• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama
Hata
  • JUser::_load: Unable to load user with id: 6898

PostHeaderIcon EN SONUNDA ÜÇ KİŞİ OLABİLDİK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


Bir köşe yazarımız ‘sıvı sabun, şampuan, çamaşır ve bulaşık deterjanı gibi ürünlerin temizlenemez biçimde çevreyi kirletip kansere yol açtıklarını, ancak deterjan şirketlerinin en büyüklerinin, aynı zamanda kozmetik, tıp ve tarım ilaçları ile yapay gübre de üreten (global) sanayi kuruluşu nitelikleriyle yaşamı doğrudan yönlendirdiklerini, bunların devlet üstü devlet şirketler olarak hükümetler (oluşturup) yönettiklerini, yasalar çıkartıp bozdurduklarını’ belirtiyor (Mine Kırıkkanat, Cumhuriyet, 17 Mart 2013). Bir de işin şu yanı önemli: Çevre ve insanın canına okuyan söz konusu kesimlerdeki üretim artışları da, sermaye memurlarınca, ‘büyüme’ kuyruklu yalanı başlığı altında ‘servis ediliyor’.

Dünyamızın önemli bölümünü global şirketlerin yönettiğini, devlet örgütlerinin aslında birer ‘sekretarya’ olduklarını görebilen (Tema’nın başındaki bilge zatla birlikte) üç kişi olduk (Üç kişi olmanın kötü bir yanı da var, çünkü her zamanki gibi ‘3’ün 1’i’ sıfatımız bir kez daha vurgulanmış oluyor). İşin genelinde, sermayenin ‘sırf zevkli bir maç olsun, sermaye yönetiminin varlığı gölgelensin’ diye ortalara saldığı rekabetçi ve ‘motive’ kişilerle, örgütlerle uğraşmak okumuşların başlıca meşgalesi olmayı sürdürüyor.

TRT haberinin özeti: Silah ticaretine bir standart ve denetim getirilmesini sağlayacak bir küresel silah ticareti anlaşması yapılmasına yönelik görüşmelere yeniden başlandı. Oyuncaklar ve hatta domatesle ilgili böyle anlaşmalar varsa da silah üzerindeki önceki görüşmeler hep ‘akamete’ uğramış. Genel Sekreter Ban Ki Moon, BM çatısı altında varılacak güçlü bir anlaşmanın savaş baronları ile organize suç örgütlerine büyük darbe vuracağını söylüyor (Böylece de silah işini fiilen bu grupların yönettiği ifade edilmiş oluyor). Silahlardan kaynaklanan şiddet her yıl en az 500 bin insanın öbür dünyaya erken geçişine yol açıyor.
Silaha yatırılan para yine yıllık 70 milyar dolar dolayında (kayda geçenler, tabii). Dünyanın bir numaralı silah üretici ve ithalatçısı konumundaki ABD’de güçlü silah lobileri anlaşma olmaması için uğraşıyorlar (İç silahlanmaya karşı girişimlerin önü de başarıyla kesildi). Çin bile silah ihracatında çağ atlayıp beşinciliğe yükselmiş. Silah üretimi de büyüme yalanı içinde, malum. Dünya para sistemi, akışkanlığı sağladığı için ‘uzmanlarınca’ başarıyla sürdürülüyor.

Uyuşturucu konusuna girsek, yine bunun gibi bir şey.

Peki, bunca rezillik nasıl sis perdesi arkasına sokulabiliyor… Bir hocamız (Türkkaya Ataöv) ‘Emperyalizmin Kulu Siyasal İslam’ başlıklı yazısında şöyle diyor: ‘Günümüzdeki siyasal İslam temelde uluslararası tekelci sermayenin ve uzantısı emperyalizmin dostudur, onun ayrıntıda kalan çelişkisine karşın, emperyalizmin karşıtı değildir. Kapitalist üretimin gereksinmeleriyle, bu arada çığ gibi büyüyen eşitsizlikle uyuşur. Onun ağır bastığı ülkelerde İslamcı akımlar güçlüyü daha güçlü kılan gerici yasalara karşı çıkmazlar’ (Cumhuriyet, 18 Mart 2013). Hocamız dördüncülüğü kabul ederse, başımızın üstünde yeri var. Aslında, global şirketler yönetimi, yalnızca İslam’ı değil, insanları ‘ötekileştirici’ bütün dinleri, inançları (etnik milliyetçilik, dahil) ve inançsal eylemlerde bulunan dernek, vakıf ve toplulukları da yedeğine takıp istediği yere taşıyor. Sol da bağlam içinde. Ülke CEO’luğu ve acımasızlığını başarıyla temsil eden Sarkozy gitti de yerine sosyalist Hollande gelip sermaye savaşçılığını Afrika’nın göbeğine başarıyla taşıdı (Attila İlhan’ın televizyonda ve o tatlı diliyle Fransız solculuğuyla dalga geçen açıklamalarını hep anımsıyorum).

Ama, ‘şu ya da bu kepazelik artık gerekli değil, haydi barışın’ deyip arada bir de birçok yaşamı kurtaran sermaye yönetiminin, böylesine ‘insancıl’ tarafları olabildiğini de unutmayalım.

Not: Çanakkale savaşı ve büyük şair Mehmet Akif Ersoy’un şiirindeki antiemperyalist yaklaşımının, mevcut üst yönetimleri ilgilendirdiği için, ‘şüheda’ edebiyatıyla sislendirilmesi çalışmaları da ‘başarıyla’ sürdürülüyor. Bilimsel araştırmalarla da gösterildiği üzere malikanelerini büyütme amacıyla milyonlarca genci savaş ateşi içine sürmekten çekinmeyen sapık Avrupalı (özellikle de İngiliz) sömürgeciler niçin tarih sahnesine çıkarılmıyor… Neden dersiniz…

Son Güncelleme (Cumartesi, 12 Kasım 2016 21:43)

 

Degerli Yazarimiz Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 26 Mayıs 2018.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün599
Dün1485
Tüm Zamanlar4528239
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 53 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 5217
İçerik : 1505
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?