Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon ÖN YARGILARIMIZDAN KURTULAMAYACAK MIYIZ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 16
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


altHangi yaşta olursak olalım o güne kadar edindiğimiz bilgi birikimini, yaşam tarzımızı, düşünce metodumuzu beğeniriz. En doğruyu bildiğimizi, en iyi düşünebilen olduğumuzu savunuruz.

“Sonra insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlenmektedir.” (Müminûn 53)

{ “Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlenmektedir” ifadesi, insanların cahilce taassuplarına [bağnazlıklarına, fanatizmlerine] işaret etmektedir. Dinde tefrikaya düşenler, mezhep ve meşreplere ayrılanlar; ölçmeden, biçmeden kendi guruplarıyla övünmekte, futbol fanatikleri gibi en büyük mezhebin veya meşrebin kendilerininki olduğu fikrisabitine kapılmaktadırlar. Bu sabit fikirleri ise onları kendi mezheplerinin, tarikatlarının, meşrebindekilerin cennete gidecekleri; diğer gurupların ise cehennemi boylayacakları iddiasına sürüklemektedir.} (Tebyînü’l-Kur’ân)

Oysa merhametlilerin en merhametlisi olan yüce Rabbimiz, bütün insanlara evrendeki âyetlerini gözlemlemeleri ve akledip iyi ve doğru iş yapmayı yani takvalı olmaları için peygamberler göndermiş, kitap indirmiştir.

Ön yargı, bir kişi ya da olaya ilişkin yeterli ve nesnel bilgi edinmeden, önceden bir karara varmış olmaktır. Önyargı, "bir şeye karşı olmak" ya da "bir şeyin yanında olmak" biçiminde ortaya çıkabilir, ama genellikle olumsuz, yani "bir şeye karşı olmak" biçimi ağır basar. İnsanoğlu fanatik düşüncesinin ilmî bir şekilde eleştirilmesine dahi tahammül edemiyor. Sadece bağnazlığını rasyonalize edebilmek için çaba sarf ediyor.

Kendimden örnek vermek gerekirse; 2008 yılının Kasım ayına kadar bütün ömrüm boyunca okuduğum Kur’ân meal ve tefsirlerinde aklıma uygun gelmese de, kendimi zorlayarak inandığım birçok konu vardı. Bunlardan biri de Peygamberimizin Mekke’den Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya oradan da göklere yolculuğunun konu edildiği hadistir.

Dünya genelinde bir anket yapılsa; Mescid-i Aksa’nın, Kudüs’te olduğu genel bir kabul görür. Ben de 2008 yılı Kasım ayına kadar böyle biliyordum. Ne zaman ki Hakkı Yılmaz beyin “Tebyînü’l-Kur’ân” isimli 11 ciltlik eserini sabırla okumaya başladım, o zamana kadar doğru bildiğim birçok konunun, sistem içinde bu şekilde öğretildiğini anladım. Eseri ciddi biçimde değil de sondaj usulü ile birkaç sayfasına ilk baktığımda “Bu ne biçim tefsir” tepkisi ile fırlatıp atmıştım. Çünkü ÖNYARGILI idim.

Einstein’ın ön yargıya ilişkin bir sözü bulunmaktadır: "İnsanların ön yargılarını parçalamak, bir atomu parçalamaktan daha zordur. "

Gerçekten de öyle. Ben de bu eseri Önyargılarım nedeni ile sırf eksik ve kusur aramak niyetiyle okumaya başlamıştım. Ancak sayfalar ilerledikçe bu yaşıma kadar anlamaya çalıştığım birçok konunun ilmî ve objektif biçimde ele alındığını tespit ettim. Rabbimin lütfuyla önyargılarımı bir tarafa bırakıp, meselenin aslını öğrenmek için sabırla çalışmaya başladım.

Kur'ân'da geçen Mescid-i Aksa’nın, Mekke'de; Tâif yolu üzerinde, Cirâne vadîsinin yamacında eski bir mescid olduğunu, ilmî ve tarihî belgelerle ortaya konulmasını önce hayretle daha sonra da takdirle karşıladım. İslâm'ın ilk yıllarında Kudüs'te bulunan (bu günkü Mescid-i Aksa'nın yerindeki) mescidin adının Beytü'l-Makdis olduğunu öğrendim. Beytü'l-Makdis'in inşasının Süleymân peygambere dayandığı da bilinen tarihî bir gerçek. Hicretten 90 yıl sonra Abdülmelik b. Mervan’ın, siyasî nedenlerle Beytü'l-Makdis'in yıkıntıları üzerine bugünkü mescidi yaptırdığını ve adını da "Mescid-i Aksa" koyduğunu öğrendim. Hele 4. Ciltteki İsra suresinin tahlilini okuyunca, Kudüs’te bulunan Beytü’l-Makdis’in neden ısrarla Kur’ânda geçen Mescid-i Aksa olarak beyinlerimize yerleştirildiğini, Kur’ânın İsrailiyat yorumları ile kimlerin saltanatlarının temellerinin atıldığını çok daha iyi anlayabildim.

Eğer “O güne kadar öğrendiğim ve uygulamaları içinde olduğum inanç yapımı bağnazlıkla muhafaza etmeye karar verseydim” “Mescid-i Aksa’nın nerede olup olmaması ne değiştirir?” diye düşünse idim ne kaybederdim?

 

 

Sadece Kur’ân daki Mescid-i Aksa sözcüğü üzerine kurulan sinsi oyunu tahlil etsek, zincirleme olarak inancımızın nasıl bulandırıldığını görebiliriz:

 

 

1- İlk gelen “oku” ayetinin, Hira mağarasında gelmediği öğrenilecektir. Kur’ân âyetleri incelendiğinde: Peygamberimiz, düşünce sancısı çektiği bir gece Mekke’den Taif yolu üzerindeki Cirâne denilen bir mevkide bulunan “en uzak mescid” diye bilinen “Mescid-i Aksâ” ya yürütülmüştür. Orada Rabbimiz, Peygamberimize bizzat “Alak” suresini vahyederek, peygamberlik eğitimini vermeye başlamıştır. İsrâ, Necm, Kadir ve Duhân sureleri önyargılardan sıyrılarak tetkik edildiğinde, açıkça anlaşılacaktır. Şimdi bir düşünün! Mekke’de herkes tarafından parmakla gösterilen Muhammed A.S. henüz 40 yaşlarında. Hatice validemizi yalnız bırakıp bu mağaraya çıkacak, günlerce yalnız başına kalacak, azığı bittiğinde dönüp tekrar tırmanacak. Bundan 1400 yıl evvelini bir düşünün. Zor tabiat şartlarında vahşi hayvanların dolaştığı ıssız, kayalıklar arasındaki ufak bir mağaraya, toplumun en akıllısı olan Muhammed A.S. hayatını tehlikeye atarak çıkacak!...

Peygamberimiz hayatta iken müşriklerin “mecnun” hakaretine maruz kalmış ise de bu iğrenç yakıştırmaları Rabbimiz tarafından Kur’ân da defalarca en çarpıcı bir şekilde reddedilmiştir. Ancak peygamberimizin ölümünden sonra, yukarıda açıklanan nedenlerle uydurulan akıl ve mantık dışı rivayetler ile Rabbimizin o toplum içinden seçtiği en akıllı Muhammed (A.S.) a içlerindeki hıncı, öfkeyi tatmin etmek için sanki bizlere bu kelimeyi söyletmek istiyorlar.

 

 2-Kur’an da “Ümmî Nebi” şeklinde bildirilmesi, peygamberliğini kabul etmeyen Mekke’li müşriklere “onun kendi içlerinden biri olduğunu, Tevrat ve İncil’i hiç okumadığını” belirtmek içindir. Kur’an da geçen “ümmî” kelimesi “Anakentli” yani Mekke’li, bedevî olmayan, ehl-i kitap olmayan anlamındadır. Peygamberlik görevi öncesinde bir tüccar olarak okuma yazma bilmemesi düşünülebilir mi? Okuma yazma bilmeyen ve öğrenmek için hiçbir çaba göstermeyen, 23 sene zarfında okuma yazmayı öğrenemeyen bir peygamber, Rabbimizin ayetlerini insanlara nasıl tebliğ edebilecek? İlmi, okumayı emreden Kur’an ayetleri karşısında kendisinin kayıtsız kalması nasıl düşünülebilir? Peygamberimizin, Cebrail’e “Ben okuma bilmem” dediği yalan rivayeti gün ışığına çıkacak.

3-
Apaçık olan Kur’an ayetlerinin, “ancak rivayetler ile tefsir edilmesi gerektiği” yalanı ortaya çıkacak, Kur’an daki kelimelerin anlamlarının uydurulmuş rivayetler ile nasıl çarptırılarak yanlış manalar verildiği sorgulanacaktır.

Bu ve benzeri sorgulamalara ilmî, aklî cevaplar vermekten âciz din tüccarları da, “Her meslek sahibi kendi işine baksın” tarzında suçlamalar ile önyargılarının esiri olarak şu fani hayatlarını terk edeceklerdir.

Sadece Mescid-i Aksa kelimesi üzerinde yapılan bu kısa tahlil de gösteriyor ki; “Hakikate ulaşabilmek” için, akletme ve düşünme yeteneklerimizi baskı altına alan önyargılı olma zaafımızı terk etmeliyiz. Önyargılı olmayalım demek her önümüze konulanı şuursuzca kabul edelim demek de değildir. Rabbimizin bütün insanlara verdiği akıl nimeti; “iyi-kötü, faydalı-zararlı, doğru-yanlış” gibi değerlendirmeleri yapabilmemiz için yeterlidir.

Tabii ki bu kolay da değildir. Gayet haklı olarak “Biz bu yaşımıza gelmişiz. Bugüne kadar bize öğretilenler ile yaşamışız, bundan sonra hiç duymadığımız şeylerle kafamızı karıştırmanın anlamı yok” da diyebilirsiniz. Tıpkı küçük yaşta iken genellikle ailemizdeki bir büyüğümüzün telkinleri ile tutmaya başladığımız futbol takımını, ileriki yaşlarda değiştirmenin zor olduğu gibi.

Zaten Rabbimiz de bizleri zorlamıyor.

“Dinde zorlama/tiksindirme yoktur; rüşd ğaydan [iman küfürden, iyi kötüden, güzel çirkinden, doğruluk sapıklıktan] kesinlikle iyice ayrılmıştır. O hâlde kim tâğûtu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, en iyi işitendir, en iyi bilendir.” (Bakara 256)

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

 

Son Güncelleme (Salı, 15 Ocak 2013 12:17)

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
+1 #5 Düşünmeye değer bir yazı 2013-01-31 17:45
Allah Kur'an- ı Kerimde " Canlılar içinde en bayağısı aklı olup ta aklını kullanmayanlard ır" Buyuruyor. Dini konularda hep kolaycılığa kaçmışız. Anababamızdan, veya çevremizden duyduklarımızla bir din oluşturmuşuz. Savcı beyi bu araştırmacı yönüyle kutluyorum
Alıntı
 
 
+1 #4 RE: ÖN YARGILARIMIZDAN KURTULAMAYACAK MIYIZ?MEHMET ÇOBAN 2012-12-28 13:57
Tarihi bilgiler, yorumların farklı olduğu konular elbette var.

Toplumların öğrendiği, öğretildiği genel bilgiler, tarihi versiyonla, bilgilerle karşılaştırıldı ğında bizi hayrete düşüren çok şey olacak.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken konu, günün kabullerini yıkan her bilginin gerçek olmayablieceğid ir.

Hakkı Yılmaz beyin açıklamalarında n giderek yaptığınız samimi yorumlara genel itibariyle katılıyorum.

Ancak; ayetlerin anlamlarıyla ilgili anlam seçimlerinin kişilerin bilgisine özel olduğunu, bu nedenle ayetlerde geçen kelimelerin farklı anlamlarından her insan kendi yaklaşımına göre amlam seçtiği unutulmamalıdır . Elbette araştırmacıları n her biri kelimelerin anlamlarını seçerken veya tarihi bilgilerden farklı olanları seçerken takdir hakkını kullanacaklardı r.

Onların takdir haklarını kullanırken seçtikleri gerçeği yansıtmayabilir . Ama biz genel kabulleri yıktığı için çarpıcılığına hayran kalıp gerçek algısına kapılabiliriz.

Kişilerin takdir hakları klasik tabirle içtihattır. Yani kelimelerin anlamlarından birini seçerek ayete anlam vermek. Veya tarihi bilgilerden birini seçerek, gerçek budur demek içtihattır. İçtihatlar ise insanların kendilerini bağlayacaktır.

Beytül maktis veya Mescidül Aksa hakkındaki açıklamalar ile, ayette geçen mescidin hangisi olduğu konuları aslında tarihçileri ilgilendirecekt ir.

Her konunun uzmanının ne söyleyeceğini bir meslek insanı olarak siz daha iyi bileceksiniz.

Müslümanların kültür değişimlerinde topluma sunulan ilk şeyler, kültürdeki donukluktan bıkanlar için çarpıcı olabilir. Ancak geçmiş veya gelecek gaybına yönelik her bilgi, araştırma sonucu gerçeğin ta kendisi olmayabilir.

Bu nedenle Hakkı Yılmaz beyin görüşlerini de alarak bir kenara koymak. Yüzde yüz gerçek diye inanmamak. Ama bilgi hazinemizde değerlerilmesi gerekenler olarak bulundurmak gerekir.

Diye düşünmekteyim. Samimiyetinize istinaden bu notu düşme gereği duyuyorum.

Çünkü yarın Hakkı Yılmaz Beyin yorumlarını da değiştirecek daha çarpıcı bilgiler bulunabilir. Yorumlar yapılabilir. Belki de bizzat Hakkı Yılmaz beyin kendisi, Allah uzun versin inşaallah, beş on yıl sonra bu günkü yazdıklarının,v erdiği bilgilerin dışında, şimdikileri değiştirecek şeyler söyleyecektir.

Kültür değişiminin yaşandığı ve özellikle günümüzde bilgiye çok hızlı ulaşıldığı dönemlerde, zamana dair bilgilere kesin gözle bakmamak her zaman en iyisidir.
Alıntı
 
 
+2 #3 RE: ÖN YARGILARIMIZDAN KURTULAMAYACAK MIYIZ? 2012-12-26 09:16
Samimiyet, ihlas ve sıdk kokan Bir Kur'an Şakirdinin edebi bir metni. Tefekkür'e davet eden bir metin. Heyecan ve aşkın eskimeyen ifadeleri.
Alıntı
 
 
+2 #2 RE: ÖN YARGILARIMIZDAN KURTULAMAYACAK MIYIZ? 2012-12-26 07:33
Çok önemli bir yazı. Tarih boyunca kişilerin ve toplumların birbirlerine önr yargılı yaklaşmanın sonu çok pahalıya mal olmuştur. Hele dini konulardaki ön yargıdaha tehlikeli.Yazıda belirtilen hususların din alimleri tarafından incelenmeye değer görüyorum.
Alıntı
 
 
+3 #1 RE: ÖN YARGILARIMIZDAN KURTULAMAYACAK MIYIZ? 2012-12-25 08:52
Kıymetli savcımız Mehmet Ali Bey her zamanki zarafetiyle bizim kafamızda at gözlüğü gibi duran ön yargı belasından nasıl kurtulacağımızı çarpıcı biçimde ifade etmişler.
Allah korusun bu bela nice iman sahiplerinin helakına sebep olmaktadır.
Biliyoruz ki fitne kıtalden beterdir ve önyargı ise fitnenin anasıdır.
Meselelere 'acaba' nazarıyla yaklaşmak kafa ve kalbimizde doğruya açılan ilim kapılarını açık tutmaktır.
Kıymetli yazarımıza ve onun yazılarını bizimle buluşturan ve okuyan herkese en derin selam ve hürmetlerimi sunarım.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün213
Dün1181
Tüm Zamanlar4260202
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 56 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2400
İçerik : 1500
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?