Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon KAYIP HAYATLAR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 23
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

NaciCepe.JPG - 4.09 KbKayıp hayat; insanlar, hayatlarını istedikleri şeylerin dışında sürdürmeleriyle ortaya çıkan hazin ve üzücü bir durum.Kayıp hayatlar,ihmallerimizin ya da ertelediğimiz eylemlerimizin toplamıdır.

Hayat,insana hiçbir şeyi dayatmaz.
Hayat,insana ders verir.


Kişi,tercihlerini ve önüne gelen fırsatları kendi seçimine göre yapar.

Kimi insan, seçimini yanlış, kimisi de doğru yapabilir.
Yanlış yapan mağlup olarak başlar hayata.
Seçimini değiştiremez ise o hayat, hüsrana uğramış yenilgilerin kucağında buhar olur gider.


Hayatın yaşam karinesi ise hakikatin ipine tutunabilmektir.

Hayat, yaşamak için kullanılan bir süreçtir.
Bu süreci iyi kullanabilmek çok önemlidir.


Önümüzdeki imkanlar, nasıl olsa elimizde deyip, insanın önüne çıkabilecek olası engellerden hiç korkmadan bu engelleri basit görüp bir tüfeyli gibi onursuzca yaşamanın sonuçta faturası çok ağır olabilir.İşte bu hesabı doğru dürüst yapamamak, kişinin bir anlamda kendi kendine verebileceği bir onursuzluk cezası olur.Kendine acımadan verilebilecek en büyük hesapsız ceza; kaybolacak bir hayatın içinde yok olmak gibi bir şeydir.



Hayatın içinde kendi kendine yaptığı yanlışlar yüzünden dolayı kaybolmak, öylesine bir kederdir ki insanın itibarını,haysiyetini,kimliğini ve ruhunu ayaklar altına alıp kendine acı vermekten başka, ölmeden bir ölü gibi yaşamaktan ibaret hale gelinmiş bir kayboluştur.


Hayat,kaybettirmez.

İnsana kaybettiren en kuvvetli saik; düşüncesizce, umarsızca aldığı kararlar ve hesapsızca yaptığı seçimleridir.

Bir insan, kazandıklarını israf ile savurursa
Bir insan, kendine bahşedilen bir zamanı, kıymetini bilmeden boşa geçirirse
Bir insan, öğrendiği bilgileri yaşadığı topluma karşı en sağlıklı bir biçimde kullanamazsa
Bir insan, değerlerine karşı saygınlığını deruhte edemezse
Bir insan, toplumuna karşı ödev bilincinde olamazsa
Bir insan, yine toplumuna karşı sevgi ve saygısında kusur ederse
Bir insan, var olan işte tüm bu imkanlarını tutum yapmadan hiç bitmeyecekmiş gibi müsrifçe yaşarsa elbette ki sonunun hezeyanlarla biteceği de malum olacaktır.

Bir hayat hazinesini,savurganca, hoyratça israf ederek yaşamak sadece ve sadece kaybettirir.Yaşanıp acıyla sonlanmış bir akıbetin önceden görünür işaretlerini veren müessif olayın bir sorumlusu varsa o da kişinin ta kendisidir.

Bir insan, kutsamaya çalıştığı bir gücün karşısında haysiyetini ayaklar altına alıp o, güç karşısında yaltaklanmalara başlarsa, öylesine bir tutsak kölemen olur ki bu da kimliksizce ve seviyesiz bir onursuzluğu baştan kabul etmek gibi bir şeydir.Söz konusu bu durum ise hayatın içinde kaybolacak bir insan hayatının, önceden karekter renginin de ortaya çıktığının bir başka işareti olabilir.

Bir insan,kutsadığı güç ile hayata ve içindekilere istiğna içinde meydan okumalarını müstekbirane biçimde yapmaya başlarsa o istikbarlığın en son aşamasına geldiğinin işaretlerini verir.Çünkü, her güç zirveye ulaştıktan sonra düşüşe geçer ve bu güç kaybıyla da çöker gider.Hiçbir insanın sahip olduğu elindeki güç ne olursa olsun baki değildir.

 Gücün sembol isimleri olan Firavun, Nemrut, Karun ve Hamanlar dün de bugün de iktidar olup muktedir olamadıkları güçlerini kaybettiklerinde”Kayıp Hayatlar” olarak silinirler.

Bir insan, sonradan görme kimliğiyle hayasızca oluşturduğu kirli serveti üzerinde, utanç duymadan dayanılmaz kompleksleriyle erdemli bir toplum içinde yaşamaya çalışırsa, dostsuz ve silik kişiliğiyle yalnız kalması da kaçınılmaz olur.Böylesine bir konumla misal olmuş insanın hayatı da elbette ki kirli zenginliğinin içinde saklı kalmış“Kayıp bir hayat”tır.

Şöhret, servet ve şehvet gibi geçici isteklerle süslenmiş bir hayatın içinde bulunan bir insanın kendine mukayyet olmadan hesapsız, ölçüsüz ve sorumsuzca o hayatı kullanmasının neticesinde bedelinin de yine hüsranla sonlanabilecek “Kayıp hayatlar”olarak yaşanması da kaçınılmaz olur.

Bir insan, yaptığı kötü olan utanç verici işleri ailesine ve toplumuna sürekli eza verecek şekilde yapıyorsa ,üstelik bu eylemlerini sık sık tekarlıyorsa, o zaman önce ailesinin üzerinde sonra da yaşadığı toplumdaki şahsiyet kimliğini sıfırlar ki bu tavır da “Kayıp bir hayatın” içine dahil olur.


Yaşadığımız bu renkli , görkemli hayatta nice şöhreti silinmiş ve serveti yok olmuş insanların şehir parklarındaki oturma yerlerini kendilerine mekan ettiklerine tanık olduğumuzda;varlıktan sefalete düşmenin o soğuk yüzüyle tanışıveririz.Bir de bu tarif edilmez düşüşü yaşayanın, önceden tanıdığınız bir kimlik olduğunu düşünün bakalım.Kim bilir nasıl bir halet yaşayacaksınız ?Hayattan kopmuş ya da hayatın içinde kötülerin tuzağına düşürülmüş bu insanların hayatlarının nasıl ellerinden kaydığını gördüğünüzde irkilip donup kalırsınız değil mi?İşte bu hayatlar da “Kayıp hayatlar” dır.

Hayat, insanı yoksul ve sefil kılmaz.
İnsanların bizzat kendi kendininin düşüncesiz ve hesapsız yaptığı seçimler sonunda
İlk olarak kendi kendisine yazık eder.Sonra da başkalarına.

Yükselmesini bilenler,inişi de bilirler.
Kusursuzluğu bilenler, göz göre göre kusur yaparlar.
Günahı bilenler, yine bile bile günah işlerler.
Hiç bir insan, sütten çıkmış ak kaşık olmadığı gibi masum da değildir.

Hayatın içinde yaşayan insanın düşüncesizce ve hiçbir şeye aldırış etmeden gafilce
Kendi kendine yaptığı yanlışlar ancak kişiyi yaşadığı hayattan soyutlar.
Bunda hayatın,feleğin ya da kaderin ne suçu var?”Size bir iyilik geldiyse bu Allah'tan dır.Bir kötülük geldiyse bu da kendi kendinize yaptıklarınız yüzündendir.”İlahi öğretinin aynen bildirdiği gibidir.

Aslında hayat, kimseye yanlış yapmaz.Hayatın içinde yanlışı yapan insandır.
Hasarladığı zamanlara sürgün eder kendini sebep olduğu hatalarıyla.
Hayatta yaşayacağı zamanı kederlendiren de hüsran olan da kaybeden de insandır.

Bu sebeplerle haysiyet yoksulluğu,iffet yoksulluğu ve maddi yoksulluk içinde
Hayattan bile bile kopup ayrılanlardır bu insanlar.

Dip vurgunları yemiş insanların bir çoğu;
Kimi, hesapsızca kullandıkları hırs ve tamahları yüzünden
Kimi,pederşahi zenginliğinin hiç bitmeyeceğini sanmasıyla
Kimi,”Ben bilgim sayesinde her zaman kazanırım” deyip kendi kendini yeterli bulmasıyla
Kimi,fahşaya ve fuhşa meyledip zaaf göstermesiyle
Kimi,ahmakça rakipleriyle yaptığı rekabet sonunda müflis olmasıyla
Kimi,şükürsüz ve kanaatsizliğiyle
Kimi,savurganlığıyla
Kimi,hodperest olan hodbinliğiyle megolaman olur.
Kimi,mazlumlara yaptığı mezalimiyle
Kimi,bohem yaşam tarzının içinde debelenerek boğulur.
Kimi,eyyamcılaşarak ya da lümpenleşerek bir ot gibi yaşayarak
Kimi de öylesine hiç eder hayatını?
Kimi,hodfürûşça/kendini satarak hiçliğin sığlığına bırakır gider
Kimi,başıboş ve derbeder bir hayat yaşar
Kimi,de hayatının önüne çıkan fırsatını bir kumar oyunu gibi oynar ve kaybeder.
Kimi, heva ve heveslerine uyarak yaşamı hiçe sayar.
Hayatını bir hiç uğruna teslim eden kimi ahmaklar, yaşadığı hayattan gafilce firar eder.
Yukarıda saydığımız gaflet veya gafillik içinde oyalanılmış her eylem,
İnsanın kendini hayattan kovabilecek “Kayıp hayatlar” yaşamasından başka nedir?

Işıldayan bir hayatı münzevice terk ederek bırakmak,hayattan kendini kovmak gibidir.
İyiliklerle anılabilecek iyi bir isim bile al/a/madan kapkara kayıplara karışmak ne hüzün.
Hayattan izole olup, yaşayan bir ölü gibi kendini dirençsiz bırakmaya
Hayatı, kendine zehir edip kahretmeye
Kendine öfke beslemeye
Beslediği öfkeyle kendini toplumdan tecrit etmeye
Bir hayatı “KAYIP HAYAT”haline getirmeye hiçbir insanın hakkı yoktur.

Kendine ceza verip, hayatın zorluklarına pes etmek
Ve hayatın içinde sürekli var olacak müşkillerine karşı
Bizzat insanın kendisinin verebileceği bir mücadeleyi terk etmek
Nemelazımcılığı kendine ihale etmek için başlı başına yapılan bir
KOLAYCILIKTIR.

Aslında mücadeleyi terk edenlerin yenilgisi;
Kendine ait fıtrat yenilgisi değil, kibrine boyun eğilmiş bir yenilgidir.

Varlıktayken çok yükseklere tavan yapanlar.
Kibirleri yüzünden hata yaptıklarında

Tepeden aşağıya pike yapıp yere çakıldıkları zaman
Haliyle düşüşleri de acı olur.
Her mağlubiyet, hayatı sonlandırılabilecek bir yenilgi değildir.
İnsanlar,yenile yenile mağlup olmamayı
Hata yapa yapa hata yapmamayı öğrenirler
Hayat,inişli çıkışlı yolları olan bir gerçektir.
Her mağlubiyetten sonra bir muzafferiyetin varlığını da hiçbir insan
Zinhar! Unutmamalıdır.

Bugün herşeyin var olduğu bir konfor cehenneminde
Yaşayan bir çok insan, “Rahat”ından kendine taviz vermeden yaşıyor.
Kimsenin kendisine NASİHAT ile VAAZ verilmesini istemiyor.
Çünkü, en güçlü vaiz, kendi bencil nefsidir.
Hayatını, seküler bir yaşam tarzıyla sözleşmişçesine egoistçe yaşamak istiyor.
Kendine,ailesine ve yaşadığı topluma sorumluluklarını unutmuşçasına yaşıyor.
Ama başı boşça yaşıyor.
Özgürlük budur işte! Diyor.

Kim bilir, varsıllığın doygun imkanları içinde mutlu olunmamış
Kahredici ve tarifi zor bencil yalnızlıkların kucağında kaybolmuş ne hayatlar vardır.
Kim bilir, sevgiye hasret, sevgiye susamış ve sevginin rahmetini bekleyen ne insanlar var.
Kim bilir, sevgi ahlâkının ayaklanmasını bekleyip o'nu ne kadar özleyenler var.
Kim bilir,sevginin şefkatli tebessümüne muhtaç kaç insan var?
Kim bilir, mega kentlerin kibir kulelerinde bile isteye kendini insanlardan uzaklaştırmış
Ve zamanla fıtratın sessiz sesini duyarak insanla konuşmaya hasret kalmış kaç insan var.?

Bu insanlar, belki bu hayata tutunmuşlardır.
Ama hayatı şekillendirecek sevgi ahlakının ne olduğunu bilmedikleri için.
Tutunacaklarını zannettikleri bu hayatın içinde kimsesiz yanlızlıklar içinde yaşıyorlar.
Alayişi, debdebisi ve afulenzası/refah gribi olan bütün yaşam sahiplerini bekleyen sonuç,
İnsansız bir hayata kendi kendilerini bile bile mahkum etmeleridir.
Post modern her insan, insanın toplumsal bir varlık olduğunu bilir.
Bilmelerine rağmen kendi benlik zindanlarında bilerek ve isteyerek yaşarlar.

Ama insandan uzak kalmış,
Yanlızlaşmış ya da yanlızlaştırılmış bir hayat biçimi;
Hamd ve şükürden koptuysa
Kanaatten koptuysa
Sevmekten koptuysa
Ağlamaktan koptuysa
İnsaf ve Merhametten koptuysa
Acıyı yaşamaktan koptuysa
Hayatı okumaktan koptuysa
Vicdan ve yükümlülüklerinden koptuysa
İnsandan koptuysa
Birlik ve beraberlikten koptuysa
Tasdik ve ikrarla iman etmekten koptuysa
ve
Rabbinden koptuysa
Kendi yalnızlık zindanlarında bile isteye kimsenin müdahelesi olmadan yaşamayı yeğler.
Tabi bu bir tercihtir.
Kimse kimseyi zorla bir inanışa ve yaşam tarzına zorlayamaz.
Bu temel ilke aşkın hakikate aittir.
Bireyci bencil yalnızlıklar, hayattan kopmanın bir başka yüzüdür.
ESAMESİ BÜYÜK OLAN BU HAYATLAR DA KAYIP HAYATLARDIR

Ya kent hayatının soğuk yüzüyle karşı karşıya gelmişler ne yapsın.
Sokakları kendilerine mekan edinen adları “Sokak çocuklarına” çıkan bu çocukların mekanı
Biçarelersizliklerinden
Köprü altları, metruk harebeler kendilerine mekan olmuş.
Kentin sahipsiz bu çocukları ne yapsın?
Parçalanmış ailelerin şefkat mahrumu yoksul çocukları
Ve
Anasız, babasız kalmış kimsesiz yetim çocuklar ne yapsın.
Bunlara KAYIP HAYATLARIN sahipsiz çocukları mı demeli
NE DEMELİ?
Kimsesiz ve yetim bu çocuklara bir de yafta yapıştırılmış “Suçlu çocuklar” diye
Hayatta yetimlerden başka kimler kovulmuş olabilir?
Dünyadan habersiz, Ana ve babasından habersiz.
Nerede ve nasıl doğacağından habersiz.
Hiçbir yetim ve kimsesiz çocuk , yaşadıkları ortamı kendileri talep edemeden yaşıyorlar.
Bu hayatı tadıp yaşayanlara ne yazık ki toplum, “Kayıp Hayatlar”şeklinde görüyor.
Görülüyor ya da görülmüyor.
Ama sahici bir gerçek var ortada.
Bu çocuklar yaşıyor ama KAYIP HAYATLI değiller.
Bu çocukların durumlarına bir öteki diye isim de takabilirler.
En fazla da “Hayatları Kaymış” çocuklar diyebilirler.
Bu ne demektir?
İkballeri ve istikballeri kaybolmuş hamileri olmayan çocuklar demektir.
Annesiz ve Babasız olmaları ayrı bir konu
Ve yoksulluklarıyla pençeleşmeleri ise çok ayrı bir konu.
Peki! bu çocukların mekansız ve açlık içinde kalınan hayatlarını kim kaybetti?
Nasıl “Kayıp Hayatlı”oldular?
Anne Babaları bir şekilde ölmüşse ya da karanlık bir zindana düşmüşse
Bu çocuklara kim sahip çıkacak?
Elbette
Devlet diyeceksiniz.
Ama o, çocukları araştırmadan ve bilmeden konuşup yargılayıp öteleyen
Biz toplum insanları sahip çıksak daha iyi olmaz mı?
Sadece maddi destekle değil,ilgiyle ve sevgiyle...
Aslında bu dünyada yapılacak en iyi hizmet, bir yetim çocuk büyütmektir.
Bu çocukların bir mekanı olursa, desteğin kimi maddiyat eliyle, kimi şefkat eliyle olmalı.
Çünkü bu çocuklar açlıklarını nasıl olsa giderirler.
Ama sevgiye ve şefkate susamış açlıklarını nasıl doyuracaklar?

Ademoğlu ya da İnsanoğlu olan her insanın, bir kötü tarafı var bir de iyi tarafı var.
Yetimlere nasıl sahip çıkılırsa sonuçta sahip çıkıldığı şekilde yetişir.
Bir yetim;itilerek,kovularak, tartaklanarak ve kötülük dolu tarzda yetişirse ezilir.
Ezilenlerin çoğu bastırılmış duygularla yaşarlar.
Bir çoğu bir suç potasında bir çoğu da ezik psikolojilerin içinde
İçine dönük infialleriyle başbaşa kalır.
Sağlıksız yaşam bekler bu gurabayı...
Lakin!.
Şefkat ve sevgisiyle yetişen yetim insanlar, daha şanslıdırlar.

Bu anlamda“Kayıp hayatlı” olmak bir gayya kuyusunun içine düşmeye benzer.
Kimse, böylesine bir yerde bulunmak istemez.

Kayıp hayatların içinde öyleleri de vardır ki bunlar bir hiç uğruna çapsız ve tıyniyetsizce Yaşamayı kendine layık gören zavallı basiretsiz insanlardan başkaları değildir.
Bu tür insanların ebeveyn isimleri yaşıyor olabilir.
Ama bu insanların ahlaken insan olma özellikleri yaşamıyor.
Çünkü, ahlaken ölmüş insanların ruhu da yoktur.
Bu insanlar, sünepe/mıymıntı huy içinde ruhsuz yaşarlar.

Bazı insanlar, kendi zanlarına göre “Kayıp Hayatlar”içine dahil olanları
Sefil ve sefih olarak yaşanır bilir.
Bazıları ise “Kayıp Hayatlar” ı hayata tutunamayanlar olarak bilir.
Bazıları da mendebur,merdut,melun,asalak ve hokkabaz hayta zannedebilirler.
Ama bir toplumun haylası ne kadar çok olabilir ki diye hiç düşünmezler.

Ancak, kimsesiz kalmış yetim biçareler
Sokak çocukları,
Parçalanmış aile çocukları,yoksullar ve evsizleri
Tüm zamanlarda az veya çok hep rastlanılır.
Çünkü bu insanları yaşadıkları toplum üretir.
Neden mi? Sahip çıkmayarak tabi
Adı üzerinde biçare işte!
Bu tür insanlara sahip çıkılmadıkça bu insanlar kalabalıklaşır.
Kalabalıklaştıkça o toplumun ön yargılarıyla suçlanmış “Günah çocukları” diye ötelenir.
İtilip kakıldıkça sahipsiz bu çocukların sayıları da artar.

Bu durumda sorumluluk kimin olur?
Seyredi-len-lerin mi, yoksa seyirci kalıp seyredenlerin mi?
Yoksa baka kalıp görmeyenlerin mi?

İnsan,toplumsal bir varlıksa ve her toplum bir aile ise
Hayata tutunamayan bu insanların
Sokaklarda,köprü altlarında ve metruklarda
Ne işleri var! bu insanlık ailesi mensuplarının? Denmeli en azından.
Denmeli ve sahiplernmeli ki bir nefes alıp hayat bulsunlar.
Hayata tutuna tutuna yaşamayı öğrensinler.

Peki görmezlikten gelenler ne yapacaklar?
İnsansız bir hayat zindanında kimsesizliklerine terk olunacaklar.
Ya psokoterapistlerin konukları olacaklar.
Ya da yaşlandıklarında
Kimsesiz yalnızlıklarını son nefese kadar bekleyecekler.
İnsanın insana en çok ihtiyaç duyduğu hasretle yanında insan beklediği o günlerinde
Etrafta hiçbir insan yok.
Çaresizlerin yanında ise en azından kendilerinden olanlar çok.
Dünya, gittikçe çareleri olanların bundan böyle BENCİL biçaresizliklerini konuşacak.
İşte! Gerçek “Kayıp Hayatlar”dan bir başka estanse.

Kimi,insanlar tarihe sevilerek bir çentik atıp giderler.

Kimisi de kara boşlukların içinde şeref ve haysiyetini “Kayıp Hayatlar”potasına atar gider.
Bu şekilde yaşanmış bir müspet karşılığı olmayan müptezel hayatlar elbette ki
” KAYIP HAYATLAR” dır.

Kimi de hayatın içinde düşünerek yaşayıp sorumluluklarının peşinde olurlar.
Kendi göreli kabulleriyle değil
Mutlak esaslardaki kabullerin dahlinde güvenlik içinde olurlar.

Hayat ise insanın yaşadığı bir ömrün nasıl geçtiğinin tanığıdır sadece

Bir insan, nasıl yaşarsa yaşadığı hayat biçimine göre ölür.

Bir ömre bedel olacak bir hayat yaşamışsak bunun karşılığı saklanmış olarak geri döner.

Bir ömre bedeli olmayan hayat ise yaşanmamış demektir.

İçinde iyilik fiilleri olan bir hayat iyiliklerle yad edilecek bir hayattır.

KAYIP DEĞİLDİR, İyiliklerin zaferidir.

Vesselam.

NOT: Yazarımızın bu yazısı OCAK-2013 SAYI:221 UMRAN DERGİSİNDE YAYINLANMIŞTIR.

 

Son Güncelleme (Cuma, 18 Ocak 2013 17:12)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #1 TebrikMehmet Ali OĞUZ 2013-01-16 11:29
Yazarı tebrik ederim. O kadar güzel örnekler sunmuş ki,Hayatımızın kıymetini bilelim ve dua edelim.  “Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarınd an sana sığınırım! Ve Rabbim! Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.” (Mü’minûn 97–98)
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2867
Dün2795
Tüm Zamanlar4207358
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 63 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?