Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 11
ZayıfEn iyi 


“Şüphesiz Allah bir sivrisineği, hatta daha üstü (daha küçük) olan bir şeyi misal getirmekten çekinmez”
(Bakara 26)

Atalarınızdan kalma eski, çok eski bir evde yaşıyorsunuz. Belediye yetkilileri binanızın eski olduğunu, her an yıkılabileceğini bildiriyorlar. Siz ısrarla bu binanın sağlam olduğunu yıkılmasının mümkün olmadığı yolunda itiraz ediyorsunuz. Bu binayı yapan atalarınızdan işittiğiniz: “Bu bina kıyâmete kadar yıkılmaz” sözünü ileri sürüyorsunuz.

Sizi ikna etmek için Fizik-Kimya ilim adamları geliyor. Dünya yaratılalıdan beri Kâinatın kanunlarının değişmediğini örnekler vererek anlatıyorlar. Çok mükemmel yaratılan insan vücudunu örnek gösteriyorlar. Herkesin eninde sonunda mutlaka öleceğini bildiriyorlar. Yine ikna edemiyorlar.

Binanızın ikinci katında oturan kiracınız, bu açıklamaları düşünerek daha sağlam bir eve taşınıyor. Bir süre sonra hafif bir deprem oluyor ve yıkılan evinizin altında can veriyorsunuz. Akleden kiracınız ise yaşamına devam ediyor.

“… Ve O [Allah], kirliliği/ azabı aklını kullanmayanların üzerine kılar [bırakır].” (Yunus 100)

Bu basit misal ile ne anlatılmak istenebilir ki;

Rabbimizin bildirdiğine göre Kur’an da yaş, kuru her şey anlatılmaktadır. Neden bildirilmektedir? İstifade etmemiz için. Şu basit geçici dünya hayatında ufacık bir menfaatimizi kollamak için ne kadar çabalıyoruz. Peki, ebedî bir hayat süreceğimiz âhiret hayatımızın nasıl geçeceğini bilebiliyor muyuz?

Rabbimiz, yüce kitabımız Kur’an da hangi şeylerden sorguya çekileceğimizi bildiriyor. Kıyamete kadar geçerliliği ve değişmezliği Allah tarafından garanti altına alınan Kur’anı yani hayat bilgisi kitabımızı gerçekten ibret almamız amacıyla verilen mesajları anlamak için çaba sarf ettik mi, yoksa yaratıldığımız coğrafyada cari olan eğitim sistemi gereği öğretilen kadarı ile mi yetindik? Öğrenmek zor geldiği için sorumluluktan kestirme yoldan sıyrılıvermek kolayımıza mı geldi yoksa? “Biz ana-babamızdan, dedelerimizden ve ninelerimizden böyle öğrendik.” deyip sorumluluktan kurtulacağımızı mı sanıyoruz?

 

Acaba Rabbimiz sorgu esnasında bize şöyle hitap ederse halimiz nice olur? “Ey filân; Dünya sahnesinde iken sana {Bu Kur’ânın bir mezarlık kitabı olmadığını, hayat bilgisi kitabı olduğunu, hikmet içerikli âyetleri kılavuz kabul etmen gerektiği, ilim ve fen de de yararlanılması gereken sayısız işaretler bulunduğu, son elçinin ölümünden sonra korumam altına aldığım Kur’ânın sanatsal âyetlerinin anlamını Kur’ân düşmanlarınca değiştirme faaliyetlerinin sürmekte olduğunu olduğunu} sana hiç anlatan olmadı mı?”

İşte bu sahneyi yaşamadan evvel, aklımızı başımıza almamız için merhameti sonsuz olan Rabbimiz bizi ikâz ediyor. Ama Kur’an düşmanları, Peygamberimizin ölümünden sonra eski saltanatlarına yeniden kavuşmak için ellerinden gelen zulümleri utanmadan hem de İslâmın adına sahip çıkarak icra etmişlerdir. Ebu-Süfyan ve sülâlesi Emevî saltanatının zulüm çarkında Peygamber torunlarını öldürdükleri, gerçek sahabeyi kırbaçlatmak suretiyle eziyetlere maruz bıraktıkları, direnenlerin de zindanlara atılarak sindirildiği bir ortamda üretilen asılsız rivâyetlerle anlaşılmaz hale getirilen şu sûreyi, özellikle 16.âyetini lütfen anlamaya çalışalım.

Kıyâmet sûresi 16–19. Âyetler: ” Onu çabuklaştırman için dilini ona hareket ettirme! Kuşkusuz onun [yaptıklarının-yapmadıklarının] birleştirilmesi ve toplanması yalnızca Bizim üzerimizedir. O hâlde Biz onu [yaptıklarını-yapmadıklarını] topladığımız zaman sen onun toplanmasını izle! Sonra, onun [yaptıklarının-yapmadıklarının] beyanı [kanıtlarıyla ortaya konması] da sadece Bizim üzerimizedir.”

Bu âyet grubunun sûrenin kendi söz akışı içinde değerlendirilmesi gerekirken, hicretten iki yıl sonra dünyaya gelen İbn-i Abbas rivâyeti doğrultusunda değerlendirilmiştir:

{ İbnu Abbâs [radıyallahu anhümâ], “Ey Muhammed! Cebrail sana Kur’ân okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme [sadece dinle]” (Kıyâmet 16) mealindeki âyet hakkında şu açıklamayı yaptı: “Hz. Peygamber [aleyhissalâtu vesselâm] vahiy geldiği zaman büyük bir şiddet [ve ağırlık] hissederdi. Bunun tesiriyle dudaklarını kımıldatırdı. Bunun üzerine şu âyet indi [meâlen]: “ [Ey Muhammed, Cebrail sana Kur’ân okurken acele edip onunla berâber söyleme [sadece dinle]. Onu toplamak ve okutmak bize aittir.” (Kıyâmet 16) (İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 4/364)}

Oysa bu sûre, peygamberliğin ilk ylllarında inzal olmuştur. Hicretten iki yıl sonra Dünya’ya gelen İbn-i Abbas’ın tanıklığı gösterilerek üretilen rivayet ile nasıl anlaşılmaz hale getiriliyor, ibretle düşünelim. Allah’ın mesajı üzerine rivâyet tozlarının serpildiği meal ve tefsirlerde âyetlerin anlamları yüz seksen derece döndürülerek aktarılmış ve böylece İslâm’ın yozlaştırılması yolunda işlenen büyük cinâyetler için uygun ortam hazırlanmıştır.

16–19. âyetlerde hitap edilenler; “insan” olarak zikredilen ve kıyâmeti yalanlayan inançsız kimselerdir. Peygamberimiz değildir. Bu âyetlerde; İnançsız insanın ölüm anında dünyada iken yaptıkları ve yapmadıkları ile yüz yüze kaldığında, mazeret üretmeye çalışacağı, vicdan azabına tahammül edemeyip “Bir an evvel ne olacaksa olsun” şeklinde ortaya çıkan özelliği konu edilmiştir. Rahmetli ilim adamı Elmalılı M. Hamdi Yazır dahi âyetin böyle anlaşılması gerektiğini ifade etmesine rağmen, yukarıdaki rivayetin ön plâna alınmasını ifade edebilmiştir. (C:8, Sh:442)

Yukarıda merhameti sonsuz olan Rabbimizin bizi ikaz ettiğini ifade etmeye çalıştığımız bu âyet grubu, gördüğünüz gibi asıl anlamından saptırılarak ne hale dönüştürülmüştür. Bu konuyu sohbet babında açtığım arkadaşlarımdan bir kısmı, “âyetler böyle anlaşılırsa ne olurmuş?” tarzında haklı olarak soruyorlar. 1400 yıl böyle anlaşılmış, bundan sonra da bu şekilde anlaşılmasının ne sakıncası olabilir şeklinde düşünmeleri de çok doğal. Peki, âyetlerin bu rivayet doğrultusunda anlaşılması halinde ne gibi mahzurların husule geldiği konusunda değerli yazar Hakkı Yılmaz beyefendi bakınız Tebyînü’l-Kur’ân eserinde nasıl tespitlerde bulunmuş?

[1. Kur’ân hakkında şüpheler ortaya çıkmıştır. Bunun en belirgin örneği, yukarıda Razi’den aktarılanlar arasında yer almaktadır:

“Rafizîlerin eskilerinden bir grup kimse, Kur’ân’ın tağyir ve tebdil edilip ona bir takım ilaveler yapıldığını, eksiltmelerde bulunulduğunu iddia etmiş ve bu görüşlerine delil olarak da bu âyet ile önceki âyet arasında hiçbir münasebetin olmamasını zikretmişlerdir. Onların düşüncesine göre, şâyet bu tertip Allah katından olsaydı, durum böyle olmazdı.”

2. Vahyin şiddetinden dolayı peygamberimizde tik oluştuğu ileri sürülmüştür. Oryantalistler, bu rivâyeti kaynak göstermek sûretiyle peygamberimizin sara hastası olduğunu ileri sürmüşler ve bazı çevrelerde bu kanaatin yerleşmesine muvaffak olmuşlardır.

3. Peygamberimizin kendisine gelen mesajları anlayamadığı ve bunları Cebrail’e sorup öğrendiği iddia edilmiştir. Bu iddia, arkasından “Öyleyse Allah Rasulü’ne yalnızca Kur’ân kelimelerini vahyetmekle kalmamış, aynı zamanda ona o kelimelerin manalarını da tam olarak anlatmıştır” inancını getirmiş, bu inancın sonucunda da Kur’ân’ı peygamberden başka kimsenin anlamadığı, anlayamadığı, dolayısıyla da sonraki dönemlerde kimsenin anlayamayacağı görüşü ortaya çıkmıştır. Daha sonraları ise herkesçe bilindiği gibi, İslâm düşmanları, peygamber ağzından olduğunu söyleyerek Kur’ân’ın anlamı üzerine bir sürü rivâyetler uydurmuşlardır. İsrailiyattan da yardım alarak yaptıkları bu bombardıman sonucunda İslâm’ın yozlaştırılmasında önemli başarılar elde etmişlerdir.

4. Peygamberimize indirilen vahyin sadece Kur’ân’da yazılı olandan ibaret olmadığını söyleyen İslâm düşmanları, pek çok kimseyi Kur’ân haricinde ve Kur’ân’da yer almayan daha birçok bilginin peygamberimize verildiğine ve Kur’ân’daki kelime, emir ve yol göstermelerin herkesin anlamadığı manalarının peygamberimize ayrıca öğretildiğine inandırmışlardır. Cahil ya da alabildiğine kötü niyetli bu tür şahıslar, batıl iddialarını anlamları bu tür rivâyetlerle çarpıtılmış Kur’ân âyetlerini göstererek kanıtlamaya çalışmışlardır:

“Eğer bunların hepsi Kur’ân’da yazılı olmuş olsaydı o zaman ‘Bunların anlamlarını biz sana açıklayacağız’ ya da ‘Onun açıklanması bize düşer’ gibi bir söze gerek duyulmazdı. Eğer Rasulüllah’ın bilgilenmesi böyle olmasaydı, tüm açıklamalar Kur’ân’da olurdu. O halde, Kur’ân’ın Allah tarafından yapılan açıklama ve izahı her halükârda Kur’ân kelimelerinden ayrıdır.”

Bu izah tarzı, bir yanlışı diğer bir yanlışa dayanarak makul gösterme girişiminden başka bir şey değildir. Kur’ân âyetleri, doğruluğu kuşku uyandıran rivâyetlerle yorumlanarak yanlış bir algıyı kanıtlamada kullanılamaz.

5. İslâm düşmanları tasallutlarını iddia düzeyinde bırakmamışlardır:

Kim ki Kur’ân’a inanmasına rağmen Kur’ân’ın doğru, dayanaklı ve resmi açıklamasının ancak Allah Rasulü’nün kendi sözleri ve amelleriyle olduğu, çünkü bunların onun şahsî açıklamalarının olmadığı, bilakis bu açıklamaların Kur’ân’ı indiren Allah’ın kendi açıklamaları olduğu gerçeğini bir kenara bırakarak Kur’ân’ın âyet ve kelimelerine kendi isteğine göre bir mana vermeye cüret ederse, bu kimsenin iman sahibi olduğunu söylemek zordur”

Böyle demek sûretiyle, Kur’ân’ı Allah’ın bahşettiği özgür iradesi ve aklıyla anlamaya çalışan kimseleri peşinen karalamış ve insanları Kur’ân’dan uzaklaştırarak meydanı kendilerine bıraktırmışlardır.

6. İslâm düşmanları bu kadarla da yetinmemişlerdir:

“Allah, Kur’ân’ın âyetlerini ve kelimelerini kendi elçisine öğretmiş, o da kendi sözleri ve eylemleri ile bu talimleri ümmete aktarmıştır. Elimizde Kur’ân’ı öğrenmek için başka bir şey yoktur. Hadis’ten maksat, Allah Rasulü’nün kavlî ve fiilî [uygulama] rivâyetlerinin öncekiler tarafından isnat ile sonra gelenlere aktarılmasıdır. Sünnet ise, Allah Rasulü’nün sözleri, tebliğ etmiş olduğu ya da eylem olarak birey ve toplum bazında uyguladığı, takip ettiği yoldur. Bunun tafsilatı da nesilden nesile güvenilir rivâyetler ile gelmektedir. Sonra gelenler, önce gelenlerden uygulamayı görmüşlerdir. Bu şekilde gelen bir ilmi reddeden kimse, maazallah, Allah’ın “Onun açıklaması bize aittir” sözünü reddetmiş, yani Rasul’ün açıklama sorumluluğunu yerine getirmekte başarılı olmadığını zannetmiş olur. Bu sorumluluk sadece Rasul’ün şahsı ile ilgili değildi. Bunun maksadı, Resul vasıtasıyla Allah’ın Kitabı’nı ümmete anlatmak idi. Öyleyse hadis ve sünneti teşri kaynaklarından saymamak demek, Allah’ın bu yükümlülüğü yerine getiremediğini ileri sürmek demektir”

Bu iddialarına dürüst, samimî ama cahil Müslümanları da inandırmayı başarmışlar ve onları da kendi batıl görüşlerine ortak etmişlerdir.]

Önyargılarımızdan arınarak düşünelim. Kur’ân’dan sadece bir âyetin gerçek anlamını saptırmak suretiyle ne gibi tahribatlar olduğunu gördük.

Şimdi de;”1400 yıldan bu yana bunca âlim gelmiş, çeşitli eserler vermişler. Siz kim oluyorsunuz da Kur’ânı atalarımızdan öğrendiğimiz şekilde anlamamızı sorgulamaya kalkıyorsunuz?” şeklinde itirazlar öne sürülmekte. Belki de bu yazıyı okurken sizler de aynı kanaati paylaşabilirsiniz. İnanıyorum ki İslâm ülkelerinde dini, bir geçim kaynağı kabul edenlerin, yani din sektöründen nemalanan grupların saldırıları devam edecek. Hepimiz şu fâni Dünya hayatında sınavımızı verip gideceğiz.  

“ Ve şüphesiz Biz, bu Kur'an'da insanlar için her örnekten evirdik çevirdik [geniş geniş açıkladık]. İnsan ise, tartışma yönünden her şeyden daha çok olandır.” (Kehf 54)

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.
 

Son Güncelleme (Cuma, 08 Mart 2013 10:04)

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
+2 #6 RE: BİR MİSALNACİ CEPE 2013-03-20 13:41
Değişmez ve değiştirilemez olan hakikatin sözleri zaman süreçleri içindeki anlam zenginliği ve ilmi mesafe ile yol alınarak mesrur olunur.

Ama RİVAYET kaynakları anlam ile değil yorum ile göreceli olarak DEĞİŞECEĞİNDEN o anlam algı şaşkınlığıyla mefluç olur. Rivayetin doğruluğu hangi ilahi kaynakla tespit edilecek ki..M.Ali beyin KUR'AN merkez bütülüğünü kapsatan yazısını tebrik ederim. Aydınlatmaya devam.Kolay gelsinN.CEPE
Alıntı
 
 
-2 #5 RE: BİR MİSALMEHMET ÇOBAN 2013-03-19 07:36
Kıyamet suresi 16-19.cu ayetleriyle ilgili yapılan yorumlar, ayetin gerçek anlamı budur olarak nakledilse de, doğruyu ifade etmiyor. Özellikle geçmişe yapılan yorumlamalar subjektif.

Kur'an-ın anlaşılması için diye başlayıp belirli kurallar ileri sürenlerle,

Kur'an-ın anlaşılması basittir diye başlayıp düşünceler ortaya koyanlar arasındaki fikirsel çatışmada,

Kur'an-ın anlaşılması basittir diye yorumlayanların yorumları genelde akla dayanarak ayetlerin anlamını yolundan saptırma noktasına varıyor.

Elbette rivayetleri delil gösterenlerinde yanlışları var. Ancak rivayetleri tersyüz etmek için yapılan yorumlar işi daha çok çığırından çıkarıyor.

İbni Abbas'ın yaptığı yoruma karşılık yapılan itiraz gerçekten çok gülünç. Zira İbni Abbas'ın rivayetine itiraz ederken söylenen sözü söyleyen kişinin, kişilerin resulden 1500 yıldan sonra doğanlar olduğu düşünülürse, olay daha da garipleşiyor.

bir insanın ayetler hakkında yorum yapma veya ayeti anlama noktasında etkili olabilmesi için, ayetlerin indiği dönemde yaşıyor olması gibi bir muhakeme çıkacak düşünceler, gerçekten insanı güldürüyor.

İşimize gelmeyen yorumlar olduğunda, olayın suçlusunun rivayetler, oryantalistler olarak görme hastalığı ne yazık ki günümüz aydınlarından çok fazla var.

Halbuki "söz akışı" budur diyerek, kendi muhakemeleri doğrultusunda, kuranın inişinden 1500 sonra yapılan yorumlar, oryantalistleri bile şaşırtacak kadar kuran dışı, ayetlerin anlamlarını saptırıcı nitelikte olabiliyor.

Her insan Allah'tan gelen ayetleri, aklı, muhakemesi, kültürü doğrultusunda anlıyor.

Resullerin gelen ayetleri, akılları, muhakemeleri, kültürü doğrultusunda anladığını çağrıştıracak yorumlamalar, kuranı saptırmaya açık kapı bırakan sonuçlar doğururu.

Kuran açıklamaları üzerine yorum yapan bilginler ne yazık ki, kendi açıklamalarını haklı çıkarabilmek için, resulün de kendileri gibi aklıyla, muhakemesiyle ayetleri anladığını iddia ederek, resulden gelebilecek rivayetlerin önünü tıkamışlar. Ama resulr devrinden gelen kelimelere dair sözlük anlamlarının rivayetlerini asıl kabul etmişlerdir. Bu çelişki, kendi anlayışlarını kutsallaştırma sonucu doğurmaktadır.

Şöyle düşünün, resulün olduğu bir meclis var... On onbeş kişilik bir kalabalık ve ayet geldi. Resul ayeti okuduğunda, oradakiler ayetten anladıklarını söyleseler ve anlayışlar farklı olsa, resulde ayetin anlamını açıklasa, hangi açıklama doğru olacak?

Yoksa şunu mu iddia edeceğiz. O gün herkes aynı şeyi anlayacaktır. Eğer böyle bir iddiamız varsa, o zaman gerçekten çok gülünç bir şey olurdu. Zira tarihte ashabın farklı anlayışları olduğunu bilmekteyiz.

Diğer taraftan, bugün ayetlerde geçen kelimelerin anlamlarını seçerek, cümlelerin söz dizimilimine göre yorum yapanlar, her zaman aynı yorumu yapmıyorlar. Mesela on yıl önce aynı ayet hakkında bir yorum verirken, on yıl sonra farklı yorum yapabiliyorlar. Önceki yorumlarını eğiştirirken "pardon" demeye bile tenüzzül etmiyorlar. Aksine,aynı mantıkla, nasıl on yıl önce, yine rivayetleri, yine oryantalistleri suçla[.........] yorum yapıyorlarsa, on yıl sonra da aynı mantıkla yapıyorlar.

Ayetler üzerinde yorum yapan, yorumlarını gerçekten ayetlerin anlamları budur diyen insanlara şu soruyu sorun... "Eğer Allah ömür verirse, on yıl veya on beş yıl sonra, kültürün geliştikçe, tecrübelerin arttıkça ayetlerin yorumlarıyla ilgili görüşlerinde değişiklik olabilir mi?" Alacağınız cevap o insan samimiyse evettir. O zaman şunu sorun, "O zaman bugünkü yaptığın yorumlara, ayetin yorumu anlamı bu demek yanlış değil midir? Çünkü ayetler zamana, zemine, kültüre, akla göre yorum değiştirmez. Akla, zamana, zemine, kültüre göre yorum değiştiren insandır..

Allah müslümünlara ölçüyü emretmiştir. Ölçü, insanın haddini bilerek, ayetin anlamı budur demesi değil, ben bu ayetten bunu anlıyorum, gerçek anlamını rabbim bilir demesidir. Başka yorum yapanları suçlaması değil, herkesin ayetleri yorumla hakkının olduğunu, ancak hiç bir yorumun gerçekten ayetin yorumu olduğunu iddia etmemesi gerektiğini söylemesidir.

O nedenle, makaleyi, makaledeki ifadeleri talihsiz olarak görüyorum.
Alıntı
 
 
+2 #4 RE: BİR MİSAL 2013-03-14 21:26
sa. sayın savcım. Allah sizden razı olsun.
İlminizle bize örnek oluyor, cesaret veriyor, sorumluluğumuzu hatırlatıyorsun uz. bu çağ bilgi çağı, bilgi güç ve bilgi iktidar. İslamiyet bilmeden nasıl yaşanır? Nitekim yaşanmıyor. Çünkü bilmiyoruz.Okumuyoruz, bilip okumayınca atalarımızdan öğrendiğimizde kalmıyor. Kalan tek şey Akif'in buyurduğu şekliyle; İslam'dan isim, Müslümandan resim. Yine de umutvar olmamız gerekiyor sizin gibi örnekler çoğalıyor ve kendi imanlarıyla birlikte başkalarınında imanını kuvvetlendiriyo rlar. Allah sizden razı olsun. İlminizi amelinizi arttırsın. kalbi teşekürlerimi sunarım.
Alıntı
 
 
+2 #3 RE: BİR MİSAL 2013-03-06 10:45
Mehmet Ali OĞUZ Kardeşimiz; Samimi bir Müslüman, Sahici Bir Aydın. Allah hayırlı, sağlıklı uzun ömürler versin. Kalemine kuvvet...
Alıntı
 
 
+2 #2 RE: BİR MİSAL 2013-03-06 01:20
Sa.sayın savcım..yazılar öyle çarpıcı ki o kadar..elinize aklınıza sağlık..zaten Kur'an ve hadisleri çok iyi bellesek pek sorun kalmayacak..benim kanaatim pek okumuyoruz, araştırmıyoruz.öyle olunca problemler üstüste biniyor..yazıların devamı dileğiyle..selamlar
Alıntı
 
 
+2 #1 RE: BİR MİSAL 2013-03-05 21:51
yazının girişi oldukça çarpıcı. Arı duru güzel dinimizi atalarımızın dini olmaktan çıkarılmalı. Kur'an-ı kerim'i de mezar kitabı olmaktan çıkarılmalı. çünkü KuR'an-ı kerimde " EY ÖLÜLER " DİYE HİTAP EDEM BİR BUYRUK YOK.sAYIN SAVCI bEYİN YAZILARINI BÜYÜK BİR DİKKATLE TAKİP EDİYORUM. eLİNİZE SAĞLIK
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün740
Dün2376
Tüm Zamanlar3939454
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 84 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2194
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?