• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon SOLMAYAN GÜLLER İÇİNDE

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

Şiire ve şairlere gereken değerin verilmediği zamanlarda yaşıyoruz. Oysa İslam Medeniyetinde şiirin önemli bir yeri vardır. Kur’an-ı Kerim’in bir ismi de Nazm-ı İlahi (ilahi şiir) dir. Günümüze dek nice şairler gelip geçmiş ve nice şiirler yazılmıştır. Bu şiirler arasında na’tların (peygamberimizle ilgili yazılmış şiirler) ayrı bir yeri vardır. Bir yazarımızın ifadesiyle:”peygamber nasıl insanın ufkuysa,na’t da şiirimizin ufkudur.” demiştir. Bu yazıda na’t lar üzerinde durmak istiyoruz.

Na’t yazma işi, peygamberimiz zamanında başlamıştır. Ka’b bin Züheyr, Hassan bin Sabit, Abdullah bin Revaha gibi sahabeler yazdıkları şiirlerle peygamberimizi övmüşler ve ondan iltifat görmüşlerdir. Ka’b bin Züheyr “Banet Suat” isimli şiirini okurken, peygamberimiz çok duygulanmış ,çizgili hırkasını(Bürde) onun omuzlarına atmış ve bu şiir “Kaside-i Bürde”olarak anılmıştır. Sonraki yıllarda ise nice şairler peygamberimize duydukları büyük aşkı kelimelere dökerek, özlemlerini dile getirmişlerdir. İnancımıza göre gül, peygamberimizin terinden yaratılmış ve onun sembolü olmuştur. Bu yüzden peygamberimizle ilgili yazılan her bir şiiri de solmayan bir gül olarak görmek sanırım yanlış olmaz.

“Naat Öyküleri”isimli kitapta, Nabi,kendi yazdığı na’t la ilgili şunları anlatır: 1678 yılında hacca gitmek maksadıyla, içinde Osmanlı devlet adamlarının da bulunduğu bir kafileyle yola çıkmıştık. Hac yolunda peygamberimize olan aşk sebebiyle heyacan içindeydim. Nihayet Medine'ye yaklaştığımızda, gece yarısı mola verdik. O vakit, ertesi sabah Efendimiz'e kavuşacak olmanın hazzıyla dilimden dualar dökülürken, kafiledeki bir paşanın, ayaklarını Medine'ye doğru uzatarak uyuduğunu farkettim. Dudaklarımdan şu beyitler dökülmeye başladı: Sakın terk-i edepten, kûy-i mahbûb-i Hudâ'dır bu!/ Nazargah-i ilâhidir, Makâm-ı Mustafâ'dır bu. (Edebi terketmekten sakın! Zira burası Allah'ın Sevgilisi'nin bulunduğu yerdir. Bu yer, Hak Teâlâ'nın nazargahı, Resûl-i Ekrem'in makamıdır.) Sabah ezanına yakın Mescid-i Nebi'ye vardığımızda, müezzinlerin minarelerden Ezan-ı Muhammedi'den evvel okudukları sözleri işitince dondum kaldım. Zira müezzinler hep birlikte benim gece söylemiş olduğum "Sakın terk-i edepten..." diye başlayan na’tı okuyorlardı...

Namazdan sonra Nabi müezzini bulur ve ezandan önce okuduğu naatı kimden, nasıl öğrendiğini sorar. Müezzin, Peygamberimizin rüyasına girerek "Ümmetim'den Nabi isimli biri beni ziyarete geliyor. Onun benim için yazdığı bu şiiri okuyarak gelişini kutlayın" dediğini, onların da emri yerine getirdiklerini söyler. Nâbi bunun üzerine "Sahiden Nâbi mi dedi? Ümmetinden saymak lütfunu mu gösterdi" diyerek gözyaşları sel olur ve düşüp bayılır.
Peygamberimizle ilgili yazılan şiirlerde 1920-1960 arasında istisnalar dışında bir kesinti yaşanır.1960 tan sonra Arif Nihat Asya ve Sezai Karakoç’un yazdıkları naatlarla gelenek devam eder.Peygamberimizle ilgili yazılmış o kadar çok şiir var ki,burada onların her birinden bahsetmek ve alıntı yapma imkanı yoktur. İşte peygamberimizle ilgili yazılmış bazı naat ve şiirlerden kısa bölümler:

Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır
Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölürsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anınla yâre su
( Fuzuli)

 

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib

Sakın terki- edepten kûy-i Mahbû b-i Hudâ'dır bu
Nazargâh-ı ilâhîdir makam-ı Mustafâ'dır bû
(Nabi)

Sultân-ı rüsûl, şâh-ı mümeccedsin Efendim!...
Bîçârelere devlet-i sermedsin Efendim!...
Dîvân-ı İlâhîde ser-âmedsin Efendim!...
(Şeyh Galip)

Açan rah-ı tevhidi
Bulan sırr-ı terfidi
Hüdayi’nin ümidi
Sensin ya Rasulallah
(Aziz Mamud Hüdayi)
Araya araya bulsam izini
İzinin tozuna sürsem yüzümü
Hak nasip eylese görsem yüzünü
Ya Muhammed canım arzular seni
(Yunus Emre)
Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrada,
Yetişmeseydin eğer Ya Muhammed imdada.
Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin,
Akarsular gibi çağlardı her tarafta sesin.
(Mehmet Akif Ersoy)

Sevdin habibini, kainata sevdirdin
Sevdin de hıl-at’i risaleti giydirdin
Makam-ı İbrahim’den
Makam-ı Mahmud’a erdirdin
Server-i asfiye kıldın
Muhammed Mustafa kıldın
( Elmalılı M. Hamdi Yazır)

Sensin ölüme hisar;
Bakisi hep inkisar...
Sar bizi, çepeçevre sar,
Rahmet rüzgârı etek!
(Necip Fazıl Kısakürek)

Gel, ey Muhammed, bahardır...
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır...
Hacdan döner gibi gel;
Mi’râc’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!
( Arif Nihat Asya )

Göz seni görmeli, ağız seni söylemeli
Hafıza seni anmak ödevinde mi?
Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli
Sen eskimoların ısınması sevgililer mahşeri
(Sezai Karakoç)

Ruhum sana âşık, sana hayrandır efendim
Bir ben değil âlem sana kurbandır efendim
Doğ kalbime bir lahzacık Ey nûr-i Dilârâ
Nûrun ki, gönül derdime dermandır efendim.
(Ali Ulvi Kurucu)
Biz seni göremedik ya Resûlallah
Uhud Dağı'nı seyrettik
Okçular tepesinden bir sabah
Bir Medine sabahında
Uhud'u seyrettik
Seni göremedik
( Dursun Ali Erzincanlı)

Ve sen gitmiştin...
Sevgili!
Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!..
Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin.
( İskender Pala)

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
( Nurullah Genç)

Her vakitte diri tut yüreğini
Peygamber izinde sahabe gibi
(Murat Soyak)

güle dönerdi günüm vuslat kokan günlerde
bende hicret etseydim içimde ki çöllerde
sen bitmeyen hazine sen tükenmez nursun
sen nübüvvet güneşi kalpte sonsuz sürursun
(Mehmet Baş)
Kutlu Doğuma yaklaştığımız şu günlerde, şairlerimizden özellikle genç şairlerimizden peygamberimizle ilgili şiirler, mektuplar ve çeşitli yazılar bekliyoruz.

Son Güncelleme (Pazartesi, 02 Ekim 2017 09:45)

 

Degerli Yazarimiz Nizamettin YILDIZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Salı, 19 Şubat 2013.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün364
Dün6265
Tüm Zamanlar4622651
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 146 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 908
İçerik : 1505
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?