir dinamizm taşıdığından tıpkı yaradılış sürgit nasıl devam ediyorsa bilgi de aynı parelelde ilerlemede süreklilik taşıyacaktır.
Bugün evrenin bilişim çağına eriştiği bir süreçte bilginin gelişim hızı belki değil kesin ifadeyle neredeyse ışık hızı kadar hızlı olduğu artık apaçıktır.
Öyle ki gelişmemişliğin yaşandığı toplumsal düzenlerde sık sık devrimler yapılırken bugün aynı ülkelerde bilgi iletişiminin hızı ve teknolojinin gücü yüzünden artık bu eylemlerin yapılması dahi söz konusu bile değildir.Kismi lokal bölgeler hariç.
Dünya artık paramidal/hiyerarşik sınıf yapılanmalarını kapitalizm hariç çoktan bıraktı.Hindistan,Asya ve Orta doğu v.b gibi ülkelerde az da olsa bazı kesimleri lokal gelişmemişlikler yaşıyor.Çok yakın zamanda bilginin erişim hızı o bölgelere kadar ulaşacağı bir gerçek.Ne yazık ki güçsüzler yaşadıkları topraklarına güçlülerin kendilerini sömürmeleri karşılığında zikrettiğimiz bilgi ve verilerine kavuşması söz konusu olacak biçimde görülüyor.Zira güçlü olanlar dün nasıl istilalarla zengin oldularsa bugün de post kolonyal varsıllaşma politikalar izledikleri gözünü açmış herkesçe bilinmektedir.

Demek ki bilgi yerinde ve zamanında en iyi biçimde doğru kullanıldığında yüksek yamaçlardan yol bulup akan pınarlara benzer.Onlarca,yüzlerce çokluktaki pınarlar kendilerine yol bulduklarında toplanma menbağlarına yönelip orada bir bütünlüğün kucağında nasıl toplandılarsa daha büyük güç olabilmek için her bir pınarın akışlarındaki hareket hızlarıyla istikamet belirleyip büyük bir derya olma sevdaları da vardır.İşte bilginin erişim hızında da aynı hareketlilik böylece yaşanır.
Bilgi,aklın erebileceği olgu,gerçek ve ilkeler bütünüdür.Öğrenme, araştırma, ve gözlem yolu ile elde edilen soyut bir o kadar da somut bir gerçek.Aynı zamanda beş duyu sezilerimizle zihni çıkarsamalarımızın ürettiği bir düşünce üründür.
Bilme ise bir şeyin ne olduğununun bilincine varma, tanıma ve kavramanın eyleme dönüştürülme halidir.Bilgi; temellendirilmiş olguya dayanan bir gerçek olduğuna göre bilme de bir şeyi tanıyıp kavramayla yapılan bir eylemler manzumesidir.Bilgi;insan aklının erebileceği olgu,gerçek ve ilkeler bütünü olduğuna göre,insanın bilgiyle ilk tanışması, bilginin ne olduğunun kavranılması eşyanın yani obje ile sujenin tanıştırılmasıyla başlar.
Bir özne varlık olan insan,böylelikle kullanacağı eşyanın bilgisiyle tanıştırılarak bilme eylemine yönelik ilk adımını da atmış olur.

O HALDE BİLGİNİN ASIL KAYNAĞI YANİ ADRESİ NERESİDİR?

Hiçbir kuşku yoktur ki bilginin asıl kaynağı ilahi esaslıdır.İnsan ise yartılışından itibaren sınırlı bir varlıktır.Ontolojik donatı tamamlanmış varlıkların içinde yaratılmış en mükemmel varlıktır.Öğrenme melekeleri veöğrenmeye meyilli istadı olan fakat öğrendiği şeylerin ne olduğunu yaradılışının başlangıcında bilmeyen bir varlıktır.

 

BİLGİNİN KAYNAĞI ELBETTEKİ İLAHİ MERKEZLİDİR
“Son Saat'in ne zaman geleceğini yalnız Allah bilir; yağmuru yağdıran O'dur; rahimlerde yer alanı [yalnız] O bilir: 31 Halbuki kimse yarın ne kazanacağını ve hangi topraklarda öleceğini bilmez. [Yalnız] Allah,herşeyi bilen ve her şeyden haberdar olandır.”31/34,12/76,2/30-33,255 .... Allah'tan başkasının bilgisi SINIRLIDIR
“...Onların/insanların çoğu BİLMEZLER”.16/38,
“İnsana bir zarar dokunduğu zaman, bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde, der ki: 'Bu, bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi.' Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak çoğu bilmiyorlar.”39/49
“İşte siz böylesiniz. Haydi biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız, ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.”3/66
“İnsanlardan bazıları Allah hakkında bir bilgisi olmadığı halde tartışır da her azılı şeytanın ardına düşer.”22/3
İNSANIN BİLGİSİ OLMADIĞI KONULARDA TARTIŞMAMASI GEREKİR
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur.” 17/36,31/6
“BU BANA BENDEKİ BİLGİM/İLMİM SAYESİNDE VERİLDİ”DİYENLER:
“...(KARUN):” Bu (servet), bende bulunan bir bilgi sayesinde bana verildi”dedi. 28/78
“......”Bu bana bilgim sayesinde bana verildi (“ben bunu kendi bilgimle kazandım”)39/49
GAYBİ BİLGİ;GEÇMİŞ VE GELECEK BİLGİSİ;
“...hiç kimse nerede öleceğini bilemez.” 31/34
“...Hiç kimse ne zaman dirileceğini bilemez.” 27/65
“....Doğarken hiçbir şey bilmiyordunuz.” 16/78
PEYGAMBER GAYBI BİLEMEZ,GAYBI YALNIZ ALLAH BİLİR;
“De ki: 'Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam.' De ki: 'Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?'”6/50
“Ne zaman demir atacak? diye sana kıyametten soruyorlar. De ki: «Onun bilgisi yalnız Rabbimin katındadır. Onu vakti vaktine meydana getirecek O'dur! O öyle ağır bir meseledir ki, bütün göklerde ve yerde ona dayanacak bir kimse yoktur. O size ancak ansızın gelecektir.» Sanki sen onun hakkında bilgi edinip haberdar olmuşsun gibi senden soruyorlar. De ki: «Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler”7/187


ALLAH İNSANA BİLMEDİĞİNİ ÖĞRETİR
“Dediler ki: "Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın." 2/32
“Eğer Allah'ın senin üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni şaşırtmaya mutlaka yeltenecekti. Ama onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah sana Kitap'ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür. “ 4/113,
5/110,69/51,96/5
ALLAH,İNSANLARA BİLMEDİKLERİNİ AÇIKÇA BİLDİRMEK İSTER:
“Allah size (bilmediklerinizi) açıkça bildirmek, sizi sizden evvelkilerin (İbrâhîm ve İsmâilin) yollarına iletmek, sizin tevbelerinizi kabul etmek ister. Allah hakkıyle bilicidir, yegâne hüküm ve hikmet saahibidir. “4/26
ALLAH BİLENDİR.ALLAH HER ŞEYİ BİLİR.ALLAH GİZLİYİ(GAYBI) DE AÇIĞI DA BİLİR:
“....ALLAH,HER ŞEYİ BİLİR.”(9/115,15/24,27/74-75,57/3)
“....ALLAH BİLİR.SİZ BİLMEZSİNİZ.” (2/216,3/66)
“....Allah, bilendir.Hikmet sahibidir.” 4/170
HİÇ BİLENLERLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?
“Böyle birisi; gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, ahiretten korkan, Rabbinin rahmetini uman biri gibi midir? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit olur mu? Ancak gönül ve akıl sahipleri düşünüp ibret alır." 39/9
GAYBI YALNIZ ALLAH,BİLİR:
“Allah buyurdu: "Ey Âdem, haber ver onlara onların adlarını." Adem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: "Dememiş miydim ben size! Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklayageldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim." 2/33
“Allah'ın bütün peygamberleri toplayıp onlara, "Size ne cevap verildi?" diye soracağı gün onlar, "Bizim bir bilgimiz yok: Yalnız Sensin yaratılmışların idrakini aşan her şeyi tümüyle bilen!" diyecekler. “5/109-116
6/59,73,7/187,9/105,10/20,11/123,13/9,16/27,77,18/26,23/92,25/6,27/67,31/34,32/6,34/3,48,35/38,49/18,59/22,64/18,72/26-28,5/116,27/65,72/66,13/9,23/92,32/6,39/46.
ESAS ANLAMI DEĞİL İLMİN İLERLEYİŞİNİ DİKKATE ALARAK ZAMANA GÖRE DEĞİŞEN ANLAYIŞ VE BAKIŞ AÇILARIMIZI YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMELİ
“Bir bilenden daha iyi bir bilen vardır.” Aşkın hakikatin gerçekliğini bilme noktasında bilme eylemini kimsenin inhisarına bırakılmayacağı apaçık iken. Zamanın ilerleyen akışı içinde muhkem olan hakikatin ahkam işaretlerinin dışında müteşabihi metoforları bugüne göre yeniden irdelemek gerekir.
Günümüzün insanın algılama ve anlama kapasitesine göre anlamaya çaba gösterilen metoforik/teşbihi bilgiyi içinde bulunulan dinamik zamanın akış seyrine niçin bırakılmıyor?Bunu anlamak gerçekten zor.
Eskitilerek dondurulmuş ve sadece bir görüşten ibaret olan bir düşünce biçimi neden hala statik halde tutulmaya çalışılıyor bunu da anlamak kabil değil doğrusu.
Aşkın hakikate dair bir metafor hakkında adı üzerinde sadece bir”Görüş” ün beyanı niçin”Mutlak” hale dönüştürülüyor acaba? Bu durum bir bilgi eksikliği mi yoksa cesareti olmayan bir irade eksikliği mi?
Bugün bilginin ayyuka çıkmış zenginliğinin nezaretçiliğinde özellikle metaforik konularda bu güne uygun düşen çok geniş anlam zenginliği “Gibi” gibi açılımlara niçin önemsemekten çekiniliyor? Eskitilmiş bir bilgi neden apolijetik/savunmacı reflekslerle korunmaya çaılışılıyor?
Bu mezkur durum; ya oraya yeni anlayış performansına uygun bir şey koyamanın bilgisizliğini yaşıyor ya da ortaya konan yeni bir bilginin doğruluğundan emin olamamak gibi bir trajik bir ruh hali yaşanıyor.
“Bir bilenden daha iyi bir bilen vardır.” Şeklinde insana dair bir temel bildirimde esaslı bir paradigmanın “Devir daim” yani dönüştürücü ve daha bir seyyal oluşu “Bir bilen” in bilmesi eylemini tek başına aynı insana sabit kılınmadığı net ve açık şekilde ortada bulunmaktadır.
Söz konusu durumda “Bilme eylemi”için gösterilecek gayret ve bir emeğe bağlı olduğudur.Bilenin varlığı ise aynı zaman mekanında olduğu anlamına gelmediği de serahatle ortaya çıkmaktadır.
Belli bir konuda yapılan alan çalışmalarına yönelik bir bilme eyleminin sırrı bir ya da birkaç yüz yıl sonrasının içinde bulunması da pekala mümkün olduğu da yadsınmamalıdır. İlmin gelişimci temel yapısında farklılık gösterebilecek yetenek ürünü varsayım özelliklerinin bulunduğunu da hiçbir zaman unutmamak gerek.
EBEDİ HAKİKATİN TEMEL TAŞI
“Bir bilenden daha iyi bir bilen vardır” Cümlesi anlam doygunluğu sonlandırılmış öyle bir hüküm cümle ki anlamı apaçık bu cümlenin üzerine açıklayıcı başka bir cümlenin morfolojisi dahi yapılamaz.Cümlenin kurgusunda muğlaklık ya da müphemlik taşıyıcılığını bir yana bırakın anlam zenginliğinin tartışılması dahi yapılamaz içerikte olduğu açık bir durumdur.
Bilgiye ulaşmış bir insanın ulaştığı bilginin öznel kılınamayacağı mesajını veren bir mesaj varlığının açık seçik olması da nettir.Bilginin esas sahibi hiç şüphesiz Allah'tır. Allah bilgiyi insanığa nesiller boyu gelişmeyi sürdürebilecek devridilmiş bir nimet bir emanet şeklinde bırakmış.Emanet edilen bu bilgi;tüm insanlığın hayatında kıyamete kadar sürdürülebilirliği olacak ve ontolojik farklılıkları ön planda tutulmuş görelilik taşıyarak süreceği de inanç/bilinç sahibi olan erdemli insanlar tarafından iyice kanıksanmıştır.
Zaaflarıyla mücehhez insanoğlu yaşadığı hayatın her anında acizliği ya da düşkünlüğü rahatça görülebilir.Aciz olan insan, Garaudy nin söylediği gibi hayatında üç şeyi ilelebet taşıyacak güçte bulunamadığıdır.Gücü,yetkiyi ve bilgiyi.
Bir sefer gücü, yetkiyi ve bilgiyi kendi elinde tuttuğunu söyleyebilen insan-ı fani olarak zaten kendisi için belli bir miad ile sınırlandırılmış ömrün içinde geçici olarak kalacağından ta baştan belli olan bu dünyadaki bir sonla karşılaşacağı gerçeğini bilmesi gerekir.
Gücüne güvenen gücü ile sonsuza değin yaşayacakmış gibi istikbarca sözler söyleyen nice firavunlar, nemrutlar ve tiranlar gelmiş ama hepsi de istikbarlık taslayan güçlerini bir ölüm vakası karşısında bile koruyamamışlar.
Güç sahibi olduğunu iddia edenler ise yetkilerini kullanma belli bir zaman diliminde hükümran olmuş fakat sonunda onlar da ölüm karşısında yenik düşmüşler.Dillere destan olmuş hazineler sahibi olduğuyla övünen efsane şahsiyet olarak bilinen KARUN bile kazandığı hazinelerini kendi BİLGİSİ sayesinde elde ettiğini söylemesine rağmen KARUNUN o bilgisi de bir işe yaramamıştır. Bir süreliğine tahdit edilmiş biçimde yaratılmış ve yaşayabileceği kadar yaşadığı oranda bilgisiyle övünmüş sonunda da yok olup gitmiştir.
O halde güç,yetki ve bilgi bile ilanihaye ve ebeden insanın egemenliğine bırakılamayacağı da bir kere daha kanıtlanmış bir hakikat olarak bilinmelidir.
Hayatın içinde insan akışının yüzyılların selinde bilginin tekrarı, bilme eylemcilerinin geçici nöbeti ile el değiştirmesiyle kaim olduğu bir gerçektir.Hiç bir insanın tekliği ile var olma gibi sabit taşıyıcı rölü de bulunmamaktadır.
Tüm insanlık çağlarının bütününde bilgi, değişkenliğini üzerine bir katma değer koyarak gelişen seyrine göre geçiciliğiyle devam eder.Bilginin ebedi olamayan eylemci aktörleri de aynı minval üzere suretlerini yenileyerek değiştirirler.Bu hal , kıyamete değin sürüp gider.
Bunun için hiç kimse bir bilen olmaya kalkışmasın.Zira bir bilenden daha iyi bir bilenin münavebeli/ dönüşümlü olmasının bir başka ontolojik varlık işareti taşıdığının bulunmasını sakın ha sakın kimse unutmasın.
Bilme eyleminde bilen rölünde olanlar, sadece ve sadece dinamik sürekliliği olan bir bilgi taşıyıcısı olmalarıdır. Çünkü sabit salt bilginin sahibi değildirler.Sadece sabit “Bir bilen” Allah c.c olunca bilenler bilme eylemleriyle bilgiyi başka bilenlere aktarmakla kalacaklardır.
Aşkın hakikatin hikmet taşıyıcısı olan sözleri de sadece bir insanın bilmesine kayıt düşüp muteberleştirilecek kadar kutuplaştırılması da itikaden mümkün görünmemektedir.
Eğer muteberlik; bir zaman bağlamında sadece bir iltifat ve takdir beyanı ile istifade edilmesinde ilmen bir sakınca yoksa zaten bir mesele yoktur ve olamaz.Ancak aynı muteberliği iltifattan öte bir kutuplaştırmanın tekeline bırakılacak olunursa veya ortaya konulan söz konusu olan bu çalışma, zamanlar üstü sayılarak baş tacı edilmek suretiyle eskitilmeye maruz bırakılırsa; işte o zaman bir hizbin polarizasyonuna katılmış olur.Ki sonunda mezkur çalışma, başta sünnettullaha ve daha sonra ilme dayanak olmaktan bile uzaklaştırılmış bulunulur.
Hiçbir insan, kendi bilgisini mağlup edilemeyecek şekilde sanması olası değildir.Ya da tam zıddıyla zorla hükmedebilecek tarzda kendi gücüne dayandırma yetkisinde ve etkisinde buluyorsa.Bu egemenliğini uzun bir süreç içinde dönüştürmesi yine ontolojik olarak mümkün görünmesi söz konusu bile olamaz.Zorla dönüştürmeye çalıştığı takdirde ise var olmanın ontolojik yasasını çiğneyecek, sonunda yenik düşecek ve bu işlevi de akim kalacaktır.
Bir çok bakımdan yetkisiz olan insanın bilgisi, kısmen de olsa kendisine verilmiş bir yetkiyi kullanırken kendini yeterli bulup bu yekiyi bir güce dönüştürmesi bile görelilik içinde kalarak geçici bir süreliğine aldatıcı bir adımı belki olacaktır.Ama bu adım, yine sosyal pratikte sahicilik bile kesb etmeyecektir.
Uzun süren mezalimler ve baskılar bile sürgit kalıcı değildir.Yani zulümler bile geçici bir sınır dahlinde bulunduğu tarihin bilgileriyle sabittir.
Bilgiyi,yetkiyi ve maddi gücü olumlu veya olumsuz anlamda hiçbir insan uzun süre” Ben bilirimci” bir iktidar mantığıyla kullanamıyor. Aslında “Ben bilirimci” bakış açısının söylem vurgularında kuşku götürmez patalojik sorunlar da yatmaktadır.Bu sorun;sınır tanımaz ve bilmezliğin sebebi ultra bir bencilliğin özünde orantısız,ölçüsüz ve dengesizce kullanılma sorunudur sanırım. Bu durum doğrudan doğruya insanın hakikate dair olan inanma ve teslim olma noktasında başına buyrukça kendini merkeze alma egoizminden de kaynaklanmaktadır.
Bu bakımdan malik olma bilgisi; yönetim bakımından ne Firavuna,zengin olma bilgisi bakımından ne Karuna ve İlahi bilginin yetkisizce kullanılması Belamlık yapan ne de Haman'a verilmiştir.
Doğru, engin ve sonsuz külli bilgi sadece ve sadece ALLAH'A mahsustur.
Sınırlı bilgi ise insana mahsustur.
Sınırlı bilgi;evrenin zaman evrelerinde yaşayan insanların taşıyıcılığı olan bir bilgidir.Yani intikalci bir bilgidir.Zamanın akışında ve zamanın duraklarında var olan ve insanla ilişkili tutulan bir bilgidir.Ebedi değildir.İnsanın kendisine öğretilerek verilen bilgi sadece yaşadığı evrenin sınırlarıyla kaim olmuş bir bilgidir. Sınır tanımaz değil.Sınır koyulan bir bilgidir.
Elbette ki,bir bilenden daha iyi bir bilen vardır ve olacaktır.Ama bu bilgi;sürekli görelilik taşıyabilecek, dönüşümleri değişimleri olabilecek nesiller boyu embedet olacak bir bilgidir.
İnsana dair hayatın inşası”Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” teşvikiyle başlar.
Yine “Bildiklerinizle amel ederseniz Allah size bilmediklerinizi öğretir”teşvikiyle kıyamete kadar sürer gider.
Bilgi ile Farklılıklar içinde bulunalım.Farklılıklarımızı lutfen paylaşalım.
Farklılılarımızı bir üstünlüğe dönüştürerek hakkımız olmayacak işlerimizde birbirimizle galebe çalmayalım.
Birbirimizi anlamaya çalışalım.Anladığımızı paylaşmaya çabalayalım.
Kul İnsan olmak isteyen insan için bu bile yeter...

“De ki: "Ben kendim için bile Allah dilemedikçe hiçbir şeye kadir değilim:Ne fayda sağlayabilirim, ne de gelecek bir zararı uzaklaştırabilirim.Şayet gaybı bilseydim elbette çok mal mülk elde ederdim, bana hiç fenalık da dokunmazdı. Ama ben iman edecek kimseler için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim” 7/188 ,9/101,10/20,11/30,12/102,21/109,28/44-46,33/63,40/78,46/9,47/30,67/25-26,72/25

 

Not: Yazarımızın bu yazısı UMRAN DERGİSİ Ekim 2012, 218. Sayısında da yayınlanmıştır.

 

Son Güncelleme (Perşembe, 11 Ekim 2012 21:52)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #1 TebrikMehmet Ali OĞUZ 2012-10-07 20:55
Musa A.S. Rabbimizin yönlendirmesi ve çeşitli sınavlardan geçirmesi suretiyle kazandığı "BİLGİ BİRİKİMİ"nı Fiavun karşısına koymakla bizler örnek olmuştur.Yazınız, ibret almamız gereken çok önemli hususlara değinmektedir.Allah razı olsun.Mehmet Ali Oğuz.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2850
Dün2795
Tüm Zamanlar4207341
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 32 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?