• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon Yeni Anayasa, meslek odaları ve liberal ekonomi

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Türkiye Cumhuriyeti, uzun süren savaşlar ve siyasi krizler sonunda yıkılan Osmanlı Devleti’nin yerine kuruldu. Osmanlı Devleti’ni yönetenlerin 1876-77 Osmanlı-Rus Savaşı, 1912 Balkan Savaşı ve 1914-18 Dünya Savaşı’nda yaptığı hataların yarattığı travma içinde yoğrulan kadrolar, yeni devleti kurarken savaşsız ve istikrarlı bir geleceği hedeflediler.

Bugünlerde tekrar tartışma gündemine gelen “kuvvetler birliği – vahdet-i kuvva”nın kuruluş felsefesinin temel dayanağı olmasının nedeni, büyük yıkımı toparlama modeli olarak düşünülmesiydi. Kurucu irade, yeni devlet ancak bir ordu gibi disipline edilebilirse yaşatılabilir, görüşündeydi.

O nedenle yeni Türkiye, kuvvetler birliği gereği tek tedrisat, tek parti, tek meslek odası, tek din, tek mezhep, tek ordu… gibi laik, demokratik ve liberal olmayan prensiplere dayalı olarak kuruldu. Böylece 20 Ocak 1921 Anayasasında olmayan birçok tekli kurum, 1924 Anayasasında yer aldı. 

Türkiye 1945 sonrası dünya sisteminin dayatması sonucu demokrasiye geçmek zorunda kaldı. Oysa Atatürk Anayasası dediğimiz 1924 Anayasası kuvvetler birliği ilkesine göre oluşmuştu. Dünya sistemi bastırmış, demokrasi için “kuvvetler ayrılığına göre yeni anayasa ihtiyacı” gündeme bile gelmeden aceleden, biraz da demokrasi ciddiye alınmadan “çok partili demokrasiye” geçilmiştir.

DP on yıl kesintisiz iktidarda kaldı ve Türkiye’yi kuvvetler birliği anayasası ile sanki kuvvetler ayrılığı varmış gibi idare etti!

O günlerde CHP demek, İsmet Paşa demekti. İsmet Paşa da sürekli DP’yi Anayasayı çiğnemekle suçladı!

DP iktidarı süresince her şey tartışıldı ama özellikle “1924 Atatürk Anayasası, temelden kuvvetler ayrılığı ilkesine göre yeniden yazılmalı” tartışması yapılmadı!

Tartışma DP suçlanarak yapıldığından kamuoyu “Atatürk Anayasası ile demokratik Türkiye idare edilemez!” çıkarımında bulunamadı!

Doğal olarak halk 27 Mayısçıların “Yaşasın II. Cumhuriyet!” nutuklarından da bir şey anlamadı!

CHP, 1950’de yönetimi DP’ye devrederken Türkiye’yi Anglosakson dünyaya entegre edecek yasaları çıkarmıştı. Ama ekonomi hala olabildiğince devletçi ve bürokratikti. DP ekonomiyi piyasa sistemine açmaya çalıştı ama bu parti de CHP zihniyetinin devamı olduğundan ortaya çıkan ekonomik krizleri aşabilecek bir beceriyi gösteremedi!

Gerçeği söylemek gerekirse, 1950-60 arasına hakim olan demokrasi kültürü, 1900-10 yıllarının çok gerisindeydi.

1960’a gelindiğinde görüldü ki en zavallısı da üniversitelerdi!

II. Cumhuriyetçilerin 1961 Anayasası, Batı standartlarında bir demokrasi vaadi ile halk oylamasına sunuldu. Yeni Anayasada çok partili sistem ve sendikal haklar tatmin ediciydi!

Fakat bir sorun vardı ama bunu gündeme getirecek cesaret kimsede yoktu.

Hakimiyet, bilâ kaydü şart milletindir” ilkesi gitmiş; milli egemenliğe ortak, hatta halkın seçtiklerinden çok daha etkili atanmış kişi ve kurumlar gelmişti. Zaten güçlü olan bürokrasi, 1961 Anayasası ile oligarşiye dönüşmüştü. 

Hükümetin yetkisini paylaşan birçok kişi ve kurum ihdas edilmiş ama siyasal demokratikleşmenin ancak ekonominin liberalleşmesiyle başlayabileceği fikri gündeme gelmemiştir.

Bu arada darbecilerin Kurucu Meclis’e hazırlattığı 61 Anayasası’nın asıl mimarlarının İstanbul Üniversitesi hocaları olduğu da unutulmamalıdır.

Meslek odaları, 1961 Anayasası’nda sanki kuvvetler birliği varmış gibi anti demokratik ve anti liberal bir kurum olarak yer almıştır. 1982 Anayasası’nda da meslek odaları güvenlik endişelerine önlem alındıktan sonra antidemokratik ve anti liberal yapılarıyla yerlerini korudular.

Meslek Odalarının üyelerinden aidat ve harç almanın dışında olmazsa olmaz denebilecek bir sorumlulukları yoktur.

Üyelerinden aldıkları aidatların ve harçların yasal dayanağı… Aidat ödemenin zorunlu olup olmadığı… tam açıklık kazanmamışken toplanan paraların oda yönetimleri tarafından nasıl harcandığı, sanıyorum Anayasa Uzlaşma Komisyonu ve Hükümet üyeleri tarafından tam olarak bilinmemektedir!

Oysa basit bir karşılaştırmayla Meslek Odalarındaki durumun vahametini görmek mümkündür:

Türkiye çok partili sisteme geçerek “demokratikleşmiştir”. Benzer açılım, çalışma hayatının emek tarafında da yapılmış ve “çoklu sendikal sistem” benimsenmiştir.

1950’den başlayarak her dönemde hükümetler, az çok piyasa ekonomisinin gereği olan pekçok serbestlik kararı almıştır. Böylece ekonomiyi rekabetçi ve liberal bir yapıya kavuşturarak olabildiğince dünya ile yarışır hale getirmişlerdir.


Son dönemde Ak Parti hükümetleri, daha ileri adımlar atarak demokratikleşme, laikleşme ve liberalleşme önünde kalan ne kadar engel varsa bunları da bir bir kaldırmaya çalışmıştır.

 

Fakat bir konu var ki, hem üretici hem de tüketici önünde devasa bir engel gibi duruyor. Bu da bütün açıklığı ve zalimliği ile “meslek odaları” engelidir.

Zavallı esnaf kan ter içinde meslektaşları ve dünya ile rekabet içinde boğuşurken meslek odalarının yöneticileri milletvekili, bakan, başbakan, hatta cumhurbaşkanından daha fazla maaşlarla sadece üyelerinden aidat ve harçlar almaktadırlar. Öyle ki, odasına aidat ve harç ödemeyen esnaf ne iş yeri açabilmekte ne de mesleğini sürdürebilmektedir.

Özellikle “sivil toplum kuruluşuyuz, üyelerimizin haklarını koruyoruz, demokratik tepkilerimizi koyuyoruz…” savunuları yok mu, bilmeyen de meslek odalarını Cami Yaptırma Derneği sanır!

Oda yönetimlerinin harcamalarının Sayıştay denetimine tabi olmasının bir işe yaramadığını oda yönetimleri de denetçilerde iyi bilir! 

Örneğin; İzmir’de 146 Meslek Odası var. Bu odalar “tek parti dönemi CHP’si” gibi aktif oldukları sürece İzmir ekonomisinin liberalleşmesi, esnafın, iş adamının, tüketicinin rahatlaması, fiyatların düşmesi ve rekabette başarılı olmaları mümkün değildir.

Bir sözüm de İzmir’i anlamakta güçlük çekenlere…

İzmir’deki görünmez hükümetleri mi merak ediyorsunuz; o zaman meslek odalarını siyasi partiler gibi çoğulcu hale getirin İzmir’in ve Türkiye’nin önündeki kayayı görürsünüz. Bu engel kalkmadan İzmir’de nelerin olup bittiğini çok zor anlarsınız!

Bugünlerde Meslek Odalarında seçim varmış!!!

Sevsinler sizin seçiminizi!

Bu anti-demokratik, anti-liberal düzen daha ne kadar devam edecek, bilemiyorum!

Biri çıkıp;

Beyler!

Çok parti, çok sendika varken siz neden hala tek oda olarak varsınız?!

Partiler üyelerini aidat için sıkboğaz etmezken, neden Odalara aidat borcunu ödemeyen mesleki bir faaliyete başlayamıyor?

Bunların her biri kanunsuz vergi değil mi?

Bir ülkede devlet vatandaşlarını hangi ulvi amaçlar için oda baronlarına soydurur?

Nasıl bir sistemdir ki, nasıl bir anayasal düzendir ki,bir başbakanın on yıl iktidarda kalabilmesine dünya parmak ısırırken,bir oda yönetimi hak vaki olmadan  iktidardan ayrılmıyor? 

Bu nasıl bir demokrasidir…

Bu nasıl liberal ekonomidir…

Bu nasıl her kalemde maliyetleri düşürüp Çin ile rekabet etme ciddiyetidir…

Bu nasıl ücret politikasıdır ki, Oda Başbakanları, Hükümet Başbakanından çok çok daha fazla maaş alır… Gözlerden uzak ancak daha lüks yaşar…

Nasıl olur da oda yönetimlerinin harcamaları, bakanlıklarla yarışır hatta fark atar…

Türkiye yeni anayasayı hazırlarken bir şeye karar vermek zorunda:

Anayasal kurumlar ya herkesin çıkarına hizmet verecek ve mutlaka siyasi partiler gibi örgütlenecek ve yarışacak ya da baskı grubu olduğunu iddia edip halkla ve siyasi iktidarla çıkar çatışmasına girecek!

Bu açıklamayı sadece Hükümete yaptığımı iddia edenler ve yazımı hedefinden saptırmak isteyenler çıkabilir.

Açık söylüyorum; kimse sözünü ettiğim sorumluluktan kaçamaz. Oda yönetimlerinin yerel ve ulusal medya ve partiler üzerinde yapabileceği baskıları da dikkate alarak, bu nazik dönemde tüm partileri işbirliği yapmaya davet ediyorum:

Eğer çok partili demokrasiden utanç duyuyorsanız, lütfen tam zamanı, tek meslek odası nasıl ise partileri de tek partiye, sendikaları da tek sendikaya dönüştürün! Yok; eğer tek parti sistemi demokrasimiz için felaket olur diyorsanız o zaman meslek odalarının yapılarını da çok partili sistem gibi rekabete açın!

Tanrı aşkına biraz da bu konuyla ilgilenin!

Olur mu?!

Son Güncelleme (Çarşamba, 23 Ocak 2013 09:45)

 

Degerli Yazarimiz HARUN ÖZDEMİR Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün565
Dün1148
Tüm Zamanlar4529353
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 20 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 5236
İçerik : 1505
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?