Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon SEKÜLER YOBAZLIK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 26
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri

İnsan Hayatını  Hazcılık Sürgününde Hastalaştırma Operasyonu

SEKÜLER YOBAZLIK

NaciCepeYobazlık; düşüncesinde ve itikadi yaşamında aşırı olan.Dinine bağlı olan insanları aşağılamak için de kullanılır. Yobazlık, aslında yaşadığımız hayatın bütün alanlarında rastlanır.Özellikle ideolojik eksende  daha fazla kullanıldığını görürüz.Ör;devrim yobazı gibi.Yobazlık;  ülkemizde uzun bir süre içinde siyasi bir amaca ulaşmak için çok söylendi ve yazı diliyle de çok kullanıldı.

Yukarda da belirttiğimiz şekilde”Yobazlık,dini hakikatlerin biçimsel yapının yani zahirinin fazlasıyla öne çıkartılıp dinin nerdeyse sadece kuru, anlamsal derinliğini yitirmiş ibadetlerden ve yine hikmeti kavranmadan  sıkı sıkıya yapışılan ahlaki sığlıktan ibaret hale gelinişidir.Yobazlığın simetrik yansıması sekülerliktir.Sekülerlik ise yobazlığın , bağnazlığın  bir başka çeşitlemesi zahiriliğin ileri bir noktaya vararak  metafizik hakikatlerinin inkar edilerek hakikati sadece yaşanılan zaman  ve mekan olarak bu dünya ile sınırlamaktır.”(1)

Seküler yobazlık; insanın insanla birebir yüz yüze olan buluşmalardaki zamanı kullanırken kullandığı bu zamanın kendisine  yetmediğini  bahane ederek(sadakat  cimriliği göstererek) platonik ilişkilerini de daha en baştan veto  eder.

Seküler yobazlık; kolaylaştırılmış hayatta üretilmiş nesnelere ulaşmak için her türlü ödün vererek  bir sahiplenme isteğidir.Bu tip bir insan profilinin haz isteği gayrı meşru olsa dahi kendinden ne pahasına olursa olsun  ödün vermek demektir.Aşırı kolaycılıklarla bir ve beraber olup o kolaycılığa kaçmak demektir. Salt dünya üzerinde bir yurt edinmek(mevki ,makam,para v.b  elde etmek için) suretiyle tanımladığımız bir kimliğe sahip olmaktır.

Geçmişte bir şair  güzel seslenmiş”ham yobaz”,”kaba softa”.Biz de postmodern bir zamanda ise şunu rahatlıkla pekala  söyleyebiliriz.”Seküler yobaz””Malumatfuruş yobaz” ya da “ iletşimsiz bilişimci softalar”

 

Gelin görün ki şimdilerde zamana bağlı buluşmalar  ve görüşmeler ise önüne geçilemeyen yeni yeni bahaneler  türeten engeller oluşturdu.İnsanı,fıtratına uygun gerçek dünyasından alıp uzaklaştırarak insan olma sıfatlarını dahi  şekilsiz kıldı.

Sosyal hayattan insanın, kendini bizzat kendisiyle buluşmasını dahi bile isteye  iletişimsiz bırakarak tard etmeyi de başardı sekülerlik.Gizemi bilinmeyen derin sessizliği olan bir başka aleme yani sanal bir aleme kendini göndermeyi daha uygun gördü.Sanal alemin içinde kendini bambaşka ve negatif pozisyonlarda bıraktı. Hayat sadece sanal alemden ibaret  değil tabi .Gelişen postmodern çağın ürettiği nimetlerine sahip olma isteği de baskın bir fenomen haline dönüştü ve insan da tüketim nesneleriyle de baş başa bırakılarak var kılındı.

İnsan öyle rekabetçi bir hayat ile karşı karşıya geldi  ki ne yapacağını neyi nerden tedarik edeceğini bile hesaplayamaz hale geldi.İnsanlığın bu halleri hayallerini,ilhamlarını, tefekkürlerini dumura uğramış  halde bırakıp yaşanırlığı bile  kıraçlaştırıp hadım etti.

Düşünmekten, düşünerek hareket  etmekten ziyade hazır yazılımlı olan proğramların paketli   bilgilerini kullanmayı kendine daha uygun buldu. İnsan böylece kendisinin bizzat varlığı ile gerçek dünyadaki  tüm zamanlarını bir adanmışlık içinde kullanmak  için de daha çok sanal yaşamı ve çok verili bir seküler dünyayı tercihleyerek gerçek hayata veda etti.

Bunun yerine hız ve hazzın doruğuna tırmanarak “gününü gün yapmak “için boşvermişlerin yaşandığı bohem hayatın içinde buluverdi kendini. İşkoliklik stresini atmak için.Çok çalış ama belhum eddal gibi yaşa.Bu söz, seküler yobazlığı  ziyadesiyle tanımlıyor.

Bugün modern insan,gerçekle ilgili olan ne varsa yaşamaktan ve yaşama tutunmaktan,gerçek yaşamın doğallığından haz almaktan kendini iyice uzaklaştırdı.Adeta sanal alemin kendine armağan kıldığı ekranın yüzüne bakmayı , klavyesindeki tuşları  kullanmayı ,önceleri zoraki sonraları ise alıştıkça kendini ona  zorunlu mukim kıldı.

Önceleri bol bol kitap okuyan , kitabı arkadaş edinen insanlık ve okuduğu kitapların içinde  seyahat eden insan, şimdilerde sanal bir dünyada kendini var zannediyor.Önceleri okuduğu kitaplarda düşünürlerin, edebiyatçıların yazdığı  satırlara bakarken içinden düşünüp onlarla konuşuyor  gibiydi yaşadığı sosyal ortamda salt bilgisiyle muhatap olmuyordu.Onlardan düşünmeyi de öğreniyor ve sosyal  bir  varlık olarak toplumda kendine has düşünceleriyle kendini var kılabiliyordu.

Ama şimdilerde düşünmenin bir önemi yok artık.Çünkü düşünülüp tasarlanmış yazılım paketleri  bir yön verme için insana dair her yeri her yanı kuşatmış adeta.Bütün bu donanımlık sıradan bir vaka halini aldı.

Gündelik hayatımız;sembolik alanlarla,sembolik ritüellerle şekilsiz kılınırak kişisel onur,estetik güzellikler yaşanırlıkta esas muhtevasını  ve otantik özünü kaybetti.İnsanların hayalleri ve görüş alanları başkalaştırılıp formel hale dönüştürüldü.

İnsana has doğal yaşam alanları eğlenceperestliklerle ,tüketim  cenderesi içinde sıkıcı ve kasvetli ucuz spekülasyonlarla hiçleştirildi.İnsana dair değer ve amaç  duyguları naturel aslını yaşamaktan men edildi.Hüzünlü tefekküreler yerini açgözlü isteklerin dilsiz ve ruhsuz karanlıklarına  terk edildi.

Değer algılarımız hipnoz edile edile esas anlam ötelenerek sonraya bırakıldı.Kalıcı anlamın buharlaşmasıyla anlamın alegorisi düşünce ve gayelerimizi istikrarlı anlamı kullandırılmasından imtina ettirildi. 

EĞİTİM SİSTEMİNDE TEKRARCILIK VE ABSURD ENGELLER GENÇLİĞE  DAİR İDEALLERİ YOK ETTİRDİ

Bugün başta eğitim sistemimiz başarısız siyasetlerin ve uygulamaların olumsuz bir biçimde üzerinde oturuyor.Eğitim sistemi, gençleri daha seküler yapabilmek için elinden geleni yapabiliyor.Genç  bir işe girilebilmek için değerlerimiz dışında  sorular ile karşılaşıyor.Soruları hazırlayanlar denetlenmiyor. Bir muhafazakar yapıya yakışmayacak gayrı milli sorular sorarak genç beyinleri hayattan bile soğuttular.

Genç beyinler İleriye dönük ufuklar verilmeyen gayesiz ve idealsizlik ekseninde yerine say komutunda durarak bekliyor.Bu halde statik konuma  terk olunuyor.Her şey bu dünyanın üzerinde başarı yarışına dönüştürülüyor.

Çocuklarımız daha ilk öğrenimine başlar başlamaz bir eküri atı gibi birbirini geçmeye yönelik seküler başarı uğruna ezberci sistemin şartlandırmalarıyla gencecik beyinler  akla hayala sığmayan uygulamalar ile bocalar hale getirilerek bunaltıldı.Test sınavlarından başını kaldıramıyor ve yılgınlaştırılmış halde daha fazla luzumsuz bilgileri alabilmek için o dersahaneden bu dershaneye  mecbur ettirilerek  ezbercikolikler haline getiriliyor.Temel edinilmesi gereken bilgiler, test sınavlarıyla buharlaştırılıyor.

Gençlerin okul hayatları bütün dünyada ve ülkemizde sanki bir bıçak sırtındaymış gibi algılanıyor.Gittikçe zorlaştırılan sınavlar ve engelleyici zor sorular gençlerin umutlarını dondurabiliyor.

Özellikle ülkemizde  çocuklarımızı daha fazla eleyebilmek için ;ne hazindir ki  akla hayale sığmayacak sorular ile bocalatılıyor.Ör; nobel ödülü almış bir yazarımızın eserleri hakkında bir soru sormaları gerikirken bu nobel ödül töreninde ödüllü yazarımızın konuşmasının konu başlığı pekala sorulabilmiş.Ya da bir katolik papazın hangi zamanda görev yaptığı ve adının kim olduğu pekala sorulabiliyor.Siz düşünün artık  nasıl sınavlar yapıldığını.Bize ne bunlardan. Acaba başka ülkeler bizim kadar çöplük haline dönüştürülmüş anlamsız ve luzumsuz sorular sorulabiliyor mu?

Dikkatle bakıldığında kahir çoğunluğun müslüman olduğu bu ülkede bir meslek sahibi olma adına sorulan sorular içinde tarihimizle ilgili ya da metafizik alem ile ilgili bir tek soru görülebiliyor mu? Varsa yoksa bu dünyaya dair sorular var hep.Ne yazık ki bunu iktidarda olan bir muhafazakar hükümet yapıyor bunu analamak mümkün değil.

Maalesef bizim ülkemizde onca planlamalar yapılır ama tatbikatta yerini bulmak hayli zor.1926 dan bu yana kullandığımız eğitim sistemleri hep başka ülkelrden model alınmıştır.Model eğitim sistemi değiştirilmedik bir başka  ülke neredeyse kalmamış.Bir muhafazakar iktidar eğitim sisteminin gençleri nasıl daha seküler yaparım formatında olduğunu ya bimiyor ya bir iç denetimi yapamıyor.Yeter ! artık deyip kendimize ait bir eğitim sistemini arayıp bulmak nerdeyse farz halini aldı.

Maalesef mevcut iktidar da ekonomik  düzenlemelerden ve yatırımlardan biraz başını kaldırıp eğitimle ilgili kullanılacak bir zamanı geçen on bir yıllık bir sürede boşuna harcadı.Sık sık beş bakan değiştirildi on bir yıl içinde.Beklenilenin altında politikalar izlendi. Bir dönem kesintisiz eğitim ,on bir yıllık icraatta ise 4+4+4 formülüyle hazırlanmış programlar ele alındı.Her iki yöntem de çok tartışıldı olan yine ülkemizin gençlerine oldu.Birden bire bir  gün içinde uygulanan bu programlar hiç tartışılmadan uygulanınca toplum neye uğradığını şaşırdı.

Eğitimin motorik gücü üzerinden yapılan yanlış çalışmalara kısaca bir başka örnek verecek olursak.

Ülkemizde  verilen resmi rakkamlara göre  yüz otuz bin öğretmen açığı var iken aslında üç yüz bin açık olduğu halde  mevcut iktidar, öğretmen ataması yapmak gibi bir görevi icra etmedi. Öğretmen yerine milyonlarca tablet bilgisayarı aldı fakat taahüdünü her okula göndermeye muaffak olamadı.Burada önemli olan husus (elbetteki tablet de olacak ama) bu aletlerin alınmasına öncelik verilmesi biraz hatalı oldu. Hem modası geçiyor hem de yıprandığında bozulma ihtimali var.

Bir o kadar öğretmen açığı varken bir atama yapılmaması  bu mesleğin genç mensuplarını üzerinde kaygı ve endişe de bırakıyor.Okulunu ilk onda bitirenlerin giremediği bazı bölüm mensupları onca sınavı aşarken bir KPSS ye takılabiliyor genç öğretmenler.Dünyadaki gelişmişlikte ileri olan ülkelerin hiç birinde KPSS gibi absürd bir imtihan biçimi yoktur.Ne yazık ki bizim ülkemizde var!.Sınav engellerini çoğaltmakla istihdam sağlanamaz.Yıllara matuf plan ve projeler yapılmadıkça eğitim sistem maalesef  insan harcayan kurum haline gelir.

 

Çok değil bundan yıllar önce bu ülkenin bugün  iktidarda olan entellektüelleri geçmişlerini irdelerken kültür emperyalizminden bahsediyorlardı ama bügün  maalesef kendi kendileri ne bir sorunu aşmak için sık sık yapılan ve gittikçe çoğalan“Sınav emperyalizmini” bir dayatma engel olarak kullanmalarını hiç yüksünmeden yapabildiler.

Sistemin kendi kendisiyle okzimoron/çelişkili  olan eğitim programlarını yeniden gözden geçirilmeli.Bu ülkenin genç ve dinamik mensuplarına  orta ve uzun vadeli istihdam programları yapılıp uygulamaya girecek yeni bir istihdam girişimi iveden sağlanmalıdır.

ANLAMI OLMAYAN KORKULARDAN VE GELECEK ENDİŞESİİ TAŞIYAN DUYGULARDAN NASIL KAÇINMALI?

Bilişim teknoloji aygıtlarıyla sürekli bir yerlere varmayı genç zihinlere ajite etmekten  kaçınılmalı.

Genç neslin bir istikbal elde etmesi için ilk eğitimden son eğitime kadar kadar ölümüne yarıştırılmamalı.Bir sınava giren genç yüz üzerinden 95-100 puanlar alması için onlara deli gömleği giydirilmemeli.Çıldırtacak hale getirilip zihinsel ve ruhsal yaşantıları korunmalıdır.

Ağırlaşan ekonomik koşullarla ailelere  zarar verip parçalanmış aileler oluşturarak evdeki çocukları sahipsiz ve kimsizleştirip topluma yaralar açılmamalı.

Maddi bakımdan gençleri ulaşılmaz yerlere teşvik edip toplumun en alt katmanında yaşayanları çaresiz bırakıp bu gençleri suç şebekelerinin eline terk edilmemeli.

Genç kızları, hayal dünyalarında yaşayabileceği yerlere varabilmesi için çeşitli isimler başlığı altında yarışmalara katılımını sağlamak için ve sonra da seçilenleri bir meta halinde kullanılmaya karşı tedbirler alınabilmeli.

Yazımızın konusunun daha fazla dışına çıkmamak için uğraştık.Ama konu  sekülerleştirme etkinliği  en fazla gençler üzerinde olunca mecburen  eğitim içindeki  sorunlara da değindik.Genç insanlarımızın istikbal endişesi ve dünyevi gailesini dünyaperest  seküler bir insana dönüştürmemek için önce eğitim sisteminin içinde en azami gayret sarf edilmelidir.

GENÇLİK  ÜZERİNDE DURULMALI VE ONLARLA İLGİLERİMİZ HANGİ DÜZEYDE DİR SORGULANMALI

Farkındamıyız bunu bilmem ama acaba gençlerimiz elimizden kayıyor mu gibi endişe barındıran bir soru akla geliyor.Artık ebeveyni dinlemeyen ailesine sadakatini kaybetmiş şekilde çizgi dışı kalan ve sadece kendisine para verilsin,derhaneye gönderilsin yeter  diye yaşanılan bir  başka olgu da var hayatımızda.

Artık yeni jenerasyonlar, küresel politikaların içinde bir yeri yurt ediniyor ;o da yalnız  bu dünya olarak görülüyor.Geleneğimize ve değerlerimize bağlı gençlerde sadakat temelli  bir  itaat yok artık ebeveynlere.

Gençler şimdilerde en dindar aileden en milliyetçi ya da en liberal veya sosyal domokrat ailesine kadar yaptıkları ile ilgili sürekli yalan söyleyebiliyor.Nereye gittiğini ne yaptığını gizleyebilmek için yalan söylemeyi sıradan hale getirilmiş.

Gençler , okul dışı bir çevrede ve özellikle küreselleşme politikaları için hazırlanmış bir yaşam konseptine göre ihata edildiği için bu gençler artık sosyal medyanın kendine birey olarak tanıdığı haklar çerçevesinde özellikle  kendine karşı bir öz güven duyuyor.Bu güven ne kadar doğru olmasa da...

Taksim gezi parkı olayına bir ayna tutulduğunda ister provakasyon densin ister kışkırtmalara teslim oldular densin ama vakaya sosyal psikoloji çerçevesinden bakıldığında yüzde çoğunluğun siyasi emellerden uzak olduğunu bizzat kendileri tarafından ifade ediliyor. Dikkat ederseniz sadece bu dünyaya ait gayelerin içinde şartlanarak konuşlandıklarını görürsünüz.

Küresel hegomonların tam  da buradaki stratejileri çerçevesinde nasıl hareket ettiklerini  bakan gözler artık görmeyi öğrensinler.Gençlerimiz  artık  ne acı bir durum ki sırıl sıklam bir seküler yobazlık kültürünün potasına girdiğini görmemek bir ham hayallikten ibaret hale gelmiş olduğu görülüyor.

Bir zamanlar 1971 darbesinden önce ideolojik korkulardan dolayı”Sev gençlik” ya da “Hippilik” akımları her sosyal yapıda görülüyordu.Burada şiddet üzerinden yapılan siyasetlerden dolayı bir kaçış söz konusuydu.

Ya şimdilerde daha üst düzeyde bir seküler hayata bir teveccühün daha fazla olduğu görüyor. Düşünce ve düşünme olmadan bir bambaşkalaşmış yepyeni bir hayat biçimi konuluyor gençliğin önüne.Aslında ideolojik düşünme,  hayatın olmazsa olmaz kabul edilen gerçeklerinden biridir.

Ama şiddet  ya da kaos üzerinden yapay rüzgarlar estirildiği için düşünme üzerinden sürdürülecek bir hayatı n, hayatımıza taşınması hegomonik emperyalistlerin işine gelmedi.O bakımdan özellikle gençlik üzerinden yeni yeni oyunlar senarize edildi.Toplumların kahir çoğunluğunu bünyesinde taşıyan gençlik üzerinden her zamanki gibi daha başka oyunlar oynanmaya sürgit devam ediliyor.

Seküler yobazlık; aslında karşılıklı toplumsal iletişimlerde dünyevi hayata dair ne varsa onlarla özellikle gençliği uyuşturan kronik bir hastalık biçimine dönüşmüş.Gençler bu bulaşıcı hastalıktan nasıl yara aldılarsa tabiki  ebveynlerde aldı.

Bütün dünya, aslında küresel köy olma politikaların teknolojik araçsalları ellerinde tutan maalesef bir avuç  oligopolist/tekelci azınlığın kontrolüne kesinkez  girmiş bulunuyor.

Öyle ki ülkeleri artık çok kısa zamanda hayatın her alanına uygun hazırlanmış senaryolarla  yönetmek artık çok kolay.Bunun için artık organize olmuş ve ne yaptığını bilen ve sadece formatlanmış planı defakto olarak anında uygulamaya geçiren paramileter  çeteler bir tek “başlat” komutundaki emirle hazır halde tutuluyor. Neye karar verildiyse anında tatbikata geçilebiliyor.

Kadife devrimleri,Arap baharı ve en son  yaşanılan olaylar bu minval üzeredir.

İNSAN GİBİ BİR HAYATI HAK EDEBİLMEK İÇİN VARLIK BİLİNCİ VE DEĞERLERİ TANIMAYLA OLUR

İnsanın var oluşuyla başlayan ve ontolojik özünde kendini var kılmasını sağlayacak sahip olma bilinci ya da sahiplenme dürtülerine yaradılışının başlangıcında maliktir.İnsanın varlığını idame ettiribilmesi için ontolojik olarak var olma bilincini doğal olarak kullanmak durumundadır.

Var olma bilinci, aslında insanın insan olmaya yönelik bir kimlik bilincidir.İnsan olma bilinciyle kendini toplumsal bir varlık olmasını sağlayacak temel öğelerden biri de  sahip olma ya da sahiplenme bilincidir.Sahip olma bilinci bir var olma nedeni olarak algılanıp anlaşılmasında kendini bir kimlik olarak tanıtılmasında hiç bir sakınca da yoktur.

İnsan başlangıçta fıtratında var olan işte bu sahiplenme bilinci gerçekte bir  var olma nedenidir.İnsanlığın yaşadığı tarihsel yolculuğuna bir başlangıç adımını atabilmesi için sözünü ettiğimiz kendine sahiplenme dürtüsünün olması da ontolojik bir başka gerçekliktir.

İnsanın bir varlık olarak yaşayabilmesi için ontik özünde var olan bu yeteneğin ortaya çıkması için bilgi ile tanışması gerekmektedir.Eşyanın bilgisiyle tanışınca yaşamaya başlayan insan önce ihtiyaçlarını karşılamaya başlar.Bilgi dağarcığını arttırdıkça bu bilgiler bir kültüre dönüşür.

İlerleyen zaman akışı sonrası insan madde ile olan ilişkilerini çoğaltıkça sekülerist bir yaşama biçiminin varlığının ucunu görebilmeyi tanımlayamadan yaşadı.

Bilginin gelişimi sürdükçe insan bir çok imkanlara kavuşmaya başladı.Önce keşifler sonra icatlar insanın hayatına beklentisinin üstünde zenginlikler kattı.Kazanılan bu zengin imkanlar sayesinde eski yaşanmışlıklarını daha bir şekilsiz kılmıştı.Yeni toplumsal gelişmeler şekilendirmelere uç vermeye baş gösterince insanlık alemine yepyeni pozisyonları oluşturarak ardışık olarak sürdü.

Gelişim halinde ya da gelişmekte olan insana dair bu yaşam pozisyonları başlangıçtaki doğallığını sosyal hayatın içinde ayrıştırmaya başladı. Toplum bünyesinde değişik  sosyal ayrılık katmanları oluşmasına neden oldu.

Bu gelişme  en çok toplumda varsıllık ve yoksulluk ekseninde sosyal ayrışmalara neden oldu.Toplumlar gelişen bu yaşam süreçlerinde ve yaşam tarzlarında kabuk değiştirmeye başladı.

İlk ayrışmalar varsıllık ve yoksulluk ekseninde oluşurken bu ayrışmalar ilerleyen zaman akımının akışı içinde çok daha değişik isimler altında yaşamaya başladılar.Soylular ,asiller ve yoksullar biçiminde.İnsanlığın evrenindeki yaşam serüveni sürdüğü müddetçe sözünü ettiğimiz toplumsal tabakalar değişik isimler altında adlandırılmaya başlandı.

Yaşanılan insanlık fenomeninin doğu ve batı penceresi olarak tasvir edersek, doğuda patrimonyal/pederşahi düzenekte batıda çok daha farklı adlandırmalar altında sınırlandırılmış toplum katogorileri oluştu.

Dünyayı yetmiş yıl süreyle tedirgin edecek marksizim sistemi de daha değişik sınıf tanımlamaları yaparak yüz yıla yakın bir sistemin statüsünü belirlemeye çalıştı.

İnsanlığın var olan bu yolculuğu aslında zenginleştikçe yaşadığı dünyaya  olan bağlılığı giderek arttı.Bu zenginlik insanın özünde bulunan sahiplenme dürtüsünün tatmin olmayacak noktalara taşıdı.Bir “AN” zaman biriminde teyakkuz içinde nasıl atak yapabilecek kabiliyetlerde olduğunu bir kere daha gösterdi.

Aktivistiliğini gösteren sözünü ettiğimiz sahiplik sistemi olan bu istek duygularını durdurmak oldukça zor görünüyor.Bu duygular ilk başlangıçta kıskançlık güdüleriyle hareket etmekle başladığı bu yolculuğa daha sonraları bir anlamda ”Rekabet kıskançlığı” diyebileceğimiz yere kadar taşıdı.Yaşadığımız zamanın postmodern evresinde ise bu sahiplenme kazanma isteklerini ultra kıskançlık rekabetlerine kadar taşıyabildi.

SEKÜLERLİĞİN İNSAN HAYATINA DAYATTIĞI  NİYET VE AMAÇLAR

Sekülerlik; bir din karşıtlığından çok “dinden soğutmak ve uzaklaştırmak” yani dini anlamın kayanağı olmaktan çıkması ya da dini anlamın içinin boşaltılmasını hedefleyen ve uhrevi hayata dünyada hazırlanmayı yaşanmaz  kılan bir eylemsel etkinliktir.

Sekülerizm felsefesindeki temel amaç;  insanı soysuzlaştırıp kullanmakta olduğu hayatı öldürtmek eylemi olduğu gibi ölümü, her insanın tadacağını unutturup ahiret hayatına yönelik çabaları akim bıraktırmaktır. İşine geldiğine göre inançsız bir kimlik olarak “yobazca yaşa” düstürunu zihinlere iyice kanıksattırmak halidir.Ve insan hayatının bütününü hız ve haz çerçevesinde kullanılmaz hale getirerek niteliksiz bıraktırmaktır.

İnsanın en tabi hakkı olan ve bir yaratıcıya kulluk yapmayı salık veren eylemselliği nihayi amacında bir olumsuz değişimi meydana getirmeyi sağlamaktır.

Dünyevileşmek, dünyaya dalmak, dünya zevklerine esir olmaktır.Bu esnada ahireti unutmak ve inandığı değerleri inkar derekesine getirip islami düsturları terk etmek anlamını kabul etmek gibidir.Dünyevileşme, aynı zamanda müslümanın kendi kendisini inkar etmesi demektir.

Tutkuların,hız ve hazzın üst  sınırlarına çıkmak demek; seküler yaşam biçimine boyun eğmek demektir.Kısacası tutkular zincirinin esaretini kabul etmek anlamına da gelebilir. Bu minval üzerine bir yaşama razı olarak yaşamak ise seküler yobazlıktan başka hiç bir şey değidir.

Özellikle bir müslümanın bu boyutta sekülerizme teslim olması demek ifrat ve tefrit düzleminde bir aşırılıktır.Zaten emperyalist kapitalist küresel hegomonların da insanlığa özellikle müslümanlara kurduğu tuzak da budur.Tıpkı cehennemin gayya kuyusundan bir daha çıkmayacak bir biçimde bir an bulunup yok olunması demektir.

Sekülerleştirme konusunda yapılan bütün tuzak eylemler küresel faşizmin bir avuç şirket devleti olan illimunati idealinde toplanmış  bir oligarşizmin Armegedon stratejik ürününden başka bir şey değildir.

Sekülerleşme konseptinin tam da odak noktasındaki ana düşünce burasıdır. İnsanlara kibir ile yaşamayı kibrine teslim olarak yaşatmayı dayatmaktan başka bir şey değildir.

Sekülerizm; esasında kibrin antreposu niteliğinde insan yaşamını insani olmayan eğilimlerin içinde tutabilmektir.

Kibir ise özellikle  en başta müslümanların dikkat edeceği en büyük günahlardan biridir.Bugün Kâbe’nin etrafında inşa edilmiş bir çok yüksek bina Kâbe’ye tepeden bakmaktadır.Kur’an, geçmiş olayları bize anlatırken Babilde yapılan kibir kulelerini nasıl eleştirdiğini bize aktarmaktadır.

Kur’an’da büyüklenme/kibir sürekli kötü anılan, Allah’ın gazabını  bünyesine çeken paratoner misaliyle anlatılır.Büyüklenmek,ululanmak sadece Allah’a mahsus bir şeydir.

Sekülarist bir dünya görüşünde büyüklenmek, bizim gibi bir islâm toplumunda ölümü unutmak hatta ölüme meydan okumak gibi bir şeydir.Dünyaya  gelip geçiciliğinin  yapısı içinde bulunmak demek  Müslüman’ın nefsine tapmış bir tutku mesabesindedir.

Bugün dünyadaki bütün dinlerin mensupları , küresel köy stratejisi kapsamında oynanan bir oyunun içinde rol almayı isteyen bir aktör olmayı yeğlerlerse, kendileri için ve bağlıları için büyük bir vebal altında  kalacaklar demektir.

SONUÇ OLARAK

Bugün için ülkemizde  kendini dindar olarak tanımlayanlar(dindar olmayanlara bir diyeceğimiz yok)

Heva ve heveslerinin peşinde koşanlar,Rüşvet alanlar,yolsuzluk yapanlar,kul hakkını hiçe sayanlar,kayırmacılık yapanlar,taahhüt edip yapmakta olduklları işe fesat karıştıranlar.

Her türlü günahın içine düştüğü halde yaptıklarına hala bir söz ile kılıf uydurup,günahlarını örtüp,örtbas etmeye çalışanlar; içine düştüğü girdap burkacındayken bile hala kendi nefsini bir avukat gibi savunmaya çalışanların işi, hakikaten hem bu dünyada hem ahirette zor görünüyor.

Bu insanların dini itikatlerine göre utanç olan bütün hallerine kılıflar üretip iki yüzlülüğe düçar olmaları ölümden beter bir seküler yobazlıktan başka ne olabilir?

Böylesine düşünüp yaşamak ise bir başka ölümdür.

Bu insanların yaşadığı böylesine bir hayat tarzı, kazanımındaki imkânları ölümü görmemek,hissetmek için gözlerini kör kalplerini nasırlaştırıp katılaştıranlar başlarına gelecek ölümü unutsalar bile

Allah, insana hiç bir zaman ölümü unutturmuyor.

Özellikle modern uygarlığın bir hastalığı olan Seküler Yobazlık ;

Yeryüzünde fitne ve fesatın nasıl bir yaman hastalık olduğunu bilmelidir.

Ukbada insanların en zelili en aşağılanmışı olmamak için.

Yaşanılanları bir AN bile gözden geçirmeyi unutmamalıyız bir insan olarak.

İnsanlar, şunu iyi bilmeli, yaşadıkları dünya hayatı ebedi değildir.

Zira insanın dünyada en büyük kıyameti ise yine ölümdür,ölüm.

Ya sonrası nedir?Nasıldır,ne şekildir detay olarak bilemiyoruz öbür hayatı.

Ama inanıyoruz öbür hayata.

Çok tefekkür etmeliyiz.

Kendimizi, çocuklarımızı,milletimizi ve insanlığın selameti için

Hazzın vereceği fitneden geç kalmadan uyanıp/uyandırıp korunmalıyız.

Vesselam

 

“Zamanın ruhunu okuyamayanlar çöp sepetine giderler.

Suyun akışına direnenler,uçuruma sürüklenirler”

(1)Dilaver Demirağ,UMRAN DERGİSİ  Sayı.112 Shf.10

Not: Yazarımızın bu yazısı Umran Dergisinin Eylül Sayısında yayınlanmıştır.

Son Güncelleme (Perşembe, 05 Eylül 2013 20:51)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #3 RE: SEKÜLER YOBAZLIK 2013-09-02 02:06
İnsanımızın içine düşürüldüğü dram ancak böyle tanımlanabilird i. Kıymetli hocamı, nesilleri ve insanlığın istikbalini düşünüp bizimle paylaştığı için kutlarım.
İnsan fıtratından saptırıldı. Kocakarı hamamda nasıl bayılır? Haydi göster! Komutunu alan mahluk, verilen eğitimle fıtratının çok ötelerinde davranışlar sergileyerek hayatını sürdürüyorsa, günümüz insanı da benzer metotlarla hali tabisinin çok uzağında bir hayatı yaşıyor ve başına sardığı bu belayı yaşamak sanıyor...
Alıntı
 
 
0 #2 RE: SEKÜLER YOBAZLIK 2013-09-01 00:07
SAYGIDEĞER HOCAM,
YÜREĞİNE, BEYNİNE, KALEMİNE SAĞLIK...RABBİM BİZLERİ HER TÜRLÜ YOBAZLARDAN VE HER TÜRLÜ YOBAZLIKTAN MUHAFAZA BUYURSUN.
ABDULKADİR YILDIZ
Alıntı
 
 
0 #1 TebrikMehmet Ali OĞUZ 2013-08-31 21:09
Herkesin diline doladığı bu kavram hakkında yapılan ilmî çalışmasının son derece faydalı olduğunu düşünüyor ve araştırmacı yazarı tebrik ediyorum.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2870
Dün2795
Tüm Zamanlar4207361
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 69 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?