Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Twitter'den Takip
Sitemizi Mavi Kuş'u tıklayarak Twitter'da paylaşın.
Site İçi Arama
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 12
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


mehmet_aliRamazan bayramında sevgili kardeşim Av. Necati Ceylân Bey ile sohbet ederken; Kur’ân da okuduğu bir âyetin mûcizevî anlamını dile getirdi. “Mahşerde vuku bulacak” olan bir sahne anlatılıyordu bu âyette. Düşünüldüğünde çok derin bir anlamı olan bu âyet üzerinde ne kadar düşünülürse o kadar çok dersler çıkarılıyordu. Sanki çarpılmış gibi oldum.

[Ve onların, ateşin üzerinde durduruldukları zaman, "Ah, ne olurdu dünyaya döndürülseydik, Rabbimizin Âyetlerini yalanlamasaydık ve müminlerden olsaydık " deyiverdiklerini bir görsen!

Aksine, işin aslı daha önce gizleyip durdukları açığa çıktı. GERİ ÇEVRİLSELERDİ YİNE MEN EDİLDİKLERİ ŞEYE MUTLAKA DÖNMÜŞLERDİ. EVET, ONLAR GERÇEKTEN YALANCIDIRLAR.

Ve onlar; "Şu bizim iğreti hayatımızdan başka bir hayat yoktur, biz diriltilecek de değiliz" demişlerdi.] (En’âm 27–29)

27. Âyette, tutkuları yüzünden hakka karşı gözlerini kapayıp kulaklarını tıkayan ve üstelik çıkarları uğruna iftira ederek başkalarının da hakka kavuşmasını engellemeye çalışanların cehennemdeki hâlleri, yalvarışları sergilenmektedir.

28. Âyette, dünyadaki yalanlayıcılıklarından pişman olduklarını söyleyerek kendilerine bir fırsat daha verilmesini isteyenlerin aslında samimi olmadıkları açıklanmaktadır. Rabbimiz ezelî ilmiyle bildirmektedir ki, onlar, cehennemden çıkarılsalar bile esiri oldukları tutkuları yüzünden eski anlayışlarını aynen sürdürerek yine yalanlayıcı ve müşrik olacaklardır. Yani, bu müşriklerin pişmanlık duyduklarını dile getirmeleri, Rabbimizin bildirdiğine göre, kocaman bir yalandır ve onlar mahşerde dahi yalan söylemektedirler.

28. Âyette geçen Daha evvel gizleyip durdukları karşılarına çıktı ifadesinden onların aslında âhireti ve hesap vermeyi kabul ettikleri, ancak dünyadaki çıkarları için kabul etmez göründükleri anlaşılmaktadır.

(Tebyînü’l-Kur’ân)

 

Musa A.S. ile Firavun’un mücadelesini hepimiz biliriz. Hak karşısında bâtılın nasıl yok olduğunu da. Ders alan var mı? Tabiî ki evet. Peki ders almayan? Gene evet. İşte size canlı bir örnek: Şu anda Mısır’da arkasına şer odaklarını alıp darbe yapan Firavun uşakları ile Tv ekranları karşısında içkilerini yudumlayarak izledikleri Mısır’daki canlı katliama tepki göstermeyen demokrasi havarîleri!

Rabbimizin imtihan için gönderildiğimiz şu basit hayatın geçici süslerine aldananları ebedî hayatta karşılıksız bırakacağını mı sanıyorsunuz? İster inanın, ister inanmayın veya inanmadığınız halde inanmış gibi görünün. Herkes ölümü tadacak. O zaman her şey bitecek mi? Hayır. Asıl hayat o zaman başlayacak.

Âhirette mutlaka göreceğiz şu anda katliam yapan ve yaptıranları hatta bu katliamlara seyirci kalanları! Rabbimiz de sanki bir tiyatro sahnesi gibi o anları gözümüzün önünde canlandırıyor. Tutkularının esiri olmuş, sanki bin yıl yaşayacaklarını sananların fecî âkıbetlerini. İşte Rabbimiz huzurundaki muhakeme sonunda devamlı olarak kalacakları ateş içine atıldıklarında feryatlarını.

İşte o zaman bu yalancıların mahşerde bile Rabbimize yalan söyleyecekleri bildiriliyor bu âyetlerde. “GERİ ÇEVRİLSELERDİ YİNE MEN EDİLDİKLERİ ŞEYE MUTLAKA DÖNMÜŞLERDİ. EVET, ONLAR GERÇEKTEN YALANCIDIRLAR.” Yani tekrar dünyaya döndürülseler bu zâlimler yine aynı haltları işlerlerdi.

Burada insanın aklına şöyle bir soru geliyor. Mademki Allah kullarının fiillerini biliyor, o zaman zâlim insanın suçu ne? Oysa Allah, şer ve hayrı yaptıran değil yaratandır. Bu konuda Hakkı Yılmaz beyefendinin KADER başlıklı makalesinin bir bölümünü sunuyorum.

{İlm-i İlahinin Ef’al-i  ibade  Etkisi (ALLAH’IN BİLGİSİNİN KULLARIN İŞLERİNE ETKİSİ)

Âyetlerde iman etmenin de, inkâr etmenin de insanın hür irâdesine bırakıldığı ve cennete  girmenin  de,  cehennemi  hak  etmenin de, kişinin  yaptıklarının  sonuçları olduğu açık  bir  şekilde  anlatılmaktadır.  Allah’ın,  yaptıklarımızı  önceden  bilmiş  olması, bizi, o yaptıklarımızı yapmaya zorladığı anlamında değildir. Bilakis Allah’ın bilgisindeki o mâlumat, yaptıklarımız sebebiyledir.

Allah sonsuz ilmi ile, dünyaya gelen ve gelecek insanların, iyiyi mi yoksa kötüyü mü seçeceklerini bilir. Ancak insanlar, kendilerinin ne şekilde hareket edeceklerini Allah’ın bildiği ve takdir ettiği için hareket ediyor değillerdir. İnsan hak ile bâtılı seçme durumundadır. Hakkı seçerse  cennete girecektir; Bâtılı seçerse cehenneme girecektir. Bu kararı imtihan için Allah insana bırakmıştır. İnsan sonucuna katlanmak şartıyla, seçiminde hürdür.

Kesinlikle bilinmektedir ki Allah, ilmi ile bütün zamanları, geçmişi, hâli ve geleceği aynı anda kuşatır. Bizim yapacaklarımızı, daha yapmadan evvel, ezeliyeti ile bilir.

Burada dikkat edilmesi, iyi anlaşılması gereken, “İlmin (bilginin) maluma (bilinene) tabi olduğu” gerçeğidir.

İlim; bir şeyin zihindeki şeklidir.

Malum ise; o şeyin hariçteki gerçek halidir.

Bu konuyu binlerce örnekle örneklemek mümkündür.

Bir minare, kalem, defter, insan, meyve, otomobil vs düşünelim. Zihnimizde bunları hey’etleriyle bilip duruyoruz.

Şimdi üzerinde duracağımız nokta, bu nesneler, bizim bilgimize tabi olarak mı o şekildeler, yoksa onların şeklinden mi bizde bilgi oluştu? Peki, biz bir otomobili bir minare şeklinde bilseydik, otomobil minare şeklinde mi olurdu?

Bankada hesabı olanlar, bankadaki paralarının miktarını bilirler. Peki, bankadaki paraların miktarı bilgiye mi bağlı, yoksa bilgi paranın miktarına mı bağlı? Kişi bankadaki parasını yanlış bilse paranın miktarı değişecek mi?

Atmosferde boşluğu bırakılan her cisim yer çekimi sebebiyle düşer. Bu bilgidir. Peki, o cisim düşeceği için mi düşeceği bilinir, yoksa  düşeceği bilindiği için mi düşer?

Ateşin yaktığı herkesçe bilinir. Peki, ateş yaktığı için mi herkes ateşin yaktığını öğrenmiştir. Yoksa ateş yakıcıdır diye bilindiği için mi ateş yakmaktadır.

İnsanlar yine ileriki günlerde, senelerde güneşin doğuş ve batış saatlerini, ay ve güneş tutulmalarını bilebilir ve takvimlerine yazar.

 “Acaba takvimde yazıldığı için mi bu olaylar gerçekleşiyor, yani güneş o saatlerde doğuyor ve batıyor veya tutuluyor?” Yani malum olan güneşin doğup batacağı, tutulacağı saat, ilimi olan insanların bilgisine mi tabi yoksa güneşin o saatte doğup, o saatte batacağı, tutulacağı önceden hesaplanıp, tespit edildiği için mi bilinmiş ve takvimlere yazılmıştır?

Bu örnekleri, tarih, coğrafya, astronomi, atmosfer olayları, yapılmış plan ve programlar, yol, uçak, tren tarifeleri vs. gibi pratik hayattan yüzlerce, binlerce olay ile çoğaltabiliriz.

Allah’ın varlıkların ne yapacağını ezelden bilmesi ilimdir. Allah’ın bu ilmi kesinlikle “ma’lum” olan bizim fiillerimize ve yapacaklarımıza tâbidir. Yani biz yapacağımız için Allah öyle bilmiştir. Yoksa Allah öyle bildi diye biz mecburen yapmıyoruz.

Kader konusu ile ilgili akla gelen sorular

Kader değişir mi?

Yukarıdaki açıkladığımız üzere, Allah’ın yazıp da insanlara zorla uygulattığı, insanların eylemlerine yönelik “Alın yazısı” anlamında bir kader söz konusu değildir. Kaderi, “ilm-i ilahi” olarak ele alacak olursak da Allah’ın bilgisinde değişiklik; artma, eksiltme söz konusu edilemez.

Kaderi, “Allah’ın takdiri” olarak ele alırsak bunda da değişiklik söz konusu olmaz.

Mesela, Allah kişinin doğacağı, öleceği anları takdir etmişken bunların belirli sebeplerle sonradan değişmesi söz konusu olursa, bu takdirde Allah’ın ilminde bir değişiklik olmuş, Allah’ın aldığı bir karar gerçekleşmemiş, bilmediği bir şey gerçekleşmiş olur ki, bu da Allah’ın ilim, irade, tekvin sıfatlarında bir artma ve eksilmeyi netice verir; bunun ise Allah hakkında düşünülmesi bile mümkün değildir.

Evlilik kader midir?

İnsanların eş seçimi de tamamen ihtiyari; kendilerinin istek ve seçimleriyle gerçekleştirdikleri bir iştir. Kadın ve erkeğin meşru, gayri meşru cinsel ilişkisi, kendilerinin özgürce yaptıkları bir ameldir. Ama bu amele dayalı çocuğun doğması, cinsiyeti Allah’ın takdiridir. Yumurta ve sperm sayısı, cinsiyet kromozomlarının buluşması gibi olaylar, insanların iradeleri dışında gelişir. İşin bu yeni Allah’ın takdiri kapsamındadır.

Zoraki evlendirme, tecavüz, kazaya kurban gitme, planlanan bir işin sonuçsuz kalması gibi olaylar, Bakara/155–158. ayetlerde açıklanan belalandırma, fitnelendirme çerçevesinde düşünülmelidir.

Allah, herkesin akıbetini bildiğine göre niçin yaratıyor?

Allah, “Vacib’ul vücud”dur. Yani zorunlu ve varlığı zorunlu olan varlıktır. (Ayrıntı, Kelam ilmi kitaplarından bakılabilir)

Bu nedenle Allah’ın zorunluluktan gelen ayırıcı özellikleri vardır. Tüm esmasının, sıfatlarının  (Zati, sübuti ve selbi) tecellisi gerekir. Bu nedenle, Halik ve Fatır sıfatları olmalıdır ve olduğuna göre de yoktan yaratmalı varlardan da bir şeyler oluşturmalıdır.

Tebarektir, cömertliğinden istifade ettirmelidir. Naimdir, nimetlerinden istifade edilmelidir. Gafur olup affetmelidir, Tevvab olup, tevbeleri kabul etmelidir, Müntakim olup suçluyu yakalayıp cezalandırarak adalet sağlamalıdır. Adil olup adaletle muamele etmelidir. Muhyi (hayat veren) ise, yarattıklarına can vermeli Mümit (öldüren) ise öldürmelidir.. vs. vs. tüm sıfatları hariçte tecelli etmelidir.

Tüm bunlar Allah’ın olmazsa olmazlarıdır. İnsanların düşünmesi gereken, Allah’ın niçin yarattığı değil nasıl muamele ettiğidir.

Ecel,  kader midir, değişir mi?

Ecel de insanın kaderidir. Allah ayarlamıştır, belirlemiştir; adını koymuştur. Ecel kesinlikle değişmez; ertelenmez de öne de alınmaz. (Ayrıntı ecel yazımızdadır)}

ZÂLİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.

Mehmet Ali Oğuz

Em. C. Savcısı

Son Güncelleme (Perşembe, 22 Ağustos 2013 09:15)

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
+1 #1 RE: HİÇBİRŞEY DEĞİŞMEZ! 2013-08-16 23:06
Münkirlerin fıtratını izah eden ve aynı zamanda bilgilendirici bir yazı.Elinize sağlık Sayın Savcı beyim.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün728
Dün2376
Tüm Zamanlar3939442
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 82 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2194
İçerik : 1482
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?