• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon SADELEŞTİRME Mİ, CİBALİ BABA OLMAK MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 15
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


Bu yazı, Risale-i Nurları sadeleştirilme yanlışına ve kulaklarını, bugüne kadar hizmet için sadece hakikatleri konuşmuş ağabeylere tıkayan kardeşlere sesleniştir. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olurda, bu dehşetli asırda tereyağından kıl çeker gibi, imanımızı dalalet kuyularından, bir tek misali ve büyüleyen izahıyla çekip çıkaran, Bediüzzaman'ın hiç mi hatırı olmasın. Harika tarzıyla asra damgasını vuran Bediüzzaman, milyonları aşan talebeleriyle, kurtardığı imanlarla, ne hayretleri tahrik eden bir külliyat ortaya koyduğunu aklı, vicdanı, yüreği samimi insanlar, takdirle minnettarlıkla anlıyorlar. Onun müsaade etmediği sadeleştirmeye, en azından minnettarlığımızın ifadesi olarak, uymak gerekmez mi? Bediüzzaman'ın eserleri, küfrün tuzağına düşmekten kurtarıp, imanı meselelerde adeta elle tutarcasına kanaat oluşturmuş. Üstelik gözünde cennet sevdası, nede cehennem korkusu olmayan bu Nurdan Adam, öyle dehşetli bir dönemde, alevler içindeki imanın kurtuluşuna, ellerini uzatmış ki, içerden ve dışarıdan Kuran’ın söndürülemez ışığını söndürmeğe uğraşırlarken…

Bu işin başındakiler hariç, samimi olduklarına bir şüphemiz yok. Onlar buna inandırılmış. Ama bu safdil düşünce, Cibali baba durumuna düşürmüştür. Risale-i Nurlardan, küfür cephesine atılan iman güllelerini, bu sadeleştirme işi, havada yakalamaktır, küfre vereceği tahribatı önlemektir. Yıllarca süren, etkisiz bırakma oyunları, onca mahkeme ve beraatla neticelenmesi, hevesleri kursakta bırakmıştır. Bunun içindir ki, o kirli düşünceli, kirli elli insanlar, defalarca değişik oyunlara girmişlerdir. Şimdiki oyun ise saf insanlara bu sadeleştirme oyununu oynatarak, emellerine ulaşmaktır. Bu oyunun amacı risale-i nurların tesirsiz kalması ve özelliğini yitirerek, ellerden ve gönüllerden uzaklaşmasını sağlamaktır.

Bediüzzaman, Beşinci Desise-i Şeytaniye de: “Ehl-i dalâletin tarafgirleri, enâniyetten istifade edip kardeşlerimi benden çekmek istiyorlar. Hakikaten, insanda en tehlikeli damar enâniyettir. Ve en zayıf damarı da odur. Onu okşamakla çok fena şeyleri yaptırabilirler.” Diyor. Kuran’a ve onun sarsılmaz tercümanı olan Risale-i Nurlara, bitmek bilmeyen saldırılar, maalesef her dönem değişik oyunlarla devam etmektedir. İçerden ve dışarıdan bu oyunları oynayanlar, ilmi enaniyetine yenik düşebilecekleri ve iyi niyetli safları ele geçirip, güya “Bu hizmet olacak, çok daha güzel olacak!” diyip, kandırmakla tahribatı gerçekleştirmiş olacaklar. İşte bu tahribatta yapılıyor.

Bediüzzaman, her dönem hizmete ışık tutacak, tespitine devam ediyor: “Bir şey daha kaldı; en tehlikesi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında bir enâniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enâniyetlidir; çabuk enâniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da, nefsi, o ilmî enâniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hattâ yazılan risalelere karşı muaraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu hâlde, nefsi ise, enâniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımnî bir adâvet besler gibi, Sözlerin kıymetlerinin tenzilini arzu eder-tâ ki kendi mahsulât-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın. Halbuki, bilmecburiye bunu haber veriyorum ki:

Bu durûs-u Kur'âniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müctehidler de olsalar, vazifeleri, ulûm-u imaniye cihetinde, yalnız yazılan şu Sözlerin şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünkü, çok emârelerle anlamışız ki, bu ulûm-u imaniyedeki fetvâ vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enâniyet-i ilmiyeden aldığı bir hisle, şerh ve izah haricinde bir şey yazsa, soğuk bir muaraza veya nâkıs bir taklitçilik hükmüne geçer. Çünkü, çok delillerle ve emârelerle tahakkuk etmiş ki, Risale-i Nur eczaları Kur'ân'ın tereşşuhâtıdır; bizler, taksimü'l-a'mâl kaidesiyle, herbirimiz bir vazife deruhte edip o âb-ı hayat tereşşuhâtını muhtaç olanlara yetiştiriyoruz.” Diyor.

Malumunuz, dönem, dönem cemaat üzerinde değişik oyunlar oynanarak, bu tespitler tamamen gerçekleşmiştir. Samimi nur talebesinin aklına asla kıskançlık gelmez, gelmemeli. Beyninin haddi değil ki, nurlardan tesirli bir şey yazmayı düşünsün. Bilir ve bilmeli, dünyanın bütün kıskançlıkları bir araya gelse, bütün fikirleri bir olsa, Allah ilham vermedi mi, böyle bir kuran’i reçete, kandil cümleler, asla kaleme alınamaz. Mümkün olmayacağından, eserlere kendi malı gibi sahip çıkar.

Hadi kıskançlık yok diyelim, inşallah öyledir. Bu kardeşlerimizin: “Anlaşılmıyordu. Şimdi daha iyi anlaşılıyor” dediklerini biran için doğru farz edelim. Peki, Demezler mi, madem anlaşılmıyordu, bu kadar nur talebesi başka âlemlerden mi geldi. Üstelik eskiden eğitim seviyesi daha düşük ve imkânlar alabildiğine kısıtlıyken. Şimdiki gibi teknolojinin, kitabın bol olmadığı bir zamanda, nur sevdalıları canla başla sahip çıkarak, dağdaki çobana varana kadar iman hakikatlerini ulaştırmışlar. Eline kitabı alan hangi sınıftan insan olursa olsun, ruhlarına mana yıldırımları düşmüş, hakikatlerin etrafında pervane olmuşlar.

Anlaşılmıyordu” demekle, O hakikatlere pervane olan insanların anlayışına hakaret olmuyor mu? Onlarca yıldır her okuyuşta nurların denizine yelken açarak, ayrı manalarla, feyizler alıp, Allaha artan imanla, reçeteyi yazan Hekime bağlılıklarından dolayı, bu anlaşılmaz girişime, haklı feveranlarını dile getiriyorlar.

Bir çiçekteki sanatı ilahiyi anlamayan kör vicdanlıya, anlaması için çiçeği ne kadar sadeleştirirsen sadeleştir anlamayacaktır. En basit bir şey bile, dikkat edilmeyince anlaşılmıyor. Bazen karşımızdaki, aynı şeyi defalarca anlatıyor, dikkatimizin dağılması sebebiyle anlaşılmaz oluyor. Anlamak için, dikkat gerekli. İstanbul’un sokaklarını dikkatle dolaşmayan, Anadolu’dan gelen bir insan, hiçbir şey anlamaz. Ama dikkatle muhabbetle gezdiği zaman, içinde dolu, dolu İstanbul muhabbeti oluşuyor. Dostluklar bile anlamakla oluşuyor. Anlamak için onu sadeleştirmiyoruz, anlamaya çalışıyoruz. “ Arkadaş seni sevemedim, anlamadım, dur seni sadeleştireyim” demiyoruz. Emek, fedakârlık neticesinde tanıma, anlama ve can dostluğu oluşuyor.

Hedefleri sadece Risale-i Nur'lara dört elle sarılıp, iman kurtarma ve gayreti olmuş, Nur cemaati adına, Bediüzzaman’ın vâris, nâşir ve kahraman talebeleri olan Mustafa Sungur, Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayram, Ahmed Aytimur, Salih Özcan, M. Said Özdemir ağabeylerin, sadeleştirilme çalışmalarının durdurulması için, gayet nezih bir şekilde kaleme aldıkları mektup, yerine ulaşmamış, ne hikmetse cevap gönderilmemiştir. Müspet adım atılmamıştır. Oysa ağabeyler, nefisleri namına değil, gözbebekleri olan nurlara sadakatleri ve gerektiği için, sahip çıkmış, sadeleştirmeden tahribat ve aslından uzaklaşma çıkacağı için, gereken izahı uyarıyı yapmışlardır. Allah razı olsun, yapmaya da devam ediyorlar. Umulur ki bu dehşetli yanlıştan hesabı ahrete kalmadan dönerler. Allah biliyor ya, bu kardeşlerimizin, sadeleştirmeden dolayı hesaplarının ahrete kalmasına, şimdilik taraflar değiliz.

Başta Rahmetli sungur ağabey olarak üstadın varislerinin, has talebelerinin asla hakları olmadığı halde, diyelim ki böyle bir girişimde bulunmuş olsa idiler, onlar için: “Nede olsa Üstadın varisleri, en azından bu özelliklerinden dolayı bu değişikliğe girmiş olabilirler” diye asla düşünmezdik, yanlışlığı da, nefesimiz yettiği sürece haykırırdık. Onlar ömürlerini ve hayatlarının en önemli yıllarını bu dava uğruna feda ettikleri halde, hiç böyle bir şeye yeltenmemişler. Böyle girişimde bulunsaydılar, zaten Bediüzzaman’a has talebe, varis olma şerefine ulaşamazdılar. Ama ağabeyler, kendi hayatlarını sadeleştirmeyi tercih etmiş, İnadı, enaniyeti bir kenara bırakarak, iman hakikatlerine dört elle öyle sarılmışlar ki, asla üstadın tek bir sözünün dışına çıkmamışlardır. Sade hayat yaşarken, kitabın ve sadakatin orijinalinden, uzaklaşmamışlar. Hayatın sadesini, çilenin katmerlisini yaşarken, kitabın kelimesine dokunmadan ruhu canla davaya kucak açmışlar ve defalarca sadakat sınavından geçmişler…

Ah! Be kardeşim, burada sizin sadeleştirme inadınızı değil de, değişik alanlardaki başarılarınızı bahis konusu yapsaydık. Benin kandırılmış kardeşlerim. Her işe giriştiniz eyvallah. Çok da başarılı oldunuz. Hele bu eğitim meselesinde, ülke dışındaki okulların başarısıyla, Türk ve İslam dostu kazandırdığınız için, takdir ve duaları da aldınız. Özellikle yaptığınız haberlerle, Ergenekoncuların yakasını bırakmadığınız için, büyük bir hizmet yaptınız. Gazete, dergi, yayıncılık, televizyon, banka işine girdiniz, mağaza, kargo işine girdiniz. Belki, bilmediklerimiz de var. Bütün bunlar için eyvallah, başarılar dileriz. Bari bu işten uzak duraydınız, ağabeylere uyaydınız. Birkaç işte başarılı olmanız, her işe girişmenizi gerektirmez.

Evet, geri durmalıydınız, çünkü herkesten ziyade iman hakikatlerine, ömürlerini vermiş o kandil ağabeyler, varisler, bu meselede söz sahipleri. O, çilenin ve dava adamlığının gönüllü fedaileri, bu mevzuda zaten hiçbir zaman, hizmete vakfettikleri ömürlerinden dolayı, enaniyete girip, kendi düşüncelerini zikretmemişler. Başından beri üstadın tarzına, sözlerine sadık kalarak, bu işin yanlışlığına, yine üstadın diliyle cevap vermişler. Onlar, Bediüzzaman’ın diliyle cevap vermiş, muhatap enaniyetle dinlememiş. Ama biz bugüne kadar sabırla beklemiş ve Onları sevmeğe devam etmişiz.

Osmanlıya hayranlık duyan her vatansever, Bediüzzaman’a, genlerimizde olan bu orijinal dil için, minnet duymalı. En önemlisi, Risale-i Nurlardaki Harika üslup, o muhteşem kelime zenginliği ve dizilişi, Hoca efendinin Üstad’a: “Söz sultanı, asrın beyin yapıcısı” gibi haklı tanımları yapmıştır. Yoksa sıradan bir üslup olsa idi, ne kendileri hayranlık duyup, bu tanımlamaları yapardı, nede biz, Müellifin eserinde kullandığı dili savunmak için, bu mücadeleyi vermezdik.

Sanki Kaderi İlahi, asırlarca İslam’a bayraktarlık yapmış, muhteşem bir milletin dilinin, unutulmaması için, eserlerin böyle yazılmasına, murat etmiş. Allah var, sizler organizasyon işini, iyi beceriyorsunuz, kutlarım. Dünya çocuklarına ne güzel Türkçe öğretiyorsunuz. Türkü, şarkı öğretiniz, ne harika şiirler okuttunuz. Bu gayretin azını gösterip, gençlere ve okumak isteyenlere risalelerdeki kelimelerin manalarını da öğretebilirdiniz. Hatta bakın size bir fikir vereyim ‘RİSALE İ NURLARI ANLAMA OLİMPİYATLARI’ düzenleyebilirsiniz. Hiç Türkçe bilmeyene Türkçe öğret, sonra gel: “Anlamıyoruz, anlamıyorlar” diye Risale i Nurları tahrip edilmesine sebep ol. Bunda, dışarının ve içerdeki fikri bozuk insanların, eserleri imha etmek için dayatması var şüphemizi kuvvetleştiriyor. Bu gayretinizi, himmetinizi, dilimizi soysuzlaştıran, işyerlerinin tabelalarını Türkçeleştirip, sadeleştirilmesine verse idiniz, bu millete büyük bir hizmet olurdu. Zira tabelalar: “ Kimse yok mu” diye haykırıyor. Ha! Bir soru? Daha iyi anlaşılsın diye, hoca efendinin kitaplarını sadeleştirdiniz mi?

Sizin, bu sadeleştirme mevzusunda böyle inanılmaz inadınız, Üstadın talebelerini, ağabeyleri hiçe saymanız bile bu meselede ne kadar haksız olduğunuzu ortaya koyuyor.

Zaten aziz ağabeyimiz Mustafa Sungur, sadeleştirme yüzünden kalbi, ebedi âleme kırık gitti. Bir helallik bile alınmadı. Sadeleştirme konusunda iyi niyetli olsaydınız, en azından üstadın bu mevzudaki kesin olumsuz tavrını anlamaya çalışırdınız, ağabeylerin haklı karşı çıkışlarını kulak ardı edip, bildiğinizi uygulamazdınız. Ağabeyler Üstada itaat ederek hayır diyorlar, siz inadınızın yâda başka tezgâhların oyununa gelip, evet diyorsunuz. Samimi insan inat etmez. “Bunda da bir hikmet var” der, geri adım atar. İnsan, “ İyi niyetliyim “ diyerek haksızlık yapabilir mi? İyi niyetle, inadına verir mi. Maalesef iyi niyet göremiyoruz. Bir şeyler dönüyor ve Rabbimizde bunu çok iyi biliyor.

 

Degerli Yazarimiz Selahattin GEZER Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Perşembe, 25 Nisan 2013.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
+1 #5 RE: SADELEŞTİRME Mİ, CİBALİ BABA OLMAK MI? 2013-05-10 18:12
emegine ve kalemine saglik
Alıntı
 
 
+1 #4 RE: SADELEŞTİRME Mİ, CİBALİ BABA OLMAK MI? 2013-04-29 13:38
Allah razı olsun.Süreci çok güzel tahlil ederek özetlemişsiniz.Yazının tümüne katılıyor,temen ni ve uyarılarınızın dikkate alınıp kardeşlerimizin bu yanlış teşebbüsten hemen vazgeçmelerini ümit ediyoruz.
Alıntı
 
 
+2 #3 RE: SADELEŞTİRME Mİ, CİBALİ BABA OLMAK MI? 2013-04-28 00:57
Risaleyi nurları sadeleştirmek Bediüzzamanın binbir emek ve gayretle Milleti İslamiyete yaptığı hizmeti bitirmektir.Buna tevessül edenleri kınıyorum.Yarın huzuru mahşerde üstat bunu yapanlardan davacı olacaktır.
Alıntı
 
 
+1 #2 RE: SADELEŞTİRME Mİ, CİBALİ BABA OLMAK MI? 2013-04-26 15:04
Değerli Kardeşim SADELEŞTİRME Safsatasını çok güzel dile getirmişsin ALLAH senden RAZI olsun Eline sağlık.Bu yazınızı bu işle iştigal eden YAYINEVİ ne Ulaştırabilirse niz çok iyi olur.Hayırlı Günler Dilerim.
Alıntı
 
 
+2 #1 RE: SADELEŞTİRME Mİ, CİBALİ BABA OLMAK MI? 2013-04-25 22:34
Risale-i nurlarin sadelsmesini endiseyle takip ediyordum .Allaha sükürler olsun bu yazdiklariniz hakikatlari gün yüzüne cikardi.benRisale-i nurlari ilk olarak genclik rehberini bir geced okudum aldigim lezzeti ve maneviytini izah edecek kelimeler bulamiyorum.o dönemlerde sol görüslü bir ünv. ögrencisiydim. hakikatlari bir tokat gibi yüzüme vurup beni uyandiran ve dünyami manevi cennete ceviren bu eseleri okurken beni etkileyen dogruyu gösteren bu hakikatlar ayni degilmiydi? insan sadece akil ilemi bu eselei anlamasi gerekiyor?ruhun ve hissadar oldugumuz latifeler nerde.iste bu hakikat cihetiyle bakilirsa akilda hissedar oluyor.Rialeme dokunmayin diyorum . sadelestirmeyi kınıyorum.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün499
Dün1148
Tüm Zamanlar4529287
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 58 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 5235
İçerik : 1505
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?