Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon “Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler”

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Her şiirin şah damarı bir mısrası, her metnin ana damarı besleyen bir cümlesi, her cümlenin de bir anahtar kelimesi vardır. Şimdi de her kelimenin de bir harfi vardır ki kalbidir, dersem; halden anlamayanlar su-i tefehhüm(1) ederler. Belki de bu satırların yazılmasını tekellüf(2) kabul ederler.

Tabii yukarıda geçen o latif kelimeleri çok kişi anlamadı, anlamaz da. Çünkü kültür ve medeniyetimizle bağımız koparılırken yanlış bir anlaşılma sonucu asırlarca kullanılan, bin yıla yakın bütün İslâm Coğrafyasında konuşulan bir dil ve alfabesi yok edildi. Binlerce eser yazılmıştı o dilde. Bir gece de her kes o dilin yabancısı oldu. Dil birliği bozulunca din birliği de bozuldu. Irkçılık belası kanser gibi İslam coğrafyasını sardı. Hâlbuki o dil, o alfabe İslam milletinin ortak dili idi. İslam milleti de Türk, Kürt, Arap v.b. Unsurlardan oluşuyordu. O dil Arapça’nın, Farsça’nın tesirinde bir dil, onların dili denildi. Oysaki hakikat öyle değildi. O yine yanlışlıkla “Eski Türkçe” dedikleri, aslında eskimez İslâmi Alfabeydi. Osmanlı Türkçe’si denilse de Selçuklular döneminde de kullanılmıştır. Selçuklu mimarisinde Cell-i Sülüs ve Küfi yazısının hâkimiyeti tarihi eserlerde görülmekte ise de ne hikmetse bazı gözlere görünmüyor. O itibarla o ifade de eksik kalır. Osmanlı Türkçe’si denilse yanlış olmasa da Arap ve Kürtler tarafından da çok rahat anlaşılan bir dil ve alfabeydi. Çok şükür ki hala bir damarı canlılığını sürdürüyor.

Yeryüzünde ve Dünya tarihinde bin yıllık mirasını gömen başka bir millet, yoksa devlet mi diyeceğiz, yoktur. Aslında biraz da konudan uzaklaştık. Şiirden, cümleden, kelimeden bahsetmiştik; bir harfe takılmıştık. Mesela; Cahit Sıtkı Tarancı’nın Ölüm teması’nı işlediği bir şiirinin son dizesi : “Öldüm diyemeyeceğim, öldü diyecekler!” İşte o koca şiirin ana damarı bu mısra. Zaten 28.03.1940 Tarihinde Paris’ten Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektuptan da anlaşılıyor. Remy de Gourmont’un Fikir Üretimi adlı kitabının ana damarı, kitabı besleyen cümlesi: “Düşüncenin bilinci düşünce değildir”dir. Üstad Sezai Karakoç’un bütün külliyatının kalbi “Yitik Cennet”, anahtar sözcüğü; “Diriliş”tir. Eskimez eski edebiyatta edebi değeri yüksek sayısız sanat vardı. Mecaz, icaz, Mecaz-ı Mürsel, teşbih, İstiare, Kinaye, Cinas, Tenasüb, Hüsn-i Talil, Tecahül-i Arif, Telmih, Tevriye, Teşhis ve İntak, İrsad, Lügaz, Aliterasyon, Mugalâta, iştikak ve Ebced Hesabı gibi. Bir de mazmunların kattığı renkler. Mihr, mah, gül, bâd-ı Saba’nın tatlı okşayışı. İmdi bunun faydası neydi, diyecekseniz; şunları söyleyebiliriz: edebi sanatlar estetik duygusunu, güzeli arama, güzel görme, güzel bakma, yani güzelliğe yönelme arzusunu uyandırır. Beceri ve kabiliyetlerin gelişmesini sağlar. Muhataplarına zevk verir, mutluluk verir. Kolaycılığa geçit vermez.

Öyleyse şimdi ne yapalım? Şunu yapabiliriz: Elbette şimdi kullandığımız dili koruyacağız, geliştireceğiz, zenginleştireceğiz. Bin yıllık edebiyatımızın artellerini açacağız, Çocuk ve gençlerimize en az bir batı, bir de doğu dili öğreteceğiz. Her kesin anadilini özgürce konuşabilmesi imkanının yanında kültür ve medeniyetimizden kopmaması, doğru bilgilere ulaşabilmesi için de İslami Alfabemizi, Osmanlıcayı öğretmemiz, Kur’an’ı Öğretmemiz lâzım. Tabii bütün bunlarla birlikte Allah inancını ihmal etmeyen, pozitif ilimlerle, teknolojik gelişmelerle bağlantılı ideal Maarif Sistemimizi oturtmamız lazım. Eğitim sözcüğü yerine maarif kelimesini özellikle seçtim. Çünkü eğitim, maarif’in ihtiva ettiği, yani içerdiği anlamlar yanında çok cılız kalan bir kelime. Ama oturmuş, benimsenmiş bir kelime. Bizim ona yükleyeceğimiz anlam kendisinden önemli. Ve edebiyatsız bir hayatın da olamayacağını unutmadan. Mesela Fen Liseleri var da, Edebiyat Fakülteleri var da, Edebiyat Liseleri neden yok? Gençlerimizin edebiyatla dostluk kurması, edebiyatı sevmesi toplumu yükseltecektir. Edebiyat toplumun şah damarıdır.

Bu satırlar gelişme, değişme ve büyüme sürecine giren, normalleşmeye başlayan Türkiye’yi görür gibi olmanın sevincinden doğan düşüncelerdir. Cumhurbaşkanımızın bu konuya bigane kalmadığını büyük sanat ve edebiyat ödüllendirmelerine verdiği önemden anlıyoruz. Popüler kültürün revaçta olduğu, taklitçilerin çoğaldığı, ticari gayeyi öncelleyen yayıncıların olduğu bir dönemde Sezai Karakoç gibi, Selim İleri gibi bugüne kadar hep görmemezlikten gelinen, ötelenen sahici aydın ve yazarların devlet ricali tarafından görülmesi, onure edilmesi taktire şayandır. Gerçi onların taltife, ödüle ihtiyacı yoktur. Ama bizim, yani gerçek okuyucunun böyle bir beklentisi vardı. Lütfen umutlarımızı çoğaltmaya, diriltmeye devam edin. Türkiye Yazarlar Birliği’nin 35 yıldır bu konuda gösterdiği hassasiyet, harcadığı çaba cümlenin malumudur. Bir bakıma onların da emekleri mahsül veriyor. Teşekkürler.

“Cihanara cihan içindedir arayı bilmezler
Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler.” (Hayalî)

(1) Yanlış Anlama
(2) Zoraki Hareket, bir işi gösterişli bir biçimde yapmaya çalışma.

Son Güncelleme (Salı, 05 Mart 2013 10:50)

 

Degerli Yazarimiz NACİ GÜMÜŞ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Çarşamba, 16 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün235
Dün1043
Tüm Zamanlar4261267
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 159 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2429
İçerik : 1500
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?