• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon 31 MART VAK’ASI’NI YAŞADIK 30 MART VAK’ASI’NA HAZIR OLUN

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


Tarihimize 31 Mart Vak’ası diye geçen hadise, 14 Nisan 1909 tarihinde İstanbul’da yaşanan “Gezi Olayları”nın Osmanlı’daki versiyonuydu. 31 Mart Vak’ası devleti ele geçiren İttihat ve Terakki Partisi’nin özellikle İngilizlerin desteği ile II. Abdülhamit’i tahtan indirme operasyonudur. Bu olaylarda yine askeri kullanmışlardı. İttihatçıların askeri kimlikleri bunu kaçınılmaz hale getirmiş, bağlı oldukları devletten değil de hesabına çalıştıkları devletlerden ve örgütlerden emir alınca harekete geçmişlerdi. Her zaman ve her dönemde olduğu gibi yine faturayı Müslümanlara kesmek için dini soslu söylemlerle halk kışkırtılmıştır. Özellikle: “Şeriat elden gidiyor!” gibi söylemlerle halkı sokağa dökmeyi başarmışlardı. İyi de şeriatı kim nereye gönderiyor? Adres II. Abdülhamit olarak gösteriliyor. O günkü İttihatçı Medya aynen bu gün olduğu gibi “Devlet elden gidiyor, vatan satılıyor.” yalan ve iftiralarıyla halkı provoke etmeye çalışıyordu. Kışkırtma ve tahrikler, faili meçhul cinayetlerin işlenmesine kadar vardırılmıştı.
 

Devleti ele geçiren ittihatçılar son derece şımarmışlardı. Herkes devlet benim havalarındaydı. Muhalif gazetecilerden birkaç tanesinin cadde ortasında öldürülmüş olması ve faili meçhullerin sayısının artması ortamı oldukça geriyordu.

 

Meşrutiyet ilan edilmesiyle birlikte tahta çıkan II. Abdülhamit’in yetkileri sınırlandırılmış, sembolik hale getirilmişti. Aynen bu gün olduğu gibi başta İngilizler, II. Abdülhamit’i istemiyordu. Abdülhamit’in varlığı Ortadoğu Petrollerini ele geçirmek isteyen İngilizler için en büyük engeli oluşturuyordu. Filistin toprakları üzerinde ezeli ve ebedi olarak gözü olan İsrail, kuracakları bir Yahudi devleti için en büyük engel olarak II. Abdülhamit’i görüyorlardı. Thedor Herzel’in, İngilizlerin desteği ile Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulması çalışmaları sonuç vermeyince kendileri açısından Abdülhamit’e darbe yapılması kaçınılmaz olmuştu.

 

Asker siyasete bulaşmış, askerlik dışında her şey ile ilgilenir olmuştu. Ahlaki zafiyetler, edepsizlikler almış başını gitmişti. Padişah’a her türlü küfrün biri bin para eder hale gelmişti. Özellikle Selanik’ten gelen askerler, İstanbul’daki I. Ordunun askerlerini tahrik etmeye çalışıyorlardı. Güya hürriyeti ve şeriatı muhafaza etmeye gelmişlerdi. Hürriyeti padişaha küfür etmek olarak algılayan adamlar, hürriyeti onu verenden korumaya gelmişlerdi! Şeriat-ı Diniyye’nin muhafızından şeriatı korumaya gelmişlerdi!

 

Siyasete bulaşmış olan askerler zafer kazanmış adamlarmış gibi İstanbul sokaklarında her türlü zorbalıklarını sergiliyorlardı. II. Abdülhamit’i tahtan indirmek için verdikleri mücadelenin yüzde birini Balkan Savaşları sırasında sergilemedikleri için beş yüz yıllık vatan toprakları kaybedilmişti. Devleti tam olarak ele geçirmenin mücadelesini veren askerler Balkanlardaki ayrılıkçı kalkışmaları görmez olmuşlardı. 
Zihinler allak bullak olmuştu. Halk sadrazamın, meclis başkanının ve İttihatçıların sürgün edilmesini talep ediyordu. Güya II. Abdülhamit istisna tutuluyordu. İngilizlerin tertibiyle Abdülhamit’i tahttan indirmek için ortam hazırdı. Kalabalığın dağıtılmasını isteyen Abdülhamit’in talimatları yerine getirilmiyor, dışarıdan alınan talimatlara uyuluyordu. Darbe için her türlü ortam hazırlanmış, bunun bir oyun olduğu anlaşılamamıştı. Özellikle Balkanlardan gelen askerler tam bir yağmacıydı. Dinle, şeraitla uzaktan yakından alakaları yoktu; ama şeriatı korumaya gelmişlerdi. Oyun, tertip böyle bir şey.

 

İttihatçılar, özellikle Talat Paşa’nın keskin bakışları altında ve silah zoruyla Abdülhamit’in tahttan indirilmesi kararını alırlar. Kararın bildirilmesi için seçilen isimler çok ilginçtir. Yahudi, Mason ve İttihatçı Emmanuel Karasso, Ermeni Aram Efendi, Arnavut Esat Toptani ve Gürcü Arif Hikmet Paşa. İttihatçıların kimlerle işbirliği yaptıklarını görüyorsunuz.

 

Bu gün yaşananları sıradan bir yolsuzluk olaylarının soruşturulması olarak görmek safdillik olur. Uyanık olmak lazım. Büyüyen ve güçlenen yeni bir Türkiye’yi ABD istemiyor, İngiltere istemiyor, Almanya istemiyor, İsrail istemiyor, Esad istemiyor, Sisi istemiyor ve dahi niceleri istemiyor. Bu ülkenin yetiştirdiklerine gelince: Onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar ki. Hükümet gitsin de ne olursa olsun mantığı ile hareket ediyorlar. Kimin değirmenine su taşıdıklarını bilmiyorlar. Millet de bilmesin istiyor. İşte bunu yemezler. Bu millet, kendisini yönetmeye kalkanlardan daha da basiretlidir. Fakat onlar bunu anlamayacak kadar da basiretsizdirler.

 

Ey Millet!

Şunu iyi bilin ki Abdülhamit’i tahtından indiren Yahudiler, onların ezeli ve ebedi hamileri olan İngilizler ve yerli işbirlikçilerdir.

II. Abdülhamit’i tahtından indirdiler de kazandılar mı? Hayır.

Menderes’e darbe yapıp maliye ve dışişleri bakanlarını asanlar kazandılar mı? Hayır.

Özal’a suikast düzenleyenler kazandılar mı? Hayır.
 

İşte bugün yine kazanamayacaklar. Fakat sıkıntı şu: Bunca yapılanları bildikten sonra bu gün oynanan oyunu nasıl olur da anlamıyoruz, anlamak istemiyoruz. Ehl-i küffar Türkiye’ye rol biçmeye çalışıyor. Bu milletin ve ümmetin yıllar yılı onların biçtiği rolü oynamış olması yeter. Görülen o ki sadece Türkiyeli Müslümanlar değil; ümmet uyanıyor. İkinci Çanakkale ruhu yeniden diriliyor Ümmetimiz ve milletimiz onların biçtiği bu rolü oynamak istemiyor ve bu oyunu bozuyor. Kazanan yine milletimiz, bir ikincisi olmayan ülkemiz olacaktır. Bunun için 30 Mart sadece Türkiye açısından değil, ümmet açısından da bir uyanışın, bir silkinişin, bir dirilişin miladı olacaktır.

 

Degerli Yazarimiz ÖMER NACİ YILMAZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazartesi, 04 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1195
Dün1605
Tüm Zamanlar4410998
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 74 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2968
İçerik : 1504
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?