Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon SİVİL TOPLUM OPERASYONLARINI İYİ ANLAMAK

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri



İlhan AKKURT21. yüzyıl için bakış açısına bağlı olarak birçok tanımı yapılabilir ancak tam bir sivil toplum yüzyılı da denebilir. İnsanlık tarihinde gerilere gittiğimiz de, toplumsal değişimleri daima askeri gücü elinde bulunduranlar gerçekleştirdiği görülür. Hele son yüzyıl, her tarafta askeri yönetimlerin etkin olduğu bir zaman dilimi olmuştur. Gecen yüzyılda iki kutuplu dünyada halk devrimleri olsun, askeri devrimler olsun her iki yol da silahlı güce dayanıyordu.

Sivil toplumun kökeni Eski Yunan’a kadar gider. “Politeike Koinoia” olarak ilk defa Aristoteles tarafından kullanılan bu kavram Latinceye “Sociate Civils” geçmiştir. Sivil toplum örgütleri (STÖ) İngilizce “Non Governmental Organization-NGO” olarak tanımlanır. Yani resmi hükümetin dışındaki örgütlenmeler. 21. yüzyılda, Sovyetlerin yıkılmasından sonra her alanda özgürlükçüğü ön plana almış görünen, liberal düşünceye dayanan açık toplum-sivil toplum daha ön plana çıkmıştır. Almanya’da 2 milyon 10 bin, Fransa’da 1 milyon 470 bin, ABD’de 1 milyon 200 bin, ülkemizde ise 80 bin kadar STÖ vardır. ABD’de her 5 kişiye 1, Almanya ve Fransa’da ise 40 kişiye 1 dernek, Bizde 900 kişiye 1 STÖ düşüyor. Birçok insan çevre, barış, spor, fikir, facebook, twiter gib sosyal medya vb. oluşumlarda yer almaktadır. Tabi bu örgütlerin FİFA, BM, IMF, Bilderberg, Davos, Greenpace, NOBEL gibi çeşitli alanlarda küresel olanları da vardır. Politik anlamda fikir akımları ve dini oluşumlarda vardır. Bütün bu oluşumların amacı; ilgi alanlarına göre insanları ve dünyayı belli hedefler doğrultusunda yönlendirmektir.

Bu konu özellikle toplum mühendisliği-yani toplumları belli siyasi hedeflere doğru yönlendirme açısından çok önemlidir. Özellikle Sovyetlerin yıkılışında, Arap baharı ve ülkemizde görülen bazı sivil toplum eylemlerinde STÖ’lerin etkilerinin son derece etkin olduğu gözlenmektedir. Dünya üzerinde derin hesapları olanlar çok iyi biliyorlar ki 21.yüzyılda askeri darbelerin uzun ömürlü olması çok zor veya kendilerine karşı bir askeri yönetimi dışarıdan askeri müdahalelerle yıkmak hem çok masraflı hem de işgalci olarak o ülkede kalmak çok zor. Geriye kalan en güvenilir yol hedef ülke insanlarını kendi politik-siyasi hedefleri istikametinde yönlendirmek. Bu en kestirme olarak nasıl yapılır? Tabi ki sivil toplum örgütleriyle ve medya ile. İşte işin püf noktasına geldik. Biz burada STÖ’lerin özellikle ülke yönetimleri üzerindeki etkilerini inceleyeceğiz.  Bu adamların dünya insanlarını kendi politik-ekonomik ve siyasi çıkarları istikametinde yönlendirmek için kurduğu Davos Ekonomik Formu, Açık Toplum Vakfı gibi uluslar arası arenada faaliyet gösteren bir sürü STÖ’ ler bulunmaktadır.

Bu kuruluşlar ne mi yapar? Gelelim bu sorulara. İsterseniz bu kuruluşlardan çok iyi tanınan bir örnekle konumuzu aydınlatalım. Ünlü para spekülatörü SOROS’un Açık Toplum Vakfını-Fonunu ele alalım. Bu vakıf ABD’li Yahudi milyarder George Saros tarafından 1979 yılında New York’ta kurulmuş. Daha sonra 31 ülkeye yayılarak ilgili ülkelerin sivil vatandaşları tarafından dünyanın birçok ülkesinde şubeleri açılmıştır. Tabi ilgili ülkelerde bu şubelerin bütün faaliyetlerinin masrafları Soros tarafından karşılanmaktadır.                 .

George Soros, 1979 yılında ilk vakfı olan Açık Toplum Vakfı New York’ta, Doğu Avrupa’da ilk vakfı olan Avrupa Vakfı’nı ise 1984 yılında Macaristan’da kurmuştur. George Soros, bugün 31’i aşkın ülkede, Orta ve Doğu Avrupa, eski SSCB ülkeleri, Orta Avrasya, Guatemala, Haiti, Mongolistan, Güney Afrika, ABD gibi ükelerde faaliyet gösteren bu vakıflar ağının başkanlığını yaparken, bu vakıfların giderleri de Açık Toplum Fonu tarafından karşılanmaktadır.

Peki bu vakfın amacı nedir ?  Şöyle özetlerler, “açık toplumların gelişimi ve devamlılığını sağlayacak kurumların kurulması ve güçlendirilmesi” olarak gösterilmektedir. Belirlenen hedefler doğrultusunda ise çeşitli ülkelerde benzer yöntemlerle çalışmalar sürdürülürken, “açık toplumların gelişimini ve devamlılığını sağlamak için, eğitim, sosyal değişim ve hukuk reformu alanlarında” bir dizi programı desteklemekte, çözüm gerektiren birçok toplumsal konuya “alternatif yaklaşımlar” sunmakta ve daha da ileri giderek ülke yönetimlerine karşı ayaklanmalar düzenlemektedir. Gürcistan, Ukrayna, Mısır ve Ülkemizde olduğu gibi.

Bu adamların en nefret ettiği şey kendilerine kapalı yönetimlerdir. Daha doğrusu kendilerine karşı her türlü milli, dini ve ideolojik yapıya sahip ülkelerdir. Bunlara karşı en büyük silahları “DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK“ söylemleridir. Dikkat ederseniz az önce bunların karşı oldukları yönetimleri sayarken demokrasi ve özgürlükleri kısıtlayan krallıkları, askeri yönetimleri ve dikta rejimlerini saymadık. İşte işin püf noktası burada. Bu adamlar için önemli olan kendilerine uydu yönetimlerdir. Eğer bir yönetim ne kadar özgürlük ve demokrasiden yoksun dikta olursa olsun kendileriyle iyi ilişkideyseler bunlara dokunmazlar. Değilse başlarlar açık toplum-demokrasi-özgürlük laflarına. Yani açık yönetimden kasıt kendilerine açık olanlardır. Ancak Mısırda olduğu gibi dikta rejim yıkılıp, demokratik seçimler sonunda sandıktan kendilerine karşı bir yönetim çıkarsa, hemen onu askeri darbeyle de olsa devirmeye veya ülkemizde olduğu gibi başka yöntemlerle yıkmaya çalışırlar. Yani masumane ve haklı isteklerle demokrasi ve özgürlük için çabalarken birilerinin esaretine düşmemek gerek. Bu oyuna gelinmemeli. Görünür esaretten kurtulup görünmez esarete düşmekte var. Bu iş ABD’de 11 Eylül saldırıları ile başlayan ve Irak diktatörü Saddam’ı devirmeye kadar giden süreçte bile çok sinsi işletildi. Saddam’ı devirenler onun ruhuna rahmet okuttular.

George Soros, çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren vakıflara 1994 yılında 300 milyon dolar harcamıştır. 1995 yılında bu miktar 350 milyon, 1997 yılında 428 milyon ve 2000 yılında ise 494 milyon dolara çıkmıştır. Soros Vakfı, Türkiye’deki bu “sivil toplum” kuruluşuna geçen yıl 1 milyon 73 bin dolar gibi çok “mütevazı” bir para fonlamış. Soros Vakfı’nın verilerinden öğreniyoruz ki, Türkiye’deki “Açık Toplum Enstitüsü” şu 5 amaç için çalışıyor: Siyasi reform ve AB, medya, cinsiyet, bölgesel eşitsizlikler ve sivil toplum. Geriye zaten bir şey kalmıyor. Kurucuları arasında iş adamları, üniversite üyeleri ve çeşitli basın mensupları. Tabi cemaat yazarları da var. Lafı uzatmadan bu konuda diğer kuruluşların isimlerini de verelim. Özgürlük Evi (Freedom House), Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitü (International Republican Institute –IRI), Demokrasi için Ulusal Bağış (National Endowment for Democracy – NED), Uluslararası Kalkınma için Birleşik Devletler Ajansı (United States Agency for International Development – USAID), Birleşik Devletler Barış Enstitüsü (United States Institute of Peace). Hepsi ABD merkezlidir.

Malum son 10 yıldır ülke yönetimine damgasını vuran iktidar her ne kadar hukuk, demokrasi, ekonomi vs. konularda AB uyum yasaları olan Kopenghang, Maastricht Ktiterlerine göre çeşitli reformları da uygulayıp açık toplum da olsa ne AB’ye ne de ABD’ye yaranamamasının sebebi var. Arap Baharı’na model ülke olursan, Afrika’da biz sizin petrol ve altınınız için gelmedik dersen, birilerine “VAN MİNUT” dersen, Birleşmiş Miletler yönetimi için “Dünya 5’ten Büyüktür” dersen bu adamlara yaranamazsın. Arkadan gelir Gezi, Taksim ve yolsuzluk operasyonları. Bu da olmazsa Güney Amerika liderlerinde olduğu gibi kanser ve kalp krizi rahatsızlıları başlar. Sonra bir bakarsın BOP eş başkanına karşı İRAN-İSRAİL-ESED-ABD-CHP-ULUSALCI-CEMAAT karşıtlığı. Bu kadar farklı gurubu bir arada kullanabilen bir siyasi dehaya imrenmemek mümkün değil. Dış güçleri suçlamak yerine bu oyunları nasıl bozarız bilemiyorum. Senaryoları onlar yazıyor biz ise oyunun gönüllü figüranları oluyoruz.

Yani artık adamlar maşa varken ateşi elleriyle tutmaktan vazgeçtiler. Bu yolda dünya 3 aşamadan geçti. Önceleri ülkeleri kendi ordularıyla işgal edip insanları köleleştirip sömürgeleştiriyorlardı. İkinci aşamada baktılar ki köleler bu işgale isyan ediyor, bu kez o ülkenin kendi ordusuna işgal ettirme yoluna gittiler. Baktılar ki özgürlük, demokrasi diye bu dikta rejimlerini deviriyorlar. Son aşamada kendileri bu değerleri kullanıp insanları gönüllü köleleştirme ve sömürgeleştirme senaryoları yazmaya başladılar. Tabi az kaldı insanlık bu oyunu da bozacak ve daha insani bir dünya kurulacaktır. Sözü uzatmadan ülkemizde son yapılan anlattıklarımıza benzer operasyonla ilgili bir videoyu izlemenizi tavsiye ederim.

https://www.youtube.com/watch?v=oWsljOs4P0g  

 

Son Güncelleme (Salı, 31 Aralık 2013 11:35)

 

Degerli Yazarimiz İLHAN AKKURT Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Cuma, 04 Haziran 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #1 TebrikMehmet Ali OĞUZ 2013-12-30 13:13
İnşaallah bu kurdukları tuzaklar, kendilerinin kazdıkları kuyuda boğulmaları sonucunu doğuracaktır.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1690
Dün2585
Tüm Zamanlar4114435
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 53 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2238
İçerik : 1491
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?