• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama
Hata
  • JUser::_load: Unable to load user with id: 6898

PostHeaderIcon İNSAN DENEN YARATIK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

MustafaYulug

Doğa, öteki canlılar gibi, insan adlı yaratığı da yiyip içip yaşamda kalma ve üreme için programlamış.
Yiyecek bulabilmek, avlanma ve kapışma da öteki canlılara üstünlük kurmak ile mümkün olabiliyor. Erkekleri kendi aralarında savaşmaya iten cinsellik dürtüleri kadınların hamile kalmasını, annelik ise bebeklerin yaşama tutunmalarını sağlıyor. Bütün bunlar bir makro program içinde gerçekleşiyor. Örneğin, midemizi, damarlarımızı, kalbimizi, böbreklerimizi, bebek üretme düzeneğini doğa doğrudan çalıştırıyor. Bağırsaklarımızda vücudumuzdaki hücrelerden daha fazla sayıda bakteri varmış. Bir yüce orkestra şefi, sonsuz sayıda canlı ile mineral hareketlerini uyumlu hale getirerek bizi ayakta tutuyor. Ama bir yere kadar… Ölüm denen ve bütün canlılar için geçerli son, minerallerin doğaya iade edilmesi anlamına geliyor.
 
Bir de insanın, öteki bazı canlılar gibi, ‘sürü’ olarak yaşamını sürdürme programı var. Sürü olgusu, yiyecek bulma ve çocukların büyütülmesinde kolaylık sağlıyor ise de sürü başı olma kavgaları ile sürüler arasında savaş gerçeğini de ortaya çıkarıyor.
 
Uygarlık denen olay (Tek dişi kalmış canavar, yani), bütün bu kavgaların daha acımasız ve toptan hale getirilmesinden başka bir işe yaramıyor. İkinci Dünya Savaşında, 70 milyon dolayında insan öldürülmedi mi… Halen de insan sürüleri birbirini öldürüp duruyor. Bunların çoğunun altında bazı bireylerin, sürü başı olma, baş olmayı sürdürme ve böylece daha çok maddi ve manevi varlıkla yaşama dürtüleri yatıyor.
Sürü başlarının asker ve sivil memur kadroları oluyor. Yargı ve polislik işler de çok önemli. Sürü başlarını koruyan bu gruplara yeterli maddi ve manevi teşvikler daima sunuluyor. Geriye kalan düz sürü bireylerinin, sürü başlarının kavgalarında asker olma, boğaz tokluğuna işçilik yapma, gösterilerde ölme gibi görevleri var (Demokratik denen ülkelerde oy da kullanabilirler). Bir de bol üreme tabi… Kurnaz sürü başları ile astları, asker ve işçi olarak değerlendirecekleri bireylerin sayıca artmasını hep istiyorlar.
 
Sürü başları ‘dominant’ bireyler arasından geliyorlar. Bunlar, doğanın, insan cinsine özel, kapışma ve paylaşma düzeninden memnun kalmayıp mevcut sistemi karıştırarak değiştirmekten kendilerini alamamaya programladığı kişiler. Bütün liderler, sanatçılar, düşünürler, bilim insanları ve hatta Mafya böyleleri arasından çıkıp boy gösteriyorlar. Ancak, bunların bir bölümü, örneğin Mao ve kadrosunun Çin’i ateşlemesi gibi işler de başarabiliyorlar. Günümüzdeki Çin ile Hindistan arasında ne fark varsa, işte onların tümü, bu ülkelerdeki sürülerin başına geçenlerin arasındaki farklardan kaynaklanıyor.
Sürü başı kadrosu sayısının artması için sürülerin sürekli bölünmesi gerekiyor. Bu amaçla inançlar, etnisite, dil, renk ve daha akla ne gelirse kullanılıyor (Şimdi bir de eşcinsel olup olmamayı ‘empoze’ ediyorlar. Kısacası, insanlar bölünsün de neyle bölünürlerse bölünsünler. Futbol da başarıyla kullanılıyor). Sürü başı olma ve bu amaçla mevcut sürüleri kategorilere (Örneğin, halka hizmet açısından aralarında bir gıdım fark bulunmayan partilere) bölme devingenlikleri de ‘siyasal faaliyet’ olarak adlandırılıyor. Dinler de bu bağlamda tam bir siyasal faaliyet durumunda. İnsanların birbiriyle dövüşmesine epey bir vesile olmadılar mı… Geçenlerde bir gazetede bir kıdemli diplomatın Mısır’ da dinin ‘politize’ edildiğinden bahsettiğini gördüm. Aslında, belirttiğimiz üzere, dinler doğrudan siyasal hareket, Bürokrasi yaşamımızda bir işi yaşam boyu yapıp da o işin i’sinden bile anlamayanlarla az karşılaşmadık, doğrusu.
Günümüzde, bir de, global büyük sermayenin, dünyanın epey bir ülkesindeki sürülerin başına yerleşmiş olma gerçeği mevcut. Böyle ülkelerdeki başları, ‘ast baş’ olarak nitelendirmek gerekebilecek.
 
Sürü başlarını etkisiz hale getirerek, dünyadaki silah, sahte besin ve ilaç, uyuşturucu üretimi, cinayet, savaş, işkence, lüks tüketim ve para kumarhanelerine son verdiğimizi düşünelim. Bu durumda, insanlık genelinde açlığın, işsizliğin, sağlıksızlığın, evsizliğin, savaşların, işkencenin yok edilmesi ancak bir zaman sorunu olacaktır. Bir de, toptancı katilleri çok kez göklere çıkaran savaş ve egemenlik tarihi öykülerinin de insanlığa unutturulması gerekebilir. Sürüler arasındaki birçok güncel kavga bunlara dayandırılıyor çünkü. Çocuklar, yine insanlığın eseri başarılı yönetim, sanat, mimarlık, üretim, paylaşım ve bilim tarihini öğrensinler yeter.
 
Böyle güzellikleri, ancak, bütün bölünmeleri geride bırakıp el ele vermiş evrensel dünya gençliğinin yaratabileceğini de çoktandır söyleyip duruyoruz.

Son Güncelleme (Cumartesi, 12 Kasım 2016 21:47)

 

Degerli Yazarimiz Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 27 Mayıs 2018.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün506
Dün1148
Tüm Zamanlar4529294
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 61 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 5235
İçerik : 1505
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?