Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon SAMİMİYETİN ÖLÜMÜ SOSYAL BİR İNTİHARDIR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 40
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


NaciCepeGünümüz dünyasında geleceğe yönelik  hayallerimiz işgal altında. Umut ve ümitlerimize dayalı ulvi ideallerimiz, uydular marifetiyle derin gözaltılarla izlenmekte.Ruh dünyalarımız küresel emperyal kültür istilasının alanında tutsak bulunmaktadır. Bizi ve yaşadığımız kadim coğrafyamızı  alabildiğine postmodern anlık siyasetlerle ve sübliminal zihin darbeleriyle ya da akılları durdurabilecek marifetlerle ekonomiden öte zihniyet sömürgeleri elde etmek için çok büyük emekler harcanıyor.

 

Kapitalizmin zaman zaman vahşi eylemlerine ara veriyormuş gibi makas değiştirerek 21. yüzyılın ilk çeyreğine uygun yepyeni politikalar izlediğine de yakın tanıklık yapmaktayız. Başta tüketim sultasının sürgit idame etmesi ve en kötüsü de itikadi zihniyet değerlerimizin hurdahaş hale dönüştürülmesidir.

 

Hegomon emperyal çevrelerin en yeni hedefleri, müslüman toplumların yaşadığı evrenleri postmodern seküler bir abluka altına alabilmektir.Bunun için topyekün savaş stratejisine uygun spektrumu geniş yayılmacı siyesetlerle küresel köy emellerine bir an önce ulaşmanın çarelerini aramaktadırlar.

 

İnsanı insan yapan insani ve vicdani temel  değerlerimizin  başında ürpertici olan; iyilik duygularımız, ne yazık ki hayal kırıklıklarının deli dalgalarına karşı koymakta çaresiz bırakılır olmasıdır.

 

Bugün iyiliğin yerini en fazla kötülük alıyor. Masumiyetin yerini fesatlıklık doldurmaya çalışıyor.Şefkat ve merhametin damarlarından süzülen hüzün, yüreklerimizi ve ruh dünyalarımızı yakarak, yıkarak kıraçlaştırıyor.

 

Post modern seküler başat kültür,listesindeki yepyeni hezeyanları sessizce dayattıkça dayatıyor. Sonunda acı çekerek dağlanan yüreklerimiz vicdani masumiyetini yitiriyor.

 

Yüreklerden merhametin sökülme  eyleminde  insanı insan olmaktan çıkartacak gelişmeler yaşanıyor/yaşatılıyor.Yerine insana gaddarlık ve zalimlik yaptırtabilecek soysuz duruşlar angaje ediliyor.Neticede insan, hissiz,ruhsuz, duyarsız ve bir taş gibi kaskatı bırakılarak yalnızlaştırılıyor.Yalnız başınalığına terk olunur.


Özellikle büyük kentlerin caddeleri, sokakları, köprüaltları ve parklardaki banklara bakın adeta bedel olarak yaptıklarının karşılığını almışçasına sefalet içinde ötelenmiş  yalnızlığa terk  edilmiş insanların arttığı görülür.

 

Ama bu insanların yaralarını onarıp topluma kazandırmak için ne bir çözüm ne de çare olmak için bir adım dahi atılmamış.Atılsaydı bu ötelenmiş,dışlanmış ve örselenmiş insanlar bu kadar çoğalır mıydı?

 

SAMİMİYETİN ÖLÜMÜ; AKTİF SOSYAL SAMİMİYETSİZLİĞİN KAYNAĞIDIR

 

Toplum olarak şöyle geçmiş zamanlara dönüp baktığımızda bir değerlendirme yapıp hep şunu görürüz.Ülkemizdeki toplumsal ayrışımlarımızın ve kavgalarımızın müsebbiplerini hep dış güçlerden hazırlanan fitne tuzaklar olduğuna inanırız.

 

Toplum olarak bu ayrımcı karmaşaların bize ihraç edilerek yüklenen ideolojilerden ziyade en çok da kendimizden kaynaklandığını hiç ama hiç hesaba katmayız.

 

Biz inanç ve değerlerimizin bize yüklediği sorumlulukları idrak etmeden ithal ettiğimiz veya inandırıldığımız söylemler üzerinden anlayıp bizi öteki görenlere karşı tepkilerimizi  hep savunmacı reflekslerle veririz.


Bizi sevmeyenler bizi sömürmek isteyenler tabi ki kendi lehlerinde olan çıkarlarına bakacaklar.Ülkemize huzur vermek istemeyenler bizi içimizden ayrıştıra ayrıştıra sürgit huzursuz kılmak istiyecekler.Bu onların en tabii hakkı olduğuna göre o halde kendimize bakıp sormamız gerekir;biz ne yapıyoruz?

BİZ NE Mİ YAPIYORUZ

Şunu yapıyoruz.Kendi kedimizle içimizde düşmanlar üreterek ve parçalara bölünerek bir fitne kaosunun içinde yaşıyoruz.Biz neden böyleyiz ya da neden bu hale geldik diye hiç kendimize sormuyoruz?Sormuyoruz çünkü inancımıza olan sadakat de samimi değiliz.İnanç ve değerlerimize olan sadakatimizde bir sorumluluk bilinci taşımıyoruz ya da taşıyamıyoruz.

 

Çünkü çok tartışıyoruz ve kavga ediyoruz.Müzekere etmiyoruz bu durum benliklerimizde en kolayımıza geliyor.Yaşadığımız bir kadim inanç coğrafyasında bu kadar benlik/bencillik nasıl oluyor diye hiç düşünmüyoruz.Neden düşünmüyoruz çünkü inancımıza ve akidemize karşı bile samimi olamadık da ondan.

Olsaydık bu kadar mezhebi ve meşrebi fraksiyonlara ayrılmazdık .Her ayrılık ve ayrılıkların birbirlerine karşı bırakın kardeşliği hep husumet ve niza içinde olduğudur.

 

Sırıl sıklam seküler ideolojiyi kendine absorbe eden bir toplumdan da bu samimiyetsizliğin beklenebilmesi pek de anormal olmamalı.

 

Dün Hüneyn gazvesine giderken bu gazveye savaşmak için bizzat Allah rasulü tarafından davet edilenler “hava sıcaktı yol uzaktı” bahaneleriyle Hz.Peygamberin bu çağrısına uymamışlardı.Bu çağrıya eski samimiyetlerini gösterememişlerdi zira geçmişte beşte bir aldıkları ganimetlerden ziyadesiyle yararlanmışlardı.Çağrıya kulak asmayanların sorumluluk bilinçleri rehavetten atalete uğramıştı.

 

Bugüne baktığımızda; İslam toplumlarında geçmişte yıllarca süren baskı ve yasakların verdiği acılarla, çilelerle yaşanan yaşanmışlıklar şimdilerde imkanlarla buluşunca o acılar unutularak rehavet yaşam biçimi bu toplumların önünde olanlarını maalesef şımarttı.İş hayatı da böyle.

Bir samimiyet testinden geçirilmeden yönetilecek kurum ve kuruluşlarda zaafları olan liyakat ve ehliyetten uzak çalışma kadrolarıyla mukayyet olunamayacak kadar hatalar yapılıyor.

 

Hatta yakın geçmişte ülkemizde bile bir çok Kooperatif ve özel olarak şirketler çok büyük paralarla  yapılandığını biliriz.Binlerce insanın ortak olduğu adreslerdeki bu kuruluşlarda bile paraya endeksli suistimallerle kişisel zaaflar ile yönetildi.Maalesef bir çok müslüman ortak, sonuçta bırakın kar almayı bir de yatırdığı asıl paralarını bile alamadan mağdur oldular.

 

Son otuz yıl içinde bölgemizde adı sözde İslam olan devletler, kendi içlerindeki fitneleri yüzünden darmadağın oldu.Krallıkla ya da diktatörlüklerle idare edilen bu ülkelerin halkları başlarında bulunanlara doğru dürüst mücadele verme yerine onlarla beraber olma tavırları ya da tercihleri yüzünden mevcut varlıklarını haritalardan silme noktalarına kadar taşımaya neden oldular.

 

 

KONJONKTÜREL SİYASİ SÜREÇLER ÇOK İYİ OKUNMALI

 

Son günlerde ülkemize yapılan siyasi ve ekonomik saldırılar ve komplolar idari zaafların yanında toplum olarak kendi içimizde maalesef yeni siffinlerin de içinde yer aldırılmaya çalışılıyoruz.Ne demişler atalar “Su uyur ama düşman uyumaz” her daim uyanık olunmalı özellikle iki(Cemaat-İktidar) grup.

Zira ufak bir kıvılcım büyük yangınlara neden olduğunu her insan bilir.İktidarın aldığı kararlar çok hızlı ve ani oluyor.Eğitimde 4+4+4 uygulanan değişim kararları ani olmuştur.

Dershaneler ile ilgili koca bir kitleyi karşısına alarak kapatma cihetine gidilmeden önce bir müzakere ve süre tanınarak olmalıydı.Sonunda bu görüş galip geldi ve 2015 sonuna kadar süre uzatımına gidildi.Onca tartışma ve gürültü yapıldıktan sonra nihayet süre uzatarak bir çare bulundu.Ama niza iktidar-cemaat arasında hala devam ediyor ki bu sefer operasyonlar gündeme oturdu.

Burada kim haklı kim değilden ziyade bütün iç ve dış kamuoyu önünde iki topluluğun bir tartışma (İktidar-Cemaat)alanından ziyade çatışmaya girmeleri- her ne kadar karşılıklı haklı sebepler- olsa da yaşanmamalıydı.

Cemaatin kontrolu bizzat mütevellisinden yapılamadığı o kadar belli ki içinden sağ duyulu insanlar bile atışmaları önlemeye muaffak olamadı.O halde en azından iktidar kanadının bir siyasi manevra ile tartışmalı ortamı sağlamak için bir sulh ortamı sağlayabilmeliydi.

Görülen o ki bir yıl gibi bir zaman öncesi hazırlanan bir operasyon gündeme oturdu.Konu yargıya intikal etmiş.Yargının vereceği kararları beklemekten başka yapılacak bir şey yok.

Bu konuda seçim öncesi iktidara karşı bir komplo söz konusuysa bu da en yakın zamanda ortaya çıkacaktır.

 

ÜLKEMİZ BİR SAMİMİYET SÜREÇ TESTİNDEN GEÇİYOR

 

Gerçekten ülkemiz ekonomik, siyasi ve kültürel anlamda bir samimiyet süreç testinden geçiyor.Merkez sağ iktidar yapılanmaları ülkemizde otuz-kırk yılı aşkın bir zaman sürecinde hayatiyetini sürdürerek idame ettirmişti.Ancak bir süre sonra Refah-Yol ile sürdüren iktidar 28 Şubat sürecinden sonra siyaset yerini 2002 de muhafazakar demokrat çizgisiyle tanımlanan  Ak Parti iktidarının merkes sağı alaşağı ederek bu devre son verdi.

 

Bundan böyledir hem toplum olarak hem iktidar olarak on bir yıdır yola devam edilmektedir.

 

Son yıllarda ve bugünlerde hem iktidar hem de toplum olarak öyle görünüyor ki yaşanılan bu süreçte çok çetin bir samimiyet testinden de geçmekteyiz.Kendi içimizde ve dışımızda derin siyasi çekişmelerin veya muhalefetlerin “gezi parkı” olayıyla başlayan ve bugün ki yapılan operasyonlar ile süren bir ortam içinde  yaşıyoruz.Bu sürecin devam edip etmeyeceği yakında yapılacak mahalli seçimler sonucu gösterecek.

 

Siyaset kendi yoluna devam ederken toplum da yoluna devam ediyor.Ama bundan sonraki yaşanacak ekonomik,siyasi ve kültürel süreçler dünya ölçeğinde çok daha sancılı ortamlarda geçeceğinin işaretlerini taşıyor.Özellikle ortadoğu bölgesinde öyle anlaşılıyor ki bölgesel coğrafya da sıcak olaylar ile  bir savaş ortamına sürüklenebileceği gibi haritalar da büyük değişimlerin olabileceğinin işaretlerini şimdiden veriyor.

 

GEÇMİŞTE VE GÜNÜMÜZDE SAMİMİYETİN SINAVI

 

Bizim Geçmiş-Kadim geleneğimizde toplum olarak sosyal hayatımızda elden ayaktan düşmüş ve sokaklarda yatan düşkün insan manzaralarına pek rastlanmıyordu.Ecdadın kurduğu şefkat kurumları , kimsesiz ve aciz insanlara sahip çıkmak için onları yaşatacak(İmaret, darulaceze v.b)müesseselerle bu insanlara barınaklık yapacak çözüm ve çareler bularak onları yaşatmıştı.

 

Ama  bugün aynı coğrafyada yaşayan o ecdadın çocukları olarak bizlere ne olduysa oldu. Bugün modern toplumumuzda aşsız, işsiz insanların giderek arttığı ve açlıktan ölenlerin bile haberlerinin yapıldığı,üzücü bu tür insan manzaralarına rastlıyoruz.

 

Sosyal ilişkilerimizde arkadaşlıklarımıza, kardeşliklerimize, komşuluklarımıza , akrabalıklarımıza ve yaşlanmış büyüklerimize karşı samimiyet, vefa  içeren tutum ve davranışlarımıza baktığımızde “bize ne oldu böyle” dedirttirecek cinstendir maalesef.

 

Önce kendimize ,yakınlarımıza ve hepimizin müslüman kardeş olarak yaşamış olduğumuz bu coğrafyanın insanlarına ne kadar yabancılaştığımızın, yabanlaştığımızın bilmem ne kadar farkındasınız?

 

SUNUÇ YERİNE

 

Ey! Anadolunun şerefli insanları uyanın!. Aramızdaki ahlaki değerlerimize olan bağlılığı, birliği , beraberliği, hayatla dair sosyal barışımızı nifak ve  fitne ile samimiyetimizi bozacak olduğunu bilelim.

Samimiyetimizi buharlaştıracak ve samimiyetimizi öldürecek/öldürtecek gayri insani ,insanlık dışı oyunlara gelmiyelim.

Uyanık olmassak eğer,

Samimiyetsizliğin salık verdiği güvensizlik sendromunu toplum olarak hep birlikte yaşayacağız.Güven kaybı ise ümitsizliğin , umutsuzluğun ve geleceksizliğin çağrısı olacak. Uyanık olmassak eğer,

O zaman merhametin yağmurları da yağmayacak yüreklerimize o yüreklerimiz, iradesiz bir sonbahar yaprağı gibi oradan oraya savrulacaktır.

Her savruluş yüreğimizi ve yüreklerimizi yakacaktır.

Lutfen! Pişman olacağımız keşkelerimizi söylemeyelim/söyletmeyelim kendimize.

Eğer biraz dikkat edip farkında  olabilirsek, insanlar arasında sevgi ve saygıyı sarmallayan içtenlik duygusu olan samimiyetin nasıl yavaş yavaş ölüyor olduğunu göreceksiniz.

Samimiyet biz insanları terk etmiyor.

Biz insanlar onu terk ediyoruz.

Samimiyet ölürse bizde ölüyor olacağız.

İnsanı ve toplumu sarıp saracak bağlılık duygularımızdan olan samimiyet yavaş yavaş hayat evrenimizden çıkarılmaya çalışıldıkça hayat dediğimiz zamanlamanın içinde bizde manevi ölümümüzü ilan edebileceğiz.

Çünkü ruhsuz ve maneviyatsız bir beden; bir ceset olmaktan başka ne işe yarar.

 

Samimiyet olmayınca.Samimiyeti mayalayan  vefa ve özlem gibi insani erdemlilikler tedavülden kalkarsa kimi özleyecek kime karşı vefa göstereceğiz?.

Hayat alanımızı mutlu yaşatacak mutlu kılacak olmazsa olmaz yaşama ümidimiz olan sosyal beraberliklerimiz değil midir?Toplumsal varlık olan insan bir beraberliğin içinde ancak mutlu olabilir.

Para, insana maddi bir refah sağlayabilir ya da  hayatı sıkıntı çektirmeyecek  bir rahatlama getirebilir .Ancak manevi bir huzuru bulabilmek o kadar kolay değildir.Yeryüzündeki  imkan sahipleri parası yüzünden bir çok maskeli sahte dostları kolay  tedarik edebilirler.

Lakin gerçek ve zor kazanılan samimi dostları öyle kolay kolay bulabilme ise pek basit olmasa gerek.

Samimiyet ;aşkınlığı olan bir inanca teslim olunacak bir niyet ve kararla  merhamet duygusu daha da  güçlenir.Merhametin kalmadığı bir yürekte ise samimiyetin esamesi bile okunamaz.

 

Merhametsizliğin acıması yoktur.Merhametsiz bir kalp, derinliklerinde ancak acımasızlığı ve zulmü barındırabilir.

Büyüklenmeci benlikler/bencilliklerin psikolojik alanlarında daima bir öfke asabiyeti vardır. Öfke asabiyetinin olması kişiye daha fazla ön yargılı  bir açgözlü bencilliği dayatabilir.Bu nedenden dolayı öfke asabiyetinin varlığı ise kesinlikle sağ duyuyu çağrıştıracak olan aklın kullanılmasına izin vermez.

Sağduyu ile hareket edecek bir akıl, insanlar arasında asgari monolojik azami diyolojik diyalogları sağlayabilecek buluşmaları kurdurabilir.Sosyal iletişimler sosyal beraberlikleri oluşturur.Sosyal aktivitelerin olması insanı yalnızlıktan kurtarabildiği gibi insanlar arasında manevi birliktelikleri de sağlar.Sosyal beraberlik içinde yaşamaya alışan insanlar birbirleriyle kaynaştıkça aralarında empatileri, diyergamlıkları ve özgecilik yaklaşımlarıyla pekala bir dayanışma bütünlüğünü de  sağlayabilirler.

 

Dayanışma sağlandıkça beraberlik bilinci de artacaktır.İnsanlar arasında kurulan bu güzide iletişim hayatı yaşanılır kılacak bir paylaşımcılığı da beraberinde taşımaya yardımcı olacaktır.İnsanlar arasında kurulan bu korelasyon  ya da iletişim dayanışmaları samimiyeti öldürmeye çalışan postmodern seküler emperyalizmin pek işine yaramaz.

Ama insanı etken konumdan çıkarıp edilgen konuma indirgemek isteyen anlayışları asla görmezlikten gelmemeliyiz.

İç dünyalarımızda psikolojik duvarlar örülmesini istemiyorsak, psikolojik taravmalara karşı maruz kalmak istemiyorsak , boş ve maneviyatsız yaşamak istemiyorsak bir hoş sedaya dayalı tatlı huzuru aramaya, tedarik etmeye ya da sürgit yaşatmaya devam edelim.

Toplum olarak samimiyet huzurunun kalıcılığı için mücadele edelim.

Postmodern seküler yaşam tarzı tuzağının samimiyeti buharlaştırma adına başlattığı operasyonlardan en çok  nasibini alanlar da  ne esef verici ki çocuklarımız ve ailelerimizdir.

Çocuklarımızla ve ailelerimizle  beraberlik ve dayanışma bağlılıklarımızı yeniden güçlendirelim.Ailelerde son zamanlarda meydana gelen boşanmaları göz önünde bulundurarak parçalanmış aileler konumuna gelmeyi engellemeye çalışalım.

Dijital teknolojinin başına geçip haddinden fazla zaman harcayan çocuklarımızı köleleştirme tuzaklarından  lutfen koruyalım.

Bilgisayarın gerekli olduğunu ancak her şeyde olduğu gibi burda da aşırılıklara kaçılmadan kullanılmasının daha yararlı olacağı bilincini vermeye çalışalım. Çok geç kalmadan tedbirlerimizi bir bilinç disipliniyle ele alalım.

Aile müessemizin korunması konusunda şifa olabilecek her ne kadar bir çalışma yapılıyorsa da ne yazık ki yeterli olmuyor.

Ailemizin korunması ve yaşatılması için çok ciddi önlemleri alabilecek topluma yönelik toplumsalı dönüştürecek projeler hazırlamalıyız.Bu projeleri devlet kurumu olarak üretemiyorsak sivil toplum örgütleri bu soruna yönelik acil çözüm ve eylem planları hazırlamalıdır.

Aile kurumunu ihya etmek için de ayrı bir çalışma başlatalım.Aksi takdirde” Her şey çok geç kaldı” yakınmalarının içinde sonradan bunalmayalım.

Samimiyeti yok edecek yangın kendimizden , çocuklarımızdan ve ailemizden başladığını unutmayalım.Çok geç kalmadan sosyal birliktelikleri teessüs edebilecek çalışmaları ve tedbirleri bir an önce alalım.

Önlemleri almada geç kalırsak,ailenin içinde ayrışımcı ihtilaflar nüksedeceğinden çok yakın zamanlarda istemediğimiz acıları toplum olarak yaşayacağız demektir.Daha şimdiden aile içi görüş farklılıkları, düşünce ayrılıkları ve çatışmaları ailemizin o samimi ve mutlu tablosunu nasıl alaşağı etmeye başlandığını ve nasıl bozuk sesler çıkardığını/çıkaracağını unutmayalım.

Her şeye rağmen samimiyetimizin kurtuluşu için mücadele edelim.Zira yine de  samimiyetin nasıl bir kurtuluş ümidimiz olduğunu da hiç unutmayalım.Samimiyet, hayatımızın olmassa olmazı olmalıdır.

İnsana hiçbir karşılığı olmadan değer veren yeganelik taşıyan  hak  inancın ve iklimin içinde yaşıyor olmamız bize samimi olmanın ümidini anbean  vermektedir.

Bizim inanç coğrafyamızda hak ve hakikate olan inancımızı dosdoğru yaşayabilirsek eğer yalnızlık bizim için yok demektir.Bizim hakikat inancımız, insanı yalnızlaştıran  bireyselliğe karşı olduğu için insanına sahip çıkar.İnsanını yalnız bırakmak istemez.Yeryüzünde insana sahiplenen ve yegane  bir inanç ikliminin atmosferinde bulunmamız ne de olsa bir avantaj.Bu şefkat dolu inancı yaşayıp/yaşatabilmemiz de güzel bir kazanç olacaktır.Ancak mustakimce korunmak istiyorsak ya da korunmayı talep ediyorsak şayet hak ve hakikate dayalı bu inanç sistemi bize  güzel yüzünü  o zaman gösterecektir.Bundan hiç şüphemiz olmasın.Aksi takdirde en  kuşatıcı sonucu beklemek anlamsız bir ham  hayal olarak kalacaktır.

Bu emsalsiz hak ve hakikat dolu inanca gerekli şart olan samimiyeti gösterebilirsek eğer işte o zaman o da bize; merhameti, vicdanı,yakın olmayı,sevgiyi, şefkati,değer vermeyi, empati yapmayı, diyergamlığı, paylaşmayı, dayanışmayı ve bütün iyilikleri salık verecek o muhteşem  samimiyetinin yüzünü gösterecektir.

Hak ve hakikat dolu inancımızın bize en büyük vefası, samimiyettir.Önce kişinin kendisine olan,ailesine olan ve milletine olan güveni; salihçe yapılan bir sadakat aktidir.

Unutmayalım ki ; bir insanın idealleri, umutları, hayalleri, emelleri,ahlaki edebi halleri  hakikat ilkelerinin zaaflarından dolayı ölürse samimiyetin ölümü de önce kendinden başlayacak demektir.

Samimiyetin ölümü; insanın, insanlığın içinde yaşadığı hayatın da ölümü demektir.

Samimi olup samimi kalabilmek için

Samimiyetin esenlik ve güvenliği içinde hayatlarımızı kolaylaştıralım.

Samimiyetin ölümünün,insanın hasbi olmayan tavrı ile bittiğini hasbi tavrı ile başladığını   sakın  unutmayalım!...

Not: Yazarımızın bu yazısı UMRAN DERGİSİ Ocak 2014 Sayısında da yayınlanmıştır.

Son Güncelleme (Cuma, 10 Ocak 2014 19:35)

 

Degerli Yazarimiz NACİ CEPE Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazar, 06 Aralık 2009.

Yazarin Diger Yazilari

Yorumlar 

 
0 #3 RE: SAMİMİYETİN ÖLÜMÜ SOSYAL BİR İNTİHARDIR 2014-01-22 11:30
Samimiyetin ölümünü raporlaştıran değerli üstadımın bu çalışması hakkında söyleyecek bir şey bulamıyorum. En iyi sözü yine onun satırlarından seçelim:"Dün Hüneyn gazvesine giderken bu gazveye savaşmak için bizzat Allah rasulü tarafından davet edilenler “hava sıcaktı yol uzaktı” bahaneleriyle Hz.Peygamberin bu çağrısına uymamışlardı.Bu çağrıya eski samimiyetlerini gösterememişler di zira geçmişte beşte bir aldıkları ganimetlerden ziyadesiyle yararlanmışlard ı.Çağrıya kulak asmayanların sorumluluk bilinçleri rehavetten atalete uğramıştı.
Bugüne baktığımızda; İslam toplumlarında geçmişte yıllarca süren baskı ve yasakların verdiği acılarla, çilelerle yaşanan yaşanmışlıklar şimdilerde imkanlarla buluşunca o acılar unutularak rehavet yaşam biçimi bu toplumların önünde olanlarını maalesef şımarttı" En kalbi takdir hislerimi ve saygılarımı sunarım.
Alıntı
 
 
0 #2 DR 2014-01-16 10:26
Benim takip etmeyeçelıştığı m bir kaç yazardan biri ve bu yazısında da bence de en önemli olan sorunlardan birine işaret etmiş.

Sadece sorun değil tespitin yanında çözüme giden yollarında açıkça ortaya konması diyer kalemcilerden gayet ayrılan yönü.

Elinize sağlık...
Alıntı
 
 
0 #1 TebrikMehmet Ali OĞUZ 2014-01-07 20:27
Kur'ânı özümsemiş kardeşimizin kalbinden akan bu yazıdan, kendisini İNSAN olarak niteleyen herkesin istifade edeceğini umarım. Allah razı olsun.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün2866
Dün2795
Tüm Zamanlar4207357
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 54 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2193
İçerik : 1497
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?