• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon PARALEL DEVLET’TEN PARALEL DİNE

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


mer_naciSiyaset sosyolojisi kavramları arasına bir yenisini daha katmış oldu. Her ne kadar benzer düşünceler, farklı kelimelerle ifade ediliyorsa da bu günlerde “Paralel Devlet” ve “Paralel Yargı” şeklinde ifade ediliyor. Bu kavramlar, 2013- 2014 siyaset sosyolojisi modasının yeni bir kreasyonu olarak gündemimizdeki yerini almış bulunuyor. Belli bir düşünceyi kendisine hayat tasavvuru olarak seçen insanlar, bu düşüncenin hayatın her alanında geçer akçe olmasını istemeleri, durdukları yerden bakınca tamamen haklı görülebilmektedir. Hayatın her alanında, benimsenen düşüncenin yaygınlaşmasını istemek tabiî ki bununla sınırlı kalmıyor. İşin bir de devlet boyutu var. Bu düşünceye sahip olan insanların devletin her kademesinde kendi müntesiplerinin olmasını istemeleri, başkalarına o alanlarda imkân tanımamaları gibi bir gerçeklik vardır.  İşte bu kabul edilebilir bir şey değildir. Zaten doksan yıldır Jakoben-Kemalist laikler, kendilerinden olmayana hayat hakkı tanımadılar. Hasbel kader bir şekilde devlete girmiş insanlar varsa onlar da ibadetlerini yapamadılar, zira CHP hışmına uğramak kaçınılmazdır. Şair Hilmi Yavuz öyle diyor: “Babam dini bütün bir insandı, taşrada kaymakamlık yaptığı yıllarda görev yaptığı ilçelerde cuma namazlarına gidemezdi.” Laiklik dininin devleti ele geçirmesinin sonucuydu yaşananlar. Bir şeklide birileri devleti ele geçirmekle, birileri de kaptırmamakla meşguldür. Laikler cumhuriyeti biz kurduk, öyle ise biz yönetiriz, siz de yönetilirsiniz havalarında… Bunun dışındakiler de devlette tutunabilmenin mücadelesini verdiler. Bu mücadeleyi verirken de her türlü bukalemunluğu yapmaktan da geri kalmadılar.

Eline imkân geçirenler başkalarına fırsat vermediler. İstediler ki her yerde biz olalım, bizim adamlarımız olsun. Bunu kim inkâr edebilir ki? Her türlü sınavlarda yaşananlar, soru çalmalar, belirli isimlerin kazandırılmaları, fişlenmiş olanların kazandırılması. Referansı olmayanların kazandırılmaması vs. Bunları görmedik mi, bunları yaşamadık mı? İşte dostlarımızdan birine söylenenler: “Oğlunu bize ver, ne olmasını istiyorsan onu yapalım, yeter ki bize ver.” Arkadaşımızın tepkisi: “Hamal yaparım da size vermem, bende Amerika’ya uşaklık yapacak çocuk yok” demek olur.

Makamlar, mevkiler insanlara, yöneticilere emanettir. Emanete sadakat ise bir iman sonucudur. Nasıl bir imana sahipler ki emanet makamlara ihanet içerisinde olabilmektedirler. İhanet içerisinde olduktan sonra, Allah’ın adamı olamadıktan sonra kimin adamı olursan ol fark etmez.  İşte burada din algılarımız devreye girmektedir. Yıllar yılı sevap alacağız diye okudukları kitabı bir kez olsun anlamak ve yaşamak için okumuş olsalardı şu ilahi hakikatle karşılaşacaklardı: “Allah, size emanet edilen şeyleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verecek olursanız adaletle hüküm vermenizi emrediyor. Allah size ne de güzel öğüt veriyor; zira Allah akıl sır ermez bir biçimde her şeyi işiten, her şeyi görendir.” (4/Nisa, 58)

 

Paralel devlet, paralel yargı devletin sorunudur. Devlet sorunu çözer, çözmese kendisi çözülür. Ümmetin asıl sorunu “Paralel Din” sorunudur. Hâlbuki din dindir ve din Allah’ındır. Dinin paraleli-maraleli olmaz.  “Allah katında din İslam’dır…” (3/Al-i İmran, 19) Paralel din de neymiş? Paralel din, Allah’ın dinini beğenmeyenlerin, onu az bulanların, onda eksiklik görenlerin arayışlarının sonucudur. Allah kendi dininin bağlılarından razı olacak ve onları muhatap alacaktır.

Hepimiz biliyoruz ki İslam inancı sulandırılmak, bulandırılmak ve Protestanlaştırılmak isteniyor. Etliye sütlüye karışmayan, haksızlık karşısında sus pus olan, Müslümanların acılarını acı, dertlerini dert görmeyen, dert edinmeyen nerede bir kâfir var, nerede bir münafık var, nerede bir Allah ve Peygamber düşmanı var onları hoş, Müslümanları hor gören bir anlayış…

Allah’ın düşmanlarının istediği bir İslam değil, Allah’ın istediği bir İslam anlayışını kuşanmadığımız müddetçe bu yol çıkar yol, bu sokak çıkar sokak değildir. Bu gidiş de iyi bir gidiş değildir.

 

İslam, müntesipleri tarafından gereği gibi yaşanırsa Allah razı olacak, aksi yaşanırsa bize rol biçen İslam düşmanları razı olacak.   İyi de onları razı olduklarından Allah razı olur mu?

Hani her şeyimiz Allah içindi?  De ki: “Benim tüm istek ve arzum, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah’a armağan olsun!” (6/En’am, 162)

Hak din olan İslam’ın bağlılarının tüm istek ve arzuları, ibadetleri, hayatları ve ölümleri âlemlerin Rabbi Allah için olur, öyle de olmaya devam edecektir. Biz biliyoruz ki islamın düşmanları, Müslümanları boşu boşuna sezmezler. Amerika’yı bilenler bilir, bu ülke istifade etmeyeceği bir sineğin bile toprakları üzerinde uçmasına müsaade etmez.

11 Eylül saldırılarının ardından müslüman avına çıkanların kimleri avladığını, kimleri de tavladığını düşündünüz mü?

Son Güncelleme (Perşembe, 16 Ocak 2014 16:05)

 

Degerli Yazarimiz ÖMER NACİ YILMAZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazartesi, 04 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1204
Dün1605
Tüm Zamanlar4411007
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 81 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 2968
İçerik : 1504
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?