• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon İZ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
HİKAYELER - Seçme Hikâyeler

 

Mutfaktaki işine ara verdi genç kadın. Avlu kapısından başını uzattı. Sokakta, kuru sıcağa rağmen kontrolsüz tiz sesler çıkararak harala gürele oynayan çocuk kalabalığını gözden geçirip kızını seçti. “Ayşan, kardeşin nerede?”
Dokuz, on yaşlarındaki kız, hiç düşünmeden “Burada!” dedi. Bacaklarıyla gövdesine dik açı yaptırmıştı. Elindeki yassı taşı mühimseme dolu birkaç tartımdan sonra tam karşısında, büyükten küçüğe doğru üst üste sıralanmış minik bir taş kuleye doğru kaydırırken, çevresine bakmaya gerek görmedi.
“Hani nerede? Göremiyorum!”
Yası taş, taştan kuleye çarpıp yerle bir etti. Her bir taş kül gibi olmuş toprağı yararak, sekti, havaya tozdan sütunlar kattı. Çocuklar sevinç çığlıklarıyla inletti sokağı. Ama Ayşan, zafer çığlıklarına katılamadı.
Dönüp, öteyi beriyi, gözünün görebildiği her yeri taradı. Kardeşi yoktu. Kadın, oğlan eve girmiştir belki umuduyla içeriye çekildi. Ayşan zaferinin tadını çıkarmaya döndü. Az sonra annesi endişeden çarpılmış bir çehreyle yeniden belirdi avlu kapısında. Öfkeli, suçlayıcı kelimeleri ekledi birbirine. Ayşanla arkadaşları yandaki meyve bahçesine, arkadaki ve öndeki sokağa, okul bahçesine, aydınlıkla dolmuş her yere baktılar. Yoktu; üç yaşında bir toraman oğlancık, gözleri desen kudretten sürmeli, sebepsiz ölen üç çocuktan sonra hayatta kalmayı başaran bir kıymetli çocuk, lüle lüle sarı saçları omuzlarına inen bir melaike, bir kartopu. Güneşe bakarken bir gözünü kapatması; kimselerin görme şansına eremediği, kulaktan kulağa aktarılana göre, babaannesi. Kardeşi, oyun delisi Ayşan’dan yedi yaş küçük. Ayşan’ın kabahati çok büyük.
Ortalık yerlerde bulunamayınca oğlancık; Ayşan, kapıları ardına kadar açık komşu evlerine daldı, oda, salon, mutfak, kiler, odunluk, hamam demedi aradı. Yok, yok, yok! Kardeşini bulamayınca en kötü ihtimaller yoklamaya başladı zihnini. Kendisine ayak bağı olan, yedi yıllık tek çocuk olma saltanatına son veren, ikide bir itip kalktığı hem başının belası, hem de dünya tatlısı kardeşini çingeneler mi kaçırmıştı? Bu düşünceye dayanamazdı işte. Birden bire gökyüzü eğrilip bükülmeye, büküldükçe alçalmaya, hava sıkışa sıkışa yoğunlaşıp, kalın bir bulamaç halini almaya başladı. Gökyüzü alçaldıkça güneş daha çok yaktı, her yeri kehribar renkli bir har bastı. Ayşan’ın gözleri yandı. Etraftaki çalılar tutuşmuş olmalıydı, kasvetli gri bir duman her yanı kapladı. Göz gözü göremez oldu. Ayşan, dumanla birlikte kalın bulamaç soludu, kalın bulamaç önce güm güm atan kalbine oradan dokularına, dokulardan da hücrelerine yürüdü. En çok da boğazını tıkadı soluk aldırmadı. Nefesi kesildi kızın. Soluk almak için höyküre höyküre, salya sümük ağlamaya başladı, küçüldükçe küçüldü. Küçüldükçe, cansiperane, her yeri yeni baştan aradı. İğreti merdivenleri hızla tırmanıp damlara çıktı, damdan dama atladı, her yeri kolaçan etti, yılan deliğine bile baktı ama nafile; yok, yok, yok!
Evlerinin avlusunda deli divane annesinin başına toplanmış komşular gördü. Uzak yakın ne kadar akraba varsa artık etrafta dayı, hala, birer çocuk saldılar. Teselli verdiler annesine, yüreklendirdiler. “Nereye gidecek el kadar çocuk? Buralardadır!” dediler. Kasaba tarihinde çocuk kaybolması görülmüş, duyulmuş değil; ancak başıboş gezen, dilenen, çingeneler heybelerine çocuk atıp kaçırırlarmış zamanında…
Gidenler, yanlarına katılan akrabalarla eli boş döndüler.
Her zihinde başka başka düşünceler filizlendi. Her düşünce dile geldi. Çarşıya babasına gitmiştir, diye babaya haber verildi. Büyük küçük herkes her taşın altına, her ağacın arkasına, her duvar dibine baktı. Yetmedi, aşağı ve yukarı mahalleler elek elek elendi. Düşe kalka derelere, hendeklere bile baktı Ayşan.
Anne, kocasını görünce karşısında endişeli, şak diye düşüp bayıldı. Ayşan, babasının gözlerini görmemek için, toza toprağa bulanmış kan ter içinde, hiç kimseye görünmeden, suçlu… Kadın kalabalığını aşıp eve süzüldü. Zaten küçüle küçüle görünmez olmuştu ya toprak evin loş serinliğinde beyaz badanalı duvarlar gizemli bir farkındalıkla, bir şeyler fısıldıyorlardı, tam anlamasa da. Önüne geçemediği bir dürtüyle anne, babasının yatak odasının kapısını aralayıp girdi. İlerleyip odanın ortalık yerinde durdu. Annesi tarafından, her ay, en az bir kez kitreyle ovulmaktan helak, kehribar rengiyle nefti yeşil arası bir hal almış uzunca odanın, cilalı, parlak, toprak zemininde başlayıp duvara dayalı pirinç karyolanın altına uzanan ya da karyolanın altından başlayıp odanın ortasında sonlanan lekeye dikti gözlerini. Perdesi kapalı odada çöreklenmiş bir yılan gölgesini çağrıştıran, kıvrımlı, durağan lekenin nerede başlayıp, nerede bittiğini anlamak için karyolanın dantelli, kanaviçe işli örtüsünü düşünmeden hızla kaldırdı. Loş odadan daha karanlıktı yerle yeksan geniş pirinç karyolanın altı. Düşünmeden yüzükoyun yere uzandı, çıplak toprak zeminin iç ferahlatan serinliğine karıştı. Elleri yerde, karın üstü, zaten küçülen bedeniyle, karyolanın altına sürüngen gibi çekti kendini. Suçlayan bakışlardan ve sözlerden kaçmak için ne güzel bir yerdi burası. Duvarın neredeyse önünde, ilk bakışta, annesinin tertip düzen diye geriye ittiğini düşündüğü tor top bir bohçaya ilişti gözü. Yılan gölgesi, durağan lekenin kaynağı. Gözleri kavrulmuştu ya daha da sürünüp eliyle yokladı bohçayı:
Kardeşi, temmuz sıcağında uyumak için evin en serin köşesini seçmiş, kıvrılmış yatıyordu. Her zamanki gibi altını ıslatmıştı. Göremese de gökyüzünün hızla yerine çekildiğini, havanın seyrelerek eski haline döndüğünü bildi Ayşan. Kendisi de hızla büyümeye başladı, küçüldüğü kadar gerisingeri büyüdü. Büyüyen bedeniyle sıkışıp kalmamak için karanlık ve daracık yerde hırsla dürtükleyip kardeşini, bacağından yakalayıp sürükledi…

 

Degerli Yazarimiz İlkay YILMAZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 25 Mart 2012.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün920
Dün1626
Tüm Zamanlar4409118
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 87 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2925
İçerik : 1504
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?