Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 22
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

YEDİNCİ DURAK: BİTLİS

Madibes11 Mayıs 2013 Cumartesi günü öylen vakti Bitlis’e geldik. Bitlis hesapta olmayan yer; uğramadan geçecektik. Buraya gelmemiz herkesi memnun etti. Doğrusu bu insanları Büryan Kebap sevdası çekip getirdi.

Ötelerde yağmur yağıyordu, Bitlis’te de inişte çiseledi ama sonradan günlük güneşlik hava açtı…

Bitlis küçük bir şehir… Tam şehrin girişinde, İzmir’de beraber çalıştığım aslen Bitlisli olan Veteriner Hekim Cevdet Tan’ı arayıp öğlen yemeğini nerede yiyeceğimi sordum. Çünkü Cevdet uzun yıllar burada belediye veterineri olarak çalışmıştı. “Sakın başka yere gitmeyin, Azmi Usta diye sorun herkes tanır. Faturayı da siz ödemeyin, rahat olun…” dedi.

Azmi Usta’yı kime sorsak parmağıyla gösteriyor. İki gencin önerisiyle otobüsümüzü şehir girişinde müsait bir yere çektik. Caddelere bu arabanın girip çıkması çok zor olacaktı. Caddeler dar ve iki taraf park etmiş arabalarla doluydu. Şehir o kadar sıkışı ki kaldırımlarda bile başkasına sürtünmeden geçemiyorsun. İlk görüşte bizimkiler çok memnun olmuşa benzemiyorlardı. Hemen beş minareyi aramaya başladılar. Bazısı beş minareyi bir arada bazısı şehrin bütününde görmeye çalıştı. Aslında şehrin hepsi gözümüzün önündeydi. Sağda solda da beş belki daha fazla minare vardı. Bu şehre her ilk gelen mutlaka bu türküye takılıyordur, bizim yazar takımı böyle düşündüğüne göre…

Kime sorsak Azmi Ustayı eliyle gösteriyor. Azmi Usta mı çok meşhur yoksa şehir mi çok küçük önce karar veremedik. Sonra anladık bu işin sırrını; hem şehir küçük hem de Azmi Usta meşhur…

Azmi Usta bizi dükkân kapısında karşıladı. Aman efendim bir iltifat bir iltifat, görmeye değer. Doğrusu bizim veteriner hekim Cevdet Tan’ın hatırı burada sayılıyor. Azmi Usta, “Büryan vereceğim şikâyetinizi bana bildirin,” diyor. Kulağına eğilip, “Öyle söyleme bizimkiler para ödememek için beğenmediklerini söylerler,” dedim. Hiç gülmedi, çok ciddiydi. “Zaten siz ödemeyeceksiniz. Siz birinin selamıyla geldiniz,” dedi.

Lokanta dar bir sokakta, üç katlı eski bir binaydı. Büryan Kebap, giriş sağda tandıra benzer derin bir kuyuda pişiriliyordu. Bizi üst kata aldılar ama içerisi zaten kalabalıktı. Tam masaya oturmuştuk ki Azmi Usta telefon ile Cevdet’le beni görüştürdü. Galiba işi garanti etmek istiyordu. Eee yemek muamelesi de ona göre olacaktı. “Yok Azmi Usta faturayı biz ödeyeceğiz sen merak etme,” dedim yine gülmedi.

Azmi Usta dört göbek önceden bu işi yapıyormuş. Yani iş ona dedelerinden miras kalmış. “Bu iş benim en iyi bildiğim bir iş,” diyor. Anlatırken heyecanlanıyor. Bizimle resim çekiliyor, “Duvara asacağım,” diyor. Yanımızdan ayrılmıyor. Garsonlar koşuşturuyorlar…

Büryan Kebabı Azmi Usta’da yedik. Sıcak tırnaklı ekmeği bile çok beğendik. Herkes durumdan memnundu. Yanında soğan, domates, yeşilbiber ve köy yoğurdu… Büryan kebap; genç erkek keçi etinden yapılırmış. Karkas gövdenin yaklaşık 2-2,5 metre derinliğinde çamur ile kapağı kapatılmış bir kuyuda odun ateşi ile pişirilmesi ile olurmuş. Büryan Kebap, genelde yazın tüketilen bir et yemeğiymiş. Yörelere göre değişse de Bitlis’te Haziran ayının başı ve Eylül ayının sonuna kadar en iyisi yapılırmış. Bunun dışında keçi başka illerden geldiğinden lezzetinin tutmadığını söylediler.

Bizim yediğimiz büryanın keçisi Diyarbakır’dan gelmiş. Üstelik keçinin enenmiş ve hiç çiftleşmemiş olması gerekirmiş.  Et çengellerle önceden kızdırılan yeraltı kuyularına sarkıtılır ve kuyunun ağzı kapatılıyormuş. Kuyu lokantanın içinde girişte olduğundan iyice inceledik. Kuyudan alınan pişmiş etler askılarda satışa sunuluyordu. Kemikli ve kemiksiz çeşitleriyle servis ediliyor. Ayrıca kuzunun yağlı, yağsız veya orta yağlı kısımlarından da tercih edilebilirmiş. Yalnız kuzu çok beğenilmediğini söylediler. Keçinin Bitlis ten olmasını mera özellikleri ve buranın damak tadıyla ilgisi olmalı. Burada bodur bir ağaçtan bahsediliyorlar, onun yapraklarını yemesi ve etin ondan şekillenmesi sebebiyle Mayıs ayından sonra diyorlar. Ben daha önce Diyarbakır’ın Lice ilçesinde çalışmıştım. Yöreyi az çok biliyorum. Bu yörede belirli mevsimler dağlardaki bodur ağaçların ve çalıların yapraklarıyla beslendiğinden etlerinde farklı bir lezzet olur hatta keçi etleri pahalıya satılırdı.

 

Azmi Usta kendi misafiri gibi bizi ağırladı. Dışarıda bardaktan boşalır gibi yağmur yağmaya başladı. Dışarıya çıkmamız mümkün değildi. Çaylarımız geldi… Yağmur azalınca kalktık. Azmi Usta içerileri bize gezdirdi. Görülmeye değer tek yer Büryan Kebabın pişirildiği kuyu… Azmi Usta kapının önünde hepimizle tek tek görüşütü. İçeri girmiyor, uzun uzun arkamız sıra baktı… Aramıza başkaları girdi, köprünün oradan geriye baktığımızda göremedik…

 

image002
Bitlis iki dağ arasında küçük bir şehir! Bakırcı, tenekeci, demirci, bakkal, balcı ve diğerleri sıra sıra dizilmiş. İnsanlar kaldırımlarda iskemlelerde oturuyorlar. Selam verince ayağa kalkarak selamı alıyorlar. Bir şey sorsan ilgileniyorlar. Şehir çok eski ve tarihi, kale tam ortada şehirde çok büyük bir alanı kaplamış. Şehir kalenin etrafında dolanarak kaleyi ortaya almış. İnsanların yüzlerinde çizgiler derinleşmiş, çaresizliğin, belirsizliğin izlerini taşıyorlar. Kime sorsan buradan gitmeyi düşünüyor. “Hadi kalk gidelim,” diye şaka yapsan hemen arabaya binecekler. Varlıklı olanlar büyük şehirlere çoktan göçmüş. Durumu iyi olmayanlar ise bekliyorlar. Gidenlere kızanda var, hak verende. Yalnız gidenlerin geriyi unutmalarına tahammül edemiyorlar. “Belki bizi hatırlayıp, acıyan olur da yüzümüze bakarlar. Mal, davar para etmiyor, yaylalar kapalı. Para etmeyince kimsede koyun, sığır saklamaz oldu. Hakı bokunu korutmuyorsa nasıl saklayacaksın? Et süt başka devletten getiriliyor, bir tek balımız var onu da gelen/giden yok ki satasın. Zengine Allah insaf versin, cebinde akrep var sanki…” diyor bal dükkânındaki adam. Ahmet Fidan bir kilo kara kovan balını yetmiş beş liraya alıyor. Adamın daha çok anlatacak sözü var.  “Şehrin yıllar önce nüfusu kırk beş bindi şimdi on beş… Sakın girişteki levhalara inanmayın…” dediler. İçi seni yakar dışı beni derler ya işte öyle. Çarşıda gezenlerin çoğu yaşlı insanlar. Mesele belli gençler başını alıp çekip gitmiş. Şehir çok fazla göç vermiş, her şey ortada.

Sokaklar dar, fazla insan yok, yerler kesme taşla döşeli. Sağda solda ufak satıcılar göze çarpıyor. Tarih bakımlı değil, hatta birçok yer çökmeye yüz tutmuş. Tarih sadece kaleyle sınırlı değil elbet, evler, camiler, hamamlar yontma taştan yapılmış. Beton olsa bu kadar dayanmazdı.

Bitlis’ten ikindiden sonra ayrıldık. Yolda o tarafa büyük bir koyun sürüsü geçiyordu. Sürü geçene kadar beklemek zorunda kaldık. Bunlar güneyden gelip yaylalara doğru giden sürülerdi. Bitlisin dağlarında hâlâ kar vardı. Bu manzarayı unutalı çok oldu, gözümüzü alamadık. Karlar bir örtü gibi sarılmış dağların başına. Dereler azdan bulanık akıyordu…

Erbay, yemekten sonra Azmi Usta’yı başkalarına sormuş. “Bu şehrin en iyisidir,” demişler. Hâlbuki ben araya girmiştim, ben olsam sormazdım. Ben dostuma güvenirim, hatalarını çoğu zaman görmem. Eee demek payitahtlı olmak insanları böyle tedirgin bir hale getiriyor. Ankara’dakilerin huyu, suyu, sözü çok değişmiş. Şu gezide gördüğümüz bir çok davranış bize çok şey anlatıyor anlayana!..

image004
Bitlisli Ankaralıya güveniyor, Ankara hiç kimseye güvenmiyor mesele burada başlıyor.

Şehrin çıkışına doğru yürüdük. Çok arkadaşımız bir şeyler almıştı, ellerinde paketler vardı. Buraların balı çok kıymetlidir, sanırım çoğu balı tercih etti..

Otobüsümüz, kaptan Tamer ve Murat yol kenarında bizi bekliyordu. Biraz sonra sayı tamamlandı, yol vadiye aşağı arabamız hızlandı. Arkadaşlar Diyarbakır ile görüşmeye başladılar yaklaşık dört saatlik yolumuz vardı…

image006

Son Güncelleme (Perşembe, 25 Temmuz 2013 09:15)

 

Degerli Yazarimiz Mahir ADIBEŞ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazartesi, 05 Aralık 2011.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün757
Dün2376
Tüm Zamanlar3939471
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 98 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2195
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?