Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon HAKİKÂTİN ÖLÇEĞİNDE İNSAN’A TANINAN ÖZGÜRLÜK ALANLARI (1)

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 10
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

NaciCepeİnsandan önce insan soyunun yaşayabileceği maddi/fiziki boyut olan bir evren yaratılmıştır.Sonra da Adem yaratılmıştır.İnsana mahsus var kılınan fizik evren, belli bir süre için vardır ama fizik ötesi boyutları olan evren ise ebediyeti olacak biçimde tüm insanlığa bildirilmiştir. İnsan’a has tahsis edilmiş zikrettiğimiz bu yaşam alanı, haddizatında önceden tasarlanılmış/düzenlenmiş olup tahditlenmiş bir zaman ölçeğine göre var kılınmıştır.

Anlatmaya çalıştığımız bu düzenlemeler/tasarımlar yüce Kur’an ‘da Adem ile ilgili kıssalarda gelecek zaman kipinde Adem’in yaratılmasını tasarım/mecazi olarak yani temsili olarak bildirilmiş ve Adem, işte bu tasarımdan sonra yaratılmıştır .

“Hani Rabbin meleklere,”Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım.Onu düzenleyip/tasarlayıp içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı il eğilin”demişti .15/29

Bütün bu düzenlemeler yine alemin ve alemlerin sahibi tarafından seçtiği rasul elçiler vasıtası ile kendilerine gönderilmiş olan hakikatin kitabı ile insanlara sonradan bildirilmiş ve açıklanması da her toplumun dilinde yaptırılmıştır.

Allah, mübin/apaçık olan olan Kur’an’ında insan’a dair ve insan için hâlk ettiği tüm hususi ontolojik özellikleri kendisine tahsis ederken; bakmasını ve görmesini bilenlere de ayrıca afakta ve enfüsta olan işaretlerin varlığı da beyan olunmuş. Aslında insan’a mahsus bütün bu işaretler; insan’ın ontolojik varlığından çok önceki bir tasarım evresine sadece ve sadece insan için düzenlenmiştir.

İnsanın yaradılışı ve yaradılış sebepleri aşkın hakikatin ölçeğinde şekillendirilmiş ve yaratılmış diğer varlıklar da inasanın emrine tahsis olunmuştur.Kainatta var edilen insan yaşama nedeninin özünde başı boşluk yaşamı yoktur ve bir görev ve sorumluluk bilinci mevcuttur.

İslam’a göre kainattaki yaşam biçiminin merkezinde ise Tanrı-İnsan merkezli bir hayat biçimi vardır.İslâm, Müslümanlara dünyevi bir gelecek vaadinde bulunmuyor.Maddeci temeli olan bir dünya görüşünün içinde yaşanılmasını da tavsiye etmiyor. İslâm salt kadın erkek arasında bir ahlâkı da vaaz etmiyor. Ahlâk ve mahremiyet ise hayatın tamamının içindedir.Müslüman’ın, ancak böylesine ontolojik anlamda disiplinize olunmuş bir dünyanın çerçevesi içinde yaşayabilirliği bizzat Rabbimiz tarafından tescilleniyor.

Oysa maddeperest batının dünya görüşünün temelinde ise sadece Dünya-insan merkezli bir yaşama biçimi mevcuttur. Modern batının egemenliği altında inşa edilmiş bir yaşam biçimini seküler dünya görüşünden bağımsız düşünmek de pek mümkün değildir.

Modern batının sınır tanımaz isteklerinin ise nerede ve nasıl biteceğini de kestirmek oldukça zor görünüyor.Hedonizme/hazza dayandırdığı yaşam biçiminin ne kadar büyüleyici ve hayranlık bırakıcı bir hale dönüştürdüğünün temel nedeninin bizzat kendi dünya görüşü değil midir?

Batının kendine temel aldığı özgürlük anlayışı ya da alanı; hedonist/hazcı düşüncenin dışında bügün yoksul ve varsıllar arasındaki adaletsizliği düşünmeye ve en asgari seviyede bir fergat düşüncesini oluşturmasına neden imkân tanımıyor?

Modern batı aslında , özgürlüğü, kendi egemenliğinden, onun siyasi ve ekonomik alanından kurtulmayı değil, aksine kendisiyle beraber batılı dünya görüşüne ve yaşam biçimine itaati esas kılmaya çalışıyor. Batının özgürlük telakkisi; ahlâk, ve edepten ayıklanmış bir özgürlüktür. Modern kamusallık, dinin haram ve günah saydığı her şeyi serbest sayar.Tercih yapma, bireyin özgür seçimine bırakılır.

Modern batı dünya görüşünün temelinde bir de görecelilik taşıyan eşitlikçi bir anlayış daha vardır.

Oysa eşitlik; Adalet değildir.

Müslümanların, eşitlik ideolojisinin üzerine kurulu batı modernliğinin bu anlayışına meydan okuyabilecek; adalet, mahremiyet ve ahlâki yaşam biçimini esas alan bir muhalefeti temsil etmeleri gerekiyor. Bu minvalde müslümanlara önemli görev düşmektedir.Müslümanların bu görevi yadırgamaları ise İslâm’a yabancılaşmış olduklarını gösterir.

Yaşadığımız bugünkü dünyamızda müslümanların dünya insanlığına meşruiyet zemininde söyleyecekleri o kadar çok şeyleri vardır ki yeterki söyleyebilme cüretini göstersinler. Adalet’in olmadığı bir dünya’da şişirilmiş korku ve hazlar tüm insanlığa ve özellikle de Müslümlara çeşitli sübliminal vasıtalar ile zerk olunuyor.Böylelikle insanlık ve özellikle Müslümanlık susturulmak isteniyor.

Müslümanlar başta, başlarındaki sekülerliği kendine ikbal saymış gafil, ehliyetsiz ve liyakatsiz işbirlikçi çıkarcı yöneticiler veya seküler ideolojik dayatmalar tarafından uyutulmuş ya da susturulmuş olabilir. Fakat Aşkın hakikati/İslâm’ın vahyi ilkelerini kim ya da kimler susturabilir?

Bugün,dünyadaki Müslümanlar, birbirlerinin arasında asırlardan beri mezhep ve meşrep parçalanmışlıkları yaşamaları yüzünden ve İslâm’ı yeterince temsil etme kabiliyetini gösteremediler. Ayrıca kendileri için tevhidi iyice içselleştiremediklerinden dolayı akim/edilgen kalmışlardır.

Bugün dünyanın emperyalisteleri Müslüman temsili kimlikleriden değil, KUR’AN’IN evrensel ilke ve misyonundan korktukları için küresel köy stratijileriyle üstünlük ve egemenlik inisiyatifi kurmak için bir topyekün kuşatma stratejilerini gerçek hale dönüştürmek için ölümüne uğraş vermektedir.

Bu yazımızda İslâmi dünya görüşü’nün insana’a tanıdığı özgürlük anlayışı ya da özgürlük alanlarına bakış açısının nasıllığına, bir de hakikatin penceresinden kendine mahsus işaretleriyle bakmaya çalışacağız. Ama önce İslâm’ın insanın yaradılış sebeplerine kısaca bakmak gerekiyor. (devam edecek)
NOT: Yazarımızın bu yazısı Umran Dergisi'nin Temmuz 2013 Sayısında yayınlanmıştır.

Son Güncelleme (Çarşamba, 10 Temmuz 2013 09:53)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2186
Dün2500
Tüm Zamanlar4217641
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 77 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2413
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?