Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon HEVÂ VE HEVESE TAPMAK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 9
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


mehmet_ali“Hevâsını (kötü duygularını, tutkularını) tanrısı edinen kişiyi gördün mü? Peki, onun üzerine sen mi vekil oluyorsun?”
(Furkan 43)

Hevâ: Nefsin şehvete yönelip tutkuların esiri olmasıdır. Sahibini dünyada felâkete, âhirette de derin Cehennem çukuru olan Haviye’ye sürükleyip götürdüğü için heva denmiştir. (Müfredat)

Kimi kendi güzelliğine hayran olur, kendisini yaratan Rabbini unutur. İleri bir yaşta ne hal alacağını düşünemez.

Kimide fizik olarak sahip olduğu gücünün verdiği şımarıklık ile etrafındaki insanlara zulüm ederek bir gün toprağın altında çürüyeceğini unutur gider.

Kimi malına ve parasına güvenir. Karada kendisine ölüm gelmeyecekmiş sanır. Nice zenginin bir gün başkalarına el açacak duruma geldiklerini bildiği halde hatırına getirmek istemez.

Bir kimsenin nefsinin her istediğini yapması ve yaptığı işin Allah katında haram mı, helâl mi olduğunu dikkate almadan davranması, kişinin kendi hevâsını ilâh edinmesidir.

Kimi Rabbinin ihsan ettiği evlâtların çokluğu ile övünür, Onların hiç hata yapmayacaklarını sanır, onları yaratılış amaçları olan Rabbimizin sınavından muaf olduğuna kendini inandırır.

Kimi için de taraftarı olduğu bir futbol takımı onun herşeyidir.

Hevâ, kişiyi, basit dünya lezzetlerine kapılarak onların içine batmaya çağırır. Bunların içine batmak ise kişiyi, gerçek mutlulukları elde etmek için yapılması gerekli olan sâlih amellerden uzaklaştırır. Çünkü “basit dünya lezzetlerinin içine batmak” ile “sâlih ameller işlemek”, birbirine zıt davranışlardır ve bunlardan biri artarsa diğeri azalır, biri gerçekleşirse diğeri yok olur.

 

Kimi de kendisini dünyanın en akıllısı sanır. Kendine tapar haberi olmaz. Herkesin kendisinden akıl almasından, kendisine hürmet göstermesinden haz duyar.

Kimi çalışarak elde ettiği ilim dalında bir deha olduğuna inanır, her bilenin üstünde daha iyi bilen birisi olduğunu bilemez.

Kimi işgal ettiği makamın büyüsüne kapılıp, kendisi olmasa her şeyin batacağını sanıp, kendisini sanki bulunmaz Hint kumaşı olarak tanıtır. İşgal ettiği makamdan zaruri olarak ayrılınca anlar ki her şey daha güzel yönetilmektedir, hasedinden ruh hastası olur. Tedavi bile kabul etmez.

Fâni bir kişiye, kuruma, ideolojiye kayıtsız şartsız teslim olmak, onları ilâh edinmektir. Bu apaçık şirktir.

Kimileri mensup olduğu ırkının en üstün olduğunu kabullenir. Bir yaratık olduğunu unutur. Kendisini hiç hoşlanamayacağı bir toplum içinde yaratılmış olabileceğini hiç düşünmez.

Hevâya tâbi olmanın sonu, adım adım Allah yolundan sapmaktır. Allah yolundan sapmak ise, azapların en kötüsüyle karşı karşıya kalmak demektir. Hevâlarına uyarak Allah’ın yolundan sapanlar, çok kötü bir azaba davetiye çıkarmış olurlar. Oysa hesap gününü göz önünde bulunduranlar, yaptıklarının hesabını verememekten ve cezaya çarptırılmaktan korkarlar. Böylece ne hevâlarına uyarlar, ne de basit dünya lezzetlerinin esiri olurlar.

Kimileri de Hıristiyanlarda görüldüğü gibi, Peygamberlerini tanrılaştırırlar. Gerekçe olarak da Peygamberlerini çok sevdiklerini ileri sürerler.

Kimi inananlarda; “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.” Sözüne kanarak, kendilerini şeyhlerine teslim edip, “gassalın (ölü yıkayıcının) elindeki ceset gibi” zan etmektedirler. Böylece kolayca Cennet’e girivereceklerine inanarak put oluşturmaktadırlar.

 

PUT nedir? Put; insanlara zorla kabul ettirilmek istenen düşünme ve yaşama biçimlerini, dimağlardan silinmemesi, devamlı olarak onunla karşı karşıya kalınması ve bu düşünceyi sahiplenen imtiyazlı gurubun, elde ettikleri menfaatlerin, makamların kaybolmaması için kullandıkları bir araçtır. Salt heykel olarak kabul edilmemeli. (Prof.S. Sırma)

Kimileri de şehvetlerinin esiri olup, karşı cinslerine aşırı düşkün olup, âdeta taparcasına sevgilerini dile getirirler.

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, en‘âma [etinden ve sütünden yararlanılan hayvanlara] ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet, insanlara süslü-çekici kılındı. Bunlar, basit hayatın kazanımıdır. Ve Allah, varılacak güzel yer Kendi katında olandır.”  (Âl-i İmran 14)

Bu âyetin doğru anlaşılabilmesi açısından izninizle asıl konumuza bir parantez açalım: Allah katında erkek ile kadın açısından bir fark olmadığı, erkek veya kadın olmanın Rabbimizin takdiri ile gerçekleştiği, sorumluluk açısından da bir fark olmadığı açıktır.

Âl-i İmran 14. âyetinde tüm insanlara dünyanın geçici nimetlerine şehvet ve ihtirasla göz dikmememiz öğütlenmektedir. Sayılan nimetler arasında “kadınlara” lafzı da bulunmaktadır. Erkek bir insan açısından anlaşılabilen bu misal, aynı âyeti okuyan bir kadın için nasıl algılanabilir?

Yusuf suresinde aynı şehvetli tutkunun, bir kadın tarafından da sergilendiği anlatılmaktadır. Yani, erkek de kadın da birebirlerine, fıtratlarına yerleştirilen duygu gereği aşırı ilgi duyabilir.

Ancak Kur’anda çelişki ve biz insanların anlayamayacağı bir öğüt bulunamayacağına göre, bu âyeti nasıl anlamalıyız? “nisa” sözcüğünün sadece kadın için değil, her insan için “karşı cins” olarak nitelendirilmesi, Kur’an bütünlüğü ve anlam saptırılmasına yer vermeden ifade edilebilir.

Kur’an, gerçekten mûcizedir. Bir benzerinin meydana getirilmesi mümkün değildir. Edebî sanatlar ile her çağa ve tüm insanlara meydan okumaktadır. İşte Tebyînü’l-Kur’an çalışması ile Kur’anda anlaşılamayan hiçbir şey olmadığını öğrendiğim Hakkı Yılmaz beyefendinin bu konudaki açıklaması:

{Meseleye mantık açısından, kadınların seçiciliği, erkeklerin maymun iştahlılığı yönünden, teknik açıdan ayette "... İnsanlar için..." ifadesi yer aldığından insan ifadesinin erkek ve kadını ifade edişinden hareketle "kadınlardan" ifadesini "hem erkek hemde kadın" anlamıyla kabullenmemiz gerekir. Buna Arap edebiyatında Tağlip (iki nesneden azı çok içinde değerlendirme) usulü denir. Kur'an'da birçok örneği vardır:  

ÖRNEK 1-“Sizi hoşnut etmek için, sizin için Allah'a yemin ederler. Bunlar eğer mü’min iseler Allah'ı ve Elçisi'ni razı etmeleri daha doğrudur.” (Tevbe/62)

Âyetin orijinalindeki “vallahü ve rasülühü ehakkü en yerduhü”ifadesinin motomot anlamı “Allah ve elçisi, KENDİSİNİ razı etmeye en layık olandır” şeklindedir. Burada “” zamiri tekil getirilmiştir. Hâlbuki cümlenin başına göre “hüma. (KENDİLERİNİ)”şeklinde olması gerekirdi. Burada “Elçi” kaldırılarak “TAĞLİP” yapılmıştır

ÖRNEK 2-Ve andolsun Biz bundan önce Âdem'den söz aldık da o aklından çıkardı, yapmadı ve Biz onda bir kararlılık bulmadık.

Ve Biz bir zaman doğa güçlerine, “Âdem için boyun eğip teslimiyet gösterin!” dedik de İblis/düşünce yetisi hariç hepsi boyun eğip teslimiyet gösterdiler, o dayattı.

Sonra da Biz, “Ey Âdem! Şüphesiz İblis sana ve eşine düşmandır.  Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun, kesinlikle senin acıkmaman ve çıplak kalmaman cennettedir. Ve sen orada susamazsın ve güneşin sıcağında kalmazsın” dedik.

Sonunda şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki: “Ey Âdem! Sana sonsuzluğun ağacı ve eskimez/çökmez mülk/saltanat için rehberlik edeyim mi?”

Bunun üzerine İKİSİ de mal-mülk, altın tutkunu oldular. Hemen çirkinlikleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve kendi zararlarına, cennet yaprağından örtüp istifçiliğe başladılar. ÂDEM, RABBİNE ASİ oldu da şaşırdı/azdı.

Sonra Rabbi, ONU seçti de tövbesini kabul etti ve ONA doğru yolu gösterdi.

Allah, O İKİSİNE: “Birbirinize düşman olmak üzere hepiniz oradan alçalın. Artık Benden size bir kılavuz geldiği zaman, kim Benim kılavuzuma uyarsa, işte o, sapıklığa düşmez ve mutsuz olmaz” dedi. (Tâ-Hâ 115–123)

Burada dikkat edilirse “Ademin eşi”, asî olmamış, seçilmemiş, tevbesi kabul olunmamış ve kendisine doğru yol gösterilmemiş gibi….Halbuki A’raf 23’e göre o da tevbe etti… Burada da tağlip yapılmıştır.} (Hakkı Yılmaz)

Kur’andaki bu sanatsal anlatımlar, araştırmacılar açısından olsun, tüm insanlar açısından olsun gerçekten mûcizedir. Zaten Peygamberimize karşı çıkan müşriklerin mûcize istekleri karşısında Rabbimizin şu mesajı ne kadar anlamlıdır: Kendilerine okunan Kitabı şüphesiz Bizim sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır.” (Ankebut 51)

Körü körüne tutkularının ardından giden inkârcıların durumu, sürücüleri tarafından otlağa mı yoksa mezbahaya mı götürdüğünü bilmeyen hayvanların durumuna benzemektedir. Çünkü böyle insanlar da nereye sürüklendiklerini, felâkete mi yoksa kurtuluşa mı gittiklerini bilmemektedirler. Aradaki fark ise, hayvanların akıllarının olmaması ve götürüldükleri yer konusunda sorumluluklarının bulunmamasıdır. Rabbimizin tüm insanların karanlıklardan aydınlığa çıkabilmemiz için indirdiği Kur’anı anlayarak, hayatımıza rehber kılarsak, bilmeden hevâ ve hevesimizi put edinmekten kendimizi korumuş oluruz.

“Şüphesiz Biz yeryüzündeki, ona süs olan şeyleri onların hangisinin daha güzel amel edeceğini sınamamız için yaptık.” (Kehf 7)

Güzel amel nedir? “Hayır… Hayır… Doğrusu siz yetimi kerimleştirmiyorsunuz [üstünleştirmiyorsunuz] .Yoksulun yiyeceği üzerine teşvikleşmiyorsunuz. Oysa mirası yağmalarcasına öyle bir yiyiş yiyorsunuz ki! Malı öyle bir seviş seviyorsunuz ki, yığmacasına!”  (Fecr 17–20) 

Bakî olan Allah’a emanet olunuz.
 

Son Güncelleme (Perşembe, 07 Kasım 2013 19:55)

 

Degerli Yazarimiz Mehmet Ali OĞUZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cumartesi, 27 Kasım 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
+1 #3 RE: HEVÂ VE HEVESE TAPMAK 2013-11-06 08:53
Nefsin kurduğu tuzaklar ancak bu kadar kısa ve öz olarak ifade edilebilir. Allah cümlemizi bu tuzaklara düşmekten korusun
Alıntı
 
 
+1 #2 RE: HEVÂ VE HEVESE TAPMAKNACİ CEPE 2013-11-05 09:06
İNSANIN HEVASINA UYMASI;HUZUR VE SAADETİNİ İMHA ETME EYLEMİDİR.
İNSANIN HEVA VE HEVESLERİNE UYMASI;KENDİ İRADESİNİ KULLANAMADIĞI BİR ŞUUR KAYBIDIR.BİR ŞUUR KAYBI İSE AKLIN İNTİHAR ETME EYLEMİNE BİR TEŞEBBÜS GİRİŞİMİDİR.
İNSANIN HEVA VE HEVESLERİNE TABİ OLMASI İÇİNDEKİ İMGESEL PUTUNA TAPINMA SEANSIDIR
İNSANIN HEVASINA TAAT ETMESİ ŞEYTANIN BİR MÜRİDİ OLMASI GİBİDİR.YAZARIN BU YAZISINDA İNSANIN EN TEMEL ZAAFINA İŞARET EDİP HATIRLATMASINI MÜEDDİP BİR YAZI OLMASI HASEBİYLE KENDİNİ TEBRİK EDERİM.
Alıntı
 
 
+1 #1 RE: HEVÂ VE HEVESE TAPMAK 2013-11-05 08:59
Allah heva ve hevesine körü körüne takılıp gidenlerden yapmasın. Çok önemli bir konuya değinmişsiniz. Allah razı olsun.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1193
Dün2585
Tüm Zamanlar4113938
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 66 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2237
İçerik : 1491
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?