• İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
  • İnternet Dünyasına Açılan Sevgi Penceresi
Kitap Okuma Anketi
Kitap Okuyor musunuz?
 
Yasal Uyarı
Bu sitede yayınlanan bütün eserlerin çoğaltılması, izinsiz olarak bestelenmesi yasaktır! Buna uymayanlar hakkında, 5846 ve 411 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, 3257 sayılı Sinema ve Muzik Eserleri Kanunu Hükümleri gereğince hukuki işlem yapılacaktır. Sitede yayınlanan şiir, yazı ve hikayelerin telif hakları sahiplerine aittir. Ancak Naci Gümüş imzalı yazı, şiir ve hikâyeler; isim anılması, kaynak gösterilmesi şartıyla alıntılanabilir.
Site İçi Arama

PostHeaderIcon KİMİN ADAMI OLMAK?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Yazarlarımız - Makaleleri


mer_naciHz. Ömer Efendimize atfen şöyle bir söz rivayet edilmektedir: “Annelerinin hür olarak doğurduğu insanları kim ne hakla köle yapabilir ki?” Aynen öyledir. İnsanları kim ne diye köle yapabilir ki? Hele bu çağda kölelik ne demektir. Hâlbuki bunun şu çağı bu çağı yoktur. Kurban olduğumuz Rabbimiz, bunu zaten kaldırmıştır. Köleliğin arka planında insanı madde/eşya yerine koymak vardır. Bu ne insani ne de İslamidir. İşte bu yüzden Rabbimiz köleliği kaldırmıştır.
 

Kölelik şimdilerde isim değişikliği yapmış, makyaj yenilemiş, imajını değiştirmiştir; fakat her zaman ve zeminde varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Bugün en büyük kölelik, ekonomik anlamda varlığını sürdürmektedir. Sömüren sömürene, harcayan harcayana… İnsan bozuk para gibi harcanmaktadır. Kendimizi ne kadar hür/özgür olarak kabul edersek edelim kredi kartlarıyla, maaş kartlarıyla, taksitli alışverişlerle ve bilumum araçlarıyla, köleliğin çağdaş argümanlarıyla  iç içe yaşıyoruz. Yine de kendimizi özgür zannedebiliyoruz.
 

Bütün bunları bir şekilde anlayabiliriz. Zihinsel, fikirsel ve vicdani köleliği yani Allah’tan başkasına kul olmayı anlayamayız, kabul de edemeyiz. Yüce Rabbimiz bizleri, kendisine ve elçisine biat etmeye çağırırken başkaları ise,  kendilerine biat etmeye çağırmaktadır. Bizdeki biat kavramı, yanlış anlaşılan kavramların başında gelmektedir. Saygı göstermek başka bir şeydir, biat etmek başka bir şeydir. Biat sorgusuz sualsiz teslimiyeti getirmemeli, iradeli varlık olan insan, iradesinin gereğini yerine getirmelidir. Körü körüne sorgusuz sualsiz teslimiyet biat değildir; olsa olsa insana kul/köle olmaktır ki İslam böyle bir şeyi zaten kabul etmemektedir. İnsan sevgide sınırı/haddi aşınca sevgi tutkuya dönüşür, kişiyi kendinde tutuklar. Göz de, gönül de artık kör olur, kendisini hapsedenin tutuklusu olur. Böylece tutuklusu olduğu varlığın kulu ve kölesi olmuştur da farkında değildir.

 

Son zamanlarda yaşadığımız tartışmalarda bunun değişik tezahürlerini görmekteyiz. Yıllar önce yaptığımız tasavvuf ve tarikat tartışmalarında da aynı tezahürleri görmüştük. “Şeyhim, liderim, hocam dediyse, yaptıysa doğrudur, vardır bir hikmeti.” Açık olan yanlış söylemlerde ve eylemlerde bile bir hikmet aranabilmektedir. Şunu neden kabullenemiyoruz ki? İnsan yanılabilen, yanlış yapabilen bir varlıktır. İnsan aynı zamanda bir meçhuldür. Yani kendisinden her zaman doğru sözler ve doğru eylemler sadır olmayabilir. Bunu kabullenmek neden zor geliyor ki? Dini olsun siyasi olsun liderleri bu şekilde görmediğimiz/görmek istemediğimiz müddetçe mahcubiyetten kurtulmayız/kurtulamayız. Allah’ı hakkıyla takdir ettiğimizde ve gereği gibi iman ettiğimizde, elçisini tek rehber edindiğimizde mahcup olmayız, mahcubiyet duymayız. Bu bile başlı başına bir izzettir, şereftir, onurdur.  Günümüzün ve gündemimizin savrulmaları karşısında insan her zaman yanılabilir. Erdem olan ise, bu yanılgının ve yanlışın farkına varıp dönmesini bilmektir. İnat müminin karakteri olamaz. Hak olana kulak verir, bile bile onu gizlemez. Bu mü’minlerin özelliklerindendir: “Hakkı bile bile gizlemezler.” (2/Bakara, 44)
 

Yitik farzlarımızdan bir tanesinin de emr-i bil ma’ruf nehyi anil münker olduğu söylenirdi. Son zamanlarda bu farzın yerine getirilmesi anlamında çok gayretlerin gösterildiğine şahit olduk. Yazar, düşünür büyüklerimiz bu konularda inisiyatif aldılar, ellerinden geleni yaptılar. Ancak körü körüne itaat mantığı bu gayretleri boşa çıkardı. Öyle bir hale gelmişiz ki kardeş uyarılarını; bizim cemaatten değilse, bizim hizmetten değilse, bizim vakıftan değilse, bizim dernekten değilse, bizim partiden değilse dikkate almıyor, kulak ardı ediyor, bozuk para gibi harcıyoruz. Büyüklerimizin gayretleri de bu şekilde harcandı.  Harcanmakla kalmadılar, iktidarın adamı suçlamalarına muhatap olmuşlardır. Hâlbuki kimler geldi, kimler geçti. Bunlarda geçecek, gerçekler/doğrularımız ve doğru tavırlarımız kalacaktır.
 

Popüler gündemin malzemesi olan hizmet hareketi, öncüsü, ileri gelenleri, ileri gelenlerden de ileri gelen kalemşorları kimseyi dinlemiyor, bildiklerinden şaşmıyorlar. Adeta birbirlerine baka baka kararan üzüm misali gibi birbirlerine baka baka taarruzlarını, hezeyanlarını artırıyorlar. Hizmet Hareketi, yıllarca pazarlananın aksine konumunu ve konuşlandığı yeri unutmuş gibi bir portre çiziyor. Adeta siyasi parti gibi davranıyor, böyle davranınca da siyasi parti muamelesi görüyor. Böyle muamele görünce taarruz birlikleri olan gazeteler, televizyonlar, radyolar feveran edip duruyorlar. Anladık başta başbakan olmak üzere ötekiler siyaset yapıyor, onların üslubunu, tavrını anlarız da siz ne yapıyorsun? O ağlayarak anlattığınız mü’minler, önden gidenlerden olmayı gerçekten hiç denediniz mi veya deneyecek misiniz? Ağlaya ağlaya anlattığınız mü’minlerin şöyle de bir özelliği vardır: “O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kamil manada kullananlardır.” (39/Zümer, 18) Acaba hareket öncülerine itiraz edilebiliyor mu? Bir takım söz ve tavırlarının yanlış olduğu söylenebiliyor mu? Onlar da bildiğinden vazgeçebiliyor mu? Çok konuşanlar başkalarını dinlemezler, acaba böyle bir durum var mı?
 

Derneklerin, vakıfların, cemaatlerin, tarikatların, mezheplerin, şunun bunun değil;  Allah’ın adamı olalım; Allah’ın adamı olalım ki mahcup olmayalım. Kur’an insanı olalım ki mahcup olmayalım. Hz. Peygamber’e kardeş olalım ki mahcup olmayalım. Aksi halde kafalar yerden kalkmayacaktır.
 

 

Degerli Yazarimiz ÖMER NACİ YILMAZ Bu tarihten itibaren bizimle beraberdir: Pazartesi, 04 Ocak 2010.

Yazarin Diger Yazilari

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Site Dili / Language
İstediğiniz dile çeviriniz

language you want to turn the

Üye Girişi
Ziyaretçi Sayısı
Bugün1145
Dün1285
Tüm Zamanlar4525700
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 88 konuk çevrimiçi
İstatistikler
Üyeler : 5172
İçerik : 1505
Web Bağlantıları : 26
Ziyaretçi Anketi
Gönül Sitesini Dünyanın neresinden İzliyorsunuz?