• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon Ezbercilik;Bir düşünme sığlğı değilse ne?!..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 13
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

           

EZBERCİLİK; BİR DÜŞÜNME SIĞLIĞI DEĞİLSE NE  ?...

 

 

Socrates öğrencisine; “ üzerinde düşünülmeyen hayat yaşanılmaya değmez”  Öğrencisi; “Yaşanmayan, yaşanılmayan hayat, üzerinde düşünülmeye değmez” der.

 

Ezbercilik; başkasını taklit ile başlayan, eşyanın, hayatın ve dünyanın tanımına bir başkasının tanımı ile anlamaya çalışarak sürdürülen kolaycı bir bilinç ataletiyle sorumluluktan uzak bir yaşama biçimidir. Ezberleme, anlamı dikkate almadan salt kelimeleri kaydedip durmaktır. Ezbercilik, olguları gözden kaçırma ve dünyayı anlayamamadır.

İnsanın, varlık olmasının en büyük sermayesi akıldır. Aklın çalışan melekesi ise düşüncedir. Ezbercilik, yararlandığı bilgilerden habersizce yaşamak isteyen ya da sorumluluk bilinci duymak istemeyen bir tembellik. Ezberci yaşamak ise hayatı ve evren anlayışını düşünüp sorgulamama yoksunluğudur.

İnsanlık tarihinin geleneksel yolculuğunun temelindeki hakim kültür, söze dayalı bir kültürdür. Sözlü kültür yazının icadına kadar sürmüş ancak etkisi günümüzde bile  görülmektedir. Ezber, sözlü kültürün mensuplarına tekrarlama, hafızayı tazeleme veya ezberlenenleri pekiştirme imkanı da verir.

İslam coğrafyasında yaşanılan ve hayatın her karesinde söz sahipliği yapan vahyi kültür 13.yy’a kadar zihinsel ürünlerini fazlasıyla ortaya koymayı başarmış. Elde edilen bilgilerin kullanımı ezberci anlayışlar ve pratikler ile günümüze kadar taşınabilmiştir.

13.yy’dan günümüze kadar uzanan bilgi tekrar edile edile  eskitilmiş * , doğru dürüst hiç bir zihni çaba içinde kalınmamıştır.İlmi esaslar içinde düşünce ürünleri veren bir medeniyet inşasından arta kalan kültürel eserler de bir mirasyedi mantığıyla kullanılagelmiştir.

Eskitilen bilgi tekrarlandıkça giderek bilgi sığlığının ortaya çıkmasınada neden olabilmiştir.Düşünme statik zamanlar yaşamış ve  zihinsel çabalar, istenen semereyi verememiştir.Uzunca bir süre zihinsel tutukluk ve kuraklıkla  karşı karşıya kalınmış. Birikim dolu otantik düşünme kalıpları da zorlanarak örselenmiştir.

13. yy.’dan bu yana tahrif edilmiş geleneksel kültürün insana değer veren temel alt yapısının varlığını reddetmek mümkün değil.İnsana verdiği değer ve kazanımları da yadsımamak gerek.Tahrif olmuş geleneksel kültürün temel zaafı, özellikle hayatın kurucu, yapıcı ve yaşatıcı değerler sistemi olan vahyi kültürü sunumdaki başarı yetersizliğidir. Oldukça fark edilebilir bir açı darlığı ile boşluk bırakılmıştır. Uzunca bir süre düşünceye dayalı eserler verilememiştir.Bir düşünme sığlığı ve kuraklığı had safhaya ulaşmıştır.

Özellikle ortadoğu,asya gibi coğrafi bölgelerde yaşam sürdüren birey ve toplumlar kendilerini düşünme gibi zihinsel bir eylem ile görevlendirmemişler. Kadim sözlü kültür sözcüleri yaşadıkları bu coğrafyalarda düzenlerini kurarken hiçbir itiraz ve tepki ile karşılaşmadan iktidar sahipliği yapmışlar. Bu teslimiyet kültür sisteminin özü “dedem demişti, babam demişti, hocam demişti, pirim veya şeyhim demişti” söylemi üzerine oturmuş ataerkil bir yapılanmadır.

Bu kültürde yönlendirici dinamik;aşiret, oba, dergah, tekke cemaat v.s gibi sosyal kurumsal yapılar olmuştur. Bu unsurlar, yaşadıkları sosyal hayatı düzenlerken karar organı olan şurayı zamanla dejenere edegelmişler ve tek kişinin söz sahibi  olduğu hiç değişmeyen, değiştirilmek istenmeyen otoriter bir yönetim anlayışı içinde kendilerini statik konuma dönüştürmüşlerdir.

Öyleki, bu toplum katmanlarında yaşanılan örf, adet ve geleneklerin bile aslı öyle tahrif edilmiş ki hak ve hakikat inancının önüne geçerek dayatmaya varan olumsuz kurallar bir yaşam çerçevesi oluşturmuştur.

Bu yaşama sistemini eleştiren, analitik düşüncenin yapılanmasına ve duruşlarına dahi izin bile vermemişler. Kısaca dokunulmayan tabular ve hayatı kısıtlayan engeller ile statükocu bir sistem kurmuşlar. Bu sistem, kendini eleştirtmez, sorgulattırmaz ve şeklen  itaat isteyen  bir kör teslimiyetin maalesef dogmatik mekansalına dönüşür.

Yüzyılların yaşam sahnesinde, akıl tutulmasının bir özgüven kaybı ile birlikte eleştirel sistemi de atıl bıraktığı apaçık gözlenebiliyor. Bu fikri duraklamanın nedenleri araştırmacılar tarafından elbette inceleniyor.

Coğrafyamızda düşünce dinamizminin oluşturulamaması, inanç iklimimizde otantik öze dokunmadan bir zihinsel değişim ve dönüşüm yapılamaması kültür ve medeniyet havzamızda büyük hasarlara neden olmuş ve hüsran ile sonlanarak psikolojik izler bırakmışlardır.

Medeniyet ve kültür havzamızda yaşanılan bozgunlar, mağlubiyetler çok uzun süren gerilme/ gerilemenin acısını tattırmıştır. Yaşanılan olumsuzluğu dahi tedavi etmeyen, aksine savunmacı reflekslerle duruş yapan, oyalayıcı bir zaman kaybı yaşanmıştır. Alınan mağlubiyetlerin psiko-sosyal etkisi hala sürmektedir. Zihinsel değişim ve dönüşümler bir mağlubiyet psikolojisi içinde savunmacı tavırları aşamamış ve statikleştiren bu ataletin kabuğunu bir türlü kıramamıştır.

Kültür ve medeniyet havzamızda ruhsuz ve yorgun düşüncelerle ile eser veremeyen bir kuraklık yaşanırken, durağanlaşmış kültür iklimimiz, hala bir yozlaşmanın yoksul trafiğinde bocalamaktadır.

Hayatın temel yaşama dinamiği olan vahyi kültürün önüne insan fıtratına uymayan ve yaşamayı oldukça zorlaştıran olumsuz örf ve töre barikatlarının kurulduğu gözlenmiş bu engeller bidat, hurafe ve saplanlantılı batıl düşüncelerle birlikte toplumsal sapmaları da arttırmış ve sosyal yaşamın dokusu zedelenmiştir.

Tabiat boşluğu affetmez yasası nasıl da çalışıyor! Tekrar edilen ezberci kültür ataletiyle derin boşluklar bırakmıştır. Otantik özü kirleten ve tahrif eden sapmalar, hemen yakaladığı ortama göre dolgu yapabilmiştir.Bir  boşluğun doldurulması ise hiç de zor olmamıştır. Vahy orijinli bilginin saf ve berrak yapısı  nasıl da aymazlıkla kirletilmeye açık tutulabilmiş.?!

Yüzyılların birikim dolu velud yaşam kültürü ; dünyanın gelişim yasalarına uygun düşmeyen söz ve davranış kalıplarıyla tahrif ediliyor.Ya da  yozlaştırılmış sözlü kültürün etkileyici, saptırıcı ve batıl inanışlara yanlış yönlendiriciliğini sürdürüyor olması güçlü bir engel olsa gerek.

Günümüz insanının anlama ve kavrama zekasını doyuracak, ışık tutacak ve ufuk açacak yeni söylem kalıpları geliştirmesi gerekiyor.Statükonun egemenliğine yeni fikirler ve düşüncelerle bir son verilmesi lazım. Sahihliği sabit yeni yön kültür haritalarının keşfedilmesi gerekiyor.

Birileri  benim için düşünsün, birileri benim hayatım için karar versin, birileri çıksın benim kurtarıcım olsun gibi bir ezberci ve pragmatist mantık  bir yaşam biçimi olmaktan başka ne olabilmiş ki ?

Söz konusu durum; geleneğin bütün yaşamsal kodlarından sadece bir olumsuzu olarak yaşanabilir belki. Ama bu geleneğin tüm yaşam kodlarını ortadan kaldırılması anlamı elbette ki taşımaz.

Hayatın akışına uygun değişim ve dönüşümler kaçınılmaz birer gerçektir. Toplumsal gelişim yasasına uygun bir yaşam biçimi belirlemeden, hayatın hareket alanını daraltmak indirgemeci bir anlayıştan öteye gidebilir mi ?

İnsana ait sunulmuş bir hayatı yine onun yaşama kodlarıyla şekillendirmek ve düzenlemek gerekiyor.      

Seküler modernliğin günümüz toplumuna temel dayatmalarda bulunması da bir başka anlam taşıyor.Hayatı hiç düşündürmeden bir anlam katmadan içini boşaltıp modern anlamda bir teslimiyetçiliği empoze ederek sunmasıdır.

Bunu hayatı yöneten ve yönlendiren araçsal akıllı aygıtlarla birlikte insana ait düşünme yeteneğini  amorf ederek yapabilmektedir.

Modern iletişim endüstrilerinin ve üretim tekniklerinin geliştiği bir çağda modern yaşama düzeni de kendine ait yaşama kodları belirlemiştir.

Hayatı yönetecek ve yönlendirecek olan sözü edilen  bu teknoloji harikalarıdır.Başta TV olmak üzere,bilgisayar, otomobil, cep telefonu, yazılı basın, tüketim tapınağı marketler v.s gibi araçlar insan hayatını kolayca kuşatıp kontrol altında tutabilmektedir.

Bügünkü  hayatın en iyi müşterisi modernleşmiş  insan, serseme dönmüş, hayatı ve aklı post-modern tutsaklıkla iğdiş edilmiş bu insan, ne yazık ki insanın bulunmadığı ve dışlandığı, araçsal akılların hayata egemen olarak yön verdiği bir çağda yaşamaktadır.

İnsanın birbiriyle buluşacak kadar zamanın bile tüketildiği, hatta zamanın yok edildiği bir zamansız hayat içinde duygusuz,hissiz ve coşkusuzca bulunur olmak nasıl bir hayat biçimidir acaba?

Post-modern seküler yaşam tarzı; insanı düşünemez hale getirmiş derin bir boşlukta yaşatmaktadır.Heva ve heveslere odaklanarak yaşanılan hayatın değelendirme kritiğini yapacak düşünme ortamı buharlaştığından söz konusu durum karşısında akim ve çözümsüz kalınıyor.İnsanda kendinden çalınmış zamanların farkında olabilecek ciddi bir dikkatin olması gerekiyor.

Yaşadığımız çağ insanın bedensel isteklerini fazlasıyla karşılıyor ama ruhsal/manevi problemlerini çözmüyor.İş temposunun hızı, zevk ve hedonist dürtülerin yoğunluğu öylesine çok ki insan ne yapacağını bilmez  post-modern  bir esaretle  yaşıyor.

Seküler arzular öylesine kışkırtılmış  çağrılar yapıyor ki insan bu ajitasyonlar karşısında ne düşünebiliyor ne de kararlı ve iradi duruşlar sergileyebiliyor.Kendine ait bir dünya  görüşü  pasivize ediliyor.

Böylesine yaşanılan bir manzara karşısında insanın tabi ki kafası karışıyor, çelişkileri ve sorunları daha da çoğalıyor.Hayatın çalınan zamanları  o kadar çok ki  düşünmek ve farkında olma lüksü yoktur insanın.Düşünülmeden ezbere yaşanılan bir hayat programlanabilir mi?

Seküler post-modern dünya görüşü insanın bu müşkülünü de çözmüş! Nasıl hayatı dumura uğratarak karmaşa oluşturduysa bu karmaşayı da sözde çözmek adına alternatifler üretebilmiş. Güya hayatı kolaylaştırmak adına paket programlar ve düşünceler  üretmiş. Ürettiği bu güncel yaşam ürünlerini sunma ve servis verme adına düğmenin basılması yeterlidir.İnsana dair yaşam, öylesine kolaylaştırılmış ki hiç düşünmeye bile gerek yok. Hazır programlar paketlenmiş olarak servis yapmayı beklemekte. İnsan, hayatın duygu ve his yoğunluğunu düşünüp yaşamadan neredeyse insanlıktan çıkartılıyor ve mekanikleştiriliyor.Tıpkı bir robot  gibi programlı komutlar ile yaşıyor. Akıl ,dondurulmuş,düşünce işlevsiz kılınmış. Hayat ise boşa alınmış bir araç gibi sekülerist amacın hedefine kilitlenmiştir.

Tarihte yaşanılan anlayışlarla geçmişi yaşamak mümkün olmadığına göre tarihsel narsistlik yapan övgülerle hayaller de üretemeyiz.

Geçmişin bozulmayan otantik kök paradigmalarından güç ve moral almakla, ödevli olabiliriz. Ama geleceğe yönelik iyi köprüler ve köklü bağlantılar ile geleceği bu gün içinde kuran ve disiplinize olmuş iradi terbiyeler de oluşturabilmeliyiz.

İslam dünyasının insanı olabilmek için, kök paradigmamız olan akidemizden ödün vermeden, bugünü gelecek için yaşamalıyız.Geleceği de bugünde katışıksız bir zamanla  yaşatabilmeliyiz.

21. Yüzyıla adımını atmış müslüman insanın ruhunu, ihya etme adına  bir ilerleme düşüncesiyle, gelecek fikirleri ve yeni bir medeniyet tasavvuru için seferberliğe, yepyeni bir tarihsel yürüyüşle nereye ve nasıl varabilmenin düşüncelerini hayata geçirebilmeliyiz.

İnsanlığın yol haritasının, hayat rehberinin emir, yasak, ve tavsiyelerine dikkat edildiğinde  ezberci tanımlardan uzaklaşıp, yaşamanın anlamını kavratacak hakikatin özünü tefekkür, tezekkür ve taakkul ile hikmetin arayışlarına başlayabilir ve sonsuz gerçeklik ile bağ kurabiliriz. Bu iletişim eylemimizle kalıcı, sahih, mustakim tanımlarla hayatımızı kolaylaştırabiliriz.

Beşeri ve karmaşık tanımlar ile zihinlerimizi ideolejiler mezarlığından nemalanmasının önünü  kesebilmeliyiz.

Sahih, kalıcı muhkem doğrunun ekseninde insanı senkronize  olmuşçasına birleştirecek ve bütünleştirecek evrensel bilginin kaynağı ile tanışarak güçlü bir bağ kurabilmek...İtiraz edilmez gerçekliğin düşünceye, düşünmeye açık otobanında aşkın gücün sonsuz ilmiyle hayata ve insana dair tanım ve kavramlarıyla sonsuzluğun köprüsünden geçip yol almak...Sonsuz gerçekliğin derinliklerinde sevgiye dayalı yüce aşkta kaybolmak...Aşkın ilerlemenin önü açık ve ilimle mücehhez hikmetin sonuçlarıdır bu  algılanan kavrayışlar...

Günümüz insanının bugünkü handikabı bir taraftan gelenekselliğin istenç dışı dayatmacı kabullerini tercih, diğer taraftan modernliğin istenç dışı insan fıtratına uygun olmayan dayatmacı kabullerini tercih etmek ile başbaşa kalmasıdır. Yani iki düşünce tarzı arasında maalesef insanımız epistemik bilinç yaraları almış ve ezilmiştir.

Zihinsel değişim ve dönüşüm ataklarımızla 21.yüzyıl anlayış ve kavrayış biçimlerine uygun tevhid bilincini çok değişik dizaynlanmış düşünme kalıplarıyla sunum yapabilmeliyiz.

Ne geleneğin ne de modernliğin öze yabancılaşmış ve yozlaştırılmış dayatmalarına ve saplantılı düşüncelere fırsat tanınmamalıdır. Muhkem ve sahih beyanlar ile yüreklerin yeniden fethi gerçekleşmeli. İnsanı ve toplumları da felahı talep eder konuma getirebilmeli. Tevhidin anlatım kalıpları yeni heyecan dalgaları oluşturacak çağrılar yapabilmeli.

Kur’an bize düşünme ve akletme ile ilgili 744 ayette yardımcı olmaktadır.Hayatın rehberliğini yapan vahy haritasının yol levhası olan ayetler bir  düşünme fırsatı sunarken Kur’an’ın emir, yasak ve tavsiyelerine kulak tıkamayalım. Kalplerimizle hissedip, kulaklarımızla duymalı, gözlerimizle görüp imanımız daha bir arttırmalı ve bu inançla maveramıza yol almalıyız.

Sonuç olarak ezberci kimlik, asli kimliği devreye sokmamakta ısrar eden ve ikincil kimliklerle yaşamayı göze alabilmiş defolu kimliktir.

Ezberci kimlik; düşünce ile akletmenin derinliğini yitirmiş bir düşünme sığlığıdır.

Ezberci kimlik; kendine ait olmamamaktır.

Ezberci kimlik; mefluç olmuş bilinçle, özgüven duygusunu yitirmenin bir tükenişidir.

Ezberci kimlik; kolaycı, pragmatik, güdülen ve sıfırlanabilen  bir kimlik erimesidir.

Ezbercilikten önce kendimiz olabilmek için kendimizi tanıyıp anlamak mecburiyetindeyiz. Öncelikle işe düşünceyi düşünmekle başlayıp sonra da hayatı inşa ve ihya ederek yol almalıyız.

          “ALLAHIN İZNİ OLMADIKÇA HİÇBİR KİMSENİN İNANMASI SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. O, AKLINI KULLANMAYANLARI PİSLİK İÇİNDE BIRAKIR.” (10/100)                               NACİ CEPE – İZMİR 

 

 

* Bilgi felsefesi. Prof.Dr. Alpaslan Açıkgenç

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1177
Dün1605
Tüm Zamanlar4410980
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 57 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2968
İçerik : 1504
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?