Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 9
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

AkkurtSermaye, kapitalizmin gereği hep büyümeye odaklandığından, pazar payını arttırmak için, çevresinde kimse kalmayıncaya kadar rakiplerini yok etmek üzere programlanmış bir terminatör gibi hareket etmektedir. Tabi maliyeti düşürmek için de (üretim girdi, işçilik ve vergi) kendi safında olanları da yok etmektedir.  Liberal kapitalizm gerçekte sistemin kendi kendini bitirmesine ve birçok sosyal problemin oluşmasına yol açacak bu anlayışı ekonominin temeli ve dinamiği olarak meşru görmektedir. Liberal düşüncenin önde gelen savunucularından Prof. Atilla Yayla liberal ekonomiyi eleştirenleri ekonomik hayatın gerçeklerini bilmemekle, piyasa ekonomisi hakkında bilgisiz olmakla suçlar. Bir zamanlar kendisinin de lanetler yağdırdığını, ama gerçeği öğrendiğinde adaletin, özgürlük ve refah ile fakirlerin en büyük dostunun bu sistem olduğu görmüş. Devlet müdahalesinin çözüm olmadığını, klasik söylem olan fakirliğin çözümünün ekonomik zenginleşmeden geçtiğini söylemektedir. Karşıtların  ise yoksulluğu nasıl çözülmesi konusunda somut öneri ortaya koyamamakla suçlamaktadır.*

Gerçek şu ki, fiyatların belirlenmesinde tek ölçü arz-talep olan liberal ekonomide, herhangi bir müdahale olmadığında, bu iş piyasanın insafına bırakılsa şimdiki ücretleri bile arayacağımız ortada. Sayın hocamız liberal ekonominin bir de bu ölçüsünü de öğrenseydi ne güzel olurdu. Bunların insanca yaşayacak bir ücret diye bir ölçüleri olmadığını nedense öğrenememiş. Bugün en gelişmiş liberal ekonomiye sahip ABD en bozuk gelir dağılımına sahip ülkeler arasında ülkemizle ayni seviyededir. Kapitalizmin kurucusu A. Smith ve F. Hayek gibi Neo liberalizmin akıl hocaları "Aman bu işlere devlet karışmasın sosyal adalet diye zenginden alır fakire verir.  " diye herkese akıl verdiklerinden, herkes için en uygun çözüm olan bu yol yeterince fark edilememektedir. Hayek’e göre, sosyal adalet anlayışı, devlet müdahalesini ve ilk müdahale de yeni müdahale gerekçelerini doğuracak, sonunda totalitarizme varan yol açılmış olacaktır. Bu uygulamalar, hukuk kurallarının herkes için eşit olmasını gerektiren hukuk devleti ve yasa egemenliği anlayışıyla da çatışmaktadır. Vatandaşlar arasında ayrıma giden sosyal adalet, bu yönüyle adaletsizlikten başka bir şey değildir.

Lafın kısası devletin sosyal adalet için yapacağı müdahaleleri hukuksuzluk saymaktadır. Peki, çalışanları pazarın arz ve talebine, yani sermayenin insafına terk etmek neyin nesi. Açlık sınırının altında bir ücretle yaşamaya mahkum edilen insan çok mu özgür? İnsanı bu şartlarda bir  hayata mahkum eden baskıcı uygulamalar totaliterlik değil mi? Bakmayın siz özgürlük, demokrasi, eşitlik gibi politik söylemlerine. Liberallerin dosyalarında çalışanın, gelir dağılımındaki bozukluklar, toplum barışı diye bir sorun yoktur. Ekonomide hak, hukuk, yoksulluk, sosyal adalet, eşitlik, adaletli gelir dağılımı diye bir kavram tanımazlar. Bu konuları serbest pazarın arz ve talebine terk etmişlerdir. Onların tek derdi devletin yoksulluğu çözmek için ekonomik gidişe yapacağı müdahalelerdir. Liberaller tek uğraşısı sık sık sosyal adalet müdahaleleriyle devletin işlerine  karışmasının önüne geçmektir. Son yıllarda bu mantıkla küreselliğin önünü açacak  Anarko Kapitalizm, Minarkizm, Liberteryenizm gibi devletin müdahalesini sona erdirecek yönetim sistemleri geliştirmekle meşguller. Kamu işleri gönüllü ekiplerin işleriymiş, böylece sıfır vergiyle bu işler yürüyecekmiş. Sağlıklı bir barış, hak, hukuk, özgürlük, insan hakları ve demokrasi ancak milli gelirin yüksek ve gelir dağılımının adaletli olduğu refah devletinde mümkün olduğu konusunda herkes hem fikirdir. Ancak liberal aydınlarımız bu fikirlere karşı olduklarını açıkça söylerler.

Günümüz düşünürlerinden T.H. Marshall serbest piyasa ekonomisine sahip toplumlarda siyasal ve medeni hakların kullanılması için sosyal hakların geliştirilmesi gerektiğini ve bununda ancak refah devleti içinde mümkün olduğunu öne sürer ve buna karşın kapitalizmin yeniden yapılanması sürecinde yeni sağ ve neoliberal politikaların  refah devletine karşı politikalar ürettiğini belirtir.** Bakmayın siz ilk liberallerden sayılan John Locke'in  “öz-sahiplik”ten türettiği,  “hayat, hürriyet, mülkiyet” liberalizmin olmazsa olmaz kavramlarına. Kapitalizme payanda olunduğu müddetçe liberalizmin kulağa hoş gelen bu ilkeleri, gerçek hayatta sözde kalıp, birilerinin malı götürmesine kılıf olmaya hizmetten başka bir şey değildir .

Çevre sorunları nasıl kapitalistlerin inisiyatifine terk edilmeyecek kadar önemli bir gerçekse ekonominin işleyişi de ekonomistlere terk edilmeyecek kadar önemli bir sosyal devlet görevidir. Bu işler  öyle, " Sakın kimse karışmasın, özgürlük bozulur, totalizm gelir, serbestçe bir pazarda gizli bir el her şeyi çözer" mantığı ile bir yere varamaz. Her şeyi halledecek olan gizli el nedense pazar paylaşımına bir çözüm üretemedi ve I. ve II. Dünya savaşlarını bir türlü engelleyemedi. Ben daha çok kapmalıyım anlayışlarını tatmin etmeye serbestleştirdikleri pazar ekonomisi kuralları yetmedi.  Pazardaki serbestliğin aslının, güçlünün zayıfın elindekini zorla gasp etmek olduğunu gerçeğini herkes anlamış oldu.   Geçmişten alınan bazı derslerle bu zihniyet  bu gün, neoliberalizm adı altında zor kullanmak yerine, derin politikalarla hala varlığını sürdürmektedir. Çünkü onlar kapitalist sistemin gereği daima kazanmaya programlanmışlardır. Hani şu meşhur "Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler" sözü uyarınca tıpkı vahşi doğadaki gibi müdahale edilmezse varacağı son nokta,  büyük balığın küçük balığı yemesi gibi, belli bir gurubun hâkimiyetindeki küresel tekelleşme ile kendi kendilerinin sonlarını hazırlayacaklardır.

Onlar için büyümenin tek yolu rekabettir ve rakiplerinin önüne geçmektir. Liberal ekonomi bunun tek bir çözüm yolu olduğunu söyler. O da maliyeti düşürmek, kaliteyi iyileştirerek pazar payını arttırmaktır. Onlara kapitalist ekonominin yetiştirdiği ekonomistler bu yolu göstermektedir. Bu da çözüm için bir yoldur ancak hakça ve doğru olan, insanlığa faydalı olan yol bu değildir. Dikkat edilirse asıl amaç olan pazar payını arttırmak demek pazardaki diğer sermayeyi yok etmek demektir. Bu anlayış sermayeyi pazarda büyümek için hem çalışanı hem de diğer sermayeleri yok etmeye zorlar.  Bunun da adına rekabet derler. Maliyeti düşürmek için girdi sağlayanlar ve çalışanlarla, pazar payı için diğer rakiplerinle acımasız bir mücadele iter. İşte mücadele içine itilen insanın hak, hukuk, vicdan, paylaşma ve dayanışma  duygularını öldürmektedir. "Acırsan acınacak hale düşersin" egoist anlayışına mahkûm edip, egoizmi meşrulaştırıp, insanlığı öldürmektedir. Ne kadar insan hakları, hak, hukuk, insanca yaşama, demokrasi dersek diyelim bu ekonomik anlayış değiştirilmedikçe bu dünyada çatışmaları durdurmak mümkün değildir. Ancak ekonomide büyümenin farklı bir yolu daha vardır, birbirini yok etmeden ve sermayeye de maliyeti çok daha düşüktür. Çalışanlara verilecek açlık sınırının üzerinde insanca yaşayacak uygun bir ücretin ayni zamanda pazardaki talebi canlandıracağından ve yüksek bir talebinde tüketimi arttıracağından, bu uygulamanın yoksulluğu çözdüğü gibi toplumsal barışa da katkı yaparak, sermayenin de büyüme sorununa çare olacağı çok açıktır. Ne dersiniz sonuçta daha adil bir gelir dağılımı oluşmaz mı?

* Prof. A. Yayla, "Piyasa Ekonomisi ve Sosyal Adalet", 03.02.2013.Zaman Gazetesi

**T.H. Marshall, Vatandaşlık ve Sosyal Sınıflar-2006

Son Güncelleme (Salı, 14 Mayıs 2013 14:13)

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün105
Dün2665
Tüm Zamanlar3951442
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 104 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2071
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?