Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon ELLE GELEN DÜĞÜN, BAYRAM MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


Bir hafta sonu ailemle birlikte bir çay bahçesine gitmiştik. Oldukça kalabalık olan parkta sıkıştırılmış masalardan birine oturduk. Hemen arkamdaki masada da kalabalık bir arkadaş grubu oturuyordu. İstemeyerek de olsa konuşmalar işitiliyordu. Bir ara kulağıma gelen bir diyalogdan adeta ürperdim. Benden rahatsız olmasınlar diye arkama dönüp de bakmadım. Gruptan biri aynen şöyle diyor: “Önemli değil kardeşim, Cehenneme mi girecekmişim, tamam açın kapıyı girerim, ELLE GELEN DÜĞÜN BAYRAM !”

Gruptan biri itiraz edercesine “Ama orada devamlı kalınacak” tarzındaki şefkatli uyarısının da hiçbir tesiri olmamıştı. Düğün meraklısı kişi kahkahalarla ortalığı çınlatıyordu. Dinlenmek için gittiğim park benim için adeta Cehennem olmuştu. Bu şekildeki bir sözü ancak Allah’a inanan fakat âhirete inanmayan bir kimse söyleyebilir. Fazla oturmadan evime geldim. Bu olaydan çok etkilenmiş, bir hayli üzülmüştüm.

Bilindiği gibi sıkıntılı durumlardan kurtulmak için en güzel ilâç Kur’andır. Tüm dünya insanlarının karanlıklardan aydınlığa çıkabilmeleri için Rabbimizin bizlere hediye ettiği Kur’an çok açık bir biçimde herkesin anlayabileceği mûcize bir kitaptır. Yeter ki anlamak istensin. Tabii anlamak için orijinalinden nağmeli bir şekilde okumak yeterli olmuyor. Tüm dünya insanları kendi dilleri ile okumalı. Ne yazık ki asırlardır “Kur’an Arapça inmiştir, Arapça kutsal lisandır” “Kur’ânı herkes anlayamaz” gibi önyargılar ile üzeri örtülmüştür.

Değerli araştırmacı Hakkı Yılmaz beyefendinin yıllarca süren çalışmaları ile istifademize sunduğu 11 ciltlik “Tebyînü’l Kur’an” ve inzal sırasına göre necm necm “Türkçe Kur’an” adlı meali açtım ve okumaya başladım. Bundan 5 yıl önce bu âyeti o kadar araştırmama, soruşturmama rağmen bir türlü anlayamamıştım.

{Ve kâfirlerin; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmiş olan kişilerin hâli, sadece bir çağırma veya bağırmadan başkasını işitmeyen şeylere çoban haykırışı/ karga haykırışı yapan kimsenin hâli gibidir; sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden onlar akıl da etmezler. Veya küfretmiş; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmiş olan o kişilerin hâli, evlerinin çatıları çökmüş bir kente uğrayan kimse gibidir: O kimse, “Bunu, bu ölümünden sonra Allah nasıl diriltecek?!” diyerek inançsızlığını ortaya koydu. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti. Allah, “Ne kadar kaldın?” dedi. O, “Bir gün yahut bir günün bir kısmı kaldım” dedi. Allah, “Tam tersi, sen yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine-içeceğine henüz bozulmamış, eşeğine de bak. –Ve seni insanlar için bir âyet kılalım diye…– O kemiklere de bak, onları nasıl yüksekleştiriyoruz. Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?” dedi. Böylece ona açıkça belli olunca, “Şüphesiz Allah'ın her şeye güç yetiren olduğunu daha iyi biliyorum” dedi.} (87/2, Bakara/171, 259)


Âyetleri okudum. Uzun süre düşündüm. Bu âyetler ile ilgili olarak arkadaş gruplarında verilmek istenen mesajın ne olduğu konusunda anlatılan açıklamaları da dinlemiştim. Klâsik anlayış içersinde bu âyetlere çok değişik anlamlar verildiğini de araştırmalarım sonucunda öğrenmiştim. Bir insanın yüz sene öldükten sonra tekrar diriltilmesinin Kur’ânın ana ilkeleri arasında bulunan “Sünnetullah’ın değişmezliği” prensibi ile bir türlü bağdaştıramıyor, muhataplarımın “Allah her şeye kadirdir” itirazlarına ilmî bir açıklama getiremiyordum. Ne zaman ki “Tebyînü’l Kur’ân” ile tanıştım, senelerce düşünce sistemimi meşgul eden birçok âyetin anlaşılabilir olduğunu, Kur’ânın Kur’ân ile sağlamasının yapılarak okunması gerektiğini öğrenmiş oldum.

Âyette geçen, "Bunu bu ölümünden sonra Allah, nasıl diriltecek?" dedi ifadesine göre, bu kişi, Allah'a inanan, fakat âhirete inanmayan bir kişidir. Mekke müşriklerinin de, Allah'a inandıkları hâlde ölümden sonra dirilişe inanmadıklarını gösteren birçok âyet mevcuttur. İşte Kur’ândan bir örnek: Yine andolsun ki onlara sorsan: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim kontrol altına aldı?" Kesinlikle, "Allah" diyeceklerdir. O hâlde nasıl çevriliyorlar? (Ankebût: 61)

Bakara 259 cu âyetinde verilen örnekteki kişi, uğradığı harap olmuş bir kent halkını Allah'ın nasıl dirilteceğini havsalasına sığdıramaz. Allah da onu öldürüp tekrar diriltmek suretiyle bunu gösterir. Bunun üzerine o, "Şüphesiz Allah'ın her şeye kadir olduğunu daha iyi biliyorum" der. Böylece Allah'ın diriltmesini bizzat yaşayarak öğrenir.

Âyette dikkat edilmesi gereken nokta, örnek verilen kişi ile ilgili; "Şüphesiz Allah'ın her şeye kadir olduğunu daha iyi biliyorum" dedi ifadesidir. Bu ifadeye göre, bu kişi için artık mesele, iman meselesi olmaktan çıkmış, bilgi meselesine dönüşmüştür.

Bilgi ise iman ile aynı şey değildir. Bilgi, görme ve duyma gibi yollarla gerçekleşen bir tasdik; iman ise gaybı tasdiktir. Mü'min Allah'ı, âhireti, ölümden sonra dirilişi, görmeden ve tecrübe etmeden iman eder. İman ile tasdik arasındaki fark şöyle bir örnekle izah edilebilir: "Cebimde iki kalem var" diyen birine güvenerek, kalemleri görmeden tasdik etmek imandır. O iki kalem çıkarılıp gösterildikten sonra tasdik etmek ise iman değildir:

Âyette geçen, "Bunu bu ölümünden sonra Allah, nasıl diriltecek?" dedi ifadesine göre, bu kişi, Mekke müşrikleri gibi Allah'a inanan, fakat âhirete inanmayan bir kişidir. Nitekim Yâ-Sîn suresinin 78–82. Âyetlerine baktığımızda;

{Ve kendi yaratılışını dikkate almayarak Bize bir örnekleme yaptı: Dedi ki: "Kim diriltecekmiş o kemikleri? Onlar çürümüş iken!" De ki: "Onları ilk defa yaratan, onları diriltecektir. Ve O her yaratmayı çok iyi bilendir. O, size o yemyeşil ağaçtan bir ateş yapandır. Şimdi de siz ondan yakıp duruyorsunuz. Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibilerini de yaratmaya kadir değil midir? Evet, [elbette kadirdir]! Ve O çok mükemmel yaratandır, çok iyi bilendir. Şüphesiz ki O bir şeyi dilediğinde, O'nun buyruğu/işi o şeye "Ol!" demektir; o da hemen oluverir.}

Mucize olan Kur’ân, aklımızı başımıza toplamamız için o kadar güzel örneklerle doludur ki; yeter ki önyargılarımızdan sıyrılıp anlamaya karar verelim.

Ancak Kur’ân düşmanları yani bizzat Peygamberimiz devrinde yaşayan ikiyüzlüler, Kur’ânın yıktığı saltanatlarını yeniden kurabilmek için içlerinde sakladıkları hırs ve kinlerini, Peygamberimizin ölümünden sonra zulümle ortaya koymuşlardır. Peygamberimiz, özellikle Medine döneminde Rabbimiz tarafından çevresindeki ikiyüzlüler konusunda defalarca uyarılmıştır. İşte bu ikiyüzlü saltanat düşkünleri, Kur’ânı anlaşılmaz hale getirebilmek için 1400 yıldan bu yana hiç bıkmadan çabalamışlardır. İnanmadıkları halde İslâm dininin adına sahip çıkıp, saltanatlarını meşrû gösterebilmek için Peygamberimizin adını kullanıp binlerce rivayet üretmişlerdir.

Oysa Rabbimiz, açıkça bildirdiği âyetlerin bizler tarafından kolaylıkla anlaşılabilmesi için çeşitli metotlarla örneklemiştir. “Şüphesiz Allah bir sivrisineği, hatta daha üstü (daha küçük) olan bir şeyi misal getirmekten çekinmez” (Bakara 26)

Bakara 259 cu âyetinin, Rabbimizin lütfu ile tüm dünya insanlarının değişik mizaçlarınca daha kolay anlaşılabilmesi için verdiği örnek, aslında bir tiyatro sahnesi gibi gözümüzün önünde canlandırabileceğimiz sanatsal bir anlatımdır. Yoksa Sünnetullah’a aykırı biçimde bir insanı 100 sene süre ile öldürüp sonra diriltmesi diye bir olay gerçekleşmiş değildir.

Allah tabii ki her şeye kadirdir. O diledi mi her şey olur. Şüphesiz Allah, inanan kullarını, savaşmaksızın da galip kılmaya kadir’dir. Ancak O, kullarının kendine ne derece itaat edeceklerini denemek için savaşmalarını emretmiştir. Peygamberimiz, müşriklerle savaşmadan da Allah’ın müşrikleri bir çırpıda yok etmesi düşünülemez miydi?

Başka bir örnek de Ay’ın yarılması olayıdır; Rivâyetler, hicret’ten beş sene evvel Mekke’de bir akşam vakti dolunay hâlindeki ay’ın ikiye bölündüğünü, parçalardan birinin dağın üstünde, diğerinin de dağın önünde bir müddet durduğunu, sonra iki parçanın birleştiğini ve ay’ın tekrar eski hâline döndüğünü bildirmektedirler. Allah’ın her şeye kâdir olduğunda hiç şüphe yoktur. Asıl mesele, böyle bir olayın gerçekten olup olmadığı ve bu olayın Kur’ân’dan ve akıldan onay alıp almadığıdır. İnananların yapacakları şey, her konuda olduğu gibi bu konuda da sadece Rabbimizin mesajlarını dikkate almaktır. Aksi takdirde, Allah’ın sonsuz kudretini dile getirme hevesine kapılan koyu câhillerin ya da dindar kalabalıklar üzerinden ikbal ve itibar devşirmek isteyen kötü niyetlilerin çeşit çeşit mucizeler uydurmasının yolu açılmış olur. Kamer Sûresindeki Ay’ın yarılması ifadesinden; “Kıyâmet yaklaştığında ay mutlaka yarılacaktır.” anlaşılmaktadır.

Bakara sûresinin 259 cu âyeti ile Rabbimizin bizlere verdiği bu mesaja göre, yazımızın başında “ELLE GELEN DÜĞÜN BAYRAM” diye Cehenneme girmeyi bekleyen kişinin durumu açığa çıkmaktadır. Aslında bu kişilerin gerçekten yardıma ihtiyaçları var. Bu kişilerin az da olsa dînî bilgileri mutlaka var.

Ancak Kur’ânın anlaşılamaz hale getirilmesi nedeniyle büyük bir çoğunluk, akıl ve mantık dışı açıklamalar karşısında; ya toplumda inançsız görülmemek endişesiyle kendi kendini kandırmakta ya da canlı örneğimizde görüldüğü gibi açıktan açığa inkârlarını dile getirebilmektedirler. Akıl almaz hurafeler ile dini anlatmak yerine; uygulanabilir, yaşanabilir apaçık âyetler temsilî biçimde insanlara ulaştırılsa inanıyorum ki bu ve benzeri birçok kişi düşünerek bilgi sahibi olup, ölümden sonra dirilmenin gerçek olduğunu anlayacaklardır.

Eğer Kur’ânı aynı Peygamberimize vahyedildiği gibi inzal sırasına göre okumazsak, açık ve seçik olan âyetleri üzerindeki örtüyü kaldıramazsak çok değil, 50 yıl sonra dünya müslüman nüfusunda kayda değer bir azalma olacağını düşünüyorum.

Ama kesinlikle böyle olmayacak. Yine üzeri hurafeler ile örtülmüş bulunan bazı âyetler ilmen incelendiğinde; ileriki çağlarda insanların yeryüzünde yok olmadığını, zamanı gelince dağınık haldeki hücrelerinin bulundukları yerlerden alınıp birleştirilebileceği gerçeği ilmen ispatlanacaktır. Zaten Kur’ânın mûcizeliği işte bu noktada ortaya çıkmaktadır. Bunca hain çalışma boşa gidecek, mûcize olan Kur’ânın anlaşılabilirliği, kıyamete kadar tüm dünya insanlarının her türlü sorunlarına cevap verecek bir hayat bilgisi kitabı olduğu inkâr edilemeyecektir.

M. Ali OĞUZ
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Son Güncelleme (Perşembe, 04 Nisan 2013 09:32)

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
+2 #3 RE: ELLE GELEN DÜĞÜN, BAYRAM MI? 2013-04-02 11:48
Müslümanlığı atadan miras kalan Türkiye Müslümanlarının düştükleri durumu ve Kuran'ın hayat bilgisini içeren mucizevi kitap oluşunu, Kuran'ı anlamak konusundaki mesuliyetimizi ve mükafatını yine üstadın şu cümleleriyle teyit edelim:
"Kuran'ı anlamak için orijinalinden nağmeli bir şekilde okumak yeterli olmuyor. Tüm dünya insanları kendi dilleri ile okumalı. Ne yazık ki asırlardır “Kur’an Arapça inmiştir, Arapça kutsal lisandır” “Kur’ânı herkes anlayamaz” gibi önyargılar ile üzeri örtülmüştür
Eğer Kur’ânı aynı Peygamberimize vahyedildiği gibi inzal sırasına göre okumazsak, açık ve seçik olan âyetleri üzerindeki örtüyü kaldıramazsak çok değil, 50 yıl sonra dünya müslüman nüfusunda kayda değer bir azalma olacağını düşünüyorum.
mûcize olan Kur’ânın anlaşılabilirli ği, kıyamete kadar tüm dünya insanlarının her türlü sorunlarına cevap verecek bir hayat bilgisi kitabı olduğu inkâr edilemeyecektir ."
Sağolasın kıymetli Savcım.
Alıntı
 
 
+2 #2 ENFES 2013-04-01 22:13
Çok güzel ifadeler bunlar..C.Hak hidayet vermediyse, çırpınsa da fayda vermez.. Nasıl yaşarsan öyle öleceksin, nasıl ölürsen öyle dirileceksin..başka yolu var mı? Okumuyoruz,araş tırmıyoruz..bir de dünya durdukça bu tipler olacaktır..Allah hidayet versin bunlara..kalpleri körelmiş..Cehennem de boşuna yaratılmamış..Peygamberimiz(s as) az mı uğraşı bunlarla üzüntüden kendini harap ediyordu..Vahiy gelince kendini harap ediyorsun, sen sadece tebliğ et..dedi C.Hak peygamberine..
Alıntı
 
 
+1 #1 Çok Güzel Bir Yazı 2013-04-01 20:09
Çok güzel bir yazı açıkcası ben çok beğendim... Diğer kişilerin de beğeneciğini düşünüyorum...(Başarılı]
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1464
Dün2981
Tüm Zamanlar4129580
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 69 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 1919
İçerik : 1492
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?