Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon GENÇLİĞİN DEĞİŞEN YAŞAM TEMAYÜLLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 16
ZayıfEn iyi 

NaciCepeDeğişimin baş döndürücü trafiği dünyaya şekil vermeye devam ediyor. Dünya şekil aldıkça insan da değişiyor. Toprağa bağlı bir hayat biçimiyle yola çıkan insanlık, sanayileşme sürecini tamamladıktan sonra postmodern bilişim çağına da ulaşmış bulunmaktadır. Hayatın içinde değişime dair ne varsa herşey değişimin hızına tabi oluyor. Değişimin baş döndürücü gelişimine ayak uydurup değişeni daha kullan/a/madan dünya insanlığı bambaşka yenilikler ile tanışıyor.

Böylesine devasa bir hız değişimi karşısında gelişen dünyaya, insanlığın bir çoğu ayak uydurmakta yetişemiyor.Bilgi üretim trendi mesafe kat ettikçe algılarımız anlamamızı da güçleştiriyor. Dünya o kadar büyük bir hız trafiği içinde evrilleşiyor ki bu sürate yetişmek çoğu zaman düşünmeyi bile zorlaştırıyor.

Gelişim sürdükçe değişkenliklere olan ilgi algılarımız yetersiz kalıyor ve anlamamızı güçleştiriyor.
İnsanların bakış açıları muhayellerine göre değil, paketlenmiş yazılım programlarındaki formatlar baz alınarak yapılmaya teşvik ediliyor. İnsanlar susarak, düşünmeyerek önüne indirilen hazır yazılım programlarına göre karar verme ile karşı karşıya bırakılıyor. Hayatın esas başat aktörü olan insan figüranlık seviyesine göre indirgenip hayatın içinde büyük çoğunluğun içinde rol alıyor.

Dünyamızda büyük değişimler yaşanırken bilişim çağı kendine has bir kültür oluşturuyor. Bu kültür yer yüzünün her karış toprak parçasında kendine ait gücünü, kendine tabi kıldıran hakim bir anlayışla gösteriyor. İnsan kuşakları arasında giderek algı ve anlam farklılıklarını da derinleştiriyor. Bilişim kültürü; toplumların geleneksel kültürlerine meydan okuyan bir karşıtlıkla karşılarına dikilip başat iniyasatifini istediği gibi kurabiliyor. Varlığımı tanıyın! dercesine meydan okuyor.

İnsanlığın büyük çoğunluğu teknolojik bilgi otomasyonuna entegre oluyor. Okumuyor, düşünmüyor ve sorgulama yapacak kültür düzeyi bulunmadığı için susuyor ve kendine dair olan düşünceler ile konuş/a/muyor. Sanal alemde okuduklarını doğru kabul ederek gelişmişliğin trendindeki verilere uyma zorunluluğunda bırakılıyor.

Hazır bilgilerle hayatını idame ettirenlerin başında genç nesiller geliyor.Kitap okumayıp, sanal ortamdan daha fazla bilgi desteği aldığı için genç nesiller; kendine dair görüş ve düşünceler üretemiyor,müzakerelerde bulunup sosyal sorunlara çözüm önerileri serdetmede daha fazla katılımcı olamıyor.Zaman zaman görsel medyada gençlere ülkeyi yönetenlerin isimleri soruluyor “bilmiyorum” diyerek cevap veriyor.İç ve dış ülke konuları soruluyor cevap verilemiyor.Bu bilgisizliğin ya da daha doğrusu bu ilgisiz kalıcı boş vermişliğin sebebi nedir ne değildir soruları akıllarımızı fazlasıyla meşgul etmeye başlıyor.

Genç insanlarımız reel hayatın içinde müdahil olarak yaşamıyorlar.Toplumsal bir varlık olarak yüz yüze insanla iletişim diyaloglarından oldukça uzak kendi sanal/gerçekdışı dünyalarında yaşıyorlar. Bir ufuk oluşturacak bir güçlü istek morali ile bu gençleri destekleyecek idealler verilemeyince bir boşluğun içinde bulunduklarını düşünür halde ümitsizce yieislere istemeden kapılabiliyorlar.
İşte bu yazımızda ;değişen ve gelişen dünyamızda gençliğin yeni hal ve durumların üzerinde biraz durarak görüş ve düşüncelerimizi burada anlatmaya çalışalım.

SOSYAL YAPIMIZIN PSİKO-SOSYAL KRİTİĞİ

 

Genç nesillerin bugününü kritik etmeden önce altmış/yetmiş ve seksenli yıllarımızı bir bakış kazanmak için şöyle bir kısa gözden geçirmekte yarar vardır.Bu günleri yaşayan insanımızın daha ziyade okuyan kesiminde en çok ön plana çıkarılan konuların başında bir şey vardı.O da gelecek idealleriyle daha fazla haşır neşir içinde daha fazla bulunuyor olmamızdı.Çok geniş ufuklarımız ve içine sığamayacağımız hayallerimize bağlı gelecek idallerimiz vardı.Bir tarafta vatansever ve mükeddesatçı akımlar diğer taraftan sol dünya görüşünü benimsemiş akımlar başta okullar olmak üzere hayatın bir çok sosyal etkinlik ortamlarının içinde bulunuyordu.Çok okumalar ve düşüncelerle karşılıklı tartışmalar yapılıyordu.Her genç kendi dünya görüşü çerçevesinden hayata ve olaylara bakışını ortaya koyuyor ve ürettikleri bu düşüncelerle kendi ideallerinin peşinde koşuyorlardı. Bu koşuşturmaların içinde doğru ya da yanlış olsa da bir ruh ve heyecan dalgası genç insanların zihin dünyalarına hakim oluyordu.Bu gençlerin çoğu 17-18 Yaşlarındaydı ama kendinden çok daha büyük insanlardan daha fazla biliyorlardı ve kendi kendilerine kazandıkları mefkureleriyle ya da ideal düşünceleriyle çevrelerinde bulunan büyüklerini şaşırtıyorlardı.Bu dönemlerin en temel beğenilecek özelliği;okumanın,düşünmenin önemli olmasıyla beraber üretilen ideolojik fikirler ile heyecanla kendi idealleri uğruna dipdiri bir ruh halini taşımalarıydı.Dayanışma ve paylaşma içinde daha fazla olmalarıydı.Öyle ki birbirleri için canlarını verebilecek bir sevgi ile seviyor ve birbirlerine güveniyorlardı.Aralarında muhteşem bir fedakarlık ve güven bağı vardı.

Bu şekilde biçim alan düşünceler daha sonra Hegel'in belirttiği bir anlayışta yani,tez,anti tez=Sentez
Denkleminin sonunda bir düşünce var olunca, karşı bir düşünce de var olacaktı.Haliyle bu iki düşünce arasında bir çatışma çıkacak ve sonunda anarşizm ile bir son bulacaktı.Öyle de oldu ve ülkede bir çok genç insan zindanda ve bir çoğu da can vererek hayatlarını sonlandırdılar.

Böylesine bir dönem geçiren sürecin kuşakları bundan sonraki yıllarda kendi çocuklarını iyice koruma altına aldılar.”biz çektik siz de bizim gibi çekmeyin” diye çocukarını daha rahat ortamlarda yetiştirdiler.Yetişen bu insanlar da statü bakımından gelecekleri yerlere kadar geldiler.Onlar da çocuklarını kolay ve çok daha zengin ortamlarda ve yurt dışı tahsil yaptırarak yetiştirdiler.

Daha sonraları teknolojinin gelişiminde yükselişin tavan yapmasıyla daha fazla lüks ve daha fazla konfor içinde ultra bir seküler yaşam biçimi yüzünü gösterince hazları merkeze alan bencil bireycilik de artınca bu aşamadan sonra gelen genç nesillerde hayata bakış açılarında olağan üstü bir atalet ve durgunluk yaşanmaya başlandı.

Şimdilerde ise öylesine akim bir hal almış dinamizmi ve heyacanı olmayan bir yaşam atmosferinin içinde bulunuyoruz.Yüz yüze ilişkiler,komşuluklar,arkadaşlıklar,dostluklar ve hatta akidevi kardeşlik bağlarının bencil duyarsızlıkların içinde çözüldüğü bir süreçin içinde bulunuyoruz.Kimse kimseyi önemsemeden sadece ve sadece salt çıkarları için bir yaşam biçimi oluşturmuşça yaşıyor.Sosyal ilişkiler artık sadece maddi temelli.

Teknolojinin insana kazandırdığı verili durum insanın isteklerini doygunluk noktasına kadar taşıdı.Kimse kimseye ihtiyaçlı değil bu bakımdan kimse kimseyi manen önemsemiyor madden önemsiyor.Prestij,imaj ve vizyonlu olmak çok önemli hale gelmiş.Gelinen bu son nokta bir toplumun aidiyet değerlerinin ne kadar çözüldüğünü ve yıprandığının bir göstergesi olarak şunlar bulunuyor.
İşte boylesine bir doygunluk yaşam biçiminden sonra çok yakın ve içinde bulunduğumuz son yıllar dan sonra yetiştirdiğimiz konu edineceğimiz bu gençlerin durumu ise mateessüf vahim bulunuyor.

Öncelikle bu gençlerin 2013 'ün dünyasından sonra onları nasıl bir gelecek beklediğini elbetteki bilemeyiz ancak bu geleceği tahmin etmek pek de zor gözükmüyor olsa da en azından bir varsayım yapsak da yerinde olacaktır. .
Biz ebeveynlerin bir bölümü kabul edelim ki gençliğin aşağıda örnek ve istatistiksel bilgiler verilerek bu hale gelmesinden dolayı önce “anne baba biz suçluyuz” itirafını kabul etmeliyiz. Sonra da bu üzücü durumdaki bir sonuça nasıl gelindiğini kendimizi sorumlu tutmalıyız.

Neden mi? Bir evde anne ve baba çalışıyorsa çalışan bu anne ve babanın doğan çocukları daha ana sütünü bile doyasıya tatmadan biberonlu süt ya da mamalarla tanıştırıldıysa.Üstelik o çocuklarına doyurucu bir şefkat vermeden işten dolayı bakıcıların eline teslim etmişse.Sonra kreşlere sonra okula veya okullara derken çocuk delikanlı ve hanımefendi bir ergen kız oluncaya kadar yeterince ilgisiz kalınca çocuğun üzerinde önce ona zarar verici bir şefkat ve ilgi boşluğu bırakırız.Daha sonra gerek yemesinde gerek büyümesinde uzun zaman boşlukları bıraktığımız için çocuğun sosyal gelişimini bu aracıların eline bırakmaktan da sorumlu oluruz.

Daha sonra çocuğu ilk öğretimden itibaren bir yarış atı gibi öğrenimini herkesten daha iyi yapsın diye o dershaneden öbür dershaneye yarıştırır durur olmakla da çocuğun kişilik gelişiminden de sorumlu kendimiz oluruz.Bu çocuk genç kız ya da genç delikanlı olarak ergenlik çağına girince haliyle artık kendisi de bir arkadaş çevresi ile tanışacak.

Genellikle bu dünya;gençler için çekim alanı çok cazip tutkularla süslenmiş bir dünyadır.

Eğer genç hale gelen bu insan her tür olumsuz saydığımız ortama rağmen çevresi ve ailesiyle olumlu bir iletişim kurabilirse ne ala. Ama bu gençlerin çoğunluğu istenilen bu olumlu yakın ilgiyi büyük çoğunlukla pek kuramıyor.Ailenin dışında çevre dediğimiz başka bir dünyanın içinde yaşamaya başlıyor. Bu dünya ona ne verecekse onları almaya başlıyor.

GENÇLİĞİN YENİ SOSYAL YAŞAM ALANLARI

Fırsat bulursa bu gençler ses yarışmalarında, yetenek yarışmalarında,şov dünyalarında daha fazla vakit geçirmek isterler.
Şov dünyaları;bütün dünyada olduğu gibi bizde de yeni bir toplum modeli kurgulanmak için yapılır.Aile,kültür,ahlak,sanat,din gibi hiçbir değerin katılımda olmadığı;güç,iktidar, kazanma,zevk ve hırs üzerine kurulu yepyeni bir dünya oluşturma çabasının bulunduğunu da yadsımamalıyız.

Genç ergenlik çağına girdikten sonra ailesinin dışında daha fazla zamanını, edindiği çevresindeki arkadaşlarıyla daha çok zaman geçirmeye başlar.Ailesi kendisine ne şekil vermeye çalışırsa çalışsın gençlerin çoğu ailesinin dışında kendine özgü bir yaşantı içinde olmaya daha bir özen gösterir. Ailesine gerekirse yalan söyleyip istediği yerlere gitmekte kendini özgür kılar.Eğitim sisteminde sıkça yapılan yaz boz değişimler.Dershanlere ilk okuldan beri bir yarışçı gibi git geller ve sürekli sınavlar gençleri adeta canından bezdirir.Bu monoton kontrollü işkenceden kaytarabileceği boş zamanları adeta iple çeker özgür kalmaklığı sokak,sinema,stadyum,bar v.s gibi hangi mekan olursa olsun onun yaşamak için seçtiği özgürlük alanlarıdır.

“Televizyon dünyasında dizilerden sonra uyarlamada en başarılı olduğumuz yapım türleri hepinizin bildiği üzere, reality şovlar. Televizyon kanallarının büyük çoğunluğunun neredeyse gün boyu sıklıkla yer verdiği bu yapımlar; yayıncılık dünyasında “senaryosu olmayan gerçek yaşamdan kaydedilmiş dramatik ve mizahi durumları ekrana yansıtan ve karakter olarak profesyonel aktörler yerine gerçek kişileri kullanan bir televizyon programı” olarak adlandırılıyor.

 Ancak bu tanıma baktığımızda bizdeki reality şovlarda kurgunun ve karakterlerin ‘gerçek' olmadığını algılayacak birçok örnekle karşı karşıyayız.

Hayatlarını bu şovların stüdyoları arasında geçiren genç insanlar var artık. Bu, hayatı ‘görünmek' üzere kurmuş veya kurdurulmuş şahsiyetler, yemek yarışmasında umduğunu bulamayan, ses yarışmasına, oradan yetenek yarışmasına, bir şey çıkmayınca tropikal bir adaya; orada da başarılı olamayınca kendisi gibi biriyle bir aile kurup son günlerin en takip edilir görünen yarışması ‘Ben Bilmem Eşim Bilir'e katılabiliyor. Jean M. Twenge'nin tabiriyle ‘narsisizm illeti'ne tutulan insanlar... Twenge, W. Keith Campbell ile birlikte yazdığı Narsisizm İlleti kitabında narsisizmin modern toplumlarda obezite kadar yaygın bir şekilde arttığına dikkat çekiyor. İnsan ruhunun fast food'u olarak da tanımlanan narsisizmin bu kadar artmasının sebepleri arasında, internet dünyasının sağladığı ‘ego parlatıcı sanal şöhretler' ile televizyonlardaki reality şovları saymak mümkün. Ama daha gerilerinde ‘çocuk merkezli' aile yapısı ve bebeklikten itibaren çocuklarını gereğinden daha fazla ‘otorite'leştiren modern ebeveynlik gibi durumlar da var.”(1)

Gençlerimizin ilgi alanında öyle bir dünya da vardır ki bu alanda onunla bulunmaya zaman bile yetiştiremez.Bu da internet dünyasıdır.Şimdi de bu sanal dünyada gençlerin ilgilerine bir bakış yapalım:

Gençlere ulaşmanın en kolay yolu internet

IAB (Interactive Advertising Bureau) Türkiye İnternet Ölçümleme Araştırması gençlerin uyanık oldukları zamanın büyük bölümünü internette geçirdiklerini gösteriyor. Araştırmaya göre gençler internet üzerinden birçok şeyi aynı anda yapıyor. Bir yandan ödevleri için araştırma yaparken internet üzerinden müzik dinliyor ve arkadaşlarıyla mesajlaşıyor. Gençlerin yüzde 54'ü diğer mecralara da internet üzerinden ulaşıyor. Yüzde 32'si internetten radyo dinlerken, yüzde 34'ü internetten televizyon izliyor ve yüzde 39'u da gazetelerini yine internet üzerinden takip ediyor.

SOSYAL AĞLARIN GÜCÜ

Araştırma, sosyal ağların gençler tarafından yoğun olarak kullanıldığını gösteriyor. Gençlerin yüzde 66'si sosyal medyanın içinde yer alıyor ve yüzde 62'si de e-posta yerine sosyal medyayı arkadaşlarıyla haberleşmek için kullanıyor. İnternette oyun oynayanlar ise gençlerin yüzde 33'ünü oluşturuyor, yani 4.067.004 genç internet üzerinden oyun oynayarak vakit geçiriyor.

CEPTE İNTERNET YAYGIN

Araştırma genel kullanıcıların yüzde 32'sinin cep telefonlarından internete girdiğini gösterirken gençler arasında bu oran yüzde 42'ye çıkıyor. Araştırmada gençlerin yüzde 22'sini 12–17 yaş grubunun, yüzde 31'ini 17-21 yaş grubunun ve geri kalan yüzde 31'ini de 17-25 arası gençlerin oluşturduğu belirtiliyor. Ayrıca 12–25 yaş arasındaki gençlerin yüzde 53'ü erkek, yüzde 47'sinin de kadın olduğu bilgisine de yer veriliyor.(2)

ÖMÜR İNTERNETTE TÜKENİYOR

Türkiye’de her 10 gencin 9’u sosyal medyada ve zamanlarının çoğunu sosyal medyada harcıyor. Gençlerin uyumadıkları zamanıın yarısı sosyal paylaşım sitelerinde geçiyor.

Gençler, bütün bir hafta 50 saatini sosyal medyada geçiriyor. (25 saat hafta içi, 25 saat hafta sonu.) Bu süre 25 adet film izleme ile eşdeğer. Haftada ortalama 6 gün Facebook’a, 5 gün Twitter’a giriliyor. Gençlerin tamamına yakını her gün Facebook’u ziyaret ediyor. Twitter hesabı olanlar ise haftada en az 4 kere hesaplarına giriş yapıyor ve tweetleri takip ediyor.
Youth Insight’ın, gençlerin sosyal medyadaki davranışlarını anlamak, sosyal medya yoluyla markalar ile aralarında kurdukları ilişkinin boyutunu tanımlamak için bir araştırma yaptı. Araştırmaya 7 bölgeden 500 lise ve 500 üniversite öğrencisi katıldı.
Araştırmaya göre gençler, sosyal medyayı, toplumun diğer kesimlerinden çok daha hızlı benimsiyor ve hayatlarının vazgeçilmez bir ögesi haline getiriyor. Araştırmaya göre her 10 gencin 9’u sosyal medyada ve zamanlarının çoğunu sosyal medyada harcıyorlar. Gençlerin uyumadıkları zamanın yarısı sosyal paylaşım sitelerinde geçiyor. Üniversite öğrencilerinin ortalama arkadaş sayısı 400, lise öğrencilerinin ise 439 çıktı. Facebook’ta ortalama 415 arkadaşları var: Yani, bir markanın sadece 2.500 kişiyi bir araya getirerek 1 milyon kişiye ulaşma imkânı var.
Ünlü markalara meraklılar
Youth Insight’ın araştırmadan çıkan çarpıcı sonuçlar şöyle:
· Üniversitelilerin yüzde 71’i en çok akşam 20.00-02:00 arası Facebook’a giriyor. Liselilerin ise yüzde 67’si 16:00-00.00 arası Facebook’ta daha çok vakit geçiriyor.
· Facebook’ta yaklaşık her iki gençten biri, en az bir markanın sayfasını takip ediyor. Facebook’ta marka sayfalarının takip edilme oranı üniversite öğrencileri için yüzde 43, lise öğrencileri için ise yüzde 49 çıktı. Beğenilen/takip edilen marka sayısı, ortalama 17. En çok beğenilen sayfalar, hazır giyim ve telekomünikasyon markalarının sayfaları.
· Sosyal medyada çıkan markalar hakkındaki olumlu ve olumsuz yorumlar, her iki gençten birini etkiliyor. Olumsuz yorumlardan etkilenme oranı, olumlu yorumlara göre daha fazla.
· Twitter’da üniversite öğrencilerinin takip ettiği ortalama ünlü sayısı 24, lisede ise 22.8 çıktı.
· Twitter’da liselilerin yüzde 43’ü ve üniversitelilerin yüzde 39’u en az 1 ünlü sayfasını takip ederken, en az 1 marka sayfasını takip etme oranları sırası ile yüzde 18 ve yüzde 9’da.
· Her 10 gençten yalnızca 1’i kendisine ait bir bloga sahip. Blog sahipleri, haftada ortalama 2 kere paylaşım yapıyor.(3)

DÜNYADA GENÇLİK ARAŞTIRMASI ENDİŞE VERİCİDİR

Yapılan araştırmalar, batı dünyasında gençler arasında en fazla içki, uyuşturucu ve vahşi cinayetler ABD’de gerçekleşiyor. Bunun yanında en fazla egzersizi de Amerikan gençliği yapıyor.Amerikan gençliğinin gelişmiş ülkeler arasında en fazla alkol ve uyuşturucu kullanan gençlik olduğu saptanırken, gençlerin cinayet sonucu ölümleri de en fazla burada gerçekleşiyor.

Lancet medical journal’ın yaptığı araştırmanın sonuçları çok çarpıcı. Amerikan gençliğinin %20 oranında işsiz de olduğunu vurgulayan yayın, işsizliğin durumu körüklediğini de belirtiyor.
Yayında ayrıca 13-15 yaş arası çocuklarda aşırı kilonun yaygın gözlendiği de belirtiliyor. Avrupa ülkelerinde ise bu bir problem olarak görülmüyor.
Genç ölümleri üzerine verilen bilgiler ise ciddi boyutlarda endişe veriyor. 15-19 yaş arası hayatını kaybeden 100,000 çocuktan 17’si, oldukça cani cinayetlere kurban gidiyor. Bunun karşılığında İngiltere’de bu rakam sadece 1.
Lancet’ın raporunda, alkol kullanımı da endişe verici boyutlarda. Amerika’da 13-15 yaş aralığındaki kızlara sorulduğunda, %30’u son bir ay içinde en az 1 defa içki partisine katıldığını belirtiyor. Bu da gelişmiş ülkelerde en yüksek oran olarak görülüyor. Bunun yanında İngiltere dahil bazı Avrupa ülkeleri, sıralamaya dahi giremeyecek kadar düşük orana sahip.
13-15 yaş aralığındaki kızlarda cinsel aktivite yönünden ise birinciliği Danimarka alırken, onu İzlanda ve İngiltere izliyor. Erkeklerde ise birinciliği Yunanistan ve Danimarka paylaşıyor. En düşük oranların ise kızlarda İsrail’de, erkeklerde Belçika’da olduğu bildirildi.
ABD’de ise gençlerde cinsel ilişki oranı gelişmiş ülkeler ortalaması ile aynı düzeyde. Kızların %26’sı, erkeklerin %25’i ilk ilişkilerini 15 yaşına gelmeden yaşıyorlar.
Fakat şaşırtıcı olarak, obezitenin en fazla görülen ülke olmasına rağmen ABD’de 13-15 yaşa arası gençlerde egzersiz oranı da önde olduğu görülüyor. ABD erkeklerde ilk sırayı alırken, kızlarda İrlanda’nın ardından ikinci sırayı alıyor.
İstatistikler Avustralya Melbourne Üniver Dünya üzerinde 10-24 yaş aralığında 1.8 milyar insanın yaşadığı bunun da dünya nüfusunun 4’te birine denk geldiği bildirildi. Araştırmacılar problemlerin daha uzun ve düzgün eğitim dönemleri, evlilik yaşında ciddi gecikme ve ailelerin çocukları ile olan ilişkilerinde iyileşmeler yaşanması ile daha düşük seviyeye çekilebileceğini vurguluyor.Prof Patton konuşmasında önemli bir noktaya da özellikle değinerek; “Bu gençler, kendilerinden önceki nesillere nazaran çok farklı yollar seçmekteler. Bu da onlar çok farklı sağlık ve sosyal zorluklar getirecektir” dedi. Aynı zamanda dijital medya, endüstrileşme ve küreselleşmenin de etkilerinin önemini vurgulayan profesör, ailelerin bu konulara dikkat etmesi gerektiğini de belirtti.
Prof Patton son söz olarak endişelerini dile getirdi:“Dünya tarihinin şimdiye kadar gördüğü en geniş nesil olan bu neslin sağlık profili ciddi düzeyde endişe vercidir.”sitesi öğretim görevlisi profesör George Patton tarafından iki aşamalı yapıldı. Profesörün çalışmaları büyük ilgi görürken The Lancet Series on Adolescent Health’de de yayınlandı.(4)
GENÇLERDE DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI VE RUHSAL SORUNLAR
Gençlerde davranış bozuklukları ve çeşitli nedenlere bağlı ruhi sorunların giderek yaygınlaştığı uzmanlara göre bunun nedeninin geleneksel aile profilinin aşınmaya uğraması olarak yorumlanıyor.Konforun yaşantımızda daha fazla rağbet görüldüğü bir zaman ortamında lüks olan eşyaya daha bir erişim isteği oluşuyor.Postmodern toplumun taleplerinde almaya yönelik tülketici psikolojisinin oluşması neticesinde istediklerine daha fazla sahip olma istek talepleri artınca bu talepler karşılanamayınca evliliklerde boşanmalar hızını kesmeden çoğalıyor.Haliyle aile parçalanınca ayrılıklar oluyor ve olan orta yerde kalan çocuklara oluyor.Bu nedenlerle bile parçalanmış aile çocuklarının davranış bozuklukları da boy gösterebiliyor.
Bunların dışında genç insanlara üniversite sınavlarına hazırlık öncesi okuldan sonra dinlenmek için kullanılacak bütün zamanların dershanelerde geçirilerek harcandırılarak kullandırılması genç insanın psikolojisini bozan sebepler arasında sayılabilir.Bir de üstelik okuldaki sınavlar yetmiyormuş gibi bir de derhanelerde sınav baskısının genç öğrencinin üstünde olması ayrıca psikolojik endişeleri arttırmasına neden olur.İşin içinde bir de ebeveynlerin çevreye karşı “elalem ne der baskı korkusu”gencin üstüne yüklenince kıstırılmış psikolojik bir başka hal durumuna sokar ki bu neden bile davranış bozukluklarına davetiye çıkarabilir.
Bir de gencin kitle iletişim arçlarıyla ve bilişim dünyasıyla ilgili olması ve bunlara da bir zaman ayarlaması yapamamsı bir başka sıkıntıya sebep olabilir.
Bir de bunca uğraştan sonra bir başarısızlığa uğranılması sonunda bir çağın yeni hastalığı olan Anksiyeteye/kaygı hastalığına yakalanınca gencin işi daha da taşınamayacak noktalara bile gidebilir.
ANKSİYETE ORANI 1 YILDA YÜZDE 20 ARTTI

Bilim dünyası da içine düştüğümüz bu toplumsal sendromu geçen aylarda belgeledi. Dünya Akıl Sağlığı Örgütü, 18 ülkeyi kapsayan araştırmalarının sonuçlarını açıkladı. Buna göre anksiyete (yani kaygı) şu anda akıl sağlığı konusunda dünyada karşılaşılan en yaygın problem. Zira panik atak, obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, fobiler gibi klinik olarak saptanan bütün anksiyete vakalarında son yıllarda büyük bir artış yaşanıyor. Sadece son bir yılda ise anksiyete oranında yüzde 20'lik bir artış oldu. Yani rakamlarla belli: Günümüz toplumu kaygı toplumu!
İlla klinik boyutlarda olması gerekmiyor. Ekonomik krizin ağır bir yük olarak sırtımıza bindiği son dönemde 'ya kiramı ödeyemezsem,', 'ya işsiz kalırsam', 'ya borçlarım yüzünden haciz gelirse' “ya bu sınavı başaramazsam””Ya üniversiteye giremezsem””Ya okulumu bitiremezsem” “Ya öğretmen olduktan sonra atanamazsam” gibi kaygı ve tedirginlikler tüm toplumlarda bir salgın hastalık gibi yayılıyor.(5)

Bu kaygılardan bir anektod aktarmak istiyorum.Manisa ilimizin bir ilçesinde bir genç öğretmenin okulunu bitirdikten sonra mesleğe girebilmek için KPSS sınavlarına giriyor.Kaç kez girdiğini bilmiyorum ama girdiği en son sınavdan 84 puan alımış. Kendi branjına verilen kontenjan yetersizliğinden öğretmenliğe geçiş yapamıyor. Çevre “ne oldu,işe başladın mı?” durmadan soruyor.Babası da bu sorulara muhtap oluyor çevresinden”senin oğlan öğretmenliğe ne zaman başlıyor”diye sorulunca.Okulunda çok başarılı olan oğluna”sen ne zaman öğretmenlik yapacaksın” diye babası da sorar.Oğlu da ailesinin ve çevresinin baskılarından bunalır ve babasına şöyle seslenir”babacığım yarın öğleden sonra sana müjdeli haber gelir” diyerek konuyu kapatır.Ertesi gün öğleden sonra ilçenin tren istasyonunda tren rayları üstünde kalmış bir gencin cesetine görüyorlar.Babasına acı haber tez duyurulur.” Oğlunuz vefat etmiş. Başınız sağolsun”
İşte bu istikbal ya da gelecek kaygılarını gerek puan rekabet yarışından kaynaklı sancılar gerekse çevrenin dayattığı baskılar bir gencin intiharına neden olabiliyor.. Kim bilir bilinmeyen ne acılar yaşanacak bu kaygılar yüzünden. 21.Y.Y insanlık üzerine bilinmeyen ne hastalık kaygıları yükleyecek kim bilir ?

HER DEĞİŞİM HAYATTA YAŞAMA ÜMİDİ OLAN BİR YENİLENME OLMALI
Hayat var olduğu sürece hayatın içinde herşey değişmeye yöneliktir.Değişimin gücü durmaksızın hareket gördüğü sürece eski olanı değiştirerek ve yenileyerek yoluna devam eder. Her eskiyen şey yerini yeni olana bırakır.Bu muhteşem dinamizmin tekrarı “yaradılış devam ettiği sürece”kıyamete değin anbean var olacak bir hakikattir.Bir söz vardır “değişmeyen tek şey değişimdir” diye.
Yukarıda ifade ettiğimiz değişim esaslı gelişmelere teknolojinin verileriyle nasıl kavuştuysak, ülke olarak da bu gelişmelere göre zihniyet değişimlerimizle de kendimizi yenilemek durumundayız.Mevcut iktdar erkinin on yılını nasıl ülkenin her bir yanını imar ederek tepeden tırnağa kalkınma hamleleriyle en güzel hizmetleri sunarak vatandaşlarımızı bu yatırım teşebbüsleriyle memnun ettiyse bundan sonra da yatırımlarını bizzat insan'nın kendisine yaparak yola devam etmesi beklenmektedir.
Ülkemiz bugün için dünyanın en genç nüfusu olan ülkelerinden biridir.Bu sözünü ettiğimiz genç nüfus iş hayatına istihdamı sağlanıp işsizlik sorunları çözülüp bir moral bulursa, aşamayacağı engeller ve çözümsüz sorunlar kalmayacaktır.Bunun için öncelikle ülkemizdeki terör ile ilgili sorunu ve komşu ülkelerimiz olan Irak ve Suriyedeki savaşın bir an evvel bitmesi gerekir.
Ülkemiz içinde yapılacak bir diğer icraatların en başında ise sayın başbakanın da her zaman şikayette bulunduğu “hantal bürokrasisinin”adam akıllı bir revizyondan geçmesi gerekir. Belli bir plan ve program dahilinde yaşlı bürokratların tasviye edilip yerine genç ve dinamik eğitimli ve kültürlü insanlarımızın bir an önce istihdamı sağlanmalıdır.AB 'ine girebilmek için onca yıldır bize dayatılan(kendilerine göre altmış beş yaş ile sınırladıkları )emekli yaş sınırı hiç değilse beş yıllığına erteleyip yaşlı bürokratların bir an önce tasviyesine gidilmeli. Bunun yerine genç ve bilgi düzeyi çok daha yüksek olan insanlarımızı sadece bir kez beş yıllığına erteleyip istihdam sağlayarak yola devam edilmeli. Bu ülkenin önü genç ve bilgili kadrolarla daha çabuk aşılabilir. Pilot uygulama olarak ilk önce İNSAN'A YATIRIM'IN en iyi uygulama adresi olan Milli Eğitim sisteminden bir başlangıç yapılabilirse ülkemiz derin bir nefes alacaktır.

Genç ve dinamik insanımızın “Kayıp nesiller” olarak heba edilmemesi için istihdamı sağlayacak acil eylem planları hayata geçirme teşebbüslerinde bulunulmalıdır. Eğer gençlerimize istihdam edilecek iş alanları sağlayamaz isek ülkemizin gençlik enerjisi boş yere heba olacaktır.Gençlerimize sadece iş sağlamış olmayacağız aynı zamanda şu yaşadıkları “Ne olacağım korkusu ile” belirsizliğini dayatan kaygı psikolojilerinden onları kurtarıp hayata tutunmasını ve ülkesine daha yaraşırlı hizmetler sunmakla hiç ummadığımız verimli zenginlikler katmış olacağız. Gençlerimiz, kendilerine bir ümit olacak çalışma hayatına geçişini sağladıktan sonra sayın başbakanın nüfusumuzun yaşaması için önerdiği üç çocuklu aile olmaklık beklemekte olan bir hayal olmaktan da çıkacaktır. Genç ve zinde bir toplum olmak genç insanlarımıza iş istihdamı sağlamamızla mümkün olabilir. Eğer gençlere sahip çıkamaz isek nitelikli , bilgili diplomalıların sayısını arttırarak hiç istenmeyen adreslerde boş zaman geçirmelerini bekleyeceğiz. Ülkemizin gençliğinin boşa geçirecek ve heba edecek zamanı yoktur. Yöneten iktidar erkinden gençlerimiz kendilerine bir ilgi ve yakınlık beklemektedirler.

NOT: Yazarımızın bu yazısı; UMRAN DERGİSİ, MART 2013 Sayı: 223’de yayınlanmıştır.

(1)Zaman gazetesi 14.11.2012 Emine Uçak Erdoğan
(2)(Yeni Şafak 14.03.2011)
(3) http://www.turkishny.com/headline-news/2-headline-news/87399-dunyada-genclik-arastirmasi-endise-veriyor

(4)Cumhuriyet 17.10.2011(5)

http://aksam.medyator.com/2009/06/16/haber/pazar/

Son Güncelleme (Perşembe, 14 Mart 2013 12:41)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #6 RE: GENÇLİĞİN DEĞİŞEN YAŞAM TEMAYÜLLERİ 2013-03-10 14:12
Güçlü kaleminle yine döktürmüşsün. Nedense site sahibi şaair-yazar abimizinde ismi Naci.Yoksa güç isimden mi geliyor.
Alıntı
 
 
0 #5 RE: GENÇLİĞİN DEĞİŞEN YAŞAM TEMAYÜLLERİ 2013-03-10 10:57
Tebrikler can dostum. Her zaman olduğu gibi iyi bir gözlemci, iyi bir araştırmacı ve iyibir düşünür yönünüzü bu yazıda da konuşturup insanlığa hizmetinizi sunmuşsunuz.
Bilgi ve teknolojinin tetiklediği değişim ve dönüşümün; bencilliğin, hazcılığın ve sekülerizmin zirvesindeyiz.
Düğümleri çözülmüş halıya döndük. Böyle zirvelerin çöküşü berbat olur. Çöküşü ve kokuşmayı durduracak, yep yeni bir diriliş yaratacak programlara ihtiyaç var ve acele etmemiz gerekiyor. Yazınız inşallah yeni dirilişlerin başlangıcına vesile olur. Teşekkürler, tebrikler, herkese selam ve sevgiler...
Alıntı
 
 
0 #4 TEBRİK ve TEŞEKKÜRadministrator 2013-03-08 16:04
Yazarımızı; düşünce cidarını patlatan, alarm sinyali veren, ilgilileri ve yetkileri acil eylem planı'nı yapmaya teşvik eden makalesinden dolayı tebrik eder, geleceğimizi tehdit eden negatif hadiselere dikkat çektiği için de teşekkür ederiz. Yaşlıların tecrübesini, gençlerin enerjisiyle birleştiren stratejilere ihtiyacımız vardır. N.Gümüş-İZMİR
Alıntı
 
 
0 #3 TebrikMehmet Ali OĞUZ 2013-03-08 14:45
Değerli araştırmacı, sosyal bilimlerden son derecede yararlanan yazarın bu nefis incelemesinin tüm aydınların ve yöneticilerin yararlanması dileği ile tebriklerimi sunarım.
Alıntı
 
 
0 #2 RE: GENÇLİĞİN DEĞİŞEN YAŞAM TEMAYÜLLERİ 2013-03-08 13:17
bu küçük kitabınızın , gerçekçi dibinene kadar irdelenmiş temel tespitleri, imzalanacak bir kitaba dönüştüğünü görürüz inşallah. Elinize beyninize sağlık.
Alıntı
 
 
0 #1 Avukat 2013-03-08 13:01
Değerli Naci bey,
Yazınızı hem analitik olarak hem de güzel düşünce olarak kutluyorum. İğne ile kuyu kazmak zordur ama imkansız değildir. İğne ile kuyu kazmaya devam lütfen. Allaha emanet olun.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2870
Dün2795
Tüm Zamanlar4207361
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 69 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?