Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon KAPİTALİZM, KOMÜNİZM VE İSLAM

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


Akkurtİslam ekonomide insanların ihtiyacından fazlasını toplumla paylaşmasını ister ve ihtiyacından fazla servet biriktirmeyi yasaklar. Komünizm ise, insanların ihtiyacından fazlasını toplumla paylaştırır ve ihtiyacından fazla servet biriktirmeyi engeller. Ekonomide kazancın hakça paylaşımı temel sorundur. Ekonomik problemlerin çözümüne insanlık tarihinde kafa yoran herkesin nihai çözümü bu olduğu gibi aklın yolu da birdir, Marks batı dünyasında sömürgeci zihniyetine karşı bir sürü düşünür arasında elle tutulur tek çözüm üretmiş aydın kişidir. Marks ufak bir uygulama farkı ile ekonomik sorunlara islamla paralel bir çözüm önermiştir. İslam fıtrat dinidir, akılla çelişmez iddiasının en güzel ispatı da budur. Bu gerçek, hani "Görelim mevlam neyler neylerse güzel eyler" deyişinin güzel bir örneğidir. Birinde bu çözüm insanlara benimsetilir ve gönüllü uygulamalarını sağlar, diğerinde ise kurduğu sistemle bunu zorla uygulattırır. Tabi İslami esaslara duyarlı bir devletinde yapacağı budur ve kazancı hakça bölüştürmektir. Kapitalizm zihniyet ise zaten sorunun kendisidir, onlar sadece maddeyi tanrılaştırdığından ve güce taptığından, kendini düşündüğünden ortada bir sorun ve eşitsizlik görmez. İslami düşüncenin tam zıddı nedir dense karşılığı tam olarak kapitalist düşüncedir. Kapitalist zenginleştikçe çalışana da bir şeyler verecektir, kendine lütfedilenle çalışan yetinmelidir mantığı ile hareket eder. "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" yani insan egosunun önünü açın, kimse ahlak, sosyal adalet falan deyip te ona kimse engel olmasın, bu ara size de bir şey düşer. Bu tip insan o kadar aptal değildir, bilir ki köleler yemeden çalışamaz, karın doyuracak bir şeyler elbette verecektir deseler de, insanlar kapitalizme baş kaldırıp sosyal hakları için direnmedikçe gönülden bir şey vermemişlerdir.

Nerde Hata Yapıldı?

Peki, madem ki ekonomik problemlerden kurtuluş reçetesi bu, o halde insanlar devrimle kurdukları komünizmden neden vazgeçti. Neden kimse komünist bir düzen arzu etmiyor. Ortada bir sorun gözükmektedir. Hadi diyelim kanlı devrim zor ama demokratik yollarla bile olsun komünist partilere oy veren yok. Bunda kapitalist batı toplumlarında ekonomik sıkıntıların fazla olmayışı bir etken olduğu bir gerçek. Teknolojik gelişme ile elde ettikleri kazanç çok yüksek olduğundan şimdilik lütfettikleri ücret çalışanlara yetmektedir. Aslında kapitalizmin güç aldığı esaslar içimizde yaşamaktadır. Kapitalizm içimizdeki ego ve şeytani duygular üzerine bina edilmiş bir sistemdir. Bu yüzdendir ki İslam'ın insanın bu yönüne dikkat çeken esasları dikkate alınmazsa egoizmin körüklendiği bir dünyada bu sisteme alternatif olarak ortaya çıkan sistemlerin yaşaması çok zordur. Bu zihniyetteki insanların komünist bir partiye oy vererek tekrar özel mülkiyeti kaldırıp, komünist bir düzen kursa bile , sömürü sona erip zenginleştikleri an, tekrar bu rejimi terk edip eski yıktıkları rejime dönmeleri çok normaldir. Eğer siz problemi salt ekonomik eşitsizliklere ve sınıf farklarına bağlarsanız, devrim yaparak burjuva rejimini yıkan işçi sınıfı, sömürüden kurtulup hakça paylaşmakla zenginleşerek kendisi burjuvalaştığı takdirde, ilk yapacağı iş bu rejimden kurtulmak olacaktır. Yoksa bu adamlar komünist sistemle geri veya aç kaldıkları için kapitalist sisteme geri dönmediler. İşte komünist blokta Prosterika- Glastnost dedikleri devrim de budur. İnsanoğlu üstünlüğü maddi güçte görmesi devam ettikçe bu kaçınılmaz bir sonuçtur. Kapitalistler fakirleştikçe komünistleşir, komünistler de zenginleştikçe kapitalistleşir. Ancak erdemliliği bir değer gören sorumluluk bilincindeki bir insan için üstünlük ne fakirlikte ne de zenginliktedir. ABD kadar olmasa da zamanında en ileri ülkeler arasındaydılar. Siz bir sistemi sadece işçi sınıfının problemine çözüm olarak sunarsanız, ortalıkta işçi sınıfı kalmayınca olacağı budur. Çatışma salt burjuva-işçi farkından oluşmaz.

Özgürlük Sorunu

Sorunu salt özgürlük ve maddi eşitsizliklere bağlarsanız marksizmin insan tipinin dünya anlayışı kapitalizmden farkı kalmaz. Yani içimizdeki maddeci egoist düşünceleri yıkıp daha insani düşüncelere yönelmeden dışımızdaki sistemi yıkmakla iş bitmez. Kapitalizmde tek bir insan tipi vardır o da keyfince yaşamak isteyen maddeci bir insan tipidir. Ancak bunlardan burjuva sınıfı denilen kısmı, malı bulmuş keyfince yaşamaktadır, işçi sınıfı denilen kısmı da malı bulamadığı için sürünmektedir. İşte komünizm de sorunu çözmek için, bu malı bulan burjuvadan, zorla malı alıp işçilere dağıtmaktır. Daha doğrusu çözüm her çalışana hakkını eşit dağıtmaktır. Böylece sömürü bitip ve hakkını tam alan işçi zenginleşerek burjuvalaşmış olur. Peki parayı bulup burjuvalaşan insan komünizmde keyfince bu parayı harcayabilir mi ? Hayır. Bu durumda istemin olmazsa olmazı olan özgürlük (aslı keyfince yaşamak) ne işe yarar. İşte en büyük sorun burada başlamaktadır. Eğer özgürlükten (Bir anlamda mutluluk) anladığınız, gerçekte bireyin bütün sorumluluklarını unutturup egosunun tatmini, yani lüks tüketimle markalar ve malikaneler içinde tanrılaştırılmasının önünü açmaksa, komünist sistem buna zorla engel olmuştur. Ancak o da insan egosunu anlayamamış ve ben yerine biz diyebilecek insanını yetiştirememiştir.

Problem Sadece Ekonomi mi?
Tabi ekonomik eşitsizlikleri çözme söylemiyle ortaya çıkan bir sistemin din karşıtı ateizmi dayatması ve insanlar sistemi ideolojik olarak benimsemeden, devrim yerine bir çok ülkeyi işgal ederek sistemini dayatması ve insanların ellerindeki mallarına el koyması, komünist ideolojiyi insanların gözünde tam bir canavara dönüştürmüştür. Bir de problemi sadece toplumun belli bir kısmına-sınıfa ait görmek ve bütün insanları kucaklamamak ta önemli bir eksikliktir. Toplumda işçi sınıfına dahil olmayan bir sürü insan yaşamaktadır ve bunların çoğu da toplumun aydın kesimidir. Ayrıca geçmişte komünist sistemin hakim olduğu ülkelerin çoğunun tam sanayileşmemiş ve halkının köylü olması da işin çabası. Özgürlükler ve sömürüye karşı devrim yapıldığı halde daha sonra sistemde görülen yanlışlıkların eleştiriye kapalı olması kötü ve beğenilmeyen yöneticilerin değiştirilememesi de bardağı taşıran damlalar olmuştur. Rahata erip sömürüyü unutan ve zaten sistemi de tam benimsememiş insanlar, madem kötü yöneticileri değiştiremiyoruz ve yönetim kötüye gidiyor o halde sistemi kökten değiştirelim de bunlardan kurtulalım demişlerdir. Kapitalizmin bu kadar problemli olup ta hala ayakta kalmasının sırrı da beğenilmeyen yöneticilerin yerine daha inandırıcı söylemlere sahip olanları seçme fırsatını vermesidir. Çok partili özgür seçimler kapitalizmin emniyet sigortası olmuştur. Her seçimle yenilenen yönetimlerle değişen çok bir şey olmasa da toplumların gazı alınmaktadır.
Çatışmanın temelinde aslında her alanda var olan hak ve adaletsizlik yatar. Artık şu daha iyi anlaşıldı ki çatışma ve problemin temeli salt işçi-işveren sınıf farkından kaynaklanmamaktadır. Bütün işverenler kötü, bütün işçiler iyi diye bir şey olamaz. Haksızlık iki işveren arasında da olur, iki işçi arasında da. iki kapitalist ülke arasında da olur, iki sosyalist ülke arasında da. İki Türk arasında da olur, iki Japon arasında da. İki dindar arasında da iki, ateist arasında da. Ve insan iç dünyasında kendisi ile de çatışır. Burada bir suçlu suçsuz ayırımı yapılacaksa HAKLI VE HAKSIZ olanlar arasında yapılmalıdır. İnsan davranışları arasında bu ayırım, haklı-haksız, zalim-mazlum, iyi-kötü, doğru-yanlış şeklinde olmalıdır. Problemi sadece ekonomiye indirilerek, ekonomik gelişme de sadece liberal kapitalizmle olur diyerek bir sürü hatanın ana kaynağı olan kapitalizmi yüceltmek tam bir aldatmacadır. Adam gibi verimli uygularsan devletçi anlayışla da, kapitalist anlayışla da kalkınma mümkündür. Sisteme ve herhangi bir ideolojiye bağlı olmaksızın İşin temelinde, bilimsel- teknolojik gelişme ve verimli yatırım vardır.
Bu temel ekonomik kalkınmada devleti de, özel sektörü de bağlayan asıl esastır. Japonya, Çin, Hindistan veya bir batı ülkesi her biride farklı rejimlerde de olsa verimli kararlarla ekonomik ilerleme sağlayabilmişlerdir. Politik sistemlerin adı çok önemli değildir, mesele onu uygulayacak insandır ve gerçekte problem insandan kaynaklanmaktadır. Problem bir insanın diğerine veya bir toplumun diğeriyle olan haksız uygulamasındadır. Bunun temelinde de hayata, doğaya ve insana egoistçe davranış vardır. Bir insan veya toplum ötekileştirdiği diğerlerini güç kullanıp zorla hakimiyet altına alarak ondan yararlanmakta ve ona adil şartlarda hayat hakkı tanımamaktadır. Ekonomi önemli problemlerden sadece biridir. Sömürgecilik, ırkçılık, siyah-beyaz ayırımı, demokrasi, çevre, hedonizm, yabancılaşma ve daha bir sürü adi suç hep insan egoizminden kaynaklanmaktadır. Bu problemlerin çözümünün temelinde adil ve sorumlu insan modeli yatmaktadır. En önemli nokta insanın insanileşmesi, yani insan yetişmektir. Asıl olan insan için ahlaka dayalı etik davranış kurallarıdır. Maalesef geçmişte ve günümüzde yaşamış yüzlerce batılı düşünür ve fikir adamından bu konuya ciddi bir şekilde eğilmiş ve bir model insan üzerinde duran olmamıştır. Herkes işi ekonomi, özgürlük ve demokrasi diyerek çözümün etrafından dolanmıştır. Hak, Adalet, paylaşmak, dayanışma, dostluk, yardımlaşma vs. gibi toplum hayatı için en önemli insani değerler görmezden gelinmiştir. Batı için örnek alınan insan modeli ÖZGÜR VE ÇIKARLARI için yaşayan insan modeli olmuştur. Aydınlanma ile ön plana çıkan pozitivist akıl maalesef egonun emrine geçmiştir. Bu da tam bir ben merkezci-bireyci egoist insan modeli oluşturmuştur. Hal böyle olunca herkes sistemle uğraşmış ve kimse sistemi yönetecek insanı görememiştir. Böylece özgürlük, insan hakları arayışlarıyla hep egoizmi meşrulaştırmışlardır. Komünizm ise her şeyin maddeye bağlı böyle bir dünyada tek elle tutulur bir sistem olarak bir ölçüde batının vicdanı olmuştur.
 

Son Güncelleme (Cuma, 19 Nisan 2013 18:31)

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1274
Dün1043
Tüm Zamanlar4262306
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 223 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2475
İçerik : 1500
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?