Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon EĞİTİM SİSTEMİMİZ VE BİTMEYEN SORU/N/LAR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 38
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

 

  1926 yılından bu yana, milli eğitim sistemimiz üzerinde bu güne kadar değişik ülkelerin eğitim sistemlerini deneyerek bazı tadilatlar altyapılmasına rağmen sistemde hala problemlerin yaşanması, halihazır problemlerin çözülememesi geçmiş dönemlerdeki koalisyon hükümetlerinin çekişmesi yüzünden sürüncemede bırakılması ve daha sonra da ülkenin ekonomik krizlerle boğuşması nedenlerinden kaynaklandığını görüyoruz.

 

 Hatta sorunların kökenine bir ayna tutulup bakıldığında, bu sorunların ne kadar eski olduğunu sorunların ancak kökenine iyice inildiğinde öğrenebiliyoruz.

 

 Geçmiş dönemlerdeki koalisyon hükümetlerinin çekişmesi yüzünden bazı sorunların hep sürüncemede bırakılması ve daha sonra da ülkenin ekonomik krizlerle boğuşması nedenlerinden kaynaklandığını da görüyoruz.

 

 

 Ayrıca geçmişte işlev kılınamamış sürüncemelerin temel nedeni; siyasi hizipleşmeler ve siyasi rekabetler yüzünden eğitim sisteminin nasıl yaz boz tahtasına döndürülerek oynanmasından kaynaklanmış olduğunu da buna ilaveten düşünebiliriz.

 

 Çok uzun yıllara matuf birikmiş bu problemler, kısa zamanda çözüleceğe de benzemiyor. Çünkü anlık çözülebilecek problemler değil bunlar. Hem zamana yayılabilecek hem de devletin ekonomisini ilgilendiren bir konuyu da kapsamaktadır.

 

 Üstelik bir de otuz yılı aşkın bir terör belasının ülkeye getirdiği maddi kayıpların üçyüz milyar doları da aşması ve can kayıpları yaşatması da düşünüldüğünde, bu milletin çocuklarının istiklâl ve istikballerine yönelik maddi ve manevi zarar vermelerini de göz önüne aldığımızda kayıplarımızın bir hayli fazla olduğu da tespit olunacaktır.

 

 Yıllardan beri Milli Eğitim şuraları yapılır ama ne yazık ki bu şuralardan uzun erimli ve yapısal dönüşümlü sağlıklı çözümlerin bulunamaması da ayrı bir handikap sayılır.

 

 Ülkemizde eğitim sisteminin planlanmasında bir ümit vaat etmeyen geçmişte kat be kat olan bu kısır çalışmalar, gençliğe ikballeri için umut veremeyecek yetersizlikte ve hatta zarar verebilecek biçimde bulunması da ayrıca kaygı verici olmuştur.

 

Bugün mevcut iktidar, ülkenin birincil sorunlarının başında ekonomi, güvenlik ve eğitim paketi dahlindeki bu sorunları çözmeye özen gösterme çabası içersindeyse de ancak kısmen çözme gayretinde bulunabilmiştir. Fakat sorunların çoğu henüz çözülememiştir.

 

 Şu an ülkemizin en büyük acil sorunlarının başında terör ve sınır komşumuz Suriye ile ilgilidir.Temenni ederiz ki bu aciliyet bekleyen sorunlar da en kısa zamanda çözülür.

 

 Mevcut sorunlara karşı çözüm arayışı için hazırlanılmış eylem planları yürürlükte bulunurken yine de birincil çözüm bekleyen sorunların başında eğitim sorununun da bunlara parelel oranda bir öneme haiz olduğunu da yadsıyamayız.

 

 AKP Hükümeti önceki yıllara nazaran eğitim ile ilgili bütçe planlamalarına önem verirken 2012-2013 yılı eğitim harcamaları için tüm bakanlık bütçelerinin önüne MEB bütçesinin geçirilmesi eğitimin önemine dair eğitim sorunlarını çözecek işaretler taşıdığı gözlenmektedir. Eğitime ayrılan bütçe, tassarruf olamayacak kadar çok önemlidir.Çünkü gelecek kuşakların istikballeri de buna bağlıdır.

 

 Eğitim sisteminin sorunları nüfüsun artması ve okuma isteğinde olanların /okumuşların taleplerindeki artışı ile ilgili bir durum. Aslında talep oranı yükseldikçe sorunlar da giderek daha da artacak ve bitmeyecektir. Durum o ki ülkemiz geliştikçe okuma seferberliği, tıpkı uzun koşulu bitmeyecek bir maraton koşusunu andıran bir konu olacaktır..

 

 

 

 Eğitim, insan hayatının en önemli ihtiyaçlarından biridir.Bu yönüyle eğitim ile kurulan sistemin sağlıklı işlerliği, yapılacak çalışmaların en başında bulunmalıdır ve bu sistemin uzun erimli yaşayacak oranda sağlıklı ve kalıcı temelli planlamalar üzerinde daha çok durulmalıdır.Ani kararlar ve alelacele uygulamalar her zaman ve her zeminde faydalı gözüken bir konuyu zararlı hale düşüştürebilecek efsafta olduğu da unutulmamlıdır.

 

  Geçmişten günümüze kadar tam seksen beş yıldan beri yapılan tasarı ve reformlarla o kadar değişik sistem arama modelleriyle uğraşıldı ki sonuçta eğitim sistemimiz, akılları bulandıran içinden çıkılmaz hale gelen bir karmaşaya dönüştü. Bir sistemi siyasi iktidar olarak değil bir devlet politikası olarak çok uzun soluklu yaşatabilecek kararların alınabileceği bir başka mekanizma oluşturulamadı.Bu yüzden eğitim sisteminin bizzat kendisindan kaynaklanan arızalar sürgit günümüze değin taşındı.Haliyle onlarca yığılmış sorun şüphesiz bir günde bitecekmiş gibi de burada algılanamaz.

 

 Artık çözüm için batı toplumlarından sistem için model arayışlarını terk edelim ve kendimize göre model arayışları içinde bulunalım. Model sistem, model öğretmen, model öğrenci tasarım konseptleri oluşturalım.

 

   EĞİTİM SİSTEMİNDE GEÇMİŞTE YAŞANAN ZORLUKLAR

 

 Bu yazıda eğitim sistemi kurumlarının çalışma yönteminin nasıllığı, sistemin yapılandırılması içinde yönetimde yetkilerin nasıl paylaşılacağı ya da sistem içi yapısal müdahalelerin nasıllığı bir istikrar ekseninde bulunup bulunulmadığı gibi konulara yer verilmeyecektir. Zikrettiğimiz hizmet içi bu sorunlarin çözümü icin bakanlık tarafından zaten arastırma yapılmaktadir.

 

 Dışardan bir bakışla gözlemlemeyi esas alıp akla takılan ya da görünen sorunların ve kamuyu ilgilendiren gerekli soruların üzerinde durulmasının daha yararlı olabileceğini düşünüyoruz.

 

 1973-80 yılları arasındaki zaman geçidinde ideolojik nedenlerle eğitim sistemine yapılan bazı siyasi müdaheleler, istenmeyen sorunlar yaşatmış, eğitimin gerçek öznesi olan vatandaşların; can derdine düşerek yaşadığı o meşum günlerde kardeşin kardeşle çatışma içinde bulunduğu demokratik sisteme ve devlete olan inancı neredeyse sıfırlanmış gibiydi.

 

 İdeolojik bir örgüyle örtünmeye bürünmüş bir eğitim sistemi ya da yargı asla düşünülemez.Ancak yaşanılan o kaotik meskur günler, devletin bütün kurumlarını ideolojik ateşin yangınlarıyla çoktan yakmaya başlamıştı.Öğretmenler ve polis teşkilatı v.b gibi bürokratik nüfüsun çok yoğun olduğu bu alanlar fikir ayrılıklarının fitnesiyle tanışmış, ayrıştırıcı günler yaşanılmıştı.

 

 28 Şubat 1997 Post modern darbeyle birlikte kurulmuş koalisyon hükümetleri icraatlerinin başına resmen uygulamaya konan temel eğitim reformuyla birlikte sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitime geçilmiş.Zorunlu olan bu eğitim aslında dünya standartlarına göre beş yıldan sekiz yıla çıkarılması bazı sancılara rağmen bir bakıma göre ülkemiz için olumlanmış bir gelişme olarak sayılabilir.

 

 Fakat çok önceden düşünüp bir planlama hazırlığı sözkonusu bile olmadan alelacele bir değişime doğrudan girilmesi yüzünden nasıl okullarda ciddi derslik ve öğretmen açığı meydana getirmişse bugün de 4+4+4 'de yeni başlatılan uygulamada da benzer durumlar yaşanmış ve halahazır yaşanmaktadır da.

 

 2012-2013 eğitim-öğretim yılı açılır açılmaz sistem çok ciddi problemlerle yüz yüze gelmistir. Okullarada öğretmen ve derslik açığı yine hazırlıksız olunduğu için birden bire zuhur etmiştir.Önümüzdeki kış aylarında kim bilir ne tür sorunlarla karşılaşılacak.

 

 Bugün 1997 senesine göre daha fazla öğretmen açığının oldugu aşikar. Yeni sistemin kendini kabul ettirme surecinde sorular ve sorunların yüzünü göstermesi de kaçınılmaz bir durum olarak beklenmelidir.

 

 

  YENİ SİSTEMDE ÖĞRETMEN AÇIĞI NASIL GİDERİLECEK?

 

 

 Uzun yıllardır her atama doneminde binlerceyi bulan sayılarla kadroda kendisine yer bulan(2012 Şubat dahil!) sınıf öğretmenliğinde önceden hiç hesap edilmeyen bir sorunla karşılaşıldı.Yeni eğitim sistemi daha ziyade branşlaşmayı gerektirdiğinden eski sisteme göre alınan sınıf öğretmenleri birden bire norm fazlası durumuna düştü.

 

 Norm fazlası olan bu öğretmenlerin bir bölümü yan dalları olduğu için alan değişikliğine tabi tutularak farklı branşlara geçirildiler.

 

 Yıllardır sınıf öğretmenliği yapan öğretmenlerin sistemin değişmesi ile birlikte kendilerini birdenbire lisans eğitimi almadıklari bir branşta bulmaları eğitim sistemimiz için ciddi bir sorun oluşturuyor. Örneğin; bir sınıf öğretmeni alan değişikliği ile Matematiğe, Sosyal Bilgilere, Türkçeye, İngilizceye geçebildi. Bu ise yüksek puanlar ile atama bekleyen binlerce branş öğretmenini yadsınamaz şekilde önünü tıkayarak mağdur etti.

 


 
Bunun sonucunda ne olmuştur? Eğitim sistemin birdenbire 4+4+4 şeklinde yeniden yapılandırılması başta bizzat eğitim sistemini ve sınıf öğretmenlerini de hazırlıksız yakalamıştır. Yeni eğitim sistemi ile atama bekleyen sınıf öğretmenleri ise ani ve çelişkilerle dolu şok başkalışımları yaşamış/yaşamaktadır.Hatta halıazır eğitim fakültelerinde okuyan öğretmen adaylarını da istemedikleri sorunlar beklemektedir.

 

 Söz konusu olan bu durum; en çok yüksek puanlar ile atama bekleyen branş öğretmenlerini hiç olmaması gereken mağduriyetler yaşatarak üzmektedir. Sonradan gelebilecek sorunlar yüzünü göstermeden M.E.Bakanlığı behemal bir tekaddüm yapabilme tedbirini bir an önce alması gerekli ve ataması yapılmayan öğretmenlerin bir bölümünü Şubat 2013 de sübvanse ederse ancak yaşanılacak sorunların önüne geçilmesi biraz da olsa azaltılması mümkün olabilir. Sorunun kapsamlı çözümü ise üç ya da dört yıl alacak gibi görünüyor.

 

 Tam burada yinelenerek en temel dikkate değer bir konu zikredilecekse o da eğitime kazandırılacak kalitedir. Bunun ise planlı bir şekilde baranşlara göre temel eğitim almış öğretmenlerimizle daha iyi ve sağlıklı bir yol alınacağıdır.

 

 Yeni eğitim sistemi ile birlikte öğretmen ihtiyacinin 120-140 bin arasi oldugu ifade edilmektedir. Eğitim sistemi, tasarruf yapmayı ikinci planda bekletip geciktirilmeyecek kadar ehemmiyete haiz olduğunu düşünmesini bilen her insan bilmektedir.Yukarıda belirttiğimiz sorunlar bilindiğine göre yüksek puanlarla atama bekleyen öğretmenlere 2013 Şubat ayında yapılması elzem hale geldiğinden uygulama geciktirilmeden başlatılmasını gerektirmektedir.

 

 Çünkü,yığılmalara neden olunmuş yüksek puan almış bu öğretmenlerimiz;eğitim sisteminin sık sık yaptığı revizyonların yüzünden, mağduruyet yaşamaktadırlar.Konu çok önemlidir ve dikkatten kaçırılmamlıdır.Zira bekleyen öğretmenlerimiz sistemin normal işleyişini geciktirerek geçiştirmeye çalıştığı bir konu haline gelmemelidir.Aksi takdirde bunun vebalinin sorumluğunu kim üstlenebilir?

 

 Bundan böyle yapılacak yeni atamalar madem 2013 yılına planlanmış o halde bir defaya mahsus ya da üç yıl planlamaya dahil olmuş açık öğretmen ataması bitinceye değin Ağustos-Şubat aylarında atamaların yapılmasıdır. Sadece üç yıl için bu şekilde atama yapılması niye mantıklı olmasın ki.

 

 Eğitim sisteminin kalitesini pedagojik formasyonunun eğitimini almış öğretmenlerimiz tarafından konuşlandırılacağının bilinmesi daha gerçekçi gözükmektedir.Öğrencilerimiz alanında uzman olmuş öğretmenleriyle nitelikli bir öğrenimi daha fazla haketmektedirler.

 

 Haliyle vekil öğretmen başka asıl öğretmen daha bir başka .Bilinçli hangi Anne ve Baba eğitimlerinin ileriki aşamalarında çocuğuna istikballerine zarar verecek vekil öğretmenlerin eline teslim ederdi.Ör;Tarla ve bahçe bitkileri yetiştiricisi formasyonu olmayan bir vekil/ücretli öğretmen uzman olmadan nasıl ingilizce ve matematik dersini usuline göre verebilir.Bu tip uygulamalar batıda yaşansaydı en büyük tepkilerini ilk olarak öğrenci velilerinden alırdı.

 

 Biz çoğu zaman tepkisiz bir toplum olduğumuz için ebeveynler,aydınlar ve en kötüsü muhalefet olarak (Bu ülkede muhalefet doğru eksende yapılamadığı için) maalesef gereken yapıcı tepkileri gösteremiyoruz.Muhalefet niçin var bu ülkede kavga ederek, bozarak ,karalayarak ve yıkmak için mi yoksa uyarmak ve daha yapıcı olmak için için mi?

 

 ÜCRETLİ ÖĞRETMENLİK SİSTEMİ NASIL VE NEDEN ÇALIŞIYOR?

 

 

 “Ücretli Öğretmenlik 657 Sayılı Kanunun 86. Maddesi çerçevesinde vekil/ücretli öğretmen istihdamı yapılabilmektedir.

 Ders Ücreti Karşılığı Görevlendirme 657 sayılı Kanunun 89. maddesi “Ders ücreti Karşılığı görevlendirmenin” yasal dayanağıdır. 657 sayılı kanunun 89.maddesinde bu husus “Her derecedeki eğitim ve öğretim kurumları ile üniversite ve akademi ( Askeri akademiler dahil), okul kurs veya yaygın eğitim yapan kurumlarda vb. kuruluşlarda öğretmen veya öğretim üyesi bulunmaması halinde öğretmenlere, öğretim üyelerine veya diğer memurlara veyahut açıktan atanacaklara ücret ile ek ders görevi verilebilir.” şeklinde yer almıştır. Bu hüküm çerçevesinde Milli Eğitim Bakanlığı 16.12.1998 tarihinde çıkardığı “Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Esaslar” ile Ders ücreti karşılığı görevlendirmelerle ilgili olarak belirli esaslar tespit etmiştir. Buna göre; Öğretmen sayısının yetersiz olması halinde öğretmen olmayan ancak yüksek öğrenim görmüş kişilere

 

1-Okul öncesi, ilköğretim ve yaygın eğitim kurumlarında haftada 30 saate, 

 

2- Orta öğretim kurumlarında (Lise) haftada 24 saate kadar, ekders görevi verilebilir. Diğer taraftan uzman ve usta öğretici olarak nitelendirilen kişilere haftada 40 saate kadar, okul öncesi, mesleki ve teknik orta öğretim ile çıraklık ve yaygın eğitim kurumlarına ek ders görevi verilebilir.

 

 Bu konudaki prosedür söyledir; ders ücreti karşılığı görevlendirilmek isteyenler açık bulunan kadrolar için okul müdürlerine başvururlar. Okul müdürü, ihtiyaç olması halinde İl/İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden, İl/İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüde Kaymakam veya Valilikten izin almak suretiyle ilgili kişi ders ücreti karşılığı görevlendirilebilmektedir.”

 

 Görüldüğü üzere öğretmenlik kurumuna hiçbir pedagojik formasyonu olmayan meslek ya da herhangi bir yüksek okuldan mezun olmuş vatandaşlarımıza da”Vekil ya da ücretli öğretmen” başlığı altında geçici kadrolar ihdas edilmiş ya da edilmek istenmiştir. Sözü edilen bu geçici kadrolar azaltılmıyor ve uzun süren yıllardan bu yana ülkemizde neden halazır yaşatılıyor?Bunu gerçekten anlamak mümkün değil.Böylesine ihmal edilmeyecek ciddi bir konuda siyasi iktidarlar lutfen bütçe gibi bir sebebi bahane etmesinler.Bugün için sadece 2012 öğretim yılında “Geçici ücretli öğretmenlik”in sayısı altmış binlere yakın olduğu bilinmektedir.

 

 Eğitim fakültesi mezunu sayısı neredeyse üç yüz bini bulan ve yüksek puanlarla atama bekleyen öğretmenler mevcutken, nitelikli eğitim hedefleyen MEB, 60.000'e yakın ücretli öğretmen çalıştırarak kendisi ile çelişmiyor mu?

 

 Bu ülkede; vekil polis, vekil doktor, vekil hakim var mi ki vekil/ücretli öğretmen olsun?.Bütün meslek sahiplerini öğretmenlerimiz yetiştirmiyor mu? Neden öğretmenlik mesleğine bu kadar haksızlık yapılıyor ve mesleğin itibarının zedelenmesine izin veriliyor?

 

 Ülkemizde okul artırımına gidilmesi neticesinde okul enflasyonun yaşanmasına sebep olunmuş olduğu görünüyor. Evet okul var, öğrenci var ama bu okullardan sadece“Okumuş yazmış” diplomalı insanlar üretiliyor. Okul çok, öğrenci çok fakat bu öğrencilere mezun olduktan sonra doğru dürüst bir iş yok. Bu okullardan mezun olan genç insanlara bir istihdam sağlanamaması, genç insanların hayallerini dumura uğratıyor. Planlamalar neye göre hangi ihtiyaca göre yapılıyor, kaç yıllık yapılıyor?

 

 Sırası gelmişken konuya bir de sürekliliği olan başka bir sorunu da eklemek gerekir.O da şudur; bilindiği gibi öğretmen yetersizliğinden mevcut kadrolu branş öğretmenlerine bir de “Ekders” verme saatleri ekleniyor bu durumu da eğitimin nitelliği açısından mümkünse asgariye indirilmelidir.Böylelikle atama bekleyen öğretmenlerimize hemen olmasa da yıllara yayılmış hesaplanmış bir programla çok az kadro tahsis edilebilir.Küçük ama oranı minimum olacak bu tür öneri sunma katkılarıyla eğitim sistemine bir başka yoldan kaliteye nitelik verecek formüllerin sağlanması da gerekebilir diye düşünülebilir.

 

 Enteresan olan bir başka durum daha var bu ücretli sistem uygulamalarında.Basından edinilen bilgilere göre SGK kurumu, kolejlere yaptığı rütin denetimlerinde öğretmen ücretinin devlet okullarından az olduğunu tespit etmiş ücret ayarlamalarının devletin verdiği ücrete göre ayar yapılmasını istemiştir.SGK nın ücret ayarının denk hale dönüştürme isteği sosyal devlet olmanın gereğidir fakat aynı durum asgari ücretle ya da biraz altında ya da üstünde(Kıyas, ders saatine göre) çalıştırılan ücretli öğretmenlere de geçerli midir diye ister istemez bir soru akla geliyor nedense.

 

 

 Yukarıda saydığımız konsepte öğretmenlik mesleğine katıştırılıp eklemlenen ve üzerinde problem olan burada sözünü ederek saydığımız uygulamaların bugün için tamamı yanlıştır.Bu uygulamaların uygulanırlığı yarım asırdan çok fazla olduğu bilinmesine rağmen geçmiş yılların handikap dolu yasayla belirlenmiş bu uygulamalar ne zamana kadar beklenip sonlanacak? Bugün artık böylesine anakronik duruma taşınmış icraatların neredeyse bir geleneğe dönüşmemesi için karar verilerek kesin çözüm getirilmelidir?Böylesi acı tabloları görüp karşılaşmamak için en kısa zamanda çözülmesi için bir takvim belirlemesi yapılarak mezkur durum bir an evvel sonlanmalıdır.

 

 Çünkü daha çok yapılacak işlerimiz var.

 

  ÖĞRETMENLİK ÖTEKİLEŞTİRİCİ BAKIŞLARDAN KURTARILMALI

 

 Öğretmen;bir eğitim sistemin olmazsa olmaz sayılan ana motorik gücüdür.Eğitim sistemin can damarı mesabesinde bir yerde bulunmayı hak eden insanlardır.Eğitimin ugulanma pratiği,şekli,öğrenciyi hayata kazandırma ve yetiştirme öğretmenlerimizin sorumluluğu altında icra ediliyor.

 

 Tek partili dönemdeki uygulamaların başlangıcından sonra 73-80 yıllarında da sürdürülen ideolojik kumpasın bir türlü toplumun hafızasından hala çıkarılamaması da üzüntü vericidir.

 

 Nedense kamuoyundaki bazı kesimlerin zihninde öğretmenliğin aldığı konum şöyle değerlendirilmeye çalışılıyor;en iyi meslek,üç ay tatili de var,maaş da garantili şeklindedir malesef.Öğretmenler,hakkını ve hukukunu aramaya meydanlarda arayıp yaparken de ”Eylemci öğretmen”yaftasını yemeye maruz bırakılıyor.

 

 Öğretmen, yılda bir gün “Öğretmenler günü” altında hatırlanıyor.Ancak bu hatırlanma sevgisi maalesef “Öğretmen seviciliğinden” öteye taşınmıyor.Tıpkı diğer kutlanan günler gibi kapitalizmin bu tür günlerde hediye babında herkes birbirine bir şleyler alsın diye öğretmenler de senenin bir gününde de olsa o gün seronomiye dönüşmüş yapmacık “Törensel sevgi” ile kutlanıyor.

 

 Bir dönem “Yüksek Öğretmen Okulları” vardı.Öğretmenlik kurumuna model olabilecek öğretmen yetiştirebilecek düzeyde okullardı. Sadece öğretmenleri en iyi biçimde yetiştirebilmek için kurulmuş model olabilecek konsepte yapılandırılmış okullardı bunlar. Şimdilerde esamesi bile okunmuyor.Ör:”İstanbul Çapa Yüksek öğretmen okulu” dendiğinde akan sular sular dururdu.Ne oldu şimdi bu okullara?

 

 Bugün üniversitelerde öğretmenlik “Eğitim fakültelerine” bağlanmış ancak fen edebiyat fakültesindeki bülümler de uzun yıllar pedagojik formasyonlarını tamamladıktan sonra öğretmenlik mesleğine intikal ettiler. Bu uygulamalar eğitim fakültelerindeki salt öğretmen olacak branşların önünü de kesmesine neden oldu/olmuştu.(Alınan yeni bir kararla şu an formasyon verilmeyeceğinin kararı alındı)

 

 Esasında öğretmenlik kurumunu ve mesleğini tek partili dönemde ve 73-80 arası ideolojilerin tahakkümüne alınmış ve siyasetin şemsiyelik görevini yüklendiği eğitim kurumu ve mensupları maalesef ideolojik yandaşlıklar için siyasi oteritelerin inisiyatiflerine tabi tutulmuş olmaları da o günler için esef vericiydi..

 

 Buradaki saydığımız nedenlerle Öğretmenlik mesleğine “Kutsaldır” diyen milletimiz, bu iltifatı hafızasından silerek “Anarşist” damgasını niye vurmak istedi?Günümüze kadar öğretmenlik mesleğine gelen öteleyici bir iticilik milletin sinesinde sürgit yaşamış olarak pekişim yapmış.Öğretmenler, sendikaları aracılığıyla şimdilerde ne zaman haklarını aramak için bir eylem yapıp yollara düşseler ironik bakış ve sözlerle öğretmenin onuru niçin ve neden inciltiliyor? Bu toplum her zaman ve her siyasi zeminde rövanşşistçe davranmayı bir kenara bırakmalıdır.Öfke öfkeyle söndürülemeyeceğine göre... şiddet şiddetle sonlanmayacağına göre... herşey sonuçta boş olacaktır.

 

Son zamanlarda sayın M.E.Bakanının, kendi kurumunun temel taşı ve motorik gücü olan öğretmenlere atfen basında çıkan haberlerlere göre konuşuyorsa bunu bir üslup hatası olarak görmek yanlış olmayacaktır.Kendi kurumunun başat unsuru olan bu öğretmenler, sayın bakandan daha sıcak bir ilgiyle karşılık beklemektedir.

 

Ülkemizde öğretmenlik kurumu ile ilgili negatif anlamda yalan yanlış konuşmalar bitsin artık.Öğretmenler bir takım öteleyici yaftamalardan çıkarılsın artık.

 

Eğitim sistemi kurumu üzerinde anlık projeler uygulanılması yerine önceden herşeyin kamu oyunda yapılan tartışmalardan sonuç olarak çıkan eleştirel tepkileri alıp değerlendirdikten sonra yola hazırlıklı olarak çıkmak daha makbul olacağıdır doğru olan.Yoksa aşırı revizyonlarla, hızlı değişimlerle dönüşümlerin sağlıklı ve istikrarlı olacağını beklemek nasıl bir yanlışsa bu aceleci icraatların arkasından gelebilecek tartışmalar doğurması da kaçınılmaz olacağı muhakkaktır.

 

Eğitim sistemi çeşitli denemelerden geçmeseydi,aşırı revizyonlarla hızlı dönüşümler yaşamasaydı ve okullardaki müfredat yeterli donanımlı düzeyde olsaydı uygulama da tam ve en az eksiklerle başarı ile konuşlanmış şekilde hedefine ulaşacaktı.Eğitim ve öğretim ile ilgili müfredatın yetersizliği maalesef beklenen etkisini gösteremedi.

 

Bu ülkede en çok öğretmenlik kurumunun üzerinde reforma yönelik değişimler yapılmış.İdeolojik anlamda kumpasa alınmış tek meslek ne yazık ki öğretmenlik olmuş.Toplum nezdinde de neredeyse en şaibeli bir meslek haline getirilmiştir.Öğretmenlik kurumu ve öğretmenlerimiz bu değersizleştirme ya da ötekileştirme bakış biçimlerini de doğrusu hak etmiyor.

 

DERSHANELER KONUSU

 

Burada saydığımız nedenlerden dolayi eğitim sistemi isteneni veremeyecek bir boşluk bırakınca “Gölge Eğitim” diye bir bakış açısınca tanımlanmış desteğiyle dershaneler devreye girdi.Dershanelerin devreye girmesiyle birlikte eğitim sistemi de kendi gücünü göstermekten daha bir uzak kaldı. Bu yüzden de yıllardır öğrenciler ve veliler hem maddi hem de manevi anlamda çile çekiyorlar.

 

Öyle ki, SBS sınavlarına hazırlanmak için okul, dershane, ev arasında sıkışmış bir öğrencinin psikolojisini bir düşünün. Bu kadar zamanı hasara uğratmak aslında insanın FITRATINA savaş açmak gibi bir şeydir. 13-14 yaşlarında ergenlik çağındaki bu çocuklara okul, ev,dershane üçgeni içinde bir de aşırı sınav stresi yuklenirse psikolojileri ne olur?

 

Bir insanın yetişmesinde bu kadar aşırı yoğunluk yüklenilmesi elbette ki FITRATA da ters.Bir öğrenci, haftanın en az bir pazar gününde ebeveyni ile buluşmalı ve karşılıklı sevgi ve şefkat bağları güçlendirilmeli.Çocuklarımıza en küçük yaşlarında şefkat ile ilgi gösterip sıcak yakınlaşmaların içinde bulunamazsak o zaman çocuklarımızı baştan kaybetmişiz demektir.

 

İnsan, sosyal bir varlık olduğu için onun hayata başlangıç yaşlarında yaradılışına uygun çocukluk ve ergenlik duygularını yaşaması da onun en doğal hakkı olarak görülmelidir.

 

 Bu hakkı onların elinden alacak kim veya kimler olursa olsun elinden almaya kalkarsa böyle bir durumun sonuçlarına da kimse katlanamaz.Çocuklarımızın sağlığını bozabilecek, ona baskı oluşturabilecek evden okula uzanacak tüm davranışlarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz.

 

Bugün ülkemizde dört bin cıvarında derhane olduğu “Dershaneler birliğince” tespit edilmiş bulunulmaktadır. Burada “Gölge Eğitim Kurumu”şeklinde bir bakış açısına göre tanım alan dershaneler ile ilgili sorunlar üzerinde durmaktan öte bu dershanelerin ülkemizde ne denli faydaları olmuştur/olmamıştır tartışmaları yapılırken sayın Başbakan R.Tayyip Erdoğan'ın yakın zamanda yaptığı ani olan bir açıklama herşeyi birden bire değiştiriverdi.

 

Sayın Başbakan “Dershaneler kapanacak” ve yerine Özel okullar açılacak şeklindeki görüşünü bildirdiği günden itibaren bu nasıl olacak sorusuyla yatıp kalkmaya başladı çocuğunu okutmakta olan herkes ve derhaneler.

 

Dershanelerin kapatılması konusuna aslında hangi taraftan nasıl bakıldığı çok önemlidir. Veliler ve öğrenciler tarafindan bakıldığında kapatılmamalı. Çünkü devlet hali hazırdaki sınavları kaldırmadığı müddetce- ki bu çok zor- veya okullarca verilen mevcut eğitim sistemini sınav formatına donüştürmediği sürece dershanelerin kapatılması kararı kritik bir karar.Yani dershaneleri kapatmanın en kısa yolu dershane ihtiyacını kaldırmakla mümkün olabilir ancak.

Konuya öğretmenler açısından bakıldığında ise devlet madem mezun olan her öğretmeni istihdam etme yukümlüluğünde değil öyleyse dershanelerin çalışma koşullarını öncelikle iyilestirmelidir.

 

Bilhassa yeni mezun olup calışma hayatına yeni başlamış genç öğretmenlerin ve tecrübeli diğer öğretmenlerin haklarını en az devlette çalışan kadrolu bir öğretmenin hakkı kadar sosyal devlet olmanın -adalet anlayışı- çerçevesince savunabilmeli,onlara da kadrolu öğretmenlik koşulları sağlanabilinmelidir. Özellikle dershane ve özel okullarda çok sıkı bakanlıkça denetimler yapılmalı bir suistimal yapıldığı tespit edildiğinde önce ağır para cezaları sonra da bu özel kurumların kapatılmasına kadar gidebilcek kesin önlemler alınmalıdır.

 

Tabi mesele çok grift olduğundan birdenbire bir değişimin yaşanması halinde şimdilik kimse gelecekte nelerin beklediğini tahmin bile edemiyor.

 

Sayın Başbakanın, dershaneleri kapattırıp özel okul yapma fikri, ülke icin değişim niteliğinde bir karar olabilir.Ama bu sefer de dershane yerine açılacak bu özel okullara her vatandaşımızın çocuğu gidebilecek mi? Belki bu şekildeki bir düşünce batıdaki gibi okulların özelleştirmesiyle devletin yükünü biraz daha hafifletmek için düşünülmüş olunabilir.Ancak zor şartlarda çocuğunu dershanelere gönderen velilerin ödediği para oranınca bir seviyelere indirilebilirse niye olmasın diye bir fikir çıkar.Fakat özel kolejler çerçevesinden bakıldığında onların şu an bir öğrenciden eğitimi için aldıkları parayla iktifa etmedikleri düşünüldüğünde bu düşünce de akim kalacaktır.

 

İnşallah dershaneleri kapatıp özel okullara dönüştürme fikrinin toplumun her kesimini memnun edebilecek sağlıklı bir dönüşüm yapmasını meselenin ta başından itibaren temenni eder ve gerçekleştiği takdirde ve başarıyla uygulanması neticesinde memnunuyet verici bir tarafı olacaksa milletimize hayırlar getirmesini dileriz.

 

Belki dershaneler tedricen veya hemen kapanacaktır ve belki yararlı ya da olmayacaktır kanaati, kamuoyunda çok tartışılacak gibi görünmektedir.

 

Konu, Dershanelerle,M.E.Bakanlığında konunun uzmanlarıyla enine boyuna müzakere edilerek ayrıca derhanelere çocuklarını gönderen ebeveynlerle görüşleri üzerinde bir anket yapılarak konuyu enine boyuna inceleyip bir karara varılmalıdır.Yoksa ani kararlarla her yeni uygulamada olduğu gibi bu tip yeni uygulamaya geçişte yine zorlukların da olacağını beklemek kaçınılmazdır.

 

ADAY ÖĞRETMEN SORUNLARI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER  

 

4+4+4 yeni egitim sistemine geçilir geçilmez bazı sorunlar baştan yaşanmış bulunmaktadır. Bir labirenti andıran bu sorunların anlaşılabilmesi için sorunları ayrı ayrı ele almak gerekmektedir

 

1-LİSE Branş öğretmenliği.

 

2-Ataması yapılmış binlerce sınıf öğretmeninin yeni sistem içindeki durumu

 

3-Atama bekleyen sınıf öğretmenlerinin ve halihazır öğrenim sıralarında bulunan sınıf öğretmen adaylarının konumu şimdi ne olacak?

 

4-Teknik öğretmen okulundan mezun olup atama bekleyen ve öğrenimini sürdüren öğretmen adaylarının durumu ne olacak? Şeklindeki şıklarla konuyu aydınlatmaya çalışalım.

 

1-LİSE Branş öğretmenlikleri: Son senelerde atama oranı en az yapılan egitim kademesidir.

 

Lise branş öğretmenlerinin çok yüksek puanlar alıp kontenjan sağlanamamasından dolayı en mağdur kesim lise branş öğretmenleridir.

 

Bir de aynı sınıfta aynı sıralarda ve aynı okulda okumuş iki öğretmenin biri atanmış kadrolu, diğeri çalışmaya mecbur olduğu için ücretli öğretmenlik yapan iki arkadaşın maaş farkını düşünün. Biri devletin verdiği maaşın üçte belki de dörte birini alıyor diğeri ise tamamen tersini alıyor olması, meseleye farklı psikolojiler yaşamaları açısından bakıldığında sizce de adil bir durum mudur? Mezkur duruma üzülmek, insanın üzüntüsünü daha da arttırarak vicdanları nedense bir hüzün kaplıyor.Eğitimde eşitlik varsa ya da olacaksa eğer emek ve gayrete saygı gösterecek bir hak ve eşitlik olmalıdır.

 

 

2- Yeni eğitim sistemi ile norm fazlası duruma düşen sınıf öğretmenlerinin durumu en az iki yıl önceden öngörülmüş olsaydı bugün 42 bin sınıf öğretmenine alan değisikliği imtiyazı verilmez, yüksek puanlari ile atama bekleyen branş öğretmenleri de mağdur edilmezdi.

 

Sayın Bakanımız eğitimde niteliğe önem verdiklerini söylüyorlar- ki bu konuda sayın bakana destek vermek gerekiyor—ancak binlerce öğretmenin lisans eğitimini almadıkları başka bir branşa geçmelerine anlam vermek mümkün görünmüyor.

 

3-Sınıf öğretmenligi mezunu bu öğretmenlerin bundan sonraki durumu ne olacak? Ayrıca halahazır sınıf öğretmenliklerinde okumakta olan genç öğretmen adayların uygulamaya başlamış olan 4+4+4 yeni sistemden sonraki halleri ne olacak? Bu öğretmen adaylarının en az beş ve altı yıla mal olmuş maddi ve manevi kayıplarına ne olacak?

 

4-Teknik liselerin kuruluş maliyetleri diğer okullardan daha yüksek olduğundan olsa gerek devlet bu okulların sayısını arttıramıyor ve bu da teknik oğretmen okularindan mezun olup, KPSS sınavından yüksek puan almış öğretmenleri de bir başka açıdan mağdur ediyor

 

 

FARKLI BİR BAKIŞLA ÇÖZÜM ARAMA ARAYIŞI

 

 Bu yazıda soruşturma yaptığımız sorunlar ve akla gelen sorular çerçevesinde cevaplar arayıp bulmaya çalışmak en doğru yol olacaktır.Yılların getirdiği sorunlar tabiki bir anda güncellenemez.O halde ilk planda akla gelebilecek en önemli gözüken ve çözüm bekleyen konulara yönelik uygulanabilir alternatif düşünceleri önümüze koyarak yola çıksak hiç de zararlı bir şey olmayacağı daha sahici gözükmektedir.

 

-M.E.Bakanlığına mesleğin içinden gelen ve bu mesleğin mutfağını detaylarına kadar tanıyıp bilen ve birikimli düşünceleriyle sisteme yarar verebilecek dünyayı tanıyan insanlar getirilmelidir.Y.Ö.K 'ün başına nasıl kendi kurumu içinden bir öğretim üyesi getirilebiliyorsa M.E.Bakanlığının başına da kendi kurumsal yapısının içinde yetişmiş bilgili ve birikimli, yönetim yeteneği olan öğretmenlerden seçilmiş insanlar getirilmelidir.

 

-Eğitim sisteminde güncel hayatımıza uygulanabilir düşünceler öneren ve bu konuda projeler üretebilecek yeteneklere sahip olan öğretmenleri yarışır hale getirip teşvik etmeli, eğitim konusunda yararlı fikirleri olanlara ödüller verilmelidir.Eğitim sistemleri konusunda dünyadaki gelişmeleri yakından izleyerek başkalarını taklit ederek ne yapılacağı değil, kendimizin ne yapabileceği konusunda araştırmalar yapılmasına destek çıkılmalıdır.

 

-Öğretmenlerimizin maddi sorunları imkanlar dahilinde mümkünse hayat standartlarına göre ayarlanabilmelidir.

 

-Eğitimin daha nitelikli olabilmesi için Ar-Ge çalışma alanları oluşturulmalı bunun için de yetenekli insanları bazı yarışmalar yapmak suretiyle bulup yetiştirmeye yönelik kesintisiz çalışmalar yapılmalıdır.

 

-Öğretmenlerimize onları heyecanlandırabilecek hayaller ve bu hayalleri gerçekleştirmeye yönelik idealleri vermeye özen gösterilmelidir.

 

-Ülkemiz insanının değer ölçülerine uyabilecek “Model Öğretmenliğe” yönelik hazırlıklar başlatılmalı. Her öğretmenimiz model öğretmenliğin konseptine uygun desteklenmelidir.

 

-Anadolu Liseleri ivedilikle” İlk atamaya” açılmalı(Lise branşları için)

 

-M.E.Bakanlığı kadrolarını bir plan içinde yani bütçesini yaparak 55-60 yaş arası olan üst düzey bakanlık yöneticileri başta olmak üzere il Milli eğitim müdürlükleri kadrolarında olan yıllanmış yöneticileri ve okullarımızdaki öğretmenlerimizi sadece üç yıllık bir süre içinde zorunlu olarak emekliye sevk edilmelidir. M.E.Bakanlığının kuşak farklı tüm bu kadrolarını değiştirmelidir.Çok yaşlı ile genç öğretmenler arasındaki entegrasyon sağlanamadığı için orta yaşlı ve genç öğretmenlerle yeniden bir bütünlük sağlamak için sistem kendinin bir kan değişimine tabi tutmalıdır. Tıpkı sayın Başbakanın meclise genç vekilleri taşıyıp kan tazelemesi gibi.

 

-Mevcut iktidar, ilk icraatlarına başladığı günlerde ülkemizi en ağır sorunlarla yüklenmiş olarak devir aldı.On yıllık sürede bütün ağır sorunların bir çoğu çözüm buldu.Şimdi Milli Eğitim'e sıra geldi.Bundan böyle hükümetden beklenen devrim niteliğinde değişimci kararlar ve yepyeni icraatlardır.

 

-Değişim için ülkenin en iyi eğitim uzmanlarından milletimizin beklediği tek şey; sınav işkencesi ile zorlaştırılmış eğitim sistemini normalleştirmektir.

 

-Zaten onca sınav baraj engelleriyle zor olan bir eğitim düzeneğinde ”Artık öğretmenlik bundan böyle daha da zorlaşacak” söyleminin sınavlardan usanmış öğrenci kesiminin takdir edersiniz ki hiç hoşlanmayacağı sözler olmaktadır.Psikolojileri bozmamak için “Zor olacaktır” yerine şu elemelere tabi tutulacaktır gibi söylenmeli ya da hiç söylenmemelidir. Şu an için geçmişte yapılmayan ya da radikal biçimde kesin çözüm bağlamında konuya eğinilmeyen mevcut eğitim sistemini enine boyuna didik didik edip incelemeli,beş yıllık,on yıllık değil, en az elli yılı üzerinde taşıyacak proje tasarımları yaptırıp bu çalışmanın pratik sonuçlarını tedricen milletimizin önüne serilmelidir.Yaşlanmış ve hantallaşmış bir sistem ancak liyakatlı ve ehil olan ellerle onarılması da elzem bir görevdir.

 

-Öğretmenlerin yığılmalarını önlemek için planlı önlemler alınmalıdır.

 

-Yüksek Öğretmen okulları yeniden düşünülmelidir.

 

-Temel branşlarda yeterli oranda ataması yapılmayan öğretmenlerimiz için Şubat 2013’te atamalarının bir bölümünün yapılması öğretmen eksiklerini kısmen de olsa giderecektir.

 

-Türkçeye ve gramerimize hakim olabilecek velut çalışmalar yapılmalıdır. Yapılacak “Türk dili ve grameri” üzerine zengin çalışmalar, ülkemizin gençlerini ikinci-üçüncü yabancı dili daha rahatlıkla öğrenebilmesi için gereklidir. Bugün yabancı dili en iyi okullarımızda öğrenip mezun olup yurt dışına master için giden öğrencilerimiz gittikleri ülkede eğitimini alarak öğrendikleri yabancı dil ile meramını doğru dürüst anlatamıyor.Bu nedenle yeniden bir takviye alıyor.Bu durum da ükemizde bir yabancı dil öğrenmenin başta kendi dilimize ait bilgilerimizin yetersiz olmasından kaynaklandığını göstermektedir.Bu sebeble 4+4+4 yeni sisteminden başlayıp yüksek öğretimin bitimine kadar daha köklü çalışmalar da yapılmalıdır.Ya da mezkur sorunun en azından sebepleri araştırılsın ve özellikle dilimizin gramerinin daha iyi anlaşılır kılmak için elimizden ne geliyorsa yapılmaya çalışılsın.

 

SONUÇ YERİNE

 

 

Bugün sekülarizmin egemen kültür olduğu bir dünyada ülkemizdeki eğitim sisteminin içinde insana verilen ne bir hayal ne bir ideal ne de bir vizyon heyacanını yaşayamıyor bu günkü genç nesil.Güncel ve rutin işler yapılıp geçiliyor.

 

Bir medeniyet kurma sevdamız olacaksa eğer o zaman geçmişimizle iyice yüzleşmeli, geçmişimizde yaşadığımız bir medeniyetin bize ışık olabilecek izlerini arayıp bulmalıyız.

 

Yaşanmış ve insana hayat vererek şekillenen medeniyetimizden bize verecek öncelikli katkıları olacak umdelerimiz olan aidiyetlerimize ve kültürel değerlerimize daha bir önem vererek tanımalıyız.

 

Değerlerimizi öncelleyen temellendirici örnek; model insan,model öğretmen ve model öğrecilerimiz olmalı.Kendimizi yenileyerek kazandığımız ve kazanacağımız ahlaki güzelliklerle dünyaya yaşantı kültürümüzü imrendirmeliyiz.

 

Bir medeniyet olmanın heyecanını çoktan unutmuş bu millete yeniden kendini diri tutacak yaşama heyecanları tattırmalıyız.Medeniyet köklerimizin hakkında ciddi okumalar yapmalıyız ve bugüne seslenebilecek yepyeni ufuk açıcı söylemlerimiz olmalı.

 

Her işimizi sevgiyle başlatmalı sevgimizle herkesi her vatandaşımızı severek her insana saygı duymalıyız.Gönülleri fethedecek kültürel değerlerimizi başat kılacak eylemlerde bulunmalıyız. Eğitim sistemimizi insan fıtratına uyacak kabulleriyle ihata ederek kuşatalım.

 

Sevgiyi ön planda tutan bir saygıyla barış içinde ortak beraberlikler oluşturalım.

 

Toplum olarak birbirimizle empati kuralım, birbirimizi anlamaya çalışışarak yaşayalım.

 

Her vatandaşımızın görüş ve isteklerine önem ve değer verelim.

 

Bu değerlerle birlikteliğimizi ve birbirimize olan sevgilerimizi daha güçlü kılalım.

 

Not: Yazarımızın bu yazısı Aralık 2012 UMRAN Dergisi’nin 220. Sayısında yayınlanmıştır.

Son Güncelleme (Çarşamba, 05 Aralık 2012 19:53)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #3 RE: EĞİTİM SİSTEMİMİZ VE BİTMEYEN SORU/N/LAR 2012-12-05 18:52
Değerli dostumuz Türkiye'nin kanayan yarasına parmak basmışlar.Türkiye'nin eğitim hususunda milli politikası yok.Son on yıla bakalım; dört bakan geldi, dördü de kendine göre sistem getirdi. Söyleyecek çok şey var. Değerli dostumun emeğine az da olsa katkı sunmak istedim. Eğitimden herkes şikâyetçi ama kimse dört başı mamur ele almıyordu. Naci Bey bu girişimiyle öncü oldu. Hassasiyeti ve önerileri nedeniyle tebrik ve teşekkürlerimi sunarım.
Alıntı
 
 
0 #2 Avukat 2012-12-05 12:14
Eğitim=Eğmek+İtmek olduğu müddetçe ve de sorgulamadan ezberlemek de yöntem olduğu sürece, Diploma= Di+Ploma (İkiye katlanmış kağıt) anlamının dışına çıkamadıkça, sistemler sorun üretecektir, sorun çözmeyecektir. Bir de böyle bakalım lütfen. Eline sağlık Naci kardeşim.
Alıntı
 
 
0 #1 TebrikMehmet Ali OĞUZ 2012-12-04 23:07
Eğitim, kanayan yaramız.
Hala deneme yanılma yoluyla sistem arayışı içersindeyiz. Ülkemizin en önemli sorunlarından biri eğitim. Yıllarca bu konuda sistemin içinde bulunan değerli araştırmacı yazarın tesbit ve önerilerinin ciddi bir şekilde ele alınıp tartışılması gerekir. Hayatî bir konuyu bu kadar net biçimde ortaya koyan kardeşimizi tebrik ediyorum.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2186
Dün2500
Tüm Zamanlar4217641
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 77 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?